5. BÖLÜM💎

Yazar: Asmin 𝄞

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 5. BÖLÜM💎

Medya : Victoria💙

Selamlarr, bu bölüm benim şimdiye kadar en çok zorlandığım bölümdü. Üç paragraf yazıp iki paragraf siliyprdum. Sizden tek bir ricam var o da kitabıma destek olmanızz😭
~Sizi çok seven yazarını Asmin💌

Victoria

Öğleden sonra güneşin sarı ışıkları odaya dolduğunda fırtına dinmişti. Dante yanımda derin nefeslerle yatıyordu.
Sırtındaki tırnak izleri ve boynumdaki morluklar, gecenin geride bıraktığı fiziksel kanıtlardı. Yatak odasının devasa penceresinden içeri sızan soğuk kasaba havası, tenimdeki yangını yavaşça dindiriyordu.
Sessizce yataktan doğrulup bacaklarımı aşağı salladım. Yerde darmadağın duran kıyafetlerimize baktım. Gece o karanlığın içinde hiçbir şey düşünmemiştim ama gündüz ışığı odayı doldurduğunda, çıplak tenimle ortada kalmış olmak içimde ani bir gerilme yarattı. Zayıflık asla kabul edemeyeceğim tek şeydi.

Yine de Moretti gururumu çiğnetmeye niyetim yoktu.

*

Sıcak su tenimdeki yorgunluğu alırken üzerime kusursuz saran koyu kahverengi, sıfır kol ince bir body; altıma da aynı kumaştan dökümlü bej midi etek ve aynı parça bej ceketimi geçirdim. Dante’nin tenimde bıraktığı o izleri tamamen örten bu tonlar, aynadaki yansımama tam o istediğim keskin ve sarsılmaz gücü veriyordu. Saçlarımı sımsıkı, kusursuz bir at kuyruğu yapıp aşağı indim.

Koridorlar gecenin o boğucu ağırlığından arınmış, Castellani malikanesinin o soğuk ve kusursuz işleyişine geri dönmüştü. Cassian geniş salonda durmuş, tableti üzerinden sevkiyat raporlarını inceliyordu. Beni gördüğü an başını hafifçe eğdi.

"Günaydın –pardon, tünaydın Bayan Castellani. Bay Dante çalışma odasında sizi bekliyor."

"Bekletilmeyi sevmez derler," dedim buz gibi bir sesle, koridorun sonundaki çift kanatlı ceviz kapıya adımlarken.

"Bay Dante beklemeyi de sevmez ama söz konusu siz olduğunuzda kuralları esnettiğini ilk defa görüyorum," dedi Cassian arkamdan tatlı bir tehlike içeren sesle. Cevap vermedim.

Ağır kapıyı açıp içeri girdiğimde Dante masanın arkasında siyah takım elbisesiyle oturuyordu. Üzerindeki gömleğin üst düğmesi açıktı ve boğazındaki hafif kızıllık, gecenin izlerinin sadece benim tenimde kalmadığının kanıtıydı. Elindeki purodan süzülen duman odayı sarmıştı. Başını kaldırıp bej ceketimin içindeki koyu kahverengi body'ye ve keskin duruşuma baktı. Gözlerindeki o tehlikeli kıvılcım anında parladı.

