BÖLÜM 1💣

Yazar: Asmin 𝄞

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 1💣

ÖNCELİKLE SELAMLARRRR😍 BU BENİM İKİNCİ KURGUMM. BU KURGUDAN ÖNCE AŞİRET KONULU BİR KİTAP YAZMIŞTIM AMA KİTAPPAD UYGULAMASINDA. SON ZAMANLARDQ UYGULAMA BOZDUĞU İÇİN ARTIK BURDAYIM (kitaplarımı okuyun tm?) HATTA İLK KİTABIM YANİ "Bir Söz, Bir Kader" KİTABIMI DA EN BAŞTAN BURDA YAZMAYA DEVAM EDERİMMM. SİZDEN TEK RİCAM BANA DESTEK OLMANIZ💗💗💌💌(birbirimize destek olalımm)
~Sizi çok seven yazarınız: Asmin💌

Dante

Varelia’nın tavanı kristal avizelerle süslü, mermer zemininde ülkenin en kire batmış adamlarının fink attığı o görkemli kabul salonunda, hava puro dumanı ve pahalı parfümlerin ağırlığıyla neredeyse solunmaz haldeydi. Cumhurbaşkanı’nın her yıl düzenlediği bu "Yıl Dönümü Resepsiyonu", dışarıdan bakıldığında Varelia’nın ne kadar modern, ne kadar medeni bir demokrasiyle yönetildiğinin bir kanıtı gibi sunulurdu.
Basın mensupları flaşlarını patlatır, bakanlar şampanya kadehleriyle poz verir, halk ise televizyon ekranlarının başında bu masalsı aristokrasiyi izlerdi. Sadece bir avuç insan bu salondaki asıl tiyatroyu bilirdi. Kürsüde konuşan Cumhurbaşkanı sadece bir piyondu. Salondaki gücün gerçek sahipleri ise, mermer sütunların arkasında, ışığın tam ulaşamadığı gölgelerde dikilen adam sahipleriydi.
Salondaki devasa balkonun gölgesinde, elimdeki viski bardağını hafifçe sallayarak mermer sütunlardan birine yaslanmış duruyordum. Sol tarafımda Castellani korumaları birer gölge gibi konuşlanmıştı. Biraz ötede, salonun tam karşı kutbunda ise Hector Moretti duruyordu.
Yaşlı kurt, etrafına topladığı iş adamlarına bir şeyler anlatıyor, güç gösterisi yapıyordu. Moretti’lerin varlığı bile boğazımda kurşun gibi bir tat bırakmaya yetiyordu. Nesillerdir süren bu kanlı rekabet, Varelia’nın her bir Valer banknotuna, her bir sokağına sinmişti. Gözlerimi Hector’un üzerinden çekip kadehimdeki buzların eriyişini izlemeye koyuldum.
Sıkıcı bir geceydi. İki Taraf da silahlarını ceketlerinin altına saklamış, Cumhurbaşkanı’nın gözleri önünde birbirine gülümsüyordu. Tam o sırada, salonun teras kapısına yakın köşesinden yükselen bir ses çalındı kulağıma. Boğuk müzik sesinin, alçak tonda yürütülen politik pazarlıkların ve yapay kahkahaların arasından sıyrılan, bambaşka bir ses...
Duru, zahmetsiz ve tamamen içten gelen hafif bir gülüş. Başımı o tarafa doğru kaldırdım. Gözlerim, mermer sütunların ve kalabalığın arasından o sesin sahibini aradı.Ve buldu. Hector Moretti’nin biraz gerisinde, teras kapısının tüllerinin hemen yanında duruyordu. Onu daha önce hiç görmemiştim. Hector’un gözlerden uzak tuttuğu, Moretti malikanesinin yüksek surları arkasında büyüyen bir kızı olduğunu biliyordum ama adı zihnimde sadece bir dipnottan ibaretti.
Victoria. Siyah saçları, omuzlarından aşağı bir gece karanlığı gibi dökülüyordu. Salondaki diğer kadınların aksine, abartılı mücevherlerle ya da kat kat makyajla kendini donatmamıştı. Üzerindeki zümrüt yeşili ipek elbise, onun o çabasız ve kırılgan zarafetini vurgulamaktan başka bir işe yaramıyordu.
Ama beni olduğum yere çivileyen şey elbisesi ya da saçları değildi. Yanındaki genç bir kızın söylediği bir şeye gülüyordu. Başını hafifçe geriye atmıştı, o an gözleri salonun ışığını bir elmas gibi yakaladı. Buz mavisi gözlerinde öyle canlı, öyle katıksız bir parlaklık, o gülüşünde o kadar saf bir özgürlük vardı ki...
Varelia’nın bu çürümüş, kan kokan ve yalanlarla örülü salonunda sanki tamamen yanlış bir zamana ve mekana düşmüş bir ışık hüzmesi gibi duruyordu. Henüz çok gençti. Yüzündeki hatlarda çocukluğun o pürüzsüz masumiyeti ile yeni filizlenen bir kadının asaleti birleşmişti.
Hayatı, bu ülkenin kirli sokaklarını, babasının ellerine bulaşan kanı ya da Castellani adının getirdiği o dehşeti henüz hiç tatmamış birinin duruluğu vardı üzerinde. Bardağı tutan parmaklarım farkında olmadan sıkılaştı. O buz mavisi gözlerdeki parlaklık... O dudaklardan dökülen kaygısız gülüş... İçimde tekinsiz, karanlık bir şeylerin uyandığını hissettim.
Nefret ettiğim Moretti soyunun içinden çıkan bu ışık, zihnimde garip bir rahatsızlık yarattı. Bütün hayatım boyunca Castellani soyunun bir silahı olarak yetiştirilmiştim; karanlığı bilirdim, kanı bilirdim, hesaplaşmayı bilirdim. Ama karşımda duran bu şey... kontrol edemeyeceğim, hesaplayamayacağım kadar yabancı bir güç gibiydi. Victoria gülmeyi kesti, derin bir nefes alıp bakışlarını terastan dışarıya, Varelia’nın yağmurlu gecesine çevirdi.
Benim orada durduğumdan, onu gölgelerin arasından bir avcı gibi izlediğimden tamamen habersizdi. Bakışları bir an bile benim durduğum sütun tarafına kaymadı.
"Efendim?" dedi yanıma yaklaşan sağ kolum Cassian, sesini alçaltarak.

