VİRANE kitap kapağı

3. bölüm / 4

VİRANE

2.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: alyrass._. .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 2.BÖLÜM

“İnsan kaderinden kaçamaz.”
— Lev Tolstoy

2026 / Ağustos, Irak

Bize gelen istihbaratın ardından fazla vakit kaybetmeden yola çıkmıştık. Hedefimiz, Irak'ın Erbil bölgesindeki dağlık alanda bulunan bir mağaraydı. İstihbarata göre içeride örgüte ait önemli bilgiler ve aranan birkaç kişi bulunuyordu.

Dağın yamacında ilerlerken sıcak yüzüme vuruyor, üzerimdeki teçhizatla birlikte nefes almak bile başlı başına bir mücadeleye dönüşüyordu. Buna rağmen kimsenin şikâyet edecek hâli yoktu. Herkes gözünü önündeki araziye dikmiş, çevresini kontrol ederek ilerliyordu.

Tim ikiye ayrılmıştı. Bir grup önden ilerlerken diğer grup farklı bir güzergâhtan mağaraya doğru yaklaşıyordu.

Bir süre sessizce yürüdükten sonra telsizi kaldırdım.

“Salih, durum bilgisi ver.”

Telsizden Salih'in sesi geldi.

“Komutanım, şuan durum stabil.”

“Tamam. Dikkatli olun.”

Telsizi kapatıp yürümeye devam ettim.

Arkamdan Taha'nın sesi geldi.

“Ya bizim bu sıcakta havuzumuzda kokteyl içiyor olmamız gerekirken biz burada orospu çocuklarını avlıyoruz.”

Kaan hiç bekletmeden cevap verdi.

“İtirazın mı var oğlum?”

“Estağfurullah abi, ne itirazı?”

Kaan'ın sesinden sırıttığı belli oluyordu.

“Aferin. Zaten itiraz ediyorum desen elimdeki silahı götüne sokacaktım.”

Taha'nın cevap vermesine fırsat kalmadan Kaan bu kez mağaranın bulunduğu tarafa bakıp konuştu.

“Komutanım, bugün de güzel bir karşılama yapmışlar bize.”

“Kaç kişiler?”

“On beş civarı.”

“Desteğe gelmemizi ister misiniz?”

Telsizden bu kez Sinan'ın sesi geldi.

“Komutanım, biz bunu duymamış, siz de hiç dememiş gibi olun lütfen. Siz devam edin, biz de geliriz arkanızdan.”

Kısa bir süre sessiz kaldım.

“İyi, siz bilirsiniz. O zaman işiniz bitince bizim geldiğimiz yönden gelin.”

Hepsi aynı anda cevap verdi.

“Emredersiniz komutanım.”

Birkaç saniye sonra uzaktan silah sesleri yükselmeye başladı.

Timin geri kalanına doğru baktım.

“İşlerini çabuk bitirecekler anlaşılan.”

Yürümeye devam ettik.

Arkamı dönüp baktığımda Demir'in Tuna'yla uğraştığını gördüm.

“Ne yapıyorsunuz siz orada?”

Tuna hemen bana dönüp şikâyet etmeye başladı.

“Komutanım, Demir komutanım hâlâ benimle uğraşıyor.”

“Çok güzel. Hangi konuda?”

Tuna'nın yüzü bir anda düşmüş gibi oldu.

“Ben dört yıl önce ilk operasyonumda götümden vurulmuştum ya... O konuda.”

Sesi öyle ağlamaklı çıkmıştı ki birkaç saniye kimse dayanamadı.

Bir anda kahkahalar yükseldi.

Tuna bana döndü.

“Komutanım, görüyorsunuz değil mi? Gülüyorlar.”

Ben de gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

“Az ciddi olun. Ardı önü çocuk ilk operasyonda götünden vuruldu, niye gülüyorsunuz?”

Bu cümlemden sonra ben de dayanamadım ve gülmeye başladım.

Tuna iki elini yana açtı.

“Ya ben gidiyorum. Kendime yeni tim bulacağım.”

Kaya hiç düşünmeden araya girdi.

“Oğlum, ilk operasyonda götünden vurulmuş bir çömezi hiçbir tim arasında istemez. İmajımız açısından ne kadar kötü olduğunun farkında mısın?”