"O kadar zırh kuşanmana gerek yoktu," dedi sesi derin ve tok bir tonda. "O izlerin kime ait olduğunu bu malikanede herkes biliyor."
Gözlerimi devirmeden karşısındaki deri koltuğa oturdum, ceketimin düğmelerini sabit tutarak dikleştim. "Kimin ne bildiği umurumda değil. Benim dünyamda zaferler sergilenir, izler değil."
Dante purosunu küllüğe bastırıp öne eğildi ve masanın üzerinde duran, siyah derisinden ve altın mühürlerinden ağır olduğu anlaşılan kalın bir dosyayı bana doğru itti.
"Bu nedir?" diye sordum, parmaklarım masanın kenarında hafifçe kasılırken.
"Moretti ailesinin güney limanındaki sevkiyat protokolü," dedi gözlerini bir saniye bile benden ayırmadan.
"Baban o bölgeyi vermeyi reddediyordu. Kan dökülmeden önce anlaşmaya varabilirdik ama o gururunu seçti. Ama artık benim karımsın. O limanın kontrolü senin imzana bakıyor."
Başımı dikleştirdim, çenem inatla yukarı kalktı.
"Benden babamın mülkünü sana devretmemi mi istiyorsun? Castellani topraklarına katmak için beni bir araç olarak kullandığını biliyordum ama bu kadar açık oynayacağını tahmin etmemiştim."
Dante ayağa kalktı. Masanın etrafından dolaşıp önümde durduğunda, devasa gövdesi üzerime bir gölge gibi düştü ama geriye adım atmadım. Eğilip ellerini koltuğumun iki yanına dayadı; yüzü yüzüme o kadar yakındı ki nefesini soluyabiliyordum.
"Hayır," dedi fısıltıyla. "O limanı birlikte yöneteceğiz. Sana tutsak muamelesi yapmayacağımı söylemiştim. Ama benimle çalışacaksan, o Moretti sadakatini bu masada kanıtlayacaksın. Aileni sırtından bıçaklamıyorsun, Victoria; bu evliliğin gerçek gücünü kabul ediyorsun."
Gözlerinin içindeki o karanlık gerçekliği tarttım. Babamın zayıflıklarını biliyordum; o liman Castellani'lerin eline geçmese bile başka bir mafya grubunun kanlı akınına uğrayacaktı. Dante ile ortaklaşa yönetmek, Moretti adını tamamen silinmekten kurtaracak tek yoldu.
Masanın üzerindeki ağır gümüş kalemi parmaklarımın arasına aldım. İmza atmadan önce ona doğru eğildim, aramızdaki o tehlikeli mesafeyi sıfırlayarak gözlerinin içine baktım.
"Bu imzayı atarım," dedim zehir gibi keskin bir fısıltıyla. "Ama o limana girecek ilk gemi ve yanaşacak her konteyner benim emirlerimi dinleyecek. Senin kurallarına boyun eğmek için değil, o limanı senin elinden almak için bu masadayım. Razı mısın?"
Dante’nin gözlerinde daha önce hiç görmediğim kadar saf, vahşi bir hayranlık ve tehlikeli bir arzu parladı. Elini çeneme koyup başparmağını elmacık kemiğimin üzerinde yavaşça gezdirirken gülümsedi.
"Oyna bakalım," dedi, sesi odayı inleten bir tonda yankılandı. "Görelim hangimizin emri daha ağır basacak."
Kalemi kağıda bastırdım ve Castellani mührünün yanına adımı, acımadan, zerre titremeyen bir elle kazıdım. Sevkiyat mühürlenmişti; ve bu savaş artık yeni bir boyuta evriliyordu.

Mühürlü kâğıda attığım imzanın mürekkebi henüz kurumamıştı ki kalemi masaya bıraktım. Buz mavisi gözlerimi Dante'ye diktim.

“İmzaladım, Castellani. Ama o limana girecek ilk gemi benim emirlerimi dinleyecek. Benim adamlarım, benim kurallarım.”

Dante purosunu küllüğe bastırdı. Önündeki belgeyi alıp imzamı kısa bir süre inceledi.

“İlk geminin kayıtlarını sen inceleyeceksin,” dedi. “Yükünü, mürettebatını ve limana giriş saatini kontrol edebilirsin. Ancak güvenlik konusunda benim adamlarım da söz sahibi olacak.”

Kaşlarımı çattım.

“Bu, benim şartlarımla uyuşmuyor.”

“Öyleyse şartlarını yeniden konuşabiliriz.”

Beklediğim cevap bu değildi. Dante'nin benimle tartışmasını, imzamı yüzüme vurmasını beklemiştim. Bunun yerine sanki sıradan bir iş anlaşmasını görüşüyormuşuz gibi konuşuyordu.

“Beni buraya ortaklık teklif etmek için çağırmadın,” dedim. “Bu anlaşmanın çoktan kararlaştırıldığını ikimiz de biliyoruz.”

Dante belgeden başını kaldırdı.

“Doğru. Ama imzaladığın anlaşmanın her maddesine karşı çıkarsan, onu imzalamanın ne anlamı kalıyor?”

“Bana seçenek bırakmadığını ikimiz de biliyoruz.”

Bakışları yüzümde bir süre gezindi.

“Seçeneklerinin az olması, aklını kullanamayacağın anlamına gelmez, Victoria.”

Sandalyemden kalktım.

