6. bölüm · VESPERA - DEDEKTİF CADI

Treven Kahramanları - Vespera: Boynuzlu At

Gezgin Kedi

VESPERA: DEDEKTİF CADI
TREVEN KAHRAMANLARI
Ön Bilgi: Vespera: Dedektif Cadı serisinin öncülü olarak serinin ilerledikçe araya serpiştirilen Treven Kahramanları bölümlerinde ana karakterlerin geçmiş maceralarına yer verilecektir.

“Vespera:
Boynuzlu At”
Vespera, Treven’in hareketli sokaklarının köşesinde yer alan Oswald’ın hanında, tanıdık bir masada oturmuştu. O gün kendini ödüllendirme kararı almıştı. Evde yemek yapmak yerine, sıcak bir yuvanın rahatlığını hissettiren bu handa zaman geçirmeye karar vermişti. Masada önünde duran buğulu bir çorba ve yanında sıcacık bir ekmek, bu kararı ne kadar doğru verdiğini bir kez daha hatırlatıyordu.
Oswald, tezgâhın arkasından ona doğru bir bakış attı ve tanıdık bir gülümsemeyle başını salladı. “Bugün oldukça keyifli görünüyorsun, Vespera,” dedi, sesi dostane ve babacan bir tondaydı. “Anlaşılan, bir başarı daha kazandın.”
Vespera, çorbasından bir kaşık alırken hafifçe başını salladı. “Onuncu vakayı da çözdüm, Oswald,” dedi, sesi sakin ama gurur doluydu. “Sonunda Treven halkının güvenini kazanmaya başladığımı hissediyorum.”
Oswald, hafifçe gülerek yaklaşıp masanın kenarına yaslandı. “Ah, kızım. Senin güven kazanman için on vakaya gerek yoktu. Ama halk, kendi gözleriyle görmeden inanmaz. Bugünlerde polis teşkilatının bile yardım için sana geldiğini duyuyorum. Bu şehirdeki herkes, artık Vespera adını biliyor.”
Vespera, bu sözler karşısında hafifçe gülümsedi. “Polis teşkilatıyla iş birliği yapmam biraz zaman aldı. Ama artık bana gerçekten güveniyorlar. Bu vakaları çözerken, senin de yardımını unutmuyorum, Oswald. Müşterilerin bazen altın bir ipucu oluyor.”
Oswald, hafifçe kahkaha attı. “Benim müşteri dedikodularım, seni bir iki defa kurtarmış olabilir. Ama yeteneklerin olmadan bunların hiçbiri işe yaramazdı.”
Vespera, kaşığını masaya bırakarak, “Bu şehirde insanların bana güvenmeye başlaması, benim için her şeyden daha önemli,” dedi. “İlk geldiğimde, kimse bana bir fırsat bile vermek istemiyordu. Şimdi ise onların sorunlarını çözmek için bir kapıyım.”
Oswald, başını sallayarak, “Ve iyi bir kapısın, Vespera. Treven’in böyle birine ihtiyacı vardı. Sen burada sadece kendini değil, bu şehri de değiştirdin.”
Vespera, bu sözler üzerine bir an duraksadı. Kendini dedektif olarak ispatlamış olmak, onun için büyük bir adımdı. Ancak bu başarı, sadece zekâsı ya da büyü yetenekleriyle değil, aynı zamanda insanlara güven verme konusundaki çabasıyla mümkün olmuştu. Şimdi Treven, onu sadece bir dedektif olarak değil, aynı zamanda bir koruyucu olarak görmeye başlamıştı.
Oswald, masadaki boşalan çorba kasesini alırken ekledi, “Bu arada, yakında yeni bir müşteriyle tanışacağından eminim. Treven’de hala pek çok sır var ve onları çözmek için senin gibi birine ihtiyaçları var.”
Vespera, hafif bir gülümsemeyle başını salladı. “Sırlar, hayatın tuzu biberi, Oswald. Onları çözmek de benim işim.”
