Giriş- Kadere İnat

Vaveyla Yazarı: Vaveyla Kullanıcısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Giriş- Kadere İnat

Öncelikle bu hikâyenin ilk bölümü olduğundan çok heyecanlı ve umutluyum o yüzden herkes başladığı tarihi yoruma yazarsa sevinirim.

Her hafta bir bölüm atacağım elimden geldiğince.

İyi okumalar dilerim.

***

Bu hikaye ne olursa olsun hep yalnız savaşmak zorunda kalanlara gelsin.

(Aylin'in bir süre sonra yazdığı bir nottan.)

Gözlerinde deniz yıldızları düşmüş gibi bakıyordun.

Utanmaz mısın herkese uzatmaktan o bakışlarını?

Eğer ben senin için bir elemsem...
Sen benim kaderimin hazırladığı en zor sınavdın.

Ve ben o sınavdan...
hep kalırdım.

Son nefesime kadar, kadere inat.

Ben Aylin Bolatlı, tüm hikayelerin canavarı olduğu iddia edilen, bir savaşa girdi mi kazanmadan dönmeyen.

Her zaman her şey planlı olmasına takıntı ederdim bu yüzden bu kader her zaman tuzaklarını örerdi. Güçlü oldukça daha çok üzerine gelirdi çünkü senin de yıkılmanı... Yılmanı isterdi.

Ama ben asla boyun eğmezdim.

Belki bu yüzden inat edeceğimi bilerekten kurmuştu bu sınavı, ya da konu o olduğundan sıfır alacağımı bilerekten önüme çıkarmıştı onu.

Bir bakmışım, mayına basmışım.

Yolda yürürken şarkı mırıldanmadan edemiyordum, lanet bir huydu. Sokaklar sadece ıssız değil, aynı zamanda karanlıktı. Gece vakti olduğundan mı? Yoksa sonbaharda olduğumuzdan mı? Bilmem ama rüzgar durmadan esiyor, tenimi kesiyor aynı zamanda saçlarım arkamda dans etmesini sağlıyordu.

Kafamdan bin bir düşünce geçiyor geçerken de şakaklarımda bir sızlanmaya neden oluyordu.

Soğuk hava her zaman ki gibi tenimi ısırarak kendini belli ediyordu. Arkamda duyduğum bir tenekenin düşmesinden oluşan cinsten bir ses duymamla olduğum yerde durdum, etrafıma bakındım ardından seslerin daha fazla yükseldiğini farkına bakarak sağ tarafımda ki elektrik direğine sığındım ama sesin geldiği yöne dikkatimi vermeden edemedim.

Lakin çıkmaz sokağın yanında ki ara sokaktan biri koşarak çıktı karşılaştığı duvarla küfür savurdu.

Rüzgar yüzüme aniden daha hızlı çarpmaya başladı, içimde ki ses tekrardan beynimi kemirmeye başlamıştı buradan git diyordu, inadına kalacaktım.

Bu kadere ilk baş kaldırım değildi, onun sözünü dinlemeyi belli bir vakitten sonra bırakmıştım.

Tam o sırada o ara sokaktan bir adam çıktı.

Sokak lambasının altında duran adam, bulunduğu yeri daraltıyordu.
Geniş omuzları karanlığı kesiyor gibiydi.

Sağ elinde silah var.

Doğru diyordu iç sesim, sanırım yine kadere inat etmenin bedellerinden birini ödeyecektim.

Sol eli korkak şalvar giymiş adamın ensesine götürdü, ikisinin nefesi de düzensizdi çünkü biri koşmuştu diğerinin ki ise korkudandı.

Adamın yavaş, yavaş belirginleşirken diğer adamın ensesini daha da sıktı.

"Ağam, yapma ağam." Diyen çaresiz ensesini kaptıran adamın sesiyle bir aydınlanma yaşadım.

İlk defa bir ağa görüyorum, bunun sakalının uzun olması ve yaşlı olması gerekmiyor muydu?

Tam o lanet ara sokaklardan 15, 20 arası bir sürü adam çıkmıştı, o çıkan adamların hepsi takım elbiseliydi. Tamam bu adamı öldürmeyecekler değil mi?

Ağa olan adam ise 30 yaşlarında gözüküyor değil mi?

Hepsi silahlarını o adama doğrulttuğunda adam artık korkudan ayaklarının titremesine engel olamazken pantolonun yavaş yavaş ıslandığını hatta ayaklarına sidikli bir suyun yere dökülmesi mi desem damlaması mı bilmiyorum lakin ağa da buna iğrenmiş olacak ki onun ensesinden iterek bıraktı. Adam dengesini sağlayamadığından ağanın önünde diz çöktü. Ağa dayanamayarak nasırlı elini yüzüne geçirdi.