“O liman Morettilerindi. Babamın adamları orada yıllarca çalıştı. Şimdi bana sanki hiçbir şey bilmiyormuşum gibi davranmanı beklemiyorum.”

“Beklemene gerek yok.” Dante de ayağa kalktı. “Limanı tanıyorsun. Adamlarını tanıyorsun. Bu yüzden orada bulunmanı istiyorum.”

“Bana güveniyor musun?”

“Henüz değil.”

Cevabı hiç tereddüt etmeden vermişti.

En azından yalan söylemiyordu.

“Öyleyse neden beni yanında götürüyorsun?”

“Çünkü sana güvenmemem, senin işe yaramayacağın anlamına gelmiyor.”

Ona öyle bir baktım ki normal şartlarda bir insan çoktan konuyu değiştirmiş olurdu.

Dante ise ceketini aldı ve masanın etrafından dolaştı.

“Limanın ortasında birbirimizle uğraşmak yerine işimizi yaparsak ikimiz de kazanırız.”

“Benimle uğraşan sensin, Castellani.”

“Henüz başlamadım bile.”

Gözlerimi devirdim ve çantamı aldım. Kapıya yöneldiğim sırada hemen arkamdan seslendi.

“Önden buyur, Kan Gülü.”

Adımlarım kesildi.

Yavaşça ona döndüm.

“Ne dedin sen?”

Dante kapının yanında durmuş, bana bakıyordu.

“Kan Gülü.”

Birkaç saniye yüzüne baktım. Doğru duyduğumdan emindim ama yine de bu kelimelerin onun ağzından çıkmış olmasına anlam veremiyordum.

“Bana neden böyle sesleniyorsun?”

“Yakışmadı mı?”

“Hayır.”

Cevabım o kadar hızlı çıkmıştı ki kendi sesimdeki kesinliğe ben bile şaşırdım.

Dante'nin dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi.

“Pek düşünmeden cevap verdin.”

“Çünkü üzerinde düşünecek bir şey yok. Bana lakap takmak yerine işine bak.”

“Peki, Victoria.”

Yanından geçip kapıya yöneldim. Tam rahatladığımı düşünürken sesini yeniden duydum.

“Yine de Kan Gülü sana daha çok yakışıyor.”

Olduğum yerde durdum ve başımı omzumun üzerinden çevirdim.

“Bir daha bana öyle dersen—”

“Ne yaparsın?”

Sesinde açık bir meydan okuma yoktu. Sanki cevabımı gerçekten merak ediyormuş gibi sakindi. Bu da onu daha da sinir bozucu yapıyordu.

“Bunu öğrenmek istemezsin.”

Dante başını hafifçe eğdi.

“Göreceğiz.”

Arkamı dönüp odadan çıktım.

Kan Gülü.

Koridorda yürürken istemsizce bu iki kelimeyi düşündüm. Lakap fazlasıyla iddialıydı. Üstelik bunu söyleyen kişi, birkaç dakika önce anlaşmanın güvenlik maddelerini benimle tartışan Dante Castellani'ydi.

Bana neden böyle seslendiğini bilmiyordum.

Açıkçası öğrenmek için de can atmıyordum.

En azından kendime söylediğim buydu.

Asansöre ulaştığımızda Dante yanıma geldi. Kapılar kapandıktan sonra bir süre sessiz kaldık.

“Marco orada olacak mı?” diye sordu.

“Olacak.”

“Benden hoşlanmıyor.”

İstemeden güldüm.

“Bu konuda yalnız değil.”

Dante başını çevirip bana baktı.

“En azından dürüstsün.”

“İnsanları memnun etmek gibi bir görevim yok.”

“Bunun farkındayım.”

Asansörün kapıları açıldı. Birlikte zemin kata indik ve bizi bekleyen zırhlı araca yöneldik.

Yol boyunca limanla ilgili belgeleri inceledim. Dante birkaç telefon görüşmesi yaptı, iki sevkiyatın saatini değiştirdi ve güvenlik sorumlusundan bilgi aldı.

Bana ne yapmam gerektiğini söylemedi. Ben de onun işlerine karışmadım. Bu, en azından şimdilik, anlaşmanın işe yarayabileceğini gösteriyordu.

Araç limana yaklaşırken belgeleri kapattım.

“Bir şey açık olsun,” dedim. “Benim adamlarıma senin adına emir vermeyeceğim. Sen de benim adıma emir vermeyeceksin.”

