1. bölüm / 2
VERDADES1.BÖLÜM
Bölümler 2Şu an: 1.BÖLÜM
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gökyüzü gri bir örtü gibi şehri kaplamıştı.
Rüzgâr, apartmanın çatısında uğuldayarak dolaşıyordu. Hava soğuktu ama hissetmiyordum. Ellerim ceplerimdeydi. Dizlerim titriyordu ama bu korkudan mı yoksa soğuktan mı, emin değildim.
On katlı apartmanın çatısındaydım. Aşağıda hayat devam ediyordu. Sokak lambaları yanmış, insanlar aceleyle evlerine dönüyordu. Kimse yukarı bakmıyordu. Zaten kim bakar ki? Kim farkederdi birini ?
Kim fark etti beni?
Hiç kimse.
İçimde bir boşluk vardı. Kocaman bir boşluk...
Dışarıdan bakıldığında mutlu biriydim. Gülüyordum, şakalaşıyordum, eğleniyordum. Ama bu bir maske gibiydi. Aslında kimse benim gerçekte nasıl hissettiğimi bilmiyordu.
Bu çatıda olmamın sebebi de buydu.
Artık yoruldum. Herkesi mutlu etmeye çalışmaktan, çabalayıp hiçbir şey kazanamamaktan, sürekli “iyi” görünmekten yoruldum. Kendimle baş başa kaldığım her an, içimdeki sesler beni bitiriyordu.
Artık bana herkes aynıymış gibi geliyor. Hissizleşmeye başladım. Ne uyanmak istiyordum ne de dışarı çıkmak…
Her sabah uyandığımda aynı boşlukla yüzleşiyorum. Her gün, aynı yaraları tekrar tekrar açıyorum. Okulda olsun, dışarıda olsun, "arkadaşım" dediğim insanlar hep beni dışlayıp zorbalık yapıyordu. Saçlarımdan, boyumdan, ten rengimden dolayı…
Peki neden?
Neden dış görünüş bu kadar önemli olmuştu?
Neden kimse insanların kalbine bakmaksızın böyle acımasızca davranıyordu?
Zaten derler ya, "Eğer başına kötü bir şey gelecekse, en çok güvendiğin insanlardan gelir."
Ve en çok güvendiğin insanlar sırtını döndüğünde… İşte o zaman, insanın içindeki güven parça parça sökülüp alınır. Birlikte kahkahalar attığın, sırlarını paylaştığın insanların bir gün seni görmezden geleceğini düşünmek ne kadar acı… Ama gerçek bu.
Bazen yanımda birileri oluyor. Bakıyorum, bir süreliğine kalabalıklaşıyorum. Yanımda sesler, kahkahalar… Birlikte geçen günler.
Ama sonra?
Birkaç gün geçiyor. Yanımda yine kimse kalmıyor. Çünkü herkes benden alabileceği her şeyi alıp gidiyor.
Bu kadar bencil olunabilir mi?
Gerçekten, her şey çıkar için mi var bu dünyada?
Biraz da karşı tarafın hislerini düşünseniz ya… Bir insanın neler yaşadığını, içindeki sessiz çığlıkları bir kez olsun duymayı deneseniz…
Belki o zaman, bunca acı biraz olsun azalırdı.
Ama kimse bunu yapmıyor. Ve işte böyle böyle, her geçen gün daha da hissizleşiyorum.
Bir adım attım, çatıdan aşağı baktım.
Yüksek… Çok yüksek… Ama bir adım daha atarsam tüm bu hisler bitecek. Tüm bu yük üzerimden kalkacak.
“Belki de bu en iyisi,” dedim kendi kendime.
Ancak bir şey beni durduruyordu.
Düşüncelerim kafamda yankılanıyordu:
“Gerçekten ölmek mi istiyorsun? Yoksa sadece biri seni fark etsin diye mi buradasın?”
Gözlerimi kapattım. Sessizliğin içinde, kalp atışlarımı duyabiliyordum.
Bir süre daha düşündüm.
Tam o anda...