O gece, Vespera hanın rahat atmosferinde biraz daha vakit geçirdi. Onun için bu anlar hem bir dinlenme hem de Treven’de edindiği yerin ne kadar sağlam olduğunu hatırlama fırsatıydı. Dedektif olarak kazandığı bu yer, onun için sadece bir başlangıçtı. Ve biliyordu ki, önünde çözülmeyi bekleyen daha pek çok sır vardı.
Vespera, Oswald’ın hanında ikinci kadeh şarabını yudumlarken, masasına yaklaşan bir adam dikkatini çekti. Adamın yüzü endişeyle buruşmuş, gözlerinde korkuyla karışık bir çaresizlik okunuyordu. Üzerindeki topraklı giysiler, onun bir çiftçi olduğunu açıkça gösteriyordu. Adam, çekingen bir ifadeyle masaya hafifçe eğildi.
“Affedersiniz, Bayan Vespera,” dedi, sesi hafifçe titriyordu. “Sizi rahatsız etmek istemem, ama yardıma ihtiyacım var.”
Vespera, şarabını masaya bırakarak adama baktı. “Tabii, anlatın,” dedi, sakin ama meraklı bir tonla. “Ne hakkında konuşmak istiyorsunuz?”
Adam, sandalyesine oturarak ellerini ovuşturdu. “Benim bir çiftliğim var, Treven’in biraz dışında. Son zamanlarda garip bir şeyler oluyor. İşçilerim geceleri bir ışık gördüklerini söylüyorlar. Gümüş gibi parlayan bir yaratık… Bir unicorn olduğunu düşünüyorlar.”
Vespera, kaşlarını kaldırdı. “Unicorn? Bu pek sık karşılaşılan bir durum değil.”
Adam, başını sallayarak devam etti. “Evet, efsanelerde geçen türden. Ama bu, çiftlikte işlerimizi aksatıyor. İşçilerim korkuyor. Bu ışığı görür görmez çalışmayı bırakıyorlar. Ayrıca…” Bir an duraksadı ve daha düşük bir sesle konuştu. “Unicornların saflıklarından ve gümüş kanlarının değerinden bahsediliyor. Eğer gerçekten bir unicorn varsa, haydutların çiftliğe dadanmasından korkuyorum. Onları durdurmamız lazım.”
Vespera, adamın yüzündeki endişeyi inceledi. Bu, yalnızca bir çiftlik meselesinden daha fazlası gibi görünüyordu. Bu durum, ya çiftçinin hayal gücünün bir oyunuydu ya da gerçekten olağanüstü bir şeyle karşı karşıyalardı. “Anladım,” dedi, sakin bir ifadeyle. “Size yardım edeceğim. Eğer bu gerçekten bir unicornsa, durumu kontrol altına alacağız.”
Adam, Vespera’nın kararlılığı karşısında derin bir nefes alarak rahatladı. “Teşekkür ederim, Bayan Vespera. Ne yapacağımı bilmiyordum. Çiftliğimizi ve işçilerimizi korumak için başka kimseye güvenemezdim.”
Vespera, pelerinini alarak ayağa kalktı. “O zaman vakit kaybetmeden yola çıkalım. Çiftliğinize gidip bu ışığın kaynağını bulalım.”
Oswald, tezgâhın arkasından bu konuşmayı dinlemişti. Vespera, kapıya doğru yönelirken ona doğru seslendi. “Kendine dikkat et, Vespera. Unicornlar masum görünebilir ama onun peşine düşenler masum olmayacaktır.”
Vespera, Oswald’a döndü ve hafifçe gülümsedi. “Her zaman tetikteyim, Oswald. Merak etme.”
Çiftçiyle birlikte hanın kapısından çıkan Vespera, yıldızlarla dolu bir gökyüzünün altına adım attı. Treven’in dışında onları bekleyen çiftlik, yalnızca bir sır perdesinin başlangıcıydı. Unicornun gerçekten var olup olmadığını ya da bu olayların arkasında başka bir şeyin olup olmadığını öğrenmek için hazırdı.