"Hector Moretti birazdan masadan kalkacak. İsterseniz arka çıkıştan geçelim."
Bakışlarımı Victoria’nın üzerinden çekmedim. Kadehimdeki viskiden son bir yudum aldım. Boğazımı yakan o sert alkol bile, az önce gördüğüm o gülüşün zihnimde bıraktığı etkiyi silemedi.

"Acelemiz yok Cassian," dedim, sesim her zamanki gibi soğuk ve pürüzsüz çıksa da içimdeki o karanlık çarklar dönmeye başlamıştı bile. O ışık o salona ait değildi. O ışık, Moretti’lerin o sahte dünyasına da ait değildi. Ve ben, o gece mermer sütunun arkasında dururken, bir gün o buz mavisi gözlerdeki parlaklığı kendi ellerimle söküp alacağımı, o gülüşü o kızın dudaklarından silip onu Castellani duvarlarının karanlığına hapsedeceğimi henüz bilmiyordum. Sadece izledim. O, dünyadan habersizce dışarıdaki yağmuru izlerken; ben onun geleceğini o gölgenin içinde sessizce inşa ettim.
_____________________________________________________
Victoria

Siyah saçlarım omuzlarımdan aşağı bir şelale gibi dökülürken, gümüş tarağı makyaj masasının üzerine yavaşça bıraktım. Dışarıda Varelia’nın kasvetli, bitmek bilmeyen yağmuru camları dövüyordu. Aynadaki yansımama baktım; soluk beyaz tenim, gece kadar siyah saçlarım ve içindeki fırtınayı gizlemeye çalışan buz mavisi gözlerim. Henüz birkaç ay önce 18 yaşıma basmış olmanın hafifliği vardı üzerimde ama bu evde, Moretti soyadının altında o hafiflik bile insana ağır bir yük gibi geliyordu. Doğal güzelliğimle ya da zarif duruşumla övülecek zamanları çoktan geride bırakmıştım.
Varelia’da zarafet, sadece kınından çekilmeyi bekleyen keskin bir kılıcın üzerindeki süstü. Kapı iki kez sertçe vurulduğunda, arkasından gelecek haberin kokusunu almıştım. Marco’nun tok sesi koridorda yankılandı:
"Victoria Hanım, babanız sizi çalışma odasında bekliyor. Hemen." Siyah ipek sabahlığımın kuşağını sıkıca bağlayıp odadan çıktım. Devasa maun kapının önünde durduğumda, içeriden gelen puro ve ağır deri kokusu burnuma çalındı.
Kapıyı çalmadan içeri girdim. Babam Hector Moretti, arkası dönük bir şekilde devasa pencereden Varelia’nın puslu manzarasına bakıyordu. Masanın üzerinde, bu ülkenin kanla basılan para birimi Valer banknotlarının dolu olduğu deri çantalar ve deri kaplı mühürlü kağıtlar duruyordu.
"Beni çağırmışsın, baba," dedim. Sesimdeki pürüzsüzlük, içimdeki kıpırtıları gizleyen en büyük zırhımdı. Babam bana doğru döndü. Yüzünde bir babanın şefkatini aramak, Varelia sokaklarında merhamet aramaktan daha absürttü.
"18 yaşına bastın Victoria," dedi soğuk bir sesle. "Moretti kanı taşımanın bedelini ödeme sırası sende. Castellani ailesiyle sürdürdüğümüz bu asırlık kan davası Varelia’yı da bizim gücümüzü de bitiriyor. Anlaşma sağlandı."
İçimde bir şeylerin çatırdayarak kırıldığını hissettim ama mavi gözlerimi bir milim bile kırpmadım. "Ne anlaşması?"
"Evlilik," dedi tek bir nefeste. "İki soy birleşiyor. Önümüzdeki ay Dante Castellani ile evleniyorsun." Zihnimde bir bomba patladı sanki. Dante Castellani… Yeraltı dünyasında adı merhametsizliğiyle, soğukkanlılığıyla bilinen, Moretti adını duyduğu an dişlerini bileyen o adam. Beni, nesillerdir düşmanımız olan o adamın koynuna, o soğuk malikaneye bir kurban gibi atıyorlardı. Henüz 18 yaşındaydım. Hayatımın, gençliğimin en başında; bir adamın iktidar hırsına ve iki ailenin kanlı geçmişine meze ediliyordum.
"Dante mi?" dedim, sesimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak. "Beni adımı her duyduğunda nefret kusan bir adama satıyorsun, öyle mi? Bu bir ittifak değil baba, bu beni diri diri toprağa gömmek!"
"Haddini bil!" diye gürledi babam, masaya bir adım yaklaşarak. "Bu bir satış değil, Moretti soyunun geleceği! O imzalar atıldı. Castellani malikanesine gelin gideceksin ve o adamın karşısında ezilmek yerine Moretti gururunu koruyacaksın!"
Tırnaklarımı avuç içlerime o kadar sert bastırdım ki tenimin delindiğini hissettim. Ağlamayacaktım. O soğuk odada, babamın önünde bir damla gözyaşı döküp de kendimi bir 'kurban' durumuna düşürmeyecektim. Mavi gözlerimi babamın gözlerine diktim, çenemi yukarı kaldırdım.
"Ben gururumu her yerde korurum," dedim kelimelerin üzerine basarak. "Ama sakın bana bunu ailemiz için yaptığını söyleme. Sen Varelia’daki tahtını korumak için kendi kızını o adama peşkeş çekiyorsun."
Cevap vermesini beklemeden arkamı döndüm ve çalışma odasından çıktım. Odama girip kapıyı kilitlediğimde sırtımı ahşaba yaslayıp yere kaydım. Nefesim kesiliyordu. Henüz 18 yaşında, kendi kararlarımı bile alamadan, Varelia’nın en tehlikeli adamının yanına bir tutsak olarak gönderiliyordum. Aynanın karşısına geçip yüzüme baktım. Siyah saçlarımın çerceveledigi o duru yüzümde, çocukluğun son kırıntıları da kaybolup gitmişti.
"Dante Castellani..." diye fısıldadım buz gibi bir sesle. "Eğer beni o evde kolayca kırabileceğin bir oyuncak sanıyorsan, hayatının en büyük hatasını yapıyorsun." Gözyaşlarımı içime gömdüm. Castellani malikanesine adım attığımda bir kurban değil, onun kabusu olacaktım.

