1.Bölüm- Komşu

Yazar: Vaveyla Kullanıcısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 1.Bölüm- Komşu

Not burada ki kız ana karakterinin Aylin Bolatlı modelidir.
Bu arada bu bölüm niye bu kadar ağır demeyin,
Aylin nasıl bu kadar güçlü diye sormayın çünkü bunu gelecek bölümlerde hepiniz göreceksiniz.
İyi okumalar dilerim.

***
İnsan bilmediğinden korkar,
Yüksekten değil,
Düşmekten korkarım ben.
Her zaman bir uçurumda,
İpin üstünde durdum ben.
Dengemi sağlamam
Hala o ipin üstünde olduğumu değiştirmedi
Tutunacak bir dalım olsaydı
Belki el uzatırdım...

İnsanoğlunu hayvanlardan ayıran en büyük özelliklerinden birinin sorgulamak olduğuna inanırım.
İnsanlar, sorgular, dener, sonuçlarını göze aldıkları olaylara ya neden olurlar ya da o olaylara dahil olurlar.
Bilim dediğimiz şey sorgulamak ve denemekten oluşuyordu zaten.
Peki koskoca genel cerrah uzmanı Aylin Bolatlı ne yaptı.
Olayın ne olduğunu bilmeden, sorgulamadan, düşünmeden damdan düşer gibi atladı. Tamam kabul ediyorum ben insan bile değilim.
Hayır birde olay dediğim şey keşke küçücük minik bir pürüz olsaydı diyecektim de diyemezdim.
Çünkü insanlar her Allah'ın günü bugün hangi aşirete bulaşayım diyerek kendilerini tehlikeye atmıyordu.
Apartmana vardığımızda beyni olduğuna asla inanmadığım herife döndüm.
Evim yok benim anca tutuğum daire var, İnsanın bazen barındığı yerler evleri olmaz.
"Adın ne?" Bana şaşırarak baktı.
"Ad ne demek?" Demesiyle sanırım şaşıran bendim. Böyle bir ne aptallığı ne de soruyu bekliyordum, cidden kafasını bir kontrol etsem iyi olacaktı.
ad kelimesinin anlamını hatırlamayıp ama huri kelimesinin anlamını bilen akılı...
"İsim." Diyerek yanıtlamamla başka bir soru yöneltti.
"İsim ne demek?" Hemen kafamı havaya kaldırdım, Allah'ım zorlaştırma kolaylaştır diyerek mırıldandım içimden ve derin bir nefes alarak yanımda ki yaratığa döndüm.
Bana kendimi anlamadım diyen öğrenciye aptal mısın bakışı attığı öğretmen olarak hissettiriyordu, sırada ki kısım aptala anlatır gibi anlatmak çünkü aptaldı.
"İnsanların sana çağırırken kullandığı kelime, kimliğinde yazar. Anan veya baban belirler." Umarım anlamıştı yoksa siktiri çekerek evime gidecek onu burada bırakıp öldürmelerini umursamayacaktım.
yalnız anlamadım diyen öğrenciler bile bunun yanında ultra zeka sahibi olarak kalır.
"Ha anladım." ANLADIYSAN SÖYLESENE, AMACINIZ BENİ ÇILDIRTMAK MIIII?
"Adın ne o zaman?"
"Ad ne demek ki?" Demesi ile başımı dağlara vurmak istedim, karşımda ki kadar aptal olmak istedim, aptal herifi öldürmek istedim.
"İsim." Diyerek mırıldansam da bu bir yanıt değil uyarıydı, kaşlarım elimde olmadan çatılmış, ellerimi yumruk haline gelmişti. Eğer isim ne demek derse onu yumruklarımla tanıştıracaktım.
"İsim yani aynı zamanda ad mi demek aaa." Ya bu kendini yeni konuşan bebek mi sanıyor bilmiyorum ama sabrımın bittiği kesindi.
"O zaman artık ismini söyle." Diyerek elimde olmadan bağırdım, bağırmak beni suçlu değil sabırlı yapardı çünkü şu an onu yumruklamam gerekirdi.
"Mert, Huri abla." Hele şükür adını öğrenebildik.
Yalnız bu hala seni cennette yaşayan güzel kadınlardan sanıyor.
"Mert senin gidebileceğin, kalacağın bir yer var mı?" Dememle başını iki yana salladı, el mecbur onu daireme götürecektim.
Apartmanın bahçesine girdik, ferah ve geniş bir alandı özellikle masaların ve çiçek ve bitkilerin olması bu binayı güzel kılıyordu apartmanın demir kapısının şifresini girdim.
16032026
Çıkan sesle kapının açıldığını anladım ve ittirdim, iki kat yukarı çıktıktan sonra dairem ile daire 6, cebimden anahtarımı çıkardığım da artık kapıyı açmam çocuk oyuncağı oldu.
ben eve girerken bakışlarım Mert'i buldu, gözlerini belertmişti. Gören sanacaktı ki ilk defa bir bina görüyor.
"İçeri girmek için davetiye mi bekliyorsun." diye mırıldanmamla bakışları bana döndü.
"Şimdi biz cennete mi geldik, huri abla." Bu soru sadece suratımı asmama değil aynı zamanda göz devirmeme neden oldu.
