VERDADES kitap kapağı

2. bölüm / 2

VERDADES

2.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Eshora Eshora

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 2.BÖLÜM

Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım. Başım çatlıyordu; sanki günlerdir uyumamış gibiydim. Güneş ışınları beyaz perdemin arasından odayı aydınlatıyordu. Bu pek hoşuma gitmemişti, bu yüzden hemen ayağa kalkıp perdeyi kapattım. Odanın karanlık olması beni rahatlatmıştı ama bu kez de etrafı göremiyordum.

Tam o sırada, dün gece yaşadıklarım aklıma geldi. Hakikaten dün gece başıma ne gelmişti? Neden hayatıma son vermeye karar vermişken şimdi buradaydım? Evet, evet... O herif! O adi herif boynumu ısırmıştı. Ah, onu bir yakalasam bir güzel pataklardım. Ama kimdi o? Bana ne yapmıştı?

"Yeni hayatına ne yapacaksın?" Bu cümle yankılandı zihnimde. Ne kadar saçmaydı. Ne hayatı? Alt tarafı bu kahrolası hayata devam ediyorum işte... Başım çatlamak üzereydi. O yüzden hemen aşağı inip kahvaltı yapmak istedim. Zaten okula geç kalmak üzereydim.

Merdivenlerden inerken burnuma mis gibi kahvaltı kokuları geldi. Annem yine harika bir omlet yapmıştı; hem de en sevdiğimden, peynirli omlet! Ama ne yazık ki kahvaltının tadını çıkaramadan gitmem gerekiyordu, yoksa derslere geç kalacaktım. Hızla ceketimi ve çantamı alıp yola koyuldum.

Okulum pek uzak değildi, bu yüzden otobüse binmek yerine hep yürürdüm. Zaten yürümeyi severdim. Hava mis gibiydi, etrafta kediler ve köpekler dolaşıyordu. Çocuklar, kahkahalar eşliğinde sağa sola koşuşturuyordu. Ama benim de koşmam gerekiyordu, yoksa tarih hocası Jack, başıma bela olurdu. Kendisi çok sinirli biri ama bazen oldukça komik olabiliyor.

Şanslıydım ki fazla oyalanmadan sınıfa vardım. Kapıya yaklaştığımda, "Acaba kapıyı çalsam mı?" diye düşündüm. Ama birden içeri daldım. Neyse ki Jack Hoca henüz sınıfa girmemişti. En azından günüm güzel başlamış sayılırdı.

Bugün okulun ilk günüydü. Düne kadar çok kötüydüm ama bugün... Bilmiyorum, bir şey farklıydı. Üzgündüm, ama sanki hiçbir şey umrumda değil gibiydi.

O herif... O herif yüzünden aklım karmakarışıktı. Düşününce bile sinirleniyordum. Tekrar tepem atmıştı ki kapının önünde farkında olmadan deli deli hareketler yapmaya başladım. Herkesin bana baktığını fark edince utandım ve hemen sırama oturmak istedim.

Ama tam o sırada... Sanki donup kalmıştım. Gözleri okyanus mavisi olan bir çocuğu gördüm. Yoksa hayal mi görüyordum?
Birkaç adım daha attım ve ona yakından bakmak istedim. Evet, gerçekten oydu. Ona yaklaştıkça, o da bana bakmaya başladı. Ama bakışları... Çok sinirliydi. Bir yandan da beni gördüğüne şaşkındı; sanki dünyada karşılaşmayı en son beklediği kişi bendim.

Sinirle, “Merhaba, pis olası herif,” dedim.

Galiba bunu söyleyeceğimi tahmin etmiyordu çünkü bir anda ayağa kalktı ve gözlerime odaklandı. Ama bu sıradan bir bakış değildi; sanki kafamın içini okuyordu. Ardından aniden, “Hemen yerine otur,” dedi.

İstemsizce oturdum. Neden bunu yaptığımı bile anlamıyordum. “O söyledi ve ben yaptım,” diye düşündüm. Bu nasıl bir şeydi? “Vera, sana ne oluyor? Cin mi gördün sanki, hemen korkudan oturuyorsun!” diye kendi kendime mırıldanmaya başladım.

Tam o sırada, Jack Hoca sınıfa girdi. Ama ben hâlâ gözlerimi ondan, yani o heriften ayıramıyordum. Dün gece olanlardan dolayı ona hem çok sinirliydim hem de bir şekilde onu tanımak istiyordum. Tam ona seslenecekken Jack Hoca konuşmaya başladı.

“Merhaba arkadaşlar, ben Jack. Bu yıl tarih dersinize ben gireceğim. Umarım güzel bir yıl olur,” dedi ve koltuğuna oturdu. Sınıf bir süre sessiz kaldı. Sonra tekrar konuşmaya başladı:

“Hadi bakalım, sınıfa yeni gelen iki öğrencimiz var. Kendilerini tanıtsınlar.”