Dante telefonunu cebine koydu.

“Anlaşmaya uygun davranırsak buna gerek kalmaz.”

“Bazen anlaşmalar yeterli olmaz.”

“Öyleyse sorun çıktığında konuşuruz.”

“Her şeyi konuşarak çözeceğine mi inanıyorsun?”

“Hayır. Ama daha ilk günden insanları birbirine düşürmenin de bir anlamı yok.”

Cevap vermedim. Bu kez haklı olması, ona bunu söyleyeceğim anlamına gelmiyordu.

Güney Limanı'nın paslı vinçleri uzaktan görünmeye başladığında camdan dışarı baktım. Denizden gelen tuzlu hava, açık kapıdan içeri sızan hafif esintiyle birlikte araca doluyordu.

Burası çocukluğumdan beri bildiğim bir yerdi. Babamın adamlarının yıllarca çalıştığı, ailemin adının hâlâ birçok kişiye güven verdiği liman.

Artık Castellani'yle ortaklaşa kullanacağımız bir yerdi.

Bu düşünce içimi rahatsız ediyordu.

Araç durduğunda kapı açıldı. Dante indi ve ceketini düzeltti. Ardından bana döndü.

“Hazır mısın?”

“Buraya gelmek için sabırsızlandığımı söyleyemem.”

“Bunu yüzünden anlayabiliyorum.”

“Ne kadar dikkatli bir gözlemciymişsin.”

Dante hafifçe gülümsedi ama cevap vermedi.

Araçtan indim ve limana doğru yürüdüm. Girişte bekleyen adamlar bizi fark edince konuşmalar kesildi.

Adamlarımın arasında Marco duruyordu.

Çocukluğumdan beri babamın sağ kolu olan Marco, bizi gördüğünde çenesini sıktı. Yüzündeki yara izi ve sert bakışları onu ilk tanıdığım günkü gibiydi.

Beni görünce bakışları kısa bir an yumuşadı. Ardından Dante'ye döndü.

“Bay Castellani,” dedi. “Bu liman Morettilerin emeğiyle kuruldu. Buradaki adamların çoğu yıllardır aileme hizmet ediyor. Bir anlaşma yapıldı diye her şeyin bir gecede değişmesini bekleyemezsiniz.”

Dante ellerini ceplerinden çıkardı.

“Beklemiyorum. Fakat anlaşmanın yürürlüğe girmesini bekliyorum.”

“Peki ya Victoria'nın burada söz sahibi olması?”

Dante bakışlarını bana çevirdi.

“Bunu kendisine sorabilirsin.”

Marco'nun yüzündeki ifade değişti. Bana döndü.

“Victoria, bu liman senin ailenin yıllarca emek verdiği yer. Buradaki adamlar seni dinler. Fakat bu anlaşmanın ne anlama geldiğini gerçekten biliyor musun?”

“Biliyorum.”

“Öyleyse neden kabul ettin?”

Sorusundaki endişeyi anlayabiliyordum. Marco, benim kararlarıma hiçbir zaman körü körüne karşı çıkmamıştı. Ama şimdi karşısında duran adamın kim olduğunu biliyor, bu anlaşmanın bedelini düşünüyordu.

“Çünkü bu limanı bir anlaşmazlığın ortasında bırakmayacağım,” dedim. “Buradaki insanların geleceğini benim yerime başkalarının belirlemesine izin vermeyeceğim.”

Marco gözlerimin içine baktı.

“Peki, kararlarını kendin verebilecek misin?”

“Bunun için buradayım.”

Dante araya girdi.

“Victoria'nın ne yapabileceğini görmek istiyorsan ona fırsat ver, Marco. Onun yerine karar vermeye çalışarak işini zorlaştırıyorsun.”

Marco'nun bakışları sertleşti.

“Benim işimi zorlaştıran kişi sizsiniz.”

“Olabilir. Ama şu an burada tartışarak hiçbir yere varamayız.”

Aralarındaki gerginlik giderek artarken Marco'nun eli beline doğru hareket etti. Hareketi gören birkaç Castellani ve Moretti muhafızı da pozisyon değiştirdi.

Dante bunu fark etti.

“Marco,” dedi. “Bunu yapmanı tavsiye etmem.”

“Adamlarımın karşısında duran kişi sizsiniz.”