"Evet geldik yalnız orada biraz daha durursan cin bizi çarpacak." Daha lafım bitmeden onu içeriye doğru atlarken bulmam, benim yeni azabımın ne olduğunu gösteriyordu.
Dengesini atlarken kaybetmesiyle üzerime düşmesi, ikimizin de yere kapaklanması bir oldu. kalçamın üzerine düştüğümde ilk yaptığım şey Mert'e ters bir bakış atmak oldu.
Yerden destek alarak ayaklandığımda kapıyı kapattım ardından mutfağa doğru ilerledim bir bardak su içtim.
"Huri abla bende istiyorum." Hadi ama su doldurmayı bilemeyecek kadar kafasında bir sorun olamazdı.
Kafasında hasar olduğunun farkındaydım, eli iki de birde ensesinin üstüne gidiyor, en fazla bir yere on saniye odaklanabilmesi, hafızasının gidici olması bunlar kafasında bir sorun olduğunu belirtiyordu.
"Benim gibi sende kendine su doldurabilirsin Mert." Ona sürahiyi uzattığım gibi bırakması, üzerimizin sadece ıslanmasını sağlamamıştı aynı zamanda cam olduğundan sürahi kırılmıştı.
Sakar şakiri bile geçebilecek o kişi...
İç sesime ne kadar katılsam da onun bir hasta olduğunu ablası gibi değil normal bir şekilde ilgilenmem gerektiğini biliyordum, bu yüzden az önce ki sinirimin aksine ona normal baktım.
"Mert lütfen şu koltuğa geçer misin canım?" Elimden geldiğince en sıcak tonda.
"Koltuk ne ki?" Lütfen artık biri beni öldürsün ve bu işkence bitsin. Elimle koltuğu işaret ettim.
"Bak koltuk, koltuk ve Mert tanışın çocuklar, bende cam kırıklarını toplayayım o sırada." Bunu dedikten sonra yere eğildim, büyük cam parçalarını toplamaya başladım.
"Evet, huri abla. Topla cam kırıklarını ya batarsa birine." Bu daireye getirebileceğim kimsem yok demek istedim ama sanki o lafı bir yemekmiş gibi yuttum, o laf sindirilmek için mideye gideceğine göğüs kafesimde durdu. Nefesimi kesti, yine de toplamaya devam ettim.
Gırgırı çıkardım, yerde ki küçük cam kırıntılarını alırken yeni evime bir elektrikli süpürge almanın vakti geldiğini anlamıştım.
"Selam koltuk, üzerine oturdum kusura bakma çok yorgundum." Sesinde ki suçluluk duygusu elle tutulur cinstendi. Mert cidden böyle bir cümleyi kurduğunu bilmeme rağmen kafamı o tarafa çevirip görmemek için kendimle mücadele ettim.
Allah'ım lütfen Mert benle kafayı buluyor olsun, aslında o çok iyi bir oyuncu olsun.
Oyuncu deyince aklıma arkadaşım Eda Taşpınar geldi, kendisi harika bir oyuncuydu. O şu an buraya gelse Mert'e en iyi oyuncu ödülünü verir ya da sen bu çocuğu tımarhaneye bırak derdi.
"Niye konuşmuyorsun küstün mü? Tamam kalkarsam üstünden barışacak mısın?" Ben koltuk olsam değil barışmak yallah derdim.
bir hareketlilik sezdim sanırım hakikaten kalkmıştı koltuktan ardından bir süre bekledi.
"Huri abla." Diye bana seslenmesine karşılık verdim.
"Efendim."
"Koltuk bana küsmüş konuşmuyor."
"Koltuklar öyledir, bazen en küçük şeyde susar ve içe atarlar ardından bir bakarsın koltuk kırılmış. Biraz daha üzerine gidersen kırılır, sen üzerine otur o sabah senle konuşur." Uydurma yeteneği yüksek Allah'a şükür, Mert'in yüzüne tükür.
Gırgırla işim bittiğinde ayaklandım, gırgırı yerine koydum. Plastik eldivenleri elime geçirdim ardından Mert'in yanına vardım.
Gerçekten sözümü dinlemişti, uslu bir çocuk gibi yerinde oturuyordu.
Dikkatimi çeken şey eli ensesinde gibi dursa da aslında saçlarının arasında dolanıyordu parmakları özellikle kafasının arkasında ki bir yerde çok oyalanıyordu.
Mert beni görünce sanki yaptığı şey ayıpmış gibi elini kafasından çekti, tüm dikkati bende gibi dursa da gözleri sürekli kayıyordu.
Yanına gittim iki elimle kafasını tuttuğumda. "Canın yandığında söyle." Ona yaptığım uyarı ile başını salladı olumlu anlamda.
"Can yanması ne demek huri abla?" Demesi artık şaşırtıcı değildi.
"Biz ne kadar anlatsak ta anlatmayacağın hissedince kavrayacağın bir his diyebiliriz Mert."
Parmaklarım kıvırcık saçlarının arasında gezinirken ona soru yönelttim.
"Mert sen şu an neyin üzerinde oturuyorsun?" Normalde bir hastama böyle bir soru soracağımı söyleseler gülerdim ama hafızasının durumunu kontrol etmem gerekiyordu.