Sırtımı kapının soğuk ahşabına yaslamış bir halde ne kadar oturdum, bilmiyorum. Zaman Varelia’nın o boğucu atmosferinde durmuş gibiydi. Dışarıdaki yağmur damlaları cama her vurduğunda, zihnimde Dante Castellani’nin ismi yankılanıyordu. Onu daha önce hiç yakından görmemiştim. Sadece yeraltı dünyasından yükselen fısıltıları, basına sızan birkaç karanlık fotoğrafını ve babamın çalışma odasında onun hakkında edilen nefret dolu sözleri biliyordum. Acımasız, duygusuz ve Castellani soyunun en tehlikeli silahı... Yavaşça ayağa kalktım. Dizlerim hafifçe titriyordu ama bu titremenin korkudan değil, içimde patlamaya hazır bekleyen öfkeden olduğunu biliyordum. Odamın kapısı aniden tekrar kilitli olmasına rağmen sertçe zorlandı. Ardından anahtar deliğinden giren metal sesi duyuldu. Kapı açıldığında içeri giren kişi annem Eleonora’ydı.
Yüzündeki o sahte, aristokratik üzüntüyle bana doğru bir adım attı. Üzerindeki pahalı kürkün kokusu anında odaya yayıldı.
"Victoria... Canım," dedi, sesi o kadar yapaydı ki tüylerim diken diken oldu. "Babanla konuştuğunu duydum. Lütfen çocukça davranma. Bu ailemizin kaderi."
Aynanın önündeki gümüş tarağı elime aldım ve parmaklarımın arasında sıktım. Mavi gözlerimi annemin gözlerine diktim. "Kader mi?" dedim, sesimdeki buz gibi ton onu olduğu yere çiviledi. "Siz buna kader mi diyorsunuz? Benim hayatımı, 18 yılımı Varelia’nın en büyük düşmanına devretmeye kader mi diyorsunuz?"
"Anlamıyorsun!" dedi annem, sesini ilk kez biraz yükselterek. "Castellani ailesi sınırları zorluyordu. Valer borsa krizinden sonra tek çare buydu. Dante ile evlendiğinde o malikanenin hanımı olacaksın. Güç senin elinde olacak!"
"Ben güç istemiyorum!" diye kestirip attım. "Ben kendi hayatımı istiyordum. Ama siz beni bir Valer banknotu gibi harcamayı seçtiniz.
" Annem derin bir nefes aldı, duruşunu dikleştirdi. Şefkat maskesi yüzünden tamamen düşmüştü. "Ağlamayı kes, Victoria. Yarın sabah Castellani malikanesinden terziler gelecek. Gelinliğin ve çeyizlerin hazırlanacak. Bir ay sonra o düğün gerçekleşecek ve sen Moretti adına yakışır şekilde o masaya oturacaksın."
Cevap vermedim. Sadece arkamı dönüp pencereye doğru yürüdüm. Annem odadan çıkıp kapıyı tekrar kapattığında, Varelia’nın karanlık gökyüzüne baktım. Bir ay... Kendi celladımla tanışmak ve ona kendi ellerimle teslim olmak için sadece otuz günüm vardı.
Annemin çıkıp gittiği kapıya bakmadım bile. O gecenin ardından, Moretti malikanesi için zaman farklı akar oldu. Günler birbirini kovalamadı; sanki üzerime çöken o ağır kaderin altında her saniye daha da uzadı. Ertesi sabah ilk darbemi aldım. Henüz güneş Varelia’nın yüksek kulelerinin ardında doğmamışken, odamın kapısı aralandı.