Bir his geldi.
Birinin beni izlediğini hissettim.
Ama saçma bir histi bu. Çatıdaydım, yalnızdım. Kim olacaktı ki?
Rüzgâr hızlanıyordu. Çatıdaki boşluk ürkütücü bir sessizlik içindeydi.
Ama sonra…
Ayak sesleri.
Arkamdan gelen bir ses duydum.
Adımlar gittikçe yaklaşıyordu. Kalbim hızla çarpmaya başladı, nefes almakta zorlanıyordum.
Kapı gıcırdayarak açıldı.
Uzun boylu, siyah saçlı biri belirdi. Rüzgâr saçlarını savuruyordu. Üzerindeki ceket hafifçe dalgalanıyordu. Ama yüzü hâlâ gölgelerin içindeydi.
Bir adım daha attı.
Bu kez göz göze geldik.
Gözleri...
Okyanus mavisiydi. Ama içlerinde bir fırtına kopuyordu. Hem acı, hem öfke, hem de pişmanlık.
“Neden buradasın?” diye sordum. Sesim titriyordu.
Cevap vermedi.
Adımları hızlandı ve bir anda önümde durdu.
“Git buradan!” diye bağırdım. Ama o hâlâ susuyordu.
Sonunda, derin ve titrek bir sesle konuştu:
“Hayır. Seni bırakmayacağım.”
Bu sözler…
Bir an için donup kaldım.
Kimse beni bu şekilde sahiplenmemişti. Kimse “senin için buradayım” dememişti.
Ama bu garip adam... Beni bırakmayacağını söylüyordu.
Tam ona bir şey söyleyecekken, bir adım daha yaklaştı.
Aramızdaki mesafe neredeyse yok olmuştu.
“Neden…” dedim, gözlerim dolarken. “Beni kurtarmak için mi buradasın? Yoksa... başka bir sebebin mi var?”
Adam derin bir nefes aldı.
Ve o an yüzündeki maske düştü.
Gözlerindeki acı yerini vahşi bir ifadeye bırakmıştı.
Elini uzattı, soğuk parmakları boynuma dokundu.
Kaçamıyordum.
Bağırmak istiyordum ama sesim çıkmıyordu.
Bir anda...
Dişlerini boynuma geçirdi.
Acı o kadar yoğundu ki nefesim kesildi. Ellerimle onu itmeye çalıştım ama çok güçlüydü. Kanım damla damla dökülüyordu.
Gözlerim kararmaya başladı.
Ve tam gözlerimi kapatmadan önce...
Okyanus mavisi gözler yeniden bana baktı.
Bu kez farklıydı. Pişmanlık ve acı vardı içinde. Ama aynı zamanda daha derin, daha karanlık bir şey gizleniyordu.
Bir fısıltı duydum.
Adamın sesi rüzgârla birlikte kulaklarıma ulaştı:
“Bu kaderden kaçamazsın...”
Sözleri zihnimde yankılanırken gözlerim kapanıyordu. Vücudumdan çekilen her damla kanla birlikte hayatımın geri kalanını da kaybediyordum.
Ama tam kaybolmak üzereyken...
O an bir şey fark ettim.
Bu, yalnızca benim sonum değildi.
Bu bir başlangıçtı.
Göğsümde tuhaf bir sıcaklık hissettim.
Kalbim bir an durdu...
Sonra tekrar atmaya başladı.
Gözlerimi aralamaya çalışırken, karanlıktaki herif önümde çömelmişti. Yüzü bulanık görünüyordu ama sesini net bir şekilde duydum:
“Artık eski hayatın bitti. Ama asıl soru şu...”
Yana eğildi, yüzümü incelerken gülümsedi.
“...Yeni hayatınla ne yapacaksın?”
Bir adım geri çekildi ve gölgelerin arasında kayboldu.
Ben ise yerde yatarken derin bir nefes aldım. Ama bu nefes eskisi gibi değildi...
Artık güçlükle nefes almak zorunda değildim
Bölüm etkileşimi