Vespera, çiftliğe vardığında, ilk dikkatini çeken şey sessizlik oldu. Normalde bir çiftlikte duyulması gereken hayvan sesleri ve işçilerin koşturmacası neredeyse tamamen yok olmuştu. Çiftçi, iç çekerek ona eşlik ederken, işçilerin çoğunun korkudan çiftliği terk ettiğini anlattı. Yalnızca birkaç kişi kalmıştı ve çiftliğin işleri durma noktasına gelmişti.
Vespera, çiftliğin avlusunda bir tur attıktan sonra, kalan iki çalışandan bahsedildiğini duydu: atlarla ilgilenen Koca Joe ve çiftliğin yeni aşçısı Cole. İkisi de görünüşte garip ama dikkat çekici figürlerdi. Vespera, ilk olarak Koca Joe ile konuşmaya karar verdi.
Koca Joe, ahırın önünde, elleri belinde bekliyordu. Yaşlı ama güçlü görünüyordu. Çizgilerle dolu yüzü, yılların zorluklarını ve deneyimlerini taşıyordu. Vespera, adımlarını hızlandırarak ona yaklaştı.
“Joe,” dedi, kendinden emin bir tonda. “Bu unicorn meselesiyle ilgili size birkaç soru sormak istiyorum.”
Joe, Vespera’ya kısa bir bakış attı ve alaycı bir şekilde gülümsedi. “Bana soru soracaksan, önce atların dilinden anlamalısın,” dedi, eliyle ahırı işaret ederek. “Benimle konuşacak kişinin iyi bir at binicisi olması gerek. Hadi bakalım, şu en sıkıntılı olanla başla.”
Ahırın kapısından içeri girdiklerinde, Joe, son derece büyük ve asi görünümlü bir atı işaret etti. Siyah kürkü parlayan hayvan, sürekli huzursuzca hareket ediyor, gözlerinden hafif bir hiddet okunuyordu. Vespera, atın yanına yaklaşırken, Joe alaycı bir ifadeyle, “Bunu becerirsen, belki sorularını yanıtlarım,” dedi.
Vespera, derin bir nefes aldı. Kendinden emin görünmeye çalışıyordu ama bu at, kesinlikle kolay bir başlangıç olmayacaktı. İlk denemesi, hayvanın ani bir hareketiyle yere savrulmasıyla sonuçlandı. Joe, kahkahasını tutamayarak, “Sanırım at binmek için biraz pratik lazım,” diye mırıldandı.
Ancak Vespera pes etmedi. Her düşüşten sonra tekrar denedi. Atın hareketlerini anlamaya, onun ritmine uyum sağlamaya çalışıyordu. Uzun ve zorlu birkaç denemenin ardından, sonunda hayvanı sakinleştirip üzerinde denge kurmayı başardı. At, Vespera’nın sabrını fark etmiş gibi daha uyumlu hale gelmişti.
Joe, Vespera’nın sonunda ata hâkim olduğunu görünce başını sallayarak gülümsedi. “Fena değil,” dedi, alaycı bir tonla ama gözlerinde takdir okunuyordu. “Demek ki biraz yeteneğin varmış.”
Vespera, atın üzerinden inerken Joe’ya döndü. “Şimdi sorularıma yanıt vermeye hazır mısınız?”
Joe, hafifçe omuz silkerek bir kenara yaslandı. “Dinle, unicorn falan yok. Olan biten tamamen uydurma. İşçiler bahaneler uydurup kaçmaya çalışıyor. Bu çiftlikte gördüğüm tek ışık, yıldızların altında içtiğim romun yansımasıdır.”
Vespera, Joe’nun söylediklerini dikkatle dinledi. “Peki ya işçilerin korkusu? Sence bu ışıklar nereden geliyor olabilir?”
Joe, gözlerini kısarak dışarıdaki ufuk çizgisine baktı. “Kim bilir? Belki bir haydutun hilesidir, belki de işçilerin hayal gücü. Ama bu unicorn işi safsatadan ibaret, bundan eminim.”
Vespera, Joe’nun sözlerinin ciddiyetini tarttı. Onun alaycı ve sert tavırlarına rağmen, söylediklerinin ardında bir gerçeklik payı olabileceğini düşündü. Yine de bu meselenin tamamen çözülebilmesi için daha fazlasını öğrenmesi gerekiyordu. Bir sonraki durağı, çiftliğin çekingen aşçısı Cole olacaktı.