Annem Eleonora, arkasında siyah giyimli üç terzi ve iki mücevher uzmanıyla içeri girdi. Terzilerin elindeki devasa, deri kaplı valizler soğuk ve hırslı bir tavırla masama dizildi.
"Soyun, Victoria," dedi annem, sesinde en ufak bir duygu emaresi kalmamıştı. "Castellani’lerin terzileri ölçülerini alacak. O malikaneye adım attığında, giydiğin tek bir kumaş parçası bile Moretti zayıflığını simgeleyemez."
Parmaklarım arasındaki gümüş kolyeyi makyaj masasına öyle bir bıraktım ki sesi odada sertçe çınladı. "Onların terzileri mi?" dedim, aynadaki yansımama bakarak.
"Beni kendi evimde, onların ölçüleriyle mi kalıba sokacaksınız?" Terzilerin başı olan yaşlı, kuru yüzlü kadın bir adım öne çıktı. Gözlerinde beni bir kurban gibi süzüşün o tekinsiz bakışı vardı.
"Dante Bey’in kesin talimatıdır Victoria Hanım," dedi, sesi bir bıçak kadar soğuktu. "Gelinliğin ve davet elbiselerinin kumaşlarından boyun kesimlerine kadar her detay Castellani geleneklerine uygun olacak."
Dante... Adı odada ilk kez bu kadar somut bir tehdit gibi yankılandı. Adam daha evliliğin ilk gününden, giyeceğim elbiseye kadar beni kendi dünyasının sınırlarına çekmeye başlamıştı bile. İçimden geçen o çığlığı bastırdım. Ağlamayacaktım, itiraz edip kendimi onların önünde küçültmeyecektim. İpek sabahlığımın düğümünü çözdüm ve yere düşmesine izin verdim. Aynadaki yansımamda, gençliğimin o duru zarafeti duruyordu. Siyah saçlarım çıplak omuzlarıma dökülürken, terzilerin parmaklarındaki soğuk mezuralar tenime değdi. Her ölçü alışlarında, sanki özgürlüğümün sınırlarını çiziyor, beni altın kaplama bir kafese adım adım hapsediyorlardı. Günler bu ritüellerle geçti.
Kumaş provaları, mücevher seçimleri, Varelia sosyetesine söylenecek yalanların ezberletilmesi... Her gün odama giren onlarca insan, üzerime dikilen o ağır pırlantalı kumaşlar bana bir gelinden ziyade bir savaş esirinin zırhını giydiriyor gibiydi. Siyah saçlarım ve buz mavisi gözlerimle, o bembeyaz ipeklerin içinde yaşayan bir hayaletten farksızdım. Ama o otuz gün boyunca asıl işkence odamda değil, zihnimde sürüyordu. Varelia gazeteleri her gün bu haberi basıyordu: "Asırlık Kan Davası Bitiyor: Demokrasinin İki Dev Ailesi Birleşiyor!" Halk, televizyon ekranlarının başında masalsı bir aristokrat düğününü izleyeceğini sanarak heyecanlanıyordu.
Oysa odamın penceresinden Varelia’nın puslu sokaklarına baktığımda gerçeği biliyordum. Cumhurbaşkanı’nın adamları, polis teşkilatı, borsa spekülatörleri... Herkes bu düğünü bekliyordu. İki devin birleşmesi demek, bu ülkedeki tüm dengelerin tek bir gecede altüst olması demekti.
Ve ben, bu devasa satranç tahtasında sadece bir piyondan ibarettim.