Yumruk atmasını beklerken tokat atması tahminlerimi boşa çıkarmıştı.

"Eceli gelen cami duvarına işermiş." bağırırken kalın sesi gür çıkıyordu, bu sesi duyduğumda yerimde sıçramamak için zor dururken, ağa olacak herif gözlerini benim olduğum taraflara çevirdiğinde sanırım varlığımı hissetmişti.

İlk başta dona kalsam da gözlerimi kapattım. İçimde sıçtığım söyleyen sesi lütfen haklı çıkarma ağam demek istedim.

Bu sefer gözleri etrafını tararken tekrar o adamı buldu gözleri sanki onun nefes alması bile sinirini bozuyormuş gibi adamın kafasına silahı dayadı.

"Bu iş çok uzadı, normalde sana işkence edecektim lakin siktir et nefes almana dahi tahammüllüm yok." Diyerek silahının kabzasını çekti adamın alnına dayadı. En mantıklısı gizlice kaçmaktı, ama bana yaraşmazdı. Engel olmak imkansızdı sonuçta Hulk değilim nasıl o adamlarla baş edeyim? Bence izlemek en iyisi.

Hani birinin yardıma ihtiyacı olduğunda izlemek yerine elimizden geleni yapacaktın, yalancı.

Kendine verdiği yemini bile tutamayan yalancı.

Susmam gerektiğini biliyordum.
Ama bazı anlarda sessizlik bile ihanetti.

Kader geçmişimi kullanarak geleceğime yön vermeye kalktığında aslında bana idam halatını uzattığını ve kendim de kaderin belirlediği idam mahkumu olduğumu çok sonradan fark edecektim.

Ama bana kendimi boğmak için verdikleri o halatla onları asarak yine bu savaşta kazanacaktım.

Tam onu vuracağı an elimde olmadan çıktım. Elektrik direğinin arkasından çıkarken bir yandan onlara doğru ilerlemeye başladım.

"Durun, siz ne cüretle adam öldürebileceğinizi sanıyorsunuz." Ağa bozuntusu, duyduğu sesle bir kaç saniye dona kaldı, şaşırdı mı yoksa zaten anladı mı bilmiyordum ama adamlarından biri bana doğru konuştu.

Bunlar olurken bir tanıdıklık hissi geldi, sanki bu an böyle değil de farklı bir şekilde yaşanmıştı sanki bu ağa bozuntusu ile yıllardır bir tanışıyormuşuz gibi bir his etrafımı sardı ardından hareketlerimi kısıtladı. Sadece kısıtlamadı da nefesimi kesti.

Deja vu.

Tanıdık yabancı...

"Bacım senin burda ne işin vardır." Sesinde ki isyan hissedilen cinstendi.

"Kendi ülkemde, şehrimde ilçemde dolanmakta suç oldu." Bunu sahte bir sitemle söylemiştim.

Bunu dememle şaşkınlıkla bana baktılar, ne ilk defa mi onlara karşı koyan bir kadını görüyorlardı.

Bence öyle de neyse...

Ağa bozuntusu bana doğru ilerledi, ışık hızını kullanarak mı geldi bilmiyorum. Dibimde bittiğinde kafamı ona doğru kaldırdım, bu kadar uzun olmak zorunda mıydı.

Deodorant ve losyonun keskin kokusu etrafımı sararken sanki kendine ait farklı bir kokusu da vardı lakin anlayamadım, algılayamadım.

Biraz daha ilerleyerek, ve kafasını eğerek burunlarımızı birbirine değdirecekti neredeyse lakin bir anda sağ kolumda baskı hissetmemle anlık ifadem dağılsa da hemen toparladım.

"Buradan hemen gidiyorsun yoksa sağlığına bir zeval gelebilir." Her bir kelimesini söylerken boynundaki damar hareketleniyordu, ben mi sabrının sınırını zorluyordum.

nefesi yüzümü yalarken bir tiksinti bekledim lakin aksine rüzgar gibi tenimi kesmeye ant içmiş gibiydi aynı zamanda nefesi nefesime karışırken kasıklarıma kramplar girdi ama bunun bir mide bulantı olduğunu kendime kanıtlayamıyordum.

Aklımdan dahi geçirmediğim bir şey yaparak dizimi karnına geçirdi, bununla birlikte tuttuğu kolumu bırakmasını sağlarken sadece uzaklaşmıştı bedenimden. Ben ondan karnını tutmasını acıyla küfretmesini veya dişlerini sıkmasını beklerken o aksine eğlendiğini belirten gözlerinde ki pırıltılara sahipti.