Vespera, çiftliğin mutfağına girdiğinde, Cole’un telaşlı bir şekilde tezgâhın etrafında dolandığını gördü. Adamın yüzü hafifçe kızarmış, alnı terle kaplanmıştı. Üzerindeki lekeli önlük, onun ne kadar yoğun çalıştığını gösteriyordu. Cole, Vespera’yı fark ettiğinde bir an durdu ama hemen ardından kafasını tekrar önündeki malzemelere eğdi.
“Af-federsiniz,” dedi, sesi kısık ve titrek bir tondaydı. “B-buraya g-geldiniz ama... v-vaktim yok. Y-yemek yapmam l-lazım.”
Vespera, adamın kekemeliğinden dolayı kendini daha da gerdiğini fark etti. Ona yardım edebileceğini göstermek için yaklaşarak hafifçe gülümsedi. “Sorun değil, Cole. Sana yardım edebilirim. Yemek için neler lazım?”
Cole, şaşkınlıkla başını kaldırıp Vespera’ya baktı. Gözleri kısa bir süre şaşkınlıkla doldu, ardından hafifçe başını sallayarak bahçeden toplanması gereken malzemeleri sıralamaya başladı. “M-mısır, f-fasulye, p-patates… a-azıcık da t-taze soğan.”
Vespera, hızla dışarı çıkarak çiftliğin bahçesine yöneldi. Bahçenin köşelerinde yetişen bitkileri dikkatle toplarken, mutfağa dönüş yolunda Cole’un neden bu kadar gergin olduğunu düşünüyordu. Elinde bir sepet dolusu taze ürünle mutfağa geri döndü ve malzemeleri tezgâha yerleştirdi.
“Şimdi sırada ne var?” diye sordu Vespera, Cole’a yardım etmeye kararlı bir şekilde.
Cole, biraz daha rahatlamış gibi görünerek eliyle doğranması gereken patatesleri işaret etti. “Ş-şunları d-doğrayabilir misiniz?” dedi.
Vespera, bir bıçak alarak hızlı ama dikkatli bir şekilde patatesleri doğramaya başladı. Ardından fasulyeleri temizleyip, Cole’un tarifine uygun şekilde hazırladı. Cole, Vespera’nın hızla çalıştığını ve ona gerçekten yardımcı olduğunu fark ettikçe daha az çekingen davranmaya başladı.
Malzemeler tencereye girdiğinde, Cole derin bir nefes aldı ve Vespera’ya döndü. “T-teşekkür ederim,” dedi, sesi hala kısık ama daha net bir tondaydı. “S-siz olmasaydınız yetişemezdim.”
Vespera, hafifçe gülümseyerek, “Yardım etmekten mutluluk duydum,” dedi. “Peki, şimdi sana sormak istediğim bir şey var. Unicorn efsanesi hakkında bir şey biliyor musun?”
Cole, bir an duraksadı. Gözlerini kaçırdı ama Vespera’nın kararlı bakışları karşısında dayanamayıp konuşmaya başladı. “B-ben pek inanmıyorum… ama… b-bazıları doğru olduğunu söylüyor. Eğer o efsane g-gerçekse…” dedi, gözlerini kaçırarak. “Buralarda iyi bir a-altın gömülü olmalı.”
Vespera, bu bilgi karşısında kaşlarını kaldırdı. “Altın mı? Bu unicorn meselesinin bir şekilde gömülü altınlarla bağlantısı mı var?”
Cole, başını sallayarak devam etti. “Efsaneye göre… unicornların olduğu y-yerde… bir şeyler saklanır. K-kanı kadar değerli şeyler…”
Vespera, Cole’un sözlerini dikkatle dinledi. Bu bilgi, unicorn efsanesinin basit bir korku hikayesinden daha fazlası olduğunu ima ediyordu. Çiftlikteki olayların ardında sadece ışıklı bir yaratık değil, aynı zamanda daha derin bir sır yatıyor olabilirdi.