★★★★★★★★★★★★★★★★

Düğüne iki hafta kala, akşamüstü odamın kapısı hafifçe çalındı. İçeri giren kişi, çocukluğumdan beri yanımda olan, Moretti malikanesinde bıkmadan arkamı kollayan Lavin’di.
Elindeki gümüş tepside, mühürlü siyah bir zarf taşıyordu. "Victoria..." dedi Lavin, sesi endişeli ama bir o kadar şefkatliydi.
"Bu az önce malikanenin kapısına bırakıldı." Pencere kenarından dönüp elindeki gümüş tepsiye baktım.
"Kimden?"
"Dante Castellani’den," diye fısıldadı Lavin, adı söylerken bile etrafı kontrol eder gibi bir hali vardı.
"Yarın akşam için... İki ailenin ve Cumhurbaşkanlığı temsilcisinin katılacağı, basına kapalı ilk resmi akşam yemeği. Castellani’lerin kontrolündeki tarafsız bölgede, Le Dôme restoranda."
Tepsideki davetiyeye uzandım. Siyah ağır kağıdın üzerinde, Castellani ailesinin o meşhur mühürlü arması duruyordu. Parmağımı soğuk balmumunun üzerinde gezdirdim. Dante, henüz yüz yüze gelmeden bile hamlelerini tek tek yapıyordu. Zaman doluyordu. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
Aynaya yansıyan o buz mavisi gözlerimde çocukluğun son kırıntılarını da gömdüm. Dante Castellani benim ışığımı söndürmek, beni o soğuk duvarlar arasında boyun eğen bir süse dönüştürmek istiyordu. Davetiyeyi masaya bıraktım ve Lavin’e döndüm.
"Lavin," dedim, sesim odadaki havayı kesecek kadar pürüzsüz ve dikey bir tondaydı. "Yarın akşam için onların seçtiği o parlak renkleri değil, en koyu siyah elbisemi hazırlat. Castellani’ler benim bir kurban değil, onların üzerine çökecek bir gece olduğumu ilk andan anlasınlar."
Lavin gözlerindeki hüznü gizlemeye çalışarak hafifçe başını eğdi. "Nasıl isterseniz, Victoria Hanım."