Tuna yalandan üzülmüş gibi hepimize baktı.

Tam o sırada Kaan'ın sesi geldi.

“Biz burayı temizledik, size doğru geliyoruz.”

Tuna hemen döndü.

“Abi, bu ne hız?”

Kaan'ın cevabı gecikmedi.

“Bizden hızlısı mezarda.”

Başımı iki yana salladım.

“Goygoyu ne zaman bırakacaksınız?”

Hepsi aynı anda sustu.

İşte huzur.

Yaklaşık beş dakika sonra Kaan ve diğerleri de bize katılmıştı. Mağaraya iyice yaklaştığımızda elimi kaldırdım.

“Yayılın.”

Herkes ne yapacağını biliyordu.

Mağaranın çevresine doğru dağıldılar. Herkes mevzisini almış, benden gelecek emri bekliyordu.

Mağaranın dışında on iki kişi saymıştım. İçeride kaç kişi olduğunu bilmiyordum. Tahminimce aynı sayıda ya da daha fazlaydı. Kesin bir sayı söylemek mümkün değildi.

Daha fazla bekleyecek zamanımız yoktu.

Telsizi kaldırdım.

“Virane.”

Herkesin dikkati bana döndü.

“Dışarıda totalde on iki kişi var. Herkes birini alsın. Sonra dikkatli bir şekilde içeriye dalacağız. Tek bir çizik bile istemiyorum hiçbirinizde. Allah yardımcımız olsun.”

Hep bir ağızdan cevap geldi.

“Emredersiniz komutanım.”

Ve ardından en sevdiğim melodi yükselmeye başladı.

Silah sesleri.

Teröristler bizi beklemiyordu. Hazırlıksız yakalanmışlardı. Ama hazırlık yapmış olsalardı bile sonucun değişeceğini düşünmüyordum.

Dışarıyı kısa sürede temizledik.

Mağaranın içinden çıkanları da etkisiz hâle getirdikten sonra silahımı indirdim.

“Kontrol edin. Sonra içeriye gireceğiz.”

Bora'nın sesi geldi.

“Temiz komutanım.”

“Tamam. Dikkatli bir şekilde içeriye giriyoruz.”

Mağaranın içine girdiğimde tim de benimle beraber ilerliyordu.

İçeride birkaç oda vardı. Herkes farklı bir odaya girerek kontrol etmeye başladı.

Kısa süre sonra sesler yükseldi.

“Temiz komutanım.”

“Temiz komutanım.”

“Temiz komutanım.”

Sonunda bulunduğum noktada tekrar toplandılar.

Duvarın bir kısmındaki kaplamaya dikkatlice baktım.

“Burada bir şey var.”

Elimi uzatıp kapağı kontrol ettim.

Bir tünel.

“Kaan, Sinan ve Elif benimle gelin. Diğerleri dışarı çıkın.”

“Emredersiniz komutanım.”

Tünelin kapağını açtım ve içeri atladım.

Arkamdan Kaan, Sinan ve Elif de geldi.

Bir süre ilerledik.

Tünel çok uzun değildi.

Fakat tahmin ettiğim gibi yol ikiye ayrılıyordu.

“Kaan ve Sinan, siz diğer tarafa gidin. Elif'le ben düz devam edeceğiz.”

“Emredersiniz komutanım.”

Kaan ve Sinan diğer tarafa dönerken Elif'le birlikte düz ilerlemeye devam ettik.

Bir süre sonra tünel yeniden ikiye ayrıldı.

Arkamdaki Elif'e dönüp baktım.

Tam konuşacaktım ki sağ taraftaki yoldan bir ses geldi.

“Kesin yemişlerdir zaten. Türk zekâsı ne kadar ki?”

Ardından kahkaha sesi geldi.

Elif'in sesi beklemediğim kadar sert çıktı.

“Amına koyduğumun piçlerine bak sen.”

Şaşkın gözlerle ona baktım.

Bakışımı fark edince yüzü hafifçe değişti.

“Kusura bakmayın komutanım.”

Tam cevap verecektim ki telsizden Demir'in sesi geldi.

“Komutanım, desteğe gelelim mi?”

“Gerek yok. Biz geleceğiz.”

Sesin geldiği yöne doğru yürümeye başladık.