“Ve ben buraya kimseyle çatışmaya girmek için gelmedim.”

Marco acı bir gülümsemeyle başını salladı.

“Buna inanmamı mı bekliyorsunuz?”

“İnanmak zorunda değilsin. Ama ne yapacağına karar vermeden önce sonuçlarını düşün.”

Marco'nun eli hâlâ beline yakındı.

“Victoria! Tek bir sözün yeter. Adamlarım seni dinler. Bu limanın kontrolünü ona bırakmak zorunda değilsin.”

Dante bana döndü.

“Adamlarını sakinleştirebilir misin?”

Soruyu duyar duymaz Marco'ya baktım.

“Silahları indirin.”

Adamlarımın bazıları tereddüt etti.

“Şimdi.”

Bu kez emrimi anladılar. Silahlar yavaşça indirildi. Birkaç saniye sonra Castellani tarafındaki muhafızlar da pozisyonlarını gevşetti.

Marco bana döndü.

“Victoria, bu adamın burada istediği gibi davranmasına izin veremezsin.”

“Onun istediği her şeyi kabul ettiğimi kim söyledi?”

“Öyleyse neden—”

“Çünkü burada çıkacak bir çatışma, limanı geri almamızı sağlamayacak.” Sesimi alçalttım. “Aksine, kaybedeceklerimizin sayısını artıracak. Ben buraya birilerini kurtarmak için geldim, onları tehlikeye atmak için değil.”

Marco bir süre sustu.

Sonra başını hafifçe eğdi.

“Anlaşıldı.”

“Adamlarını topla. Bu gece kimse tek başına hareket etmeyecek. Yarın ilk geminin kayıtlarını inceleyeceğiz.”

Marco, Dante'ye son bir kez baktıktan sonra adamlarının yanına gitti.

Gemiye yaklaştığımızda mürettebatın bir kısmı güvertede çalışıyor, diğerleri konteynerlerin çevresinde dolaşıyordu.

Belgeleri teslim aldım ve ilk sayfayı dikkatle inceledim.

“Burada bir tutarsızlık var.”

Dante yanıma geldi.

“Nerede?”

Kâğıttaki satırı gösterdim.

“Bu konteynerin yükleme saati, diğer belgelerde belirtilen saatle uyuşmuyor.”

Dante yanındaki güvenlik sorumlusuna döndü.

“Kontrol edin. Gerekirse yükleme kayıtlarını yeniden isteyin.”

Adam uzaklaşırken Marco da belgeye göz attı.

“Bu bir hata olabilir.”

“Olabilir,” dedim. “Ama doğrulamadan geçmesine izin vermeyeceğiz.”

Dante başını salladı.

“Katılıyorum.”

İkinci belgeyi kontrol etmeye başladım. Bir süre sonra Dante'nin sesiyle başımı kaldırdım.

“Adamların işlerini biliyor.”

Bakışlarımı Marco'ya çevirdim. Adamlarıyla konuşuyor, kontrol edilmesi gereken konteynerlerin listesini hazırlıyordu.

“Biliyorlar. Yıllardır bu işi yapıyorlar.”

“Belli oluyor.”

Ona döndüm.

“Bunu bir iltifat olarak mı kabul etmeliyim?”

“Nasıl istersen.”

Başımı iki yana salladım.

“Seninle konuşmak neden bu kadar yorucu?”

“Bunu daha önce de söyledin.”

“Çünkü hâlâ değişen bir şey yok.”

Dante'nin dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

Ardından belgeleri işaret etti.

“Şu konteynerin kaydını da kontrol etmeliyiz.”

Konuyu değiştirmesine memnun oldum. En azından işimizi yapabiliyorduk.

Kontrol devam ederken iskeledeki gerilim yeniden arttı. Castellani'nin adamlarından biri, konteynerlerin önünde duran Moretti muhafızına bir şey söyledi. Muhafız cevap verdi. İkisi de seslerini yükseltmeye başlayınca çevrelerindeki adamlar dikkat kesildi.

Marco hemen yanlarına yürüdü.

“Ne oluyor burada?”

Muhafız, Castellani'nin adamını işaret etti.

“Bize nerede duracağımızı söylüyor.”

“Güvenlik alanını belirlemeye çalışıyorum,” diye karşılık verdi adam.