"Bilmiyorum Huri abla." Ellerim bir an sekteye uğrasa da devam ettim, Huri kelimesi dışında hafızası hep kendini güncelliyordu ilginç.
Acaba Huri kelimesi özel bir anlam mı taşıyordu?
Parmaklarım saçlarının arasında hissettiği yara iziyle durakladı, sonunda bulmuştum yarayı lakin saçlar fazla ve kabarık olduğundan mı? Bilmem yarayı görmem imkansızdı.
Elimi yaraya bastırmamla inlemesini bekledim, kan gelmesini bekledim lakin ikisinden de çıt çıkmamıştı.
Demek ki yara temiz ve üzerinden bir süre geçmişti.
Bazı yerlerde ipi hissettiğimde dikiş atılan bir yara olduğunun farkına vardım.
Çok tuhaf...
İçimden bir ses bu yaranın Ağa bozuntusuyla ilgili olmadığını söylese de önemsemedim.
[Şüpheli.]
"Bir ağrın, sızın var mı?" Yaralar ne kadar süre geçerse geçsin biri değince sızlardı.
"Bilmiyorum." Bu sefer Huri abla demedi, çocuksu bir sesle konuşmadı aksine sesinde bir tedirginlik vardı.
Sağ elimi kaldırdım ve işaret parmağımı gösterdim.
"Parmağımı takip et." Dediğinde kafasını sallayarak onayladı.
Parmağımı sağa ve sola doğru ilk başta yavaşça hareket ettirdim, takip edebildi lakin gözlerinin kayması ile bazı yerleri kaçırdı.
Normal bir hızla sağa sola götürdüğümde bu sefer takip edemedi.
Hızlı yaptığımda ise görmemiş gibi etrafı izledi.
"Ben sana ne yapmanı söyledim Mert?" Dediğinde kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı.
"Bilmiyorum." Bu cümle içime kokarca düşürmesini sağladı ama bu kokarca kötü kokular değil iyi olmayan düşünceleri kötü bir gaz gibi yayıyordu beynime.
Kafasında bir süredir olan ciddi bir yara vardı, kovalandığı zaman bayıldığında kafası fazla sert düştüyse ya da bu maceradan aldığı bir darbeyle bu hale gelmiş olabilirdi. Ya kafasında bir iç kanama ya da travmaya bağlı hafıza kaybı yaşamıştı.
Beyin kanaması olsaydı buna dair belirtiler gösterirdi lakin hal ve hareketlerini analiz etmeme ve incelemelerime dayanarak diyorum ki bu bir travmaya bağlı hafıza kaybı.
Neyse ki bu hastaların hafızası çabucak geri geliyordu.
"Seni misafir odasına götüreyim, o odada uyuyacaksın." Diyerek onu odasına yönlendirdim ardından kendi odama geçtim.
Kendi odama girdiğimde derin bir nefes aldım, odamda tahta posterler, kağıt posterler, plaklar, tablolar vardı yatağımın yaslı olduğu gri tonlu duvarda, yatağımın yaslı olduğu dolapta aynı zamanda kocaman bej rengine çalan kıyafet dolabım vardı. Tekli yatağımın örtüsü, yastığı ve kalın battaniyesi asil bir mor rengine sahipti, yatağımın yanında ki beyaz komindin de küçük bir gece lambası yanında ise üniversite mezuniyette çekildiğim bir fotoğraf vardı. Yatağın karşında ise makyaj masam vardı, masamın sağ tarafında büyük bir kütüphanem ve puf siyah koltuk varken sağ tarafta büyük bir salıncak vardı, masamın üstünde ise Buse, Azra ve Eda ile çekildiğim fotoğraflar vardı.
İnsanların kendine ait odaları kişiliğini yansıttığını düşünürdüm bu yüzden nerede olursam olayım, odamın kendime özgü kılardım.
Dört artı bir ev almıştım çünkü küçük evlere sığamıyordum, bu da delirtiyordu. Yeni taşındığımdan Kitap odam ve çalışma odasını kendime kuramamıştım lakin bir iki gün sonra gelecekti.
En azından bu küçük kitaplığım gelmişti diye düşünerek kendime moral verirken aynı zamanda yatağıma atmıştım kendimi.
Yataktan kalktım, huzursuzdum hem de aşırı huzursuz ne kadar yorgun ve bitik halde olsam da makyajımı ve üzerimde ki kıyafetlerden kurtuldum ardından pijamamı giydim.
siyah pijama takımı saten ve rahattı, pijamanın tişörtümün kalbimin olduğu yerde bir cep vardı.
Yüz, diş, saç bakımlarımı tamamladıktan sonra yatağa geçtim. Gece lambası ne kadar az da olsa odayı aydınlatıyordu lakin yine de içimde ki karanlıkla hiçbir güç baş edemiyordu.
Battaniyenin soğukluğunu hissetmeme rağmen tüm bedenimi kapatmasını istiyordum hatta ayağımı hafif kaldırarak battaniyenin ayaklarımın içine gömülmesini sağladım.
Ne zaman odama uyumak için girsem gece vakti asla uyuyamazdım, bu döngü hiç bitmiyordu.
