8. bölüm · YAKIN KORUMA

8.SAHNE

Nergis Ozdemir

Gecenin ilerleyen saatlerinde, havadan sudan, Arjun’un o meşhur sert ama komik emirlerinden, Çakır’ın ringlerdeki ilk nakavtında yaşadığı o şaşkınlık dolu anılardan konuşmaya başladılar. Kahkahalar, bahçenin sessizliğini bozarken Hançer uzun zamandır kendisini bu kadar hafiflemiş hissetmediğini fark etti. Çakır ise, kaybettiği sevgilisinden sonra ilk kez birine bu kadar uzun süre bakarken gözlerinin içi gülüyordu.
Bir süre sonra Hançer, esneyerek elini ağzına kapattı ve saate baktı.
"İnanılmaz... Saat ne ara bu kadar geç olmuş?" dedi gülümseyerek ayağa kalkarken. "Bugün sadece kahve içip dertleşecektik ama sanki yıllardır anlatamadığım her şeyi bir dikişte anlatmış gibi hissediyorum."
Çakır da nazikçe ayağa kalktı ve ceketini düzeltti.
"Bazen en iyi ilaç, seni gerçekten dinleyen biridir," dedi sesi yumuşayarak. "İyi geceler Hançer. Kapının önündeyim, bir şeye ihtiyacın olursa biliyorsun."
İkisi de kendi odalarına çekilirken, yüzlerindeki o huzurlu tebessüm henüz silinmemişti. Kapılar kapandığında, evin içindeki sessizlik artık eskisi kadar soğuk gelmiyordu.
Hançer uyandığında üzerinde geceden kalma bir huzur vardı.Üstünü değiştirip aşağıya indiği
Çakır, her zamanki gibi erkenden uyanmış, bahçede Hançer’in çıkışını bekliyordu. Üzerinde yine o jilet gibi duran takımlarından biri vardı ama bu sabah bakışları daha yumuşaktı. Hançer yanına yaklaşıp neşeyle konuştu:
"Günaydın şampiyon! Bugün okul yok ama çok önemli bir görevimiz var. Üniversiteden çok yakın bir arkadaşım bu akşam evinde parti veriyor. Ve takdir edersin ki, bu partiye bu kıyafetlerle gidemem. Hazırlan, AVM’ye gidiyoruz!"
Çakır, hafif bir tebessümle başını salladı. Madem parti var, size yakışan en şık elbiseyi bulmamız lazım.
Birlikte şehrin en büyük alışveriş merkezine geçtiler. Hançer büyük bir heyecanla mağazaları geziyor, Çakır ise birkaç adım gerisinden, keskin gözlerle etrafı süzerek ona eşlik ediyordu. Hançer, şık bir butiğiğe girdi Çakırda oturup Hançerin gelmesini bekledi bir süre sonra Hançer ellerinde alışveriş poşetleriyle birlikte çıktı
Hançer ve Çakır, butiğin önünde poşetlerle buluştuktan sonra yorgunluklarını atmak için kafeye doğru yönelmişlerdi. Tam oturacakları sırada, her şeyi bir anlığına durduran o korkunç ses yankılandı.
AVM’nin alt katlarından gelen devasa bir patlama sesi binayı sarstı. İnsanlar bir anda çığlık atmaya, sağa sola koşuşturmaya başladı. Hançer, hayatında daha önce hiç bu kadar yüksek ve korkutucu bir ses duymamıştı; kalbi yerinden çıkacak gibi çarpmaya başladı. Refleksle, yanında bir dağ gibi duran tek güvenli limana, Çakır’ın güçlü ve kaslı kollarına sığındı.
Çakır, sesin geldiği an çevik bir hareketle Hançer’i göğsüne çekmiş, bir eliyle başını korumaya almıştı. Hançer, korkuyla gözlerini kapatıp Çakır’ın ceketine sıkıca tutundu. Birkaç saniye boyunca, etraftaki kaosa rağmen Çakır’ın sakin ama hızlı atan kalp atışlarını duyabiliyordu. Bu kolların arasında kendini dünyanın en güvenli yerinde hissettiği, zamanın durduğu o birkaç saniye...
Çakır, profesyonel bir soğukkanlılıkla etrafı gözlemlerken Hançer’in titrediğini hissetti. Onu yavaşça kendinden uzaklaştırıp bir duvar kenarındaki kuytu köşeye, güvenli bir noktanın arkasına yerleştirdi.
"Burada kal ve sakın kımıldama," dedi Çakır, sesi emir kipiyle çıksa da gözlerinde derin bir şefkat vardı. "Ben bakıp geliyorum. Güvendesin, buradayım."
Hançer başıyla onayladı ama hala elleri titriyordu. Çakır, bir eli belindeki telsizine giderken hızla sesin geldiği alt kata doğru yöneldi. Birkaç dakika sonra, kalabalığın paniğinin azaldığını ve güvenlik görevlilerinin sakinleştiğini gördü..Geri döndüğünde, Hançer’i bıraktığı gibi buldu. Yanına gidip elini hafifçe omzuna koydu.