Bir anda herif ayağa kalktı. Kalkarken bana yandan bir bakış attı. Biraz çekindim ve gözlerimi ondan kaçırdım.

“Ben Carlos. Uzak Doğu’dan ailemle bu yaz geldik. Fazla söze gerek yok; zaten konuşmayı pek sevmem,” dedi ve oturdu.

Carlos muymuş ismi? İçimden, Umarım bir daha onunla karşılaşmam. Zaten tam bir psikopata benziyor, diye geçirip ona pis pis baktım.

Carlos’un bu sert tavrı, Jack Hoca’yı biraz sinirlendirmiş gibiydi. Ama sadece başını iki yana salladı ve devam etti:
“Diğeri kim?”

Etrafa bakındım ama kimse ayağa kalkmadı. Zaten kim olduğu pek umrumda değildi. Kitabımı karalamaya başladım. Tam o sırada, kapıdan “Çat!” diye bir ses geldi. Bir öğrenci içeri girmişti.

“Kusura bakmayın hocam, biraz geç kaldım. Ben Henry, sınıfa yeni geldim,” diyerek sıralardan birine doğru yürüdü.

Carlos, “Hoş geldin, kardeşim,” diyerek beni şaşırttı.
Ne? Kardeşim mi? Yeni gelen mi?

Hemen kafamı kaldırıp Henry’ye baktım. O da doğrudan bana bakıyordu. Uzun saçları, beyaz teni... Biraz utanmıştım. Bakışları, sanki sınıfta sadece ben varmışım gibi üzerimdeydi. Birden terlemeye başladım ve hemen gözlerimi yana çevirdim.

O sırada sınıftan gülme sesleri geliyordu. Dayanamadım, istemsizce ben de gülümsedim. Ama sonra kendime kızdım.
Hayır, hayır! Ne yapıyorum ben? İyi değilim. Hiç iyi değilim. Bunun farkında olmam gerek.

Saatler geçti. Dersler birbiri ardına sona erdi. Ama ben geçmişi düşünüp duruyordum. Geçmişte yaşadığım olaylar zihnimi kemiriyor, beni tüketiyordu. Zaten duygusal bir insan olduğum için her şeye hemen alınırdım.

Henry’nin ara ara bana baktığını hissediyordum. Bir yandan çok sevimli görünüyordu, bir yandan da sanki endişeliydi. Bana bir şey olmuş gibi... Zaten perişan haldeydim. Belki bu yüzden böyleydi, diye düşündüm. Başımı masaya koyacaktım ki Carlos’un Henry’nin yanında olmadığını fark ettim. Bir an için mutlu oldum.

Carlos ve Henry kardeş mi? İkisi birbirinden çok farklı insanlardı.

Gün sonunda eve dönerken çok yorgun ve açtım. Adımlarım bile ağırlaşmıştı. Yürürken arada Carlos’u görür gibi oluyordum. Açlıktan halüsinasyon gördüğümü düşündüm, ama bu kadar gerçekçi olamazdı. Sanki beni takip ediyordu.

Eve gelir gelmez yemek hazırlamak için buzdolabını açtım. Ama hiçbir şey canım istemiyordu. Bayılmamak için rastgele bir şeyler aldım ve masaya koydum. Gözlerimi zar zor açık tutuyordum. Birkaç lokma aldım ama her yedikçe midem bulanıyordu. Hatta sanki hiç yememiş gibi hissediyordum.

Tadı kötü olabilir diye başka şeyler çıkardım ama ne yapsam olmadı. Yediklerimin yarısında bırakıyor ya da kusuyordum. Sonunda dayanamayıp yatağa çıktım. Belki uyursam geçer diye düşündüm. Ama saatler geçti, ne uyuyabildim ne de ateşim düştü.
Annem evde yoktu ve saat epey geç olmasına rağmen hâlâ gelmemişti. Dayanamayıp telefonla aramaya başladım. Ama ne kadar aradıysam, bir türlü cevap vermedi. İçimde kötü bir his vardı. Sanki her an ölecekmiş gibi hissetmeye başlamıştım. Panik içinde kendimi bir oraya, bir buraya atıyor, ne yapacağımı bilemiyordum. Nefes almak gitgide zorlaşıyordu.

Hemen banyoya koştum. Midem bulanıyordu. Kusacağımı hissediyordum. Lavabonun başında defalarca kustum. Ama bu sıradan bir kusma değildi. Ağzımdan kan fışkırıyordu! Panikledim, dehşete kapıldım. Vücudum titriyor, dizlerimin bağı çözülüyordu. Kendimi toparlayıp yardım çağırmaya çalıştım ama kimseyi arayacak gücüm yoktu. Artık yürümek bile zor geliyordu. Duvarlara tutunarak, sürünerek evden çıkmaya çalıştım.