Korku, insanı dinç tutan hep tetikte kalmasını sağlayan o duygu yüzündendi.
Herkesin karşısında korkmaz aksine saldırgan olurdum, hiç bir güç beni korkutamazdı lakin gece vakti karanlıkta ne olursa olsun uyumak mümkün olmuyordu.
gözlerimi kapıdan ayıramıyordum, kapı hafif açıktı çünkü karanlık korkutuyordu, o kapıdan birinin gelmesi korkutuyordu, öyle korkutuyordu ki kalbimin atışlarını duyuyor diken gibi ayaklanan tüylerimin farkındaydım, kendimi son nefesimi vererek bu korkuya son vermek istiyorum, kendimi battaniyenin içine gömüp asla görünmez olmak istiyordum kimsenin olmayacağı bir yerde güvende olmak istiyordum.
gözlerimi kapıdan ayırmazken tüm duyularım açıktı. Dayanamayarak ayaklandım, kapıya ilerledim hızlıca hemen kapatıp kilitledim, öyle hızlı öyle ellerim titreyerek yaptım ki beni gören sanırdı ki biri zorla girmeye çalışıyor.
Bir erkekle aynı evde olmak o kadar zordu ki bu kapının kırılarak açılma ihtimali beni geriyordu.
Aklıma birbirinden mantıksız senaryo geçiyordu ama yüzde bir bile olma ihtimali olmamasına rağmen beni geriyordu.
Beni korkutan şey Mert değil erkekler değil, herhangi bir canlı bile beni kriz geçireceğim kadar korkutabilirdi.
Kapının ne kapalı olması nede kilitli olması güven duygusunu hissettirememişti sadece derin bir nefes alabildim.
telefonumu aldım oradan annemin ninni söylediği videoyu açtım, kablosuz kulaklıklarımı kulaklarıma geçirdiğimde derin bir nefes aldım duyduğum sesle.
Eşek senin ağzınla fırın mı yapayım?
Fırınlı dağlar,
Sümbülü bağlar,
Ben nerde kalayım oy.
Annemin sesini duymamla gevşedim, kafamı yastığıma katıp battaniyeme sarıldım.
Fırınlı dağlar,
Sümbülü bağlar,
Ben nerde kalayım oy.
Eşek senin burnunla çeşmemi yapayım?
Çeşmeli dağlar,
Sümbülü bağlar,
Ben nerde kalayım oy.
Uykum yavaş, yavaş geliyordu. Direnmedim, zihnimin dinlenmesine izin verdim bilincim giderken hala duyabiliyordum annemin sesini.
aaa,
Çeşmeli dağlar,
Sümbülü bağlar,
Ben nerde kalayım oy.
Çeşmeli dağlar,
sümbülü bağlar,
Ben nerde kalayım oy.
Eşek senin kuyruğunla kamçı mı yapayım?
Kamçılı dağlar,
Sümbülü bağlar,
Ben nerde kalayım oy.
Kamçılı dağlar,
Sümbülü bağlar,
Ben nerde kalayım oy.
Eşek senin gözünle, seni eşek seni, fincan mı yapayım?
Fincanlı dağlar,
sümbülü bağlar,
Ben nerde kalayım oy.
Eşek senin gözünle, seni eşek seni, fincan mı yapayım?
Fincanlı dağlar,
Sümbülü bağlar,
Ben nerde kalayım oy.
***
Duyduğum yüksek alarm sesi rüyadan çıkarmadı sadece kabusum oldu. Uykuya aç bedenim bu alarm sesine katlanamıyor aksine sıcacık yataktan çıkmamak için büyük bir yorgunluk veriyordu onu dinleyerek hemen alarmı kapattım ardından gözlerimi tekrardan kapattım.
BU GÜN İLK İŞ GÜNÜMÜZ, KALK.
Benim iç sesimden nefret ettiğimi hiç söylemiş miydim? Bence bir bahsettim. Başımı yastıktan kaldırmak ne kadar zor olsa da kaldırdım, esnedim ardından hemen yataktan çıktım.
Ne kadar o sıcak yatağıma dönmek istediğimi anlatamam.
Kapının kolunu kavrayıp hareket ettirdiğim gibi ilerlemem ve burnumun kafaya çarpması, hissettiğim acıyla inlemem bir oldu.
Ne harika bir başlangıç...
Kapıya göz devirerek bir elimle burnumu tuttum ardından diğer elimle tekrardan ve tekrardan kapıyı zorladım lakin açılmıyordu.
Gücüm bir kapıyı açmaya bile yetmiyor mu?
Hırslandım kapıyla inada girdim, bu kapı kim köpekte bana açılmıyor? Bugün ya gerçekten güçsüzdüm ya da kapı bana inat ediyordu ama aniden kafamda çalan şimşekle tüm uykularımdan arındığıma yemin edebilirim.
Kapıyı kilitlemiştim. Kendime karşı büyük bir öfke bedenimi ele geçirirken makyaj masasında ki anahtarı aldım ardından kapıyı açtım.
Banyoya girdim, soğuk bir duş almamla rahatladım. ardından odama girdim, dolabımı açarak içinde ki kıyafetlere göz gezdirdim.
Doktor bir insan ilk iş gününde ne giyinmeliydi?