"Korkma, kötü bir şey yok," dedi Çakır, yüzünde hafif bir rahatlama ifadesiyle. "Alt kattaki restoranlardan birinde büyük bir mutfak tüpü patlamış. Yaralananlar olmuş ama durum kontrol altında, bir saldırı ya da tehlike söz konusu değil."
Hançer derin bir nefes verdi, göğsü hala hızla inip kalkıyordu. "Öyle bir sesti ki... Bir an her şey bitti sandım Çakır."
Çakır, az önce Hançer’in ona sarıldığı o anın sıcaklığını hala üzerinde hissediyordu. "Ben buradayken hiçbir şey bitmez," dedi kısık bir sesle. "Hadi, buradan gidelim. Parti öncesi biraz dinlenmen lazım."
AVM’deki o korku dolu anların ardından eve döndüklerinde, ikisi de sessiz bir anlaşmaya varmış gibi kendi odalarına çekildi. Hançer, yaşadığı şokun etkisini atmak için sıcak bir duş alıp biraz uzanırken; Çakır, bahçede bir aşağı bir yukarı yürüyerek az önceki patlama anını ve Hançer’in kollarında sığındığı o saniyeleri düşündü. Hayatında birçok kez tehlikeyle yüzleşmişti ama ilk kez koruduğu birinin sıcaklığı kalbini bu kadar zorlamıştı.
Güneş yerini akşamın lacivertine bırakırken, evde tatlı bir telaş başladı. Hançer, üniversite arkadaşının partisi için özenle hazırlandı. AVM’de seçtikleri o zümrüt yeşili, sırt dekolteli elbiseyi üzerine geçirdiğinde aynadaki yansımasına kendisi bile şaşırdı. Saçlarını omuzlarından dökülen hafif dalgalar halinde bıraktı, dudaklarına ise elbiseyi tamamlayan zarif bir parlatıcı sürdü. Artık hazırdı.
Çakır, evin girişindeki büyük merdivenlerin önünde her zamanki gibi hazır bekliyordu. Üzerindeki siyah gömleğin kollarını hafifçe katlamış, elinde arabanın anahtarıyla bahçeye bakıyordu. Merdivenlerden gelen hafif topuk sesini duyunca arkasını döndü.
O an, Çakır için zaman gerçekten durdu.
Hançer, yeşil elbisesinin içinde adeta bir mücevher gibi ışıldayarak merdivenlerden iniyordu. Elbisenin zümrüt tonu, teninin beyazlığıyla öyle bir uyum yakalamıştı ki, Çakır nefes almayı unuttuğunu hissetti. Profesyonel boks maçlarında en sert darbeleri alırken bile sarsılmayan o adam, şu an karşısındaki bu zarafet karşısında savunmasız kalmıştı.
Boğazı kurudu, söyleyecek bir kelime bulamadı. Hançer merdivenlerin son basamağına gelip tam önünde durduğunda, Çakır olduğu yerde çivilenmiş gibi kalmıştı. Bakışları, Hançer’in gözlerinden elbisesine, oradan tekrar yüzüne kaydı ama tek bir kelime bile edemedi.
Hançer, Çakır'ın bu afallamış halini görünce hafifçe gülümsedi ve elini şakacı bir tavırla Çakır'ın gözlerinin önünde salladı:
"Çakır? Orada mısın? Yoksa elbiseyi beğenmedin mi?"
Çakır, güçlükle yutkunarak kendine gelmeye çalıştı. Sesi her zamankinden daha derin ve kısık çıktı:
"Ben... Yani... Çok... Çok başka olmuşsun Hançer. Kelime bulamıyorum."
Çakır'ın bu dürüst ve şaşkın tepkisi, Hançer'in içini ısıtmıştı. Aralarındaki o görünmez çekim, bu akşamın sadece bir "arkadaş partisi" olmayacağının sinyallerini veriyordu.
Partiye vardıklarında Çakır, tıpkı söz verdiği gibi mesafesini korudu ama gözlerini bir an bile Hançer’in üzerinden ayırmadı. Hançer, arkadaşlarıyla kahkahalar atıyor, müziğin ritmine kapılmış bir şekilde dans ediyordu. Çakır ise salonun loş bir köşesinde, gölgelerin içinde durmuş, zümrüt yeşili elbisesiyle parıldayan bu kadını hayranlıkla izliyordu.
Tam o sırada, müziğin en hareketli yerinde, Hançer’in elbisesinin sırtındaki gizli fermuar, kalabalığın ve hareketin etkisiyle bir anda aşağı doğru kaydı. Hançer henüz durumu fark etmemişti ama Çakır’ın keskin gözleri saniyeler içinde felaketi gördü.