Mavi gözlerde ki pırıltılar öyle ışıldıyordu ki bir anlığına deniz gibi mavi veya turkuaz gözlerinde pırıltı yerine denizine yıldızlar düşmüş sanırdı.

"Sıkıntı yok doktorum, kendi yaramı kendim sararım." diyerek mırıldandım sakin ama öfke barındıran bir sesle. Yüzümde ki kaslar onun gibi sinirden belirginleşiyordu, bakışları ne kadar soğuktu anlatamazdım artık. Görende sanacak kendi yarasını sarabilmek için doktorluk okudum.

öyle değil mi?

Yerde uzanan sidikli adam sanırım korkudan bayılmıştı, umurumda değildi.

Ağa bozuntusu, adamlarına bir işaret verdi gözleriyle, adamlar hemen üzerime gelmeye başlamasıyla kendi adımlarımı yere sabitledim, kaçmamak için çünkü anlık refleksle gerileyecektim.

Duralımda ne yapacaklar bir bakalım.

İlk gelen iki adam direk kollarıma yapıştılar, yanımda olmalarıyla onların kokularından iğrenmem bir oldu, yüzümü buruşturmadan edemedim.

Ağa bozuntusu ile aramızda belli bir mesafe olsa gözlerimiz birbiri arasında ki mesafeyi aşmış kanlı bir savaşa girmişti.

Sanki sinirini dindirmişim gibi alaylı bir ifade ele geçirdi suratını. O lanet mavi gözleri alayla beni süzüyordu, gözlerine daha fazla yıldızın düşmesi ile benim aksine gözlerimin daha da kararmasına kaşlarımın daha fazla çatılmasını sağlıyordu. Bedenime artık midemin ağızına kadar geldiğini hissederken bir yandan şakaklarıma Keskin bir ağrı hissediyordum.

Artık suratı karizma sahibi değil de boka benziyordu.

"Seni adamlarım böyle tutarken ben bu herifi öteki tarafa göndereceğim ve sen de bir ağaya baş kaldırmanın bedelini ödeyeceksin, ardından tıpış tıpış evine kaçacaksın." Onun planlarını dinlerken elimde olmadan öfke sebebiyle oluşan bir gülme krizine girdim.

Gülmek karnıma sadece ağrılar sokmuyor aynı zamanda tüm midemin kasılmasını sağlıyordu.

kahkaha atarken bile onlar görsün istemediğimden kafamı arkaya çevirdim güldüğüm gibi, ardından ellerimi yüzüme de doğru ilerlettikten sonra yüzümü kapadım, elimde olmadan başımı da sağa sola sallıyordum.

Deli sanıyorlardır artık bizi.

Bir anda nasırlı bir elin çenemi kavraması ile gülme krizimin geçtiği belli oluyordu lakin artık tüm yüz kaslarım sinirden seğiriyordu.

"Komik olan nedir Doktor Hanım?" bunu demesi ile gözlerim tekrardan gözlerinde ki yıldızlara bakarken derin bir kuyuya çekiliyordum, o kuyunun derinliklerinden ölesiye korktum. Boğazımda ki düğüme rağmen ifadesiz bir şekilde aralandı dudaklarım.

"Sen, baştan aşağı sen. Komik olan sensin, ha birde o rüyanda bile gerçekleşmeyecek planın." Bunu dememle kaşları mümkünmüş gibi daha fazla çatıldı, bu sırada nasırlı elinin hala çeneme temas ettiğini idrak ettiğimde kafamı sallayarak tüm onla olan teması kopardım, çenemi yukarı dikerek ona karşı inat ettiğimi belli ettim.

Onun öfkelendiği gibi o parıltılar kayıplara karışmışken bir anda tekrar filizlendi, gözlerine düşen yıldızların beni etki altına almaması için yüzünde olan hatlarda gezindi gözlerim. O da öfkesini önleyebilmek için aniden arkasını döndü ve bir kaç adım ilerledi sinirle.

Nefes alışverişim daha da beter hale geliyordu, kontrolü kaybedecektim.

Bir anda boynuma ağrı girmesiyle ellerimde ki titremeyi önleyemiyordum, görünmemesi için yumruk yaptım.

"Madem kendi kafanda planı kurdun bize de anlat dinleyelim Doktor Hanım." Ah, oradan bakınca aptala mı benziyordum, hemen başımı daha da dikleştirdim, çenem yukarıda durmaktan artık yorulsa da umurumda değildi zira o benle alay etmenin bedelini ödeyecekti.