Elim kıyafetlerde dolaşıyor ama hangisini giyeceği konusunda kararsız kalıyordum. Kafamda kombimi tamamladığımda hemen elim kıyafetlere uzandı.
Saten Kırmızı gömleği düğmelerini ilikledim ardından, siyah mini yırtmacı olan eteğimi de vücuduma geçirdim. Gömleği eteğin içine sokunca daha güzel olacağına kanaat getirdim. Bordo channel çantam kombine uymuştu, bunun üzerine siyah uzun botlarımı giyersem tamdım.

Aynadan kendime bakarken böyle bir kombine nasıl bir saç yapmam gerektiğini düşündüm ve topuza karar verdim.
Topuz yaparken ensede olmaması gerektiğini düşünerek tarağı elime aldım. Saç modelimi hallettiğimde Busenin hediye ettiği gümüş halka küpeyi kulağıma taktım. Ardından makyaj malzemelerine uzandım.
Tenimi nemlendirdim, güneş kremi sürdüm. Ten rengim açık olduğundan fondöten kullanmıyordum, göz altlarımda ki morluğu kapattım, maskara sürdüm, keskin bir eyeliner da yaptıktan sonra dudaklarımı çerçeveledim, kırmızı rujumu sürdüm ve gloss ile tamamdım.
Aynadan kendime baktığımda dudaklarım beğeniyle kıvrıldı, ne abartılı ne de berbat bir kombindi. Şık ve sade.
Genel cerrah uzmanı Aylin Bolatlı olarak ilk iş günüm için mükemmeldim, odadan çıktım mutfağa geçtim, kendime iyi bir meyve salatası hazırladım. Yanına içecek olarak da su.
Saat altıya geliyordu, hemen yemeğimi yedim yemeğimi yerken Kemal Sunal'ın filmlerinden birini açarak keyfime baktım. Yemek bittiği gibi tabağı ve bardağı bulaşık makinesine kattım, bedenimi küçük hareketlerle esnettim ve eteğimi düzelttim.
Bugün kimse keyfimi kaçıramazdı, misafir odasına ilerledim. Mert yatağında yüz üstü yatıyordu, onu cimcikleyerek uyandırdım. İrkilerek gözlerini araladığında yüzünü buruşturdu.
"Huri abla, uyku istiyorum."
"Uyuma ben şimdi gideceği işe sen evi süpüreceksin, yatağını toplayacaksın, tüm masa ve komodinleri sileceksin ha birde kapıyı sil ve kimseye kapıyı açma." Ona söylediklerimle şaşırdı, ne yani bu evde yaşayacaksa ve eve para getirmeyecekse bir işin ucundan tutsundu. Şaşırarak bana baktı.
"Huri abla sen şaka mısın, ben ne anlarım temizlikten. Ayrıca bu ne temizlik bağımlılığı kapının tozunu almak ne anam bile almazdı." demek hafızası hafif gelmişti.
"Demek ki anan pismiş bundan bana ne? Bu arada koltukları da bir silersen eyvallah eğer dediklerimi yapma valla yersin terlik götüne." Bunları söylerken ciddiydim, zaten pek şaka yapan biri de değildim.
"Emredersiniz." Diyerek ayaklandığında Bende çıktım odasından ayakkabılığa ilerledim siyah uzun botumu aldım giydim ve çıktım.
Özel Mardin Park Hastanesi, ben geliyorum...
***
Bu hastaneyi sevmiştim, Binası büyük, bahçesi güzel içi de ferahtı. Öyle ferah ki hasta olarak gelen içeri girdi mi hastalığı biterdi.
Ama bunun birde çıkışı var.
Binanın üstünde Kocaman bayrak asılmıştı, bayrağıma baktığımda gülümsemeden edemedim.
Binanın içerisine girdiğimden beri inceliyordum, kantin vardı. Bir hemşirenin dikkatini çekmiştim, otuz beş yaşlarında olduğu belli olan kadın bana doğru ilerledi.
Bu hemşirenin yaka kartında Güzin yazıyordu, Güzin hemşire bana doğru geldi. "Bayan hastaneye hastalar gelir sizin gibi süslülere yer yok, kapı orada." Bunu demesi ile sinirden çenem seğirdi, bakışımın bile değiştiğine emindim çünkü sinirlendiğimde nefretle bakmaktan kendimi alıkoyamıyordum.
"Birincisi bayan tuvalette yazar ben kadınım, ikicisi ben olmam gereken yerdeyim, üçüncüsü Güzin hemşire bana süslü diyecek konumda değilsiniz, dördüncüsü buraya geldiysem bir kimse beni kovamaz." Bu kadın beni sinirlendirerek belki ilk günümü mahvederek öfkelenmemi sağlamadı ama ona karşı tavrımı koymamı sağladı. Hemşire alayla güldü.
"Öyle mi kimsin ki ben seni kovamayacakmışım?" Bunu söylediği alay bile bir duygu hissetmeme neden olmazken erdemli davranarak onu yanıtladım.
"Genel cerrah uzmanı Aylin Bolatlı." Diyerek kendimi gür bir sesle tanıttım, bunu duymasıyla sıçtım ifadesi oluştu yüzünde, çok pis patlamıştı onun yerinde olsam bir daha kimseye durduk yere diklenmezdim. Dudaklarımı araladım.