“Burası Moretti limanı.” -Evet bir zamanlar yalnızca Moretti limanıydı. Ama lanet olasıca iki ailenin yaptığı anlaşma yüzünden artık bu limanın kontrolü iki aile içinde geçerliydi.-

Dante konuşmaları duyunca yanımıza geldi.

“Kimse görev alanını tek başına değiştirmeyecek,” dedi. “Güvenlik planı önceden belirlendi. Herkes ona uyacak.”

Marco ona döndü.

“Adamlarınızın bunu anlamasını sağlayın.”

“Sağlayacağım.”

Marco'nun yüzündeki gerginlik kaybolmamıştı.

“Bunu sizin için yapmıyoruz, Castellani. Hector Moretti'ye ve Victoria' ya olan sadakatimizden ve saygımızdan buradayız.”

Araya girdim.

“Ve ben buradayken kimsenin bunu unutmasına gerek yok.”

İkisi de bana döndü.

“Marco, adamlarını kendi bölgelerinde tut. Castellani'nin ekibi de kendi sorumluluk alanında kalacak. Bir sorun çıkarsa önce bana haber verilecek.”

Marco başını salladı.

Dante de itiraz etmedi.

“Anlaşıldı,” dedi.

Gerilim tamamen dağılmamıştı ama en azından kimse silahına davranmamıştı.
Marco adamlarının yanına döndüğünde Dante'ye baktım.

“İşte böyle çalışacağız.”

“Bana emir mi veriyorsun?” diye alayla yanıtladı Dante, o pis ukala sırıtışıyla.

“Bir önerim var. İşine gelirse uygularsın.”

Dante'nin dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.

“Bunu düşüneceğim.”

“Bunu söylemeyi çok seviyorsun.”

“Çünkü genellikle işe yarıyor.”

İstemsizce gözlerimi devirdim.

Bu adamla çalışmanın kolay olmayacağı kesindi.

Ama henüz imzaladığım anlaşmadan pişman olacak kadar da aptal değildim.

Gün batımına doğru belgelerin ilk incelemesini tamamladık. Şüpheli görünen konteynerin kayıtları yeniden istenmişti. Kesin bir sonuca ulaşmadan sevkiyata onay vermeyecektim.

Marco yanıma geldi.

“Adamları topluyorum. Yarın sabah yeniden kontrol ederiz.”

“Tamam. Belgelerin bir kopyasını da bana gönder.”

“Gönderirim.”

Bir an duraksadı.

“Victoria, bu anlaşma konusunda dikkatli ol.”

Yüzüne baktım.

“Her zaman dikkatliyim.”

“Biliyorum. Ama Castellani'ye güvenmek zorunda değilsin.”

“Güvenmiyorum zaten.”

Marco'nun yüzünde kısa bir rahatlama belirdi.

“Güzel.”

“Onunla anlaşma yapmam, ona güvendiğim anlamına gelmez. Yalnızca şimdilik aynı şeyden çıkar sağladığımız anlamına gelir.”

Marco başını salladı.

“Bunu duymak istiyordum.”

Omzuna hafifçe dokundum.

“Git, adamlarınla ilgilen. Yarın görüşürüz.”

Marco uzaklaşınca bir süre limana baktım. Çocukluğumdan beri tanıdığım bu insanları birkaç sayfalık bir anlaşmanın ortasında bırakmak istemiyordum.

Ama onları korumanın yolu her zaman kavga etmek değildi. Bazen geri adım atmak, doğru anı beklemek demekti.

“Düşüncelere daldın.”

Dante'nin sesiyle başımı çevirdim.

“İşimi yapıyorum.”

“Buna itiraz etmedim.”

“Etmeye kalksan da bir şey değişmezdi.”

Yanıma geldi.

“Yarın sabah ilk geminin kayıtlarını birlikte inceleyelim. Sonuçlar netleşmeden sevkiyatı başlatmayız.”

“Güzel.”

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra Dante, sanki aklına yeni gelmiş gibi konuştu.

“Adamların sana güveniyor, Kan Gülü.”

Elimdeki dosyayı kapattım ve ona döndüm.

“Dante.”

“Victoria.”

“Bu lakabı kullanmamanı söylemiştim.”

“Hatırlıyorum.”

“Öyleyse neden hâlâ söylüyorsun?”

“Çünkü sana yakıştığını düşünüyorum.”