Birkaç adım sonra arkama baktım.

Kaan ve Sinan'ın da bize katıldığını gördüm.

Tekrar önüme döndüm ve seri adımlarla ilerledim.

Sonunda onları gördük.

Bir adam masanın başında tek başına oturuyordu. Önündeki bilgisayar açıktı ve bir şeylerle uğraşıyordu.

Çevresinde dört terörist vardı.

Kişi başı bir kelle düşüyordu.

İlkini ben aldım.

Arkamdan Elif diğerini indirdi.

Sonra Sinan ve Kaan.

Bir anda odada yalnızca masanın başındaki adam kalmıştı.

Ama o da çoktan masanın altına saklanmıştı.

Yanına gidip omzundan tuttum ve duvara doğru fırlattım.

“Lan yarram, nasılmış Türk zekâsı? Gel bir de bana anlat.”

Adam korkuyla yerde bana bakıyordu.

Kaan bağırdı.

“Kalk lan ayağa!”

Adam olduğu yerde titredi.

Sinan yanına gidip ensesinden tuttuğu gibi kaldırdı ve ne yapayım dercesine bana baktı.

Adamın yüzüne baktım.

“Adın ne lan?”

Cevap vermedi.

Bir adım yaklaştım.

“Adını sordum.”

Adam hâlâ susuyordu.

Sinan onu biraz daha dik tuttu.

“Komutanım, konuşmuyor.”

Adamın yüzüne tekrar baktım.

“Bir daha soruyorum. Adın ne?”

Bu kez korkuyla cevap verdi.

“Azad...”

“Azad mı?”

Başını salladı.

“Evet.”

Elimde tuttuğu bilgisayara baktım.

Sonra tekrar ona döndüm.

“Bana bak lan piç. Bu tünelin çıkışı nerede?”

Yüzüme korkuyla baktı.

“Dümdüz yürüdüğünüzde... karşısınızda kalacak. Tünelin çıkışı.”

Türkçe ile Kürtçenin birbirine karıştığı bir aksanla konuşuyordu.

Başımı sallamakla yetindim.

Kaan'a döndüm.

“Buralara falan bakın. Bilgisayarı da alın. İllaki bir şeyler vardır.”

“Emredersiniz komutanım.”

Azad'ın gösterdiği yöne doğru yürümeye başladım.

Arkamdan Sinan ve Azad geliyordu.

Sinan bir anda bağırdı.

“Yürü lan!”

Bir süre sonra tünelin çıkışını gördük.

Merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım.

Dışarı çıktığımda karşımdaki timi gördüm.

Demir, Azad'ın ensesinden tuttu.

Diğerleri de tünelden çıktı.

Hep birlikte helikopterin olduğu tarafa doğru yürümeye başladık.

Telefonumu çıkarıp Tuğrul Albay'ı aradım.

İlk çalışta açtı.

“Aybars, aldınız mı?”

“Aldık komutanım. Azad elimizde. Karargâha dönüyoruz.”

“Tamam. Sizde bir şey var mı?”

“Yok komutanım.”

“Dikkatli bir şekilde gelin. Elinize sağlık.”

“Emredersiniz komutanım.”

Telefonu kapattım.

Helikoptere varmıştık.

Herkes yerini aldı.

Azad'ın yanına Taha ve Salih oturdu. Karşılarına ben, Demir ve Kaan geçtik. Diğerleri de yerlerini alınca helikopter havalandı.

Motorun sesi bütün konuşmaları bastırıyordu.

Azad başını eğmiş, mümkün olduğunca Demir'in bakışlarından kaçıyordu.

Ama Demir gözünü üzerinden çekmiyordu.

Öyle bir bakıyordu ki Azad'ın her an altına işeyecek gibi bir hâli vardı.

Herkes sessizce otururken Azad bir anda konuştu.

“Bak bak... Biz aşiretiz, tamam mı? Bak biz adamın—”

Cümlesinin devamı gelmedi.

Demir'in sabrı taşmıştı.

“Aşiretinizde amına dayarım sizin de lan!”

Bir anda Azad'a sağlam bir yumruk geçirdi.

Azad olduğu yere yığıldı.

Uyarma gereksinimi duymadım.

Zaten tek yumrukla bayılmıştı ve Demir'in daha fazla vurmayacağını biliyordum.