"Odamı göster Güzin Hemşire." Normalde insanlardan bir şey isterken rica ederdim lakin bu kadın onu üsten görmemi ve ezmemi hak etmişti.
"Tabi doktor hanım." Diyerek bana boyun eğdi, başka yapacağı bir şey yoktu, ikinci kata çıktığımızda koridor çıktı karşımıza oradan geçtik ardından cerrahların olduğu bölüme geldik ve odama vardım.
odamın üzerinde Genel cerrah uzmanı Aylin Bolatlı ismini görmemle aldığım tatmin duygusu büyüktü.
Bugüne kadar buralara gelebilmek için uykusuz, aç, yorgun, dinlenmeden hırsla ders çalışmıştım, ortaokul, lise, üniversite oralarda yaşadığım tüm olaylar ve çabalara rağmen burada olmak... bana gurur, güç ve içimde anlamsız bir heyecan ve mutluluğa neden oldu.
Genel cerrah uzmanı olma hayali, gerçekleştirildi.
Güzin hemşireye döndüm, ne kadar mahcup baksa da içini görebiliyordum. "Güzin Hemşire bir daha hiç bir kadına bayan dediğini duymayacağım, kulağıma gelmeyecek."
"Peki doktor hanım." Diyerek başını biraz daha eğdi, ona ters bir bakış attıktan sonra odama girdim, beni karşılayan ilk şey gördüğüm genel cerrah uzmanı Aylin bolatlı yazısı, masamda duruyordu hemen elime aldım okşadım ve yerine koydum.
odam tamamen normal bir odaydı, masa masanın üzerinde ki bilgisayar, dönebilen siyah koltuk, çıktı makinesi hastane yatağı, boy ve kilo ölçen şeyler ve bir şey fark ettim.
Masamda o dörtlü demir boncuk vardı, bir kere hareket ettirdin mi asla susmayan o boncuk...
Bunu gördüğüm gibi hemen pencereyi açtım tam fırlatıyordum ki devlet malı olduğu aklıma geldi.
Aklıma gelen geçmiş anıları sanki duymuyormuş, görmüyormuş, hatırlamıyormuş gibi bu şeyi aldım ve hemen odadan çıktım, koridorda ki pencereye kattım ardından sanki bir şey olmamış gibi odaya girdim ama nefesimi kontrolü değildi.
Geride kaldı...
bu lafı tekrar ederken derin nefesler alırken nefes alışverişimi düzene almaya çalışıyor bir yandan da şakaklarıma vuran sızıyı görmezden geliyordum.
Başhekimin odasına gitmeli ve ekibimle tanışmalıyım, o yüzden odama veda ederek başhekimin odasını aramaya başladım.
bir kaç dakikadır tüm katları dolaşmıştım ve en üst katta olduğunu acı bir şekilde öğrenmiştim. Odanın önünde durdum tam tıklayacaktım ki duyduğum cümleler beni yerime mıhladı.
"Hocam anlamıyorsunuz yeni gelen hoca bizlik değil, öyle böyle değil abartılı bir makyaj ve üzerinde ki kombine bak görende sanıyor ki podyuma yürümeye geliyor ve anlattım da ne kadar iğrenç, gıcık ve soğuk nevale olduğunu biz eski hocamızı istiyoruz." Diyen sesi hatırladım... Güzin hemşire demek ekibimdesin öyle mi?
Demek istemiyorsunuz beni öyle mi?
Zerre umurumda değillerdi, hatta öyle umurumda değillerdi ki nefretimizin karşılıklı olmasına sevinmiştim çünkü ben şuan bu hastanede olmayı hak etmemiştim.
Ama kariyerimde o kadar şeyle buraya tırnaklarımın hakkıyla hatta daha iyisi vardı hakkımda ama ben kariyerimin ilk ekibinden böyle bir şeyi hak etmemiştim.
Dizilerde o doktor ekiplerinde her zaman birbirine aile birbirini seven olarak gösterilmişti ama işte gerçekler.
"Hocam biz bir aile idik Huri hocayla şimdi siz ailemizin dağıldığını ve yeni ailenin reisinin geldiğini duyuyoruz ama biz Huri hocamızı istiyoruz." Dur... bir... dakika...
HURİ Mİ DEDİ O ADINI BİLE BİLMEDİĞİM AMA EKİBİMDEN OLAN ERKEK.
Mert... o kadına mı benzetiyordu beni ya da o mu sanıyordu beni diye düşündüm ama bunun çok saçma olduğuna kanaat getirdim.
Bu aralar Huri kelimesini çok duydum ve olay.
Aslında ekibi anlamıştım bende birini çok sevsem deli gibi bağlansam herhalde onun yerine başka birinin gelmesini yediremezdim.
"İşte çocuklar benimde elimde olmayan şeyler var o kadın maalesef ki bir dönemi bizimle geçirecek ve bizde onunla ama burada kalıcı olmasını istemiyorsak burayı sevmemesini sağlayacağız." Demek organize çalışacaksınız, sıkıntı yok alışığım bir orduya karşı hep tek olmak.