"Adım Aylin, Aylin Bolatlıve sana bir şey diyeyim mi? bu ismi hafızandan silemeyeceksin." Bunları ona söylerken amacım beynine mıhlamak ve onu rahatsız etmekti lakin bir anda kahkaha atarak uzaklaştı. Gözlerim onun her bir hareketini kaçırmazken aklım analiz etmeye çalışıyordu.

"Benim adımda Mirza Aram, Mirza Aram Alhan ve sana bir bilgi vereyim mi? bana herkes Mirza ağam demek zorundadır." Bana kısaca Mirza Ağam diyeceksin diyordu, harbiden soruyorum bu Mardin'de olan her şeyi marabası mı sanıyordu.

Farkındaydım Kaderin kıynak içine girmiştim ama girende benim çıkanda ben olacağım.

Bacağımı titrettiğimin farkındaydım lakin engel olamıyordum. Gergindim hem de öyle böyle gerginlik değil en üst seviyesindeydi ve başımda ki ağrıda işimi zorlaştırıyordu.

başımı daha da dikleştirmeye çalışırken bir yandan da nefretle, iğrenerek gözlerine bakıyordum.

"Bende sana planımı değil de olacak olanı söyleyeyim mi?" diye mırıldandım lakin sesimin desibelinin yüksek olduğundan bağırmama çokta gerek kalmıyordu, kontrolüm elimden kaydımı çığlığı basıyordum. O ise kahkaha attı.

"Lütfen aklındakini bizimle paylaşır mısın? lütfen." Bunu öyle bir sinirle söylendi. Benimde sabrım kalmadığından döküldüm.

"Ben bu adamlarından kurtulacağım, sonra gözlerinin içine baka, baka o adamı buradan götüreceğim. Sana da izlemek düşüyor Ağa Bozuntusu." Sonunu bastıra, bastıra söylemiştim. O yine kahkaha atınca artık sinirden gözlerimi kapattım.

imkanım olsa gözlerimi de kapatırdım, bir anda kulağıma yine iç sesim fısıldadı.

kandırma kendini yakma benliğini...

"Nasıl yapacakmışsın onu?" Diyerek alay ettiği gibi ellerim beni tutan kollarının arasından pantolonun üzerine geldi. Ani yumruğumu geçirdiğimde saniyelik olmuştu ve kimse beni durduramamıştı, beni tutanlar refleksle elleri acıyan bölgeye gitti. İkisi de inliyor ara, ara bana bakıyordu. Onlar acıyla kıvranırken kimse bunu beklemiyordu ki bakakalmışlardı.

"Bacım biz iffetli erkek." Beni tutan erkek böyle diyordu ama kim bilir yatakta hangi kadınların canını yakıyorlardı, az bile yaptım. Acıyla can çekişen bu adamın sesiyle kendine gelmiş olacaktı ki beni işaret etti. "Tutun doktor hanımı." O emredici sesinin öyle bir etkisi vardı ki benim bile kendimi yakalayasım gelse de birini de hatırlatmıştı.

Baba, babam değil ama biyolojik öyle.

Bana doğru sürü ilerlerken ben acısından kıvranan adamın belinden silahını çaldım, emniyetini açtığım gibi onlara doğru kaldırdım, hedef almadan sıktım amaç onları tedirgin etmekti. Beni şaşırtmayı düşünmüş olacaklar ki silahlarına davrandılar.

Önlerinde olan korumalardan biri "Bacım o silahla ateşlemeye başlarsan, bizden sadece bir can gider ama sende ölürsün. Mantıklı davran ve siktir git." Bunu söylerken sesi ne kadar yüksek ve gür olsa da etkilememişti çünkü ağa bozuntusunun sesi onlarınkinden kat ve kat kalın, kat ve kat gür, kat ve kat yüksekti. Gerginliğime rağmen dudaklarımı aralayabilmiştim.

"Benden can alırsanız sizin de canınızdan biri gider. Kana kan, dişe diş." Diyerek haykırdım, bu kadar bağırabilmek için aslında tüm gücümü kullanıyordum belli etmek istemiyordum lakin şu an istediğim tek şey yere yığılmaktı.

Şaşırmayan tek bir kişi vardı, ağa bozuntusu.

Hemen yerde ki adama döndüm, herifin rahatlığı der susarım hala mı uyuyordu.

Lan şeytan diyor ki ağa bozuntusunu vur.

Kumral bir herifti lakin işediği yerde uzanmasından dolayı mı bilmem onu ciddiye alamıyordum, ayağımı kaldırıp onu dürterken diğer yandan onlara silah doğrultmaya devam ediyordum, oradan tam adım sesi duymamla ateşlemem bir oldu, hareket etmeye çalışan korumayı kolundan bilerek sıyırarak geçmesini sağlayacak şekilde vurdum.