“Anladım,” dedi Vespera, Cole’un söylediklerini zihninde birleştirerek. “Bu bilgi işime yarayabilir. Yardımın için teşekkür ederim, Cole.”
Cole, hafifçe gülümseyerek başını salladı ve yemek hazırlığına geri döndü. Vespera, mutfaktan ayrılırken zihni bu yeni bilgiyle doluydu. Unicorn meselesinin ardındaki sır perdesini aralamaya bir adım daha yaklaşmıştı.
Gece çöktüğünde, çiftlik sessizliğe bürünmüştü. Gökyüzünde parlayan yıldızlar, Treven’in kırsalında ışıldarken, Vespera ahırın yakınında gölgelerin içinde duruyordu. Çiftlikteki işçilerin bahsettiği o garip ışığı görmek için pusuya yatmıştı. Gecenin serinliği tenine işlerken, gözlerini çiftliğin karanlık arazisine dikmişti.
Bir süre bekledikten sonra, işçilerin bahsettiği ışık sonunda belirdi. Vespera’nın nefesi bir an için kesildi. Parlak bir ışık, çiftlik arazisinin üzerinde dans ediyordu. Bu ışığın kaynağı, bir unicorn gibi görünen bir yaratıkta toplanıyordu. Boynuzundan yayılan ışık, gümüş bir parıltıyla her yere yansıyordu. Yaratık zarif adımlarla çiftliğin arazisinde dolandı ve kısa bir süre sonra karanlığın içinde kayboldu.

Vespera, yaratığın uzaklaşmasını izlerken yerinden kıpırdamadı. Gözleri büyümüş, zihni ise bu sahneyi analiz etmeye başlamıştı. Gerçekten de efsaneler doğru gibiydi. Boynuzlu bir at, ışıklar saçarak çiftlikte dolaşmıştı. Ancak Vespera’nın yüzünde şaşkınlıktan çok, derin bir düşünce vardı. Gördüklerinin ardında bir gerçeklik olduğunu hissediyordu, ama bu gerçeklik basit bir unicorn hikayesi değildi.
Bir süre sessizce durup düşündükten sonra, yavaşça kendi kendine mırıldandı. “Hayır,” dedi, gözlerini karanlığa dikerek. “Bu kadar basit değil. Bu bir oyun… ama kimin oynadığını bulmam gerekiyor.”
Vespera, bu ışıklı yaratığın doğal olmadığını, bir illüzyon ya da dikkat dağıtıcı bir planın parçası olduğunu anlamıştı. Bunca vakanın üzerine doğaüstü olayların ardında genellikle insana dair bir hikâye olduğunu öğrenmişti. Şimdi, sabah olduğunda çiftlikteki herkesin bu durumu açıklığa kavuşturması için bir araya gelmesi gerekiyordu.
Sabahın ilk ışıklarıyla, Vespera çiftlikteki herkesi büyük ahırın önünde topladı. Gözleri, etrafındaki insanların yüzlerindeki karışık ifadeleri inceledi. İşçilerin bazıları hala korkmuş, bazıları ise merakla doluydu. Koca Joe ve Cole da kalabalığın arasındaydı.
Vespera, sakin ama otoriter bir şekilde konuşmaya başladı. “Gece bahsettiğiniz ışığı gördüm,” dedi. “Evet, ışıklı bir yaratık vardı. Ama bu gördüğümüz şey bir unicorn değil.”
Kalabalık, şaşkın bir sessizlik içinde birbirine bakmaya başladı. Koca Joe, kaşlarını çatarak, “Eğer unicorn değilse, neydi?” diye sordu.
Vespera, derin bir nefes aldı ve etrafına baktı. “Gördüğüm şey, dikkatlice hazırlanmış bir illüzyondu. Bu yaratık, doğal bir varlık değil. Birileri bu çiftlikte bir oyun oynuyor ve bu efsaneyi kullanarak bizi yanıltmaya çalışıyor.”
Cole, korkuyla ellerini ovuşturarak, “A-ama b-bu nasıl mümkün olabilir?” diye kekelemeye başladı.