Siz hepiniz ben tek.
Artık konuşulanlara daha fazla dayanamadım, bu günün hafızamda böyle kalmasını istemiyordum, hem herkesin ekibi onda onluk olacak diye bir şey yok diyerek kapıya tıkladım. Gel sesini duymamla açtım.
"Merhaba başhekim, ben genel cerrah uzmanı doktor Aylin Bolatlı." Diyerek girmeden önce kendimi tanıttım, beni tanıdıklarını biliyordum ama bilmemiş gibi davranmak bir avantajdı, benden neden nefret ettiklerini biliyordum ama masum biriymiş gibi davranmak daha büyük bir avantajdı.
Beni masum ağlarına düşecek bir koyun sanıyorlardı oysa ben koyun kılıklı bir tilkiydim, zekam onların hepsini yenecek ardından onları ziyafetle yiyecektim.
Başhekim beni görür görmez morali düşmüştü, haklıydı da. Yine de bana sahte bir tebessüm yolladı. Elli yaşlarında saçının çoğu beyazlamış sakalı olan bir adamdı.
"Bende başhekim Cumali Er kızım, gel ekibini bir tanı." demesi ile içeriye girmem ve arkamda kalan kapıyı sert bir şekilde kapatmam bir oldu.
Hayatımda ki en nefret ettiğim kelime KIZIM VE KUZUM bu gibi kelimeleri akrabalar ya da onlar gibi sahte insanlar bizi kandırmak için kullanırdı.
Babasının kızı Aylin Bolatlı...
"Kızım değil, doktor. Daha tanımadığınız bir insan için fazla samimiyet göstermeyin." Diyerek onu uyardım, bağırarak değil aksine sert ama soğuk konuşmamla şaşırdılar ama belli etmemeye çalıştılar.
Ekibe gözlerimi diktim. "Sana ekibini takdim edelim o zaman Aylin hanım."
Küllü kumrala saçına boyamış olan yirmi beş yaşlarına sahip kız ilk adımı attı. "Ben Beren başasistanım hocam." Bunu söylerken gözleri öyle bir bakıyordu ki beni öldürmek ister gibi bu bakışlardan korkmamı beklerken ben ona bir göz devirdim yanında olan kıvırcık saçlı erkeğe döndü gözlerim.
"Ben Kaya asistanım." Bunu alayla söylemişti dışarıdan biri onun şakacı bir insan sanırken aksine o sessizce küçümsemiş ve asla hocaları olmayacağımı ima etmişti.
Sizin ben hocanızı...
Ardından onun yanında ki siyah saçlı adama baktım, tam keko saç modeli, tam keko bir kaşında ve kafasında çizik olan benim gibi siyah saçları ve siyah gözlere sahipti.
"Ben anestezi uzmanı Güray hocam." Sesinde ne bir ima, ne bakışlarında bir aşağılama sadece soğuk bir şekilde bu şey demekti iş gereği sana saygı duyacağım ama bil ki seni sevmedim, tekrardan söylüyorum bende size bayılıyordum.
Neyse iyi.
diğerine baktığımda sima zaten tanıdıktı Güzin hemşire. "Ben ameliyat hemşiresi Güzin hocam." ve sonuncu Güzin'in yanında ki adam kırklı yaşlarında ki adama sıra geldi.
"Ben sirkülasyon hemşiresi Hasan." Bu sanırım en umursamazıydı grubun zaten benim onları fazla kafaya taktığımda söylenemez.
"Peki o zaman ekip hastamıza gidelim, Beren sende bana hastanın dosyasını getir, Güray hastamız hangi odadaysa göster." bunu dediğimde hepsi oflayarak giderken Beren direk gözleriyle bu hoca bana kafayı taktı diyordu.
He valla keyfim ve kahyamın keyfini takası geldi.
İlk hastamın yanına giderken aklıma sürekli aklıma bir çok emeğim geliyordu ve emeklerim için katlandığım o zorba insanlar...
Ne zaman bitecekti bu zulüm, herkese karşı tek omurgamı dik olmasına rağmen eğilmesi için zorluyordu ama yine de dik durdum omuzlarımda ki ağırlık yine kendini gösterdi ve geçmiş bir yumru kılığında boğazıma yapışmıştı ne kadar yutkunsam da yine olmuyor geçmiyordu, zamana ihtiyacım vardı bir iki dakika.
Hasta odasına geldik, hasta bir çocuktu on beş yaşlarında idi.
Yanına vardığımda o sert ifademi kırdım, hastamı üzmek isteyeceğim son şeydi ama resmiyeti bozmadım. Güray'a döndüm, gözlerim Beren nerede diyordu o ise bilmem dercesine dudak büktü. Bir iki saniye de onların planını anlamıştım, bilerek dosyayı getirmeyecekti.
Bilmedikleri şeyse bunun beni durduramayacağıydı.
"İsmini öğrenebilir miyim." Yüzü sararmıştı, gözleri kızarmıştı. Bu kusma sonrası bir göz kızarıklığına benziyordu demek ki kusmuştu. Bedenini süzdüğümde karnında ki şişliğin farkındaydım.
"Erdem." En azından hastam saygılı bir insandı.