Tek şansım hastaneye gitmekti. Ama etrafta kimse yoktu. Saat geç olduğu için ne otobüs ne de taksi vardı. Adımlarım yavaşlamıştı, sonunda yere düştüm. Gözlerim kararmaya başladı. Çığlık atmak istiyordum ama sesim çıkmıyordu. İçimden bağırıyordum:
“Lütfen biri yardım etsin!”

Tam o sırada bir ayak sesi duydum. Bana doğru yaklaşıyordu. Bu ses bana bir nebze güç verdi. Gözlerimi hafifçe aralamayı başardım. Ama gördüğüm şey beni daha da korkuttu. Bana doğru gelen kişi garip bir şekilde yürüyordu ve arada bir şeyler mırıldanıyordu:
“Ve... Ve...”

Ne dediğini anlayamadan yanıma yaklaştı. O sırada bir ses, adımı fısıldadı:
“Vera... Vera...”

Carlos’tu!
“Her şey bu kadar ters gitmek zorunda mı?” diye düşündüm. Sinirliydim ama başka çarem yoktu. Carlos’un ayaklarına sarılıp, “Ne olur yardım et!” diye yalvarmaya çalıştım. Ama o, hiçbir şey söylemeden bana bakıyordu. Umursamaz bir tavırla geri çekildi. Sinirimden ona tokat atmayı bile düşündüm.

Tam pes etmişken Carlos konuşmaya başladı:
“Sana demedim mi? Her şey daha yeni başlıyor. Ama tam olarak değil… Sana bir şey lazım. Hem de çok özel, çok leziz bir şey.”

Kafam iyice karışmıştı. Ne diyordu bu adam? İçimden, Kafayı yemiş olmalı! diye geçirdim. Zayıf bir sesle ona bağırdım:
“Ya bana yardım et ya da bırak burada ölüp çürüyeyim!”

Carlos, sanki söylediklerimi duymamış gibi alaycı bir şekilde güldü.
“Hayır, hayır… Her şey yeni başlıyor. Hem de muhteşem bir şekilde.”

O anda başka ayak sesleri duydum. Birileri daha yaklaşıyordu. Seslerden birinin erkek, diğerinin kız olduğunu anladım. Ve… o Henry’ydi!

Henry mi?
İçimde bir umut belirdi. Beni kurtaracak biri gelmişti. Ama yanındaki kıza bakınca, içim burkuldu. Sevgilisi mi? Hayır, olamaz!

Henry’ye baktığımda, mutlu yüzünün yerini bir pişmanlık almıştı. Ne konuşuyor ne de yüzündeki ifadeyi değiştiriyordu. Sessizliği Carlos bozdu:
“Evet, o kadar da kötü biri değilim, Vera. Hayatını kurtaracağım. Ama bunu ben değil, bu tatlı kız yapacak. Kanını içmen lazım, hem de son damlasına kadar.”

Ne dediğine inanamıyordum. Bu bir kabus olmalıydı. Ama daha korkuncu, Henry’nin buna bir şey dememesi ve başını eğmesiydi.

Carlos bir anda önümden kayboldu. Yanımda beliren kızın boynunu tutup, beni işaret ediyordu. Alaycı bir kahkahayla konuştu:
“Çok uzatmaya gerek yok, Vera. Isır, ye, parçala!”

Carlos’un bu eğlencesine Henry bir son verecek diye umuyordum. Ama Henry konuşmaya başladığında, her şey değişti:
“Kurtulman için son çaren bu. Eğer bunu yapmazsan, öleceksin. Biz yırtıcı vampirleriz. Kan içmekten başka şansımız yok.”

Bunları söylerken, kızın boynunu bana daha da yaklaştırdı. Gözlerim kızın boynundan başka bir yere odaklanamıyordu. Çok açtım. Kalbinin atışını bile duyabiliyordum.

Bilinçsizce boynuna doğru eğildim. Dişlerim, iğne gibi boynuna battı. Kan… İğrenç olması gerekirken, o kadar lezzetliydi ki duramıyordum. Her lokmada daha da güçleniyor, daha da aç hale geliyordum.

Carlos kahkahalar atarken, bir adım geri çekildi ve dedi ki:
“Evet, Vera. Artık dönüşümün tamamlandı. Sen de bir yırtıcı vampirsin. Aramıza hoş geldin!”

Bana doğru yaklaşıp beni evime bırakmaya başladılar. Artık güçlenmiştim ama kafam karmakarışıktı.

Eve vardığımızda, Henry kapıda durup üzgün bir şekilde konuştu:
“Kendine iyi bak, Vera. Bu geceyi unut. Yarın konuşacağız.”

“Peki ya o kız? Ona ne olacak?” diye sordum.

“Onu ben hallederim. Sen bunları düşünme,” dedi ve sessizce uzaklaştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

19okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18