Vespera, Cole’a sakin bir ifadeyle baktı. “Bunun nasıl mümkün olduğunu bulmak bizim işimiz. Ama bir şey kesin: Bu olay, unicorn efsanesinin masum bir parçası değil. Bu, başka bir amaç için yapılan bir plan. Altın meselesinden bahsetmiştin, Cole. Belki bu ışık, o hikayeyle ilgili bir dikkat dağıtma taktiğidir.”
Koca Joe, başını sallayarak, “Eğer bu bir oyunsa, bunu oynayan kişiyi bulmamız gerekiyor,” dedi, sesi daha ciddi bir tona bürünmüştü.
Vespera, ahırın içindeki tozlu havayı derin bir nefesle içine çekerken Koca Joe’yu gözüyle aradı. Joe, her zamanki gibi atlarla ilgileniyor gibi görünüyordu, ama Vespera artık bu adamın sadece bir çiftlik çalışanı olmadığını biliyordu. Onun geçmişi, işçilere anlattığı hikayelerden daha karanlıktı. Vespera, Joe ile ilgili duyduğu söylentiyi doğrulamaya kararlıydı. Duyduğuna göre Joe, yıllar önce meşhur bir banka soyguncusuydu.
Joe, Vespera’nın ağır adımlarla yaklaştığını fark ettiğinde hafifçe irkildi. “Yine mi sen?” diye homurdandı, ama yüzünde her zamanki alaycı gülümseme yoktu.
Vespera, ahırın köşesinden bir sopa aldı ve yavaşça elinde çevirerek atlardan birinin başına doğru tuttu. “Bana unicorn hikayesini anlatmanı istiyorum, Joe. Ama bu sefer gerçekleri duymak istiyorum. Oyun sona erdi.”
Joe, bu sözler karşısında kaşlarını çatarak yerinden doğruldu. “Ne saçmalıyorsun sen?” dedi, sesi sertleşmişti.
Vespera, sopayı hafifçe sallayarak atın başına daha da yaklaştırdı. “Bu atlar, geceleri neden ışık saçıyor, Joe? Bir unicorn olmadıklarını biliyoruz. Ama ben, bir çiftçi gibi davranan eski bir banka soyguncusunun, bu çiftlikte ne yapmaya çalıştığını da bilmek istiyorum.”
Joe’nun yüzü bir anda değişti. Gözlerinde beliren bir karanlık, Vespera’ya artık hikayesini saklamaya çalışmayacağını gösteriyordu. Derin bir nefes aldı ve içindeki öfkeyle karışık bir kabullenişle konuşmaya başladı.
“Yıllar önce,” dedi, Vespera’nın gözlerinin içine bakarak. “Bu araziye büyük bir iş için geldim. Bir bankayı soyduk. Altınları kaçırmak için bir plan yapmıştım. Ama işler ters gitti. Yakalanmadım ama altınları buraya gömmek zorunda kaldım. Geri döndüğümde, burası bir çiftlik olmuştu.”
Vespera, sakinliğini koruyarak, “Ve bu ışık oyunu?” diye sordu.
Joe, hafifçe omuz silkerek, “Bir büyücüden bir ışık iksiri aldım. Atları geceleri parlatmak için kullanıyorum. İnsanları korkutmak, onları uzak tutmak için. Böylece altınlarımı alacak zamanı bulurum,” dedi, sesi hem gururlu hem de alaycıydı.
Vespera, Joe’nun itirafıyla soğukkanlılığını kaybetmeden konuşmaya devam etti. “Bu çiftlikteki insanları tehlikeye attın. Onların korkularını kendi çıkarların için kullandın.”
Joe’nun yüzü karardı. Vespera’nın sözlerinin doğruluğunu kabullenir gibi görünüyordu, ama bu kabulleniş kısa sürdü. Cebinden bıçağını çıkararak Vespera’ya doğru bir adım attı. “Ama bu konuşma burada bitiyor,” dedi, sesi tehdit doluydu.
Vespera geri çekilmek için bir adım attı, ama Joe hızla üzerine geldi. Tam o sırada, mutfağın çekingen aşçısı Cole, beklenmedik bir anda ortaya çıktı. Elinde tuttuğu büyük bir kürekle Joe’ya arkadan sert bir darbe indirdi.