Bora başını Azad'a doğru uzattı.

“Bak hele yarrama. Aşiretmiş. Tek yumrukta bayıldı. Bir tane daha vursak tahtalı köyü boylayacak.”

Demir hâlâ öfkeliydi.

“Ben daha vuracaktım. Hıncımı alamadım.”

Altay ona baktı.

“Kendine gelince hıncınızı alırsınız artık komutanım.”

Demir başını ona çevirdi.

“Zaten oğlum bunun ağzıyla yüzünü yer değiştirmeden duramam.”

Altay ellerini kaldırdı.

“Tamam şampiyon, sakin ol.”

Demir'in bakışları bu kez Altay'a döndü.

“Oğlum bak, zaten hıncımı çıkaramadım. Operasyonda yaptığın şey yüzünden bir tane de sana yapıştırırım.”

“Tamam komutanım, sakin olun.”

Artık gerçekten yeterdi.

“Çenenizin yayını sikeyim, bir susun lan!”

Bağırmamla birlikte helikopterin içi sessizliğe gömüldü.

Sonunda huzurlu bir on dakika geçirdim.

Ta ki pilotun sesi gelene kadar.

“Komutanım, inişe geçiyoruz.”

Helikopter yavaşça alçalmaya başladı.

Bir süre sonra yere indik.

Helikopterden indiğimizde Azad da yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı.

Taha ensesinden tutup onu aşağı indirdi.

Azad etrafına şaşkın gözlerle baktı.

“Nereye geldik biz?”

Bora hiç beklemeden cevap verdi.

“Cenaze namazını kılmaya geldik, Azadcım.”

Azad'ın kaşları çatıldı.

“Ben öldüm mü?”

Bora yüzünde o kendine has ifadeyle ona baktı.

“Öldün tabii. Söyle bakalım, Rabbin kim?”

Ardından o sıçışmalı gülüşünü yaptı.

Salih, Demir'e dönüp Azad'ı gösterdi.

“Komutanım, nasıl vurduysanız nevri dönmüş.”

Demir'in yüzünde hâlâ öfke vardı.

“Yaptığım az bile. Bu piçe daha güzel günler bekliyor.”

Başımı iki yana salladım.

“Çok konuştunuz. Yürüyün içeriye.”

Hepimiz karargâha doğru yürümeye başladık.

Karargâhın kapısından içeri girer girmez yanıma bir asker geldi.

Bizi görünce hemen selam verdi.

“Rahat asker.”

“Komutanım, Tuğrul Komutan sizi toplantı odasında bekliyor.”

“Tamam. Sen git, geleceğiz biz.”

Asker başıyla selam verip yanımızdan ayrıldı.

Ben de time döndüm.

“Altay, Kaya. Şunu alın, götürün. Sonra toplantı odasına gelin.”

İkisi de aynı anda cevap verdi.

“Emredersiniz komutanım.”

Azad'ı ikisinin arasına alıp götürdüler.

Biz ise önce silah odasına geçtik.

Saatlerdir üzerimizde taşıdığımız silahları ve teçhizatı teslim ederken üzerimdeki ağırlığın biraz olsun kalktığını hissettim. Operasyon sırasında insan fark etmiyordu ama görev bittiğinde vücudun bütün yorgunluğu bir anda kendini belli ediyordu.

Silahımı yerine bıraktım.

Üzerimde kalan birkaç ekipmanı da çıkardıktan sonra kapıya yöneldim.

“Toplantıya geçiyoruz.”

Herkes toparlandı.

Toplantı odasının önüne geldiğimizde kapıyı iki kez tıklattım.

İçeriden beklediğim ses geldi.

“Gel.”

Kapıyı açıp içeri girdik.

İlk dikkatimi çeken Tuğrul Komutan oldu.

Kendi koltuğunda oturuyordu.

Fakat benim her zamanki yerimde...

Bir kadın oturuyordu.

Bir an duraksadım.

Sadece bir an.

Yüzümdeki ifadeyi hemen toparladım ve kadının karşısındaki sandalyeye geçtim.

Diğerleri de kendi yerlerine oturdu.

Fakat ben oturduktan sonra gözlerimi ondan çekemedim.

Bir şey vardı.

Nerede gördüğümü hatırlayamıyor değildim.

