9. bölüm · YAKIN KORUMA
9.SAHNE
Çakır, bir Hışımla kalabalığı yarıp geçti. Kimsenin ne olduğunu anlamasına fırsat vermeden, üzerindeki siyah ceketi bir hamlede çıkarıp Hançer’in omuzlarına sardı. Hançer şaşkınlıkla arkasına döndüğünde, Çakır’ın ciddi ve korumacı çehresiyle karşılaştı.
"Sakin ol, sadece beni takip et," diye fısıldadı Çakır. Eliyle Hançer’i belinden hafifçe yönlendirerek, kimsenin uğramadığı, loş ve dar bir koridorun sonundaki boş odaya çekti.
Odaya girdiklerinde Çakır kapıyı hafifçe kapattı. "Elbiseni fermuarı açıldı," dedi sesi her zamankinden daha tok ve alçak çıkarak. Hançer, utançla karışık bir panikle ellerini arkasına götürmeye çalıştı ama Çakır onu durdurdu. "Bırak, ben hallederim
Hançer, Çakır’a arkasını döndüğünde kalbi kulaklarında atıyordu. Çakır, ceketi hafifçe aralayıp parmaklarıyla ince fermuar başlığını kavradı. Tam fermuarı yukarı doğru çekerken, nasırlı ama sıcak eli yanlışlıkla Hançer’in çıplak beline temas etti.
Hançer, tenine değen bu yakıcı sıcaklıkla bir an irkilip nefesini tuttu ve gözlerini sıkıca kapattı. O anki ürpertisi tüm vücuduna yayılmıştı. Çakır ise o sırada tam karşısındaki duvarda asılı duran küçük aynadaki yansımaya kilitlenip kaldı.
Aynadan Hançer’in kapalı gözlerini, titreyen kirpiklerini ve yüzündeki o savunmasız ifadeyi gördü. Çakır’ın eli fermuarın üzerinde donup kalmıştı. Odadaki sessizlik, ikisinin de hızlı soluklarıyla dolarken; aynadaki o yansıma, aralarındaki tüm profesyonel duvarları bir anda yerle bir etti.
Çakır, fermuarı sonuna kadar çekip kilitlediğinde elini hızla Hançer’in belinden çekti. Sanki dokunduğu yer yakıcı bir ateşmiş gibi aniden geri adım attı. Aralarına o eski, profesyonel ama bu kez hüzünlü mesafeyi koydu.
"Tamamdır," dedi sesi buz gibi bir profesyonelliğe bürünmeye çalışsa da hafifçe titriyordu.
Hançer yavaşça gözlerini açtı. Kalbi hâlâ deli gibi çarpıyordu. Arkasına döndüğünde Çakır’ın çoktan kapıya yöneldiğini ve bakışlarını yere indirdiğini gördü. Çakır, o an Hançer’in gözlerine bakarsa her şeyi ele vereceğini biliyordu.Onun bir sevgilisi olabileceği ihtimali, Çakır için aşılması imkansız bir duvardı.
"Teşekkür ederim Çakır," dedi Hançer, sesi neredeyse fısıltı gibi çıkmıştı.
Çakır odadan çıktığında, koridorun soğuk havasını ciğerlerine çekti. Kendi kendine, "O senin emanetin Çakır, daha fazlası değil," diye fısıldadı. Ama elinin Hançer’in tenine değdiği o anki sıcaklık, tüm gece boyunca avucunun içinde sızlamaya devam edecekti.
Çakır, salonun loş bir köşesinde adeta bir gölge gibi dikilirken, kapıdan giren yeni konuğu fark etmesi saniyelerini almadı. İçeri giren adam, kendine güvenen adımları ve etrafa saçtığı karizmasıyla tüm bakışları üzerine çekiyordu: Deep.
Deep, kalabalığın arasından süzülüp Hançer’i gördüğü an duraksadı. Hançer ise Deep’in sesini ya da varlığını hissetmiş gibi aniden o tarafa döndü. O an, odadaki müzik ve gürültü ikisi için de susmuş gibiydi.
Hançer’in gözlerinde daha önce Çakır’ın hiç görmediği bir parıltı, dudaklarında ise hem şaşkınlık hem de derin bir aşinalık taşıyan o tebessüm belirdi. Deep ise ona bakarken sanki dünyada başka kimse yokmuş gibi gülümsüyordu. İkisinin birbirine kilitlenen bakışları, saniyeler sürse de binlerce kelime anlatıyordu.Çakır, bu anı dikkatle izledi. Göğüs kafesinde tarif edemediği, buz gibi bir sızının yayıldığını hissetti. Hançer’in o bakışındaki derinlik, az önce koridorda gözlerini kapattığı andaki savunmasızlığıyla birleşince, Çakır için resim tamamlanmıştı.
Çakır kendi kendine fısıldadı: "Demek beklediği kişi buymuş..."
Az önce elinin Hançer'in beline değdiği o anın sıcaklığı, yerini Deep’in Hançer’e attığı o sahiplenici bakışın soğukluğuna bıraktı.