Joe, darbenin etkisiyle yere düştü ve elindeki bıçak kayarak uzaklaştı. Cole, titreyen elleriyle küreği sıkıca kavramış, gözleri korkuyla açılmıştı. “B-ben… yardım etmek istedim,” dedi kekelerken.
Vespera, hızla Joe’nun bıçağını kenara itip onu etkisiz hale getirdi. Cole’a bakarak hafifçe gülümsedi. “Harika bir iş çıkardın, Cole. Bize çok yardımcı oldun.”
Joe, yerde inlerken Vespera, çiftliğin sırrını nihayet çözmüş olmanın rahatlığıyla derin bir nefes aldı. Artık ışıklı unicorn efsanesi sona ermişti. Gerçek, bu çiftliğin üzerindeki korku perdesini kaldırmıştı.
Koca Joe’nun gösterdiği yerde kazılar tamamlandığında, altın dolu sandıklar ortaya çıkarılmıştı. Joe’nun yıllar önce soyduğu bankanın altınları, sonunda gün yüzüne çıkmıştı. Çiftlikte toplanan herkes, bu duruma hem şaşkınlık hem de rahatlama ile tepki veriyordu. İşçiler, çiftlikteki korkuların kaynağının çözülmesinden memnundu, ama Joe’nun ihaneti çiftlik sahibini derinden etkilemişti.
Polisler, altınları dikkatle taşıyarak bankaya geri teslim edilmek üzere arabalarına yerleştiriyordu. Aynı zamanda Koca Joe, kelepçelenmiş bir şekilde polislerin gözetimindeydi. Yüzünde pişmanlık ya da suçluluk yoktu; sadece sessiz bir kabullenmeyle başını eğmişti.
Çiftlik sahibi, Vespera’ya doğru yürüyerek ona elini uzattı. “Vespera, çiftliğimi ve işçilerimi kurtardığınız için size ne kadar teşekkür etsem az,” dedi, sesi minnettarlık doluydu. “Eğer yardım etmeseydiniz, bu olaylar çiftliğimi mahvedebilirdi.”
Vespera, hafif bir tebessümle adamın elini sıktı. “Bu benim işim,” dedi. “Ama bundan sonrası size kalmış. Çiftliğinizin güvenliğini sağladığınızdan emin olun.”
Polislerin arabaları çiftlikten ayrılırken, Vespera da kendine ait notlarını gözden geçiriyordu. Joe’nun hikayesi sona ermişti, ama bu sadece başka bir başlangıcın işaretiydi. Çiftliğin sessizliği ardında yeni bir düşünce filizleniyordu.
Vespera, Treven’e dönerken zihni hareketliydi. Joe’nun olayı başarıyla çözülmüştü, ama Treven’de hala birçok sır ve tehlike vardı. Özellikle, son zamanlarda duyduğu söylentiler, dikkatini çekiyordu. Lord Vikor’un adını içeren karanlık fısıltılar şehirde yankılanıyordu.
Limandaki kaçakçılık faaliyetlerinden bahsediliyordu. Vikor’un, bu işlerin arkasında olduğu, limanı onların karanlık işlerini yürütmesi için kullandığı söylentileri giderek artıyordu. Bu iddialar, basit birer dedikodu olamayacak kadar detaylıydı. Vespera, bu söylentilerin peşine düşmeye karar verdi.
“Lord Vikor,” diye mırıldandı kendi kendine, atını Treven sokaklarına doğru sürerken. “Gerçekten şehrin karanlık yüzünün bir parçası mısınız? Yoksa bu, size karşı oynanan bir oyunun parçası mı?”
Vespera, bu davanın basit olmayacağını biliyordu. Lord Vikor, Treven’in en güçlü figürlerinden biriydi. Ancak Vespera, gerçeği ortaya çıkarmak için her şeyi göze almaya hazırdı. O, şehrin sırlarını açığa çıkarmak için yemin etmiş bir dedektifti ve bu dava, onun yeteneklerini bir kez daha sınayacaktı.

VESPERA'NIN MACERASI ANA SERİDE DEVAM EDECEK...