Tam tersine.

Fazlasıyla iyi hatırlıyordum.

Yüzündeki o ifade.

Bakışlarındaki sakinlik.

Ve en çok da o gülümseme.

Dört yıl önce gördüğüm gülümsemenin aynısıydı.

O zaman da sinirimi bozmuştu.

Şimdi de bozuyordu.

Dört yıl önceki operasyonun görüntüleri zihnimin bir köşesinden istemsizce geçip gitti. O zaman karşımda duran kişinin kim olduğunu öğrenememiştim. Adını sormuştum mu, hatırlamıyordum. Belki de o karmaşanın içinde buna fırsat bile olmamıştı.

Ama yüzünü unutmamıştım.

İnsan bazı yüzleri unutmazdı.

Çünkü bazı insanlar hayatına birkaç dakikalığına girer, ama bıraktıkları rahatsızlık yıllarca kalırdı.

Karşımdaki kadın da onlardan biriydi.

Göz göze geldik.

Bana baktı.

Sonra dudaklarının kenarı yeniden yukarı kıvrıldı.

O an içimde istemsiz bir gerilim oluştu.

Bunu belli etmemek için çenemi sıktım ve bakışlarımı Tuğrul Komutan'a çevirdim.

“Hoş geldiniz çocuklar. Sizi biriyle tanıştıracağım.”

“Hoş bulduk komutanım.”

Bir an bekledim.

Sonra karşımdaki kadını işaret ederek sordum.

“Ben de size onu soracaktım. Bu hanımefendi kim?”

Tuğrul Komutan hiç beklemeden cevap verdi.

“Bu hanımefendi sizin yeni tim arkadaşınız. Gökçe Doğan.”

İsim duyulduğu anda zihnimde bir şey yerine oturdu.

Gökçe Doğan.

Demek adı buydu.

Dört yıl önce yüzünü gördüğüm ama adını öğrenemediğim kadın...

Şimdi karşımda oturuyordu.

Ve artık kim olduğunu biliyordum.

MİT mensubuydu.

Dört yıl önceki operasyonda karşılaştığım, sorguya çektiğim kadın.

Dört yıl.

İnsan dört yılda değişirdi.

Saçları, yüzü, bakışları...

Ama bazı ifadeler değişmezdi.

Onunki de değişmemişti.

Hâlâ aynı sakinlik.

Hâlâ aynı sinir bozucu özgüven.

Ve hâlâ o gülümseme.

Bakışlarımı Tuğrul Komutan'dan çekip doğrudan ona çevirdim.

O da tam o sırada bana bakıyordu.

Sanki beni tanımamış gibi değil.

Sanki dört yıl önceki karşılaşmamızın üzerinden yalnızca birkaç saat geçmiş gibi.

Bu daha da sinir bozucuydu.

Kaşlarımı hafifçe çattım.

O ise gülümsemesini bozmadı.

İçimden derin bir nefes aldım.

Sakin ol.

Burası karargâhtı.

Karşındaki de artık sorguladığın bir şüpheli değildi.

Ama bu, onu timimde görmekten hoşlanacağım anlamına gelmiyordu.

Tuğrul Komutan'a döndüm.

“Komutanım, biz gayet iyiydik böyle.”

Ses tonumu olabildiğince sakin tutmaya çalıştım.

“Böyle bir karar alınırken timime yeni bir kişi alınmasının neden bana danışılmadığını merak ediyorum. Kararınıza saygım sonsuz, yanlış anlamayın.”

Tuğrul Komutan'ın bakışları sertleşti.

“Kararıma saygın sonsuzsa sorgulama, Binbaşım.”

Başımı eğdim.

“Emredersiniz komutanım.”

Önüme döndüm.

Ama birkaç saniye sonra yine o bakışın üzerimde olduğunu hissettim.

Başımı kaldırmadım.

Görmezden geldim.

Fakat timdeki diğerlerinin bunu fark etmediğini düşünmek aptallık olurdu.

Kaan bir bana, bir Gökçe'ye bakıyordu.

Taha'nın yüzünde açık açık merak vardı.

Bora ise hiçbir şey söylemeden ikimizi izliyordu.

Sanki herkes aynı sorunun cevabını bekliyordu.

Ben bu kadını nereden tanıyordum?