Hala tırsıyorum lütfen gidelim.

Diyen iç sese küfür mırıldanıp onlara döndüm, uyuyan şerefsiz yeni uyanıyordu. "Bana bakın bir adım daha atarsanız, adım atacak bir bedeniniz olmayacak." Diyerek tekrardan haykırdığımda boğazım sızlanmıştı, yapacak bir bok yoktu.

Uyanan herif beni görmeyi beklemiyor hatta elimde bir silahla onu gerçekten kurtarmamış olmamı beklemiyor olmalı ki şaş sıfatı yerleşmişti yüzünü.

"La ben cennette?" Diyerek konuşması ile yerden kalkmaya başlaması bir oldu, ona göz devirmeden edemedim.

"He anasını satayım, bende huriyim." Bunu dememle bana baktı.

"Essahtan mı abla." Yok bu kafasını çok sert mi vurdu? Bu yüzden olabilirdi bu.

"Evet ablacım seni cennete götüreceğim o yüzden kalk hadi peşimden gel." Ayaklandı hemen, bu çocuğun boyu hem küçüktü hem de yüzüne bakılırsa 18 ya da 19 yaşında olmalıydı.

Ayaklandığında elimle ona yürümesini işaret ettim, o da ilerledi. Yüzüm ağa bozuntusuna döndüm, gözlerim gözlerini buldu. İkimizin gözleri değil sadece yüreklerimizin de katıldığı bir savaş başladı, birden fazla duyguya cephe alırken bu savaşta ikimizde kaybettik.

Kadere karşı...

"Aram Bey eğer polise giderseniz beni nefsi müdafaadan dolayı ceza almazken siz bir adamı kasten canına kast etmekten hem de organize bir biçimde yapmaktan hepiniz hapse girersiniz." Bunları söylerken şaka yapmıyordum aksine ciddiydim lakin gözleri, turkuaz gözleri dikkatime bıçak saplıyordu.

"Aylin Bolatlı bir savaşa girerse o kazanır, bunu size uygulamalı olarak gösterdiğimi düşünerek görüşmemeyi diliyorum." Bunları söylerken onlara doğrulttuğum silahı indirdim.

"Buna karşılık ceza olarak da silaha el koydum." Diyerek gözlerinin içine baka, baka silahı kemerime yerleştirdim. Turkuazları gözlerimin karasını delerken dudaklarım kıvrılmak istedi lakin engel oldum. Ona sırtımı dönerek ilerlemeye başladım ama gözlerini belimde hissediyordum, durmak dönmek onun gözlerine tekrardan bakmak gibi saçma bir istekle dolsam da iradem sayesinde engel olabiliyordum.

Yine de ben giderken arkamdan bana bakması... olmayan tüylerimi şaha kaldıracak kadar güçlü lakin bilmediğim bir hissi uyandırıyordu.

"Aylin Bolatlı." O ağa bozuntusunun sesini duymamla bedenimin elimde olmadan frenlemesine yardımcı olmuştu, bedenim ona dönmek için beni tüketse de inadına... duygularımın inadına... kadere olan inadımdan... Mirza Aram Alhan'a oluşan inadım sayesinde bedenim bana karşı yenildi lakin biliyordu, bu daha savaşın başlangıcı bile değil çanıydı.
"İyi geceler." Diye mırıldanması ile karşılık vermeden edemedim. "Pembe kabuslar."

Mirza Aram Alhan bana doğrultulmuş bir silahtı.
Ve ben, henüz tetiğin çekildiğini bilmiyordum.
İki ihtimal vardı; kurşun ya göğsüme ya da sırtıma gelecekti.

Bende hem ihtimalle eden hem de olasılıklardan dolayı tüylerim ürperdi.

Hızlanarak yürüdüm, kaçtım saklandım.
Yüreğim ilk defa sadece nefretle değil, korkuyla birlikte attı.

***

Ve hikaye başlar.

Bu hikayeyi beğendiyseniz yıldız koyarak bunu belli etmenizi rica ederim.

Aylin gibi modern bir kadın sizce Mardin'e uyum sağlayacak mı?

Mirza kötü karakter mi?

Aylin ve Mirza sizce bir daha karşılaşacak mı?

Mirza sizce neden onu öldürmek istedi?

Sırada ki bölümde bizi sizce neler bekliyor?

Yorumlarınızı büyük bir heyecanla bekliyorum.

Görüşmek üzere canlarımm

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

132okunma 46beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18