★

Ağır, simsiyah kumaş üzerime tıpkı bir zırh gibi oturdu. Saçlarımı sıkıca toplatmak yerine serbest bıraktım; siyah buklelerim omuzlarımdan aşağı, pürüzsüz tenimin üzerine gecenin karanlığı gibi döküldü. Ne tek bir pırlanta taktım ne de iddialı bir makyaj yaptım.
Onların süslü, yapay dünyasına vereceğim en büyük cevap, kendi çabasız duruluğumdu. Le Dôme restoranı, Varelia’nın en yüksek tepesinde, şehre tepeden bakan o heybetli taş binadaydı.
Dışarıda Varelia’nın bitmek bilmeyen yağmuru sağanak halinde yağıyor, restoranın önündeki siyah lüks araçların üzerine sicim gibi iniyordu. Araçtan indiğimde etrafı saran siyah ceketli adamların bakışlarını üzerimde hissettim.
Moretti korumaları ile Castellani korumaları restoranın bahçesinde karşı karşıya dizilmişti; her an tetiğe basmaya hazır iki ordu gibi duruyorlardı. Babam Hector Moretti’nin hemen arkasından restorana adım attığımda, içerideki ağır mum kokusu ve orkestranın çaldığı boğuk viyolonsel sesi karşıladı bizi.
Restoranın tam ortasındaki devasa oval masanın başında Cumhurbaşkanlığı İçişleri Müsteşarı duruyordu. Ve masanın sağ tarafında... Castellani’ler. Gözlerim masanın tam ortasına kaydığında, göğsümdeki havanın çekildiğini hissettim.
Dante Castellani. Resepsiyon gecesi gölgelerin içinden seçebildiğim o siluet, şimdi tüm heybetiyle tam karşımdaydı. Kapkara takımı, geriye taranmış koyu renk saçları ve bir heykeltıraşın elinden çıkmış kadar keskin yüz hatlarıyla masadaki en tekinsiz varlıktı. Geniş omuzları ve etrafına yaydığı o karanlık aura, devasa restoranın tüm atmosferini domine ediyordu. Babamla birlikte masaya yaklaştığımızda, Dante yavaşça ayağa kalktı. Boyu benden oldukça uzundu. Bütün gözler üzerimizdeydi; babam, Castellani ailesinin büyükleri ve devletin o korkak temsilcisi... Herkes bu iki soyun karşılaşmasını nefesini tutarak izliyordu. Dante bakışlarını babamdan çekip doğrudan bana çevirdi.
Mavi gözlerim onun gözleriyle buluştuğunda, Varelia’nın soğuk yağmuru içeri dolmuş gibi hissettim. O gözlerde 18 yaşında bir kızı küçümseyen, kırmak istediği bir oyuncağı süzen ama aynı zamanda o geceden beri zihnine kazıdığı o ışığı arayan tekinsiz bir derinlik vardı.
Beni tepeden tırnağa yavaşça süzdü. Üzerimdeki siyah elbiseyi, makyajsız yüzümü ve pes etmeyen dik duruşumu... İçişleri Müsteşarı sahte bir gülüsemeyle öne atıldı.
"İşte Varelia’nın geleceğini inşa edecek o iki genç beyin... Hoş geldiniz Victoria Hanım."
Dante hiçbir şey söylemedi. Elini bile uzatmadı. Sandalyesini hafifçe geriye çekip yer gösterirken gözlerini buz mavisi gözlerimden bir saniye bile ayırmadı. Masanın etrafına kurulduk. Gümüş çatal bıçak sesleri ve müsteşarın siyasi konuşmaları arasında hava bir bıçak kadar keskindi.
Babam Hector, Castellani’lerin lideriyle soğuk bir güç savaşı yürütüyor, Varelia’nın borsa hisselerinden bahsediyorlardı. Ben ise sadece tabağıma bakıyor, kendi zırhımın arkasına saklanıyordum.
Tam o sırada, masanın altından hafif bir hareket hissettim. Dante öne doğru biraz dirsek dayadı. Kadehine uzanırken bana doğru eğildi. Sesini öyle bir ayarlamıştı ki, masadaki o boğuk gürültünün ve babamların sert tartışmasının arasında sadece benim zihnimde çınladı. Dudaklarında zehirli, karanlık bir tebessüm belirdi.
Sadece benim okuyabileceğim ve duyabileceğim o fısıltıyla konuştu: "Çok parlak duruyorsun, küçük Moretti."
Sesindeki o alaycı, meydan okuyan ton kanımı tutuşturdu. Beni o salonda gördüğünü, o geceki halimi hatırladığını ima ediyordu. Büyülenmiş gibi değil, beni o parlaklığımdan söküp almak ister gibi bakıyordu.
Çenemi olabildiğince dikleştirdim. Masanın altındaki elimle peçeteyi sıktım ama yüzümde en ufak bir jest bile oynatmadım. Mavi gözlerimdeki Moretti ateşini doğrudan onun karanlığına diktim.
Kadehime uzandım, hafifçe dudaklarıma götürürken en az onun kadar alçak, soğuk ve keskin bir fısıltıyla cevap verdim: "Gözlerini kamaştırıyorsa, arkana dönebilirsin Castellani."
Dante’nin gözlerindeki o karanlık hare bir anlığına derinleşti. Kadehi tutan parmaklarının sıkılaştığını gördüm. Karşısında korkudan titreyecek bir çocuk bekliyordu ama bulduğu şey, onun karanlığına kendi ateşiyle cevap veren bir rakipti.