Tuğrul Komutan sessizliği bozdu.

“Başka soracağınız bir şey yoksa gidip dinlenebilirsiniz. Gökçe'ye de alayı tanıtırsınız.”

Hep birlikte ayağa kalktık.

Baş selamımızı verip odadan çıktık.

Koridora adımımı attığım anda içimdeki gerilim biraz daha belirginleşti.

Dört yıl önceki bir yüzün karşıma çıkması yetmezmiş gibi şimdi aynı timde olacaktı.

Ve bunun en kötü tarafı...

Bana hiç danışılmamış olması değildi.

O kadının neden burada olduğunu bilmiyor olmamdı.

Koridorda yürürken arkamızdaki adımları duyabiliyordum.

Kaan birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra dayanamadı.

“Ne düşünüyorsunuz komutanım bu konu hakkında?”

Adımlarımı kesmeden cevap verdim.

“Hiçbir sikimi bilmiyorum.”

Bora'ya döndüm.

“Bora, bana çay getir.”

Bora hiç düşünmeden cevap verdi.

“Başım gözüm üstüne komutanım.”

Ben odama doğru yürürken diğerleri kantine yöneldi.

Kapının önünde bir an durdum.

İstemeden arkamı çevirdim.

Gökçe de koridorda yürüyordu.

Tam o sırada göz göze geldik.

Yine o gülümseme.

Bu kez bakışımı kaçırmadım.

O da kaçırmadı.

Dört yıl önceki o anı hatırladım.

Karşımdaki kişinin adını bile bilmiyordum.

Şimdi adını biliyordum.

Ama garip bir şekilde bu, içimdeki huzursuzluğu azaltmak yerine artırmıştı.

Başımı çevirip odama girdim.

Kapıyı arkamdan kapattım.

İçeri girer girmez masama geçtim ve sandalyeye oturdum.

Masanın üzerinde birkaç evrak duruyordu.

Raporlar.

Görev belgeleri.

Ve timin güncel personel dosyaları.

Elimi dosyaların arasında gezdirirken gözüme yeni bırakılmış bir evrak ilişti.

Çektim.

Başlığını okuduğum anda yüzüm daha da asıldı.

VİRANE TİMİ PERSONEL DEĞİŞİKLİĞİ

Altında isimler sıralanıyordu.

En altta yeni eklenen isim vardı.

Gökçe Doğan.

Dosyayı birkaç saniye boyunca elimde tuttum.

Büyük ihtimalle biz görevdeyken gelmişti.

Yani bu karar ben Irak'tayken alınmış, evraklar hazırlanmış ve o kadın resmen timime dahil edilmişti.

Dört yıl önce karşılaştığım kadın...

Şimdi benim timimdeydi.

Üstelik bunu bana kimse sormamıştı.

Dosyayı masanın üzerine bıraktım.

Tam o sırada kapı çalındı.

Başımı kaldırdım.

“Gel.”

Kapı açıldı.

Bora elinde çayla içeri girdi.

Bardağı masama bıraktı.

“Çayınız komutanım.”

Bardağa baktım.

Sonra kapının yanında duran Bora'ya.

“Sağ ol.”

“Afiyet olsun komutanım.”

Tam çıkacakken durdu.

“Komutanım?”

“Ne?”

“Gökçe Hanım hakkında...”

Bakışımı ona çevirdim.

Bora cümlesinin devamını getirmeden sustu.

“Ne olmuş?”

“Yok bir şey.”

“Bora.”

“Emredersiniz.”

“Çık.”

“Emredersiniz komutanım.”

Kapı kapandı.

Odam tekrar sessizliğe gömüldü.

Çayı elime aldım ama içmedim.

Gözüm hâlâ masanın üzerindeki dosyadaydı.

Dört yıl.

Dört yıl boyunca o kadını bir daha göreceğimi düşünmemiştim.

Şimdi aynı timdeydik.

Ve karşıma oturduğu ilk saniyeden beri yüzündeki o gülümsemenin altında bir şey olduğunu hissediyordum.

Ne olduğunu bilmiyordum.

Ama öğrenecektim.

Yeni bölüm umarım beğenirsiniz 🌹 💅🏻
Bayys ꉂ(˵˃ ᗜ ˂˵)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

54okunma 4beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18