Bir an sustum. Bu kez ne diyeceğimi hazırlayamamıştım. Onunla tartışırken bile aklıma gelmeyen bir cevap, şimdi dilimin ucunda bekliyordu.

Sonunda çantamı omzuma yerleştirdim.

“Senin düşüncelerin beni ilgilendirmiyor.”

“Öyleyse sorun yok.”

“Sen gerçekten çekilmezsin.”

“Bunu da daha önce söyledin.”

“Daha da söyleyeceğim.”

Dante güldü. Ama ben gülmedim.

“Bir gün o lakaptan pişman olacaksın, Castellani.”

“Olursam sana söylerim.”

“Sabırsızlıkla bekliyorum.”

Arabaya doğru yürümeye başladım. Birkaç adım sonra arkamdan seslendi.

“İyi akşamlar, Kan Gülü.”

Olduğum yerde durdum.

Yavaşça arkamı döndüm.

“Bunu bilerek yapıyorsun.”

“Hangisini?”

“Beni sinirlendirmeyi.”

Dante ellerini ceplerine koydu.

“Bazen.”

En azından inkâr etmiyordu.

“Bir gün bu rahatlığının başına iş açacağını göreceksin.”

“Olabilir.”

“Seninle anlaşma imzalanan güne lanet olsun.”

Dante başını hafifçe eğdi. Ve yine o gıcık ve pis, ukala sırıtışıyla cevap verdi

“Daha ilk günlerimiz.”

“İşte sorun da bu.”

Bu kez yanıt vermeden araca doğru yürüdü.

Ben de peşinden gittim.

Araca bindiğimde camdan dışarı baktım. Limandaki adamlar yavaş yavaş dağılıyordu. Marco, kendi ekibiyle son talimatları konuşuyordu.

Dante karşımdaki koltuğa oturdu ve telefonunu çıkardı. Bir süre mesajlarına baktıktan sonra başını kaldırdı.

“Marco sana güveniyor.”

“Bunun için yıllardır çalışıyorum.”

“Belli oluyor.”

Bu kez cevabı beni kızdırmadı. Belki de gün boyunca ilk kez, söylediği şeyin arkasında başka bir anlam aramıyordum.

Yine de ona teşekkür edecek değildim.

“Senin adamların da seni dinliyor.”

“Bunun için daha az zaman harcadım.”

“Ne kadar alçakgönüllüsün.”

“Gerçekçi olmaya çalışıyorum.”

Başımı iki yana salladım.

“Bazen gerçekten çekilmezsin, Castellani.”

Dante hafifçe güldü.

Araç hareket ettiğinde arkamı koltuğa yasladım.

Kan Gülü.

Parmaklarımı çantamın sapına doladım.

Ona bu lakabı kullanmamasını söylemiştim. Buna rağmen tekrar etmişti. Bir dahaki sefere ne yapacağımı düşünmem gerekiyordu.

Ama asıl sorun, Dante'nin bana ne dediği değildi.

Asıl sorun, gün boyunca söylediği onca şeyin arasında bu iki kelimenin aklımda kalmış olmasıydı.

Bundan hoşlanmadım.

Hiç hoşlanmadım.

Dante Castellani benim kocamdı. Bu, onu tanıdığım ya da ona güvendiğim anlamına gelmiyordu. Aramızdaki anlaşma çıkarlarımıza dayanıyordu ve çıkarlarımız değiştiğinde bu ortaklığın da değişebileceğini ikimiz de biliyorduk.

Ben kendi ailemi, kendi adamlarımı ve kendi geleceğimi koruyacaktım.

Dante'nin benim hakkımda ne düşündüğü ise onun sorunuydu.

Çünkü Moretti olarak doğmuş, Castellani olarak evlenmiş olabilirdim. Ama kim olduğuma karar verecek son kişi Dante'ydi.

İki bölümü tek bölüme sığdırmak şimdi kadar ki aldığım berbat karar fln
Şükürler olsun ki sonunda doğru düzgün bitirebildim. Kaç kez yazıp sildiğimi bilmiyorum.

Ve bazı yerler saçma ve ya cringe gelirse lüüütfen düşüncelerinizi belirtin💞

İstediğiniz ve ya merakettiğiniz şeyleri yazmayı unutmayınnn
Ve sizden asıl ricam, kitaplarıma destek olmanızz

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

39okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…