Masanın üzerindeki gümüş şamdanların alevi, tabağımın kenarındaki porselene donuk sarı bir ışık düşürüyordu. Le Dôme’un o kasvetli, buram buram politik gerilim kokan havası boğazımı kurutuyordu ama kadehimdeki sudan tek bir yudum bile almadım.
Zayıflık belirtisi sayılabilecek en ufak bir harekete bile tahammülüm yoktu. Dante’ye verdiğim o yanıttan sonra aramızda kelimesiz, dehşet verici bir sessizlik uzadı. Gözlerini üzerimden çekmedi.
O kapkara bakışlar, sanki zihnimin kıvrımlarında geziniyor, surlarımın ardındaki o yaralı kızı arıyordu. Ama ona sadece bir Moretti’nin çelikten zırhını gösterdim.
"Varelia’nın batı limanlarındaki imtiyazlar..." dedi babam Hector, sesindeki o otoriter tonla masadaki diplomatik tiyatroyu sürdürerek. "Anlaşmanın yürürlüğe girdiği gün Castellani tarafına devredilecek. Ancak borsa hisselerinin kontrolü Moretti konseyinde kalmalı."
Dante’nin babası, yani Castellani soyunun yaşlı ve kurt lideri Lorenzo Castellani, önündeki et tabağını yavaşça kenara itti. Derin çizgilerle dolu yüzünde tehlikeli bir tebessüm belirdi. "Borsa hisselerinin kontrolü mü?" dedi, sesi yılların getirdiği o acımasızlıkla kısıktı.
"Hector, birbirimizi kandırmayalım. Bu evlilik bir ortaklık değil, birleşme. Kızın malikaneme adım attığı an, Moretti’lerin Varelia üzerindeki tekeli biter."
Oğluna dönüp bakmadı bile ama mesaj netti: O kız bizim tutsağımız olucak. Tırnaklarımı masanın altında, ipek elbisemin kumaşına sertçe bastırdım. Babamın göz ucuyla bana baktığını, tepkimi ölçtüğünü hissettim.
Bütün bu adamlar, bu masada Varelia’nın geleceğini, haritalarını ve benim hayatımı bir poker masasındaki fişler gibi paylaşıyordu. İçişleri Müsteşarı durumun gerildiğini fark edip araya girmeye çalıştı.
"Beyefendiler, lütfen... Sayın Cumhurbaşkanımız bu birleşmenin Varelia’nın huzuru için ne kadar hayati olduğunu-"

"Cumhurbaşkanınız önce kendi koltuğunun huzurunu düşünsün," diye kesti Dante. Sesi o kadar bas, o kadar soğuk ve gürültüsüzce baskındı ki salondaki garsonlar bile bir anlığına adımlarını durdurdu.
Bakışlarını bir saniye bile buz mavisi gözlerimden ayırmadan konuşuyordu. "Bu masada oturan hiç kimse sahte huzur masallarıyla ilgilenmiyor Müsteşar," dedi Dante, kadehini masaya sertçe bırakarak. "Bu evlilik bir barış antlaşması değil. Bu, Varelia’daki tek otoritenin kim olacağını belirleme süreci. Ve bu sürecin kurallarını ben koyarım."
Bakışları doğrudan üzerimde kilitlendi. "Gelinimiz de bunu gayet iyi biliyor, değil mi Victoria?" İlk kez adımı doğrudan onun dudaklarından duydum. Victoria. Sesi adımı bir iltifat gibi değil, bir meydan okuma, sınırları çizilmiş bir mülk ismi gibi telaffuz etmişti. Gövdemi hafifçe dikleştirdim. Masadaki herkesin gözü bir anda bana döndü. Babamın uyarıcı bakışlarını, Lorenzo Castellani’nin alaycı süzüşünü ve İçişleri Müsteşarı’nın boncuk boncuk terleyen alnını teğet geçtim.
"Kuralları koyabileceğini sanman çok sevimli, Castellani," dedim. Sesimdeki pürüzsüz sakinlik, masadaki o ağır havayı bir kılıç gibi kesti. "Ama unutuyorsun. Bir oyunda kuralları koyan değil, oyunu bitiren kazanır."

Dante’nin göz bebekleri bir anlığına genişledi. Masanın altından sıktığı yumruğunun eklem kemiklerinin beyazladığını fark ettim. Salonda ölümcül bir sessizlik oldu. 18 yaşında bir kızın, Varelia’nın en korkulan adamının yüzüne karşı böyle konuşması bu masada alışılmış bir şey değildi.
Vito Castellani derin bir kahkaha attı. "Görüyor musun Dante? Hector kızını bir gelin gibi değil, tam bir Moretti gibi yetiştirmiş. Soğuk ve iddialı."
"İddia değil," diye fısıldadı Dante, gözlerindeki o karanlık ateş daha da büyürken. "Sadece henüz kırılmamış bir gurur. Ama Castellani malikanesinin duvarları çok soğuktur, küçük Moretti. O gururun ne kadar çabuk buz tutacağını yakında göreceğiz."
"O duvarların soğukluğu beni üşütmez," dedim, kadehimi ona doğru hafifçe kaldırarak. "Ama dikkat et, arkasındaki ateşim sizin malikaneyi yakmasın."

Yemeğin geri kalanı bir cehennem sessizliğinde geçti. İki taraf da kozlarını masaya dökmüş, kılıçlar çekilmişti. Restorandan ayrılırken, yağmurun altında kapıda durduk. Babam arabaya binerken Dante yanıma kadar geldi. Şemsiyesini tutan korumasını elinin bir hareketiyle geri çekip tam karşımda durdu.
Yağmur damlaları koyu renk saçlarına ve keskin yüz hatlarına düşüyordu. Eğildi, kulağımın hemen arkasına, sıcak nefesini tenimde hissettirecek kadar yakınlaştı:

"İki hafta sonra o katedralde o beyaz elbiseyi giydiğinde, bu siyah elbisenin arkasına saklanamayacaksın Victoria. Seni kendi dünyama aldığımda, o gözlerindeki parlaklığı izlemek en büyük eğlencem olacak."
Geri çekilip yüzüme baktı. Dudaklarında o zehirli, karanlık tebessüm vardı. Arabanın kapısına uzandım, binmeden önce son kez ona döndüm.
"O zaman iyi izle Castellani. Çünkü o parlaklık senin sonun olacak."
Arabaya oturup kapıyı kapattığımda kalbimin göğüs kafesimi dövdüğünü hissettim. Korkudan değildi bu; içimdeki Moretti kanının, onun karanlığına verdiği o vahşi yanıttı. Savaş resmen başlamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

176okunma 44beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…