"Erdem, bana şikayetlerini söyler misin rica etsem." Bunu derken çubuğu aldım söylesin ağızını kontrol edecektim.
"Midem bulanıyor, kusuyorum. Karnımda bitmeyen bir ağrı var ve gaz ve lavaboda sorun yaşıyorum." ne kadar iyi ve net anlatabilirse bir insan şikayetini herhalde bu kadar olurdu.
Tahta çubukla ağzını kontrol ettikten sonra elimi karnına attım, öksürmekten boğazı tahriş olmuştu. Şüphelendiğim yere sağ alt karın bölgesine baskım yapmamla inlemesi bir oldu. "Doktor, evet karnımın orası ağrıyor." Demesi şüphemi kanıtlasa da son bir şeye baktım ateşine ve 38 çıkmıştı.
"Apendist keseniz iltihaplanmış Erdem Bey, bu çok riskli bir şeydir neyse ki hemen gelmişsiniz bunu ameliyat yapmazsak apendist keseniz patlayacak ve patlarsa bağırsaklarınız ve midenize kadar sıçrayabilir bu iltihaplanma hemen ameliyata almamız gerekiyor sizi." Bunu dememle Odaya yeni giren Beren, Kaya, Güzin ve Hasan şaşırmıştı burada şaşırmayan tek kişi Güray'dı.
O da bir uzmandı, tedaviler için ille de dosya denilen ilete gerek yoktu sadece daha kısa sürede teşhisi koymamızı sağlardı.
Odadan çıktığımızda ekibe döndüm. Ses tonum ne kadar sakin olsa da kelimelerimde ki zehir onları öldürecekti.
"Öncelikle gerçek bir doktor eğer birinden nefret ediyorsa hastaya zarar vermeden onla uğraşır neden biliyor musunuz doktor dediğinin aklında tek bir şey olur, can kurtarmak. Gerçek bir doktor gider hastasını pis meselelere uğraştırmaz, uğraştırırsa ne kadar diploması olursa olsun o doktor değildir, size ilk dersim." Onların gözlerinde ilk defa sarsıcı bir ifade geçti, demek insanlıkları yerindeydi.
"Az önce odada ki hasta sadece benim hastam değildi." diyerek elimle hepsini tek tek gösterdim.
"Senin de, senin de ve senin de hastandı. Eğer ben ona o dosyayı getiremediğiniz için teşhisi koyamasam ve hastanın apendist patlasa her şey biterdi. Belki ben yasal olarak suçlu olurdum ama siz vicdan mahkemenizde infaz kararınız çıkardı, biz bir ekipsek resmi olarak odada olan ya da acilde olan hiçbir hasta yok onun yok şunun hastası değil bizim hastamız olur bu da size ikinci dersim." İnsanlara ders vermeyi, ahkam ve racon kesmeye bayılırdım bana bu fırsatı vermeyeceklerdi.
"Rekabet, savaş ve yarışları severim eğer istediğiniz buysa yapalım sıkıntı değil ama hastalara bulaşacak kadar düşmeyin, bana saygısızlık yaparsanız tek bir raporuma bakar kariyer hayatınız bu da son uyarım şimdi hastayı ameliyata hazırlayın." Onlar orada durup salak gibi şaşırırken ilerlemeye başladım. Ameliyat için hazırlanmadan önce bir odama çıkıp nefes almalıydım, yine herkese karşı tel olma yüreğimi yakıyor boğazımda ki yumruyu büyütüyordu.
Sesimin titrememesi için ne çaba harcadım.
odama girdiğim gibi penceremi açtım derin bir nefes çektim, başım yine sinirden ağrımaya başlamıştı lavanta çiçeği katmam gerekti odama.
"Allah'ım onlar çok ve sığ insanlar sen beni onlarda koru ve kaybetmememi sağla, yanımda ol sen yanımda olursan en güçlü ben olurum."
Hala sinirimden elim titrerken iyi bir şey düşünmek istedim aslında yine her şey kontrolümdeydi, onlar sırf dosyayı bekleyip hastayla ilgilenmemi hatta dosyayı getiremediklerinden dolayı onlara karşı yenileceğimi düşünürken ilk zaferimi kazanmıştım.
Hemen ameliyathanenin hazırlanması için olan yere vardım kadın, erkek soyunma odası karşıma çıktı kadına girdim tabii. Ameliyathane kıyafetlerini giydim.
Odadan çıkar çıkmaz Hasan'la karşılaştım, ellerimi ve kolumu yıkadım ardından ona uzattım, önlüğü giydirmek zorundaydı işi buydu.
Önlüğü giydirmek bir yana dursun asistanlarla ilgilenince gülümsedim zaten kendim giyebilirdim.
Ameliyat masasında bu sefer Erdem'i görünce gülümsedim, genel cerrah uzmanı olarak katıldığım ilk ameliyatımdı.
Önce Güray anestezi ile hastanın karın bölgesini uyuştururken ben elimi Güzin'e uzattım. "Bisturiyi ver Güzin hemşire." Dememle yüzünde ki alaylı ifadeyi görmesem bile hissediyordum, üst kata başhekim gelmiş bizi izliyordu ama müdahale etmiyordu.
"Ben hocamdan ve doktorlardan izin alırım peki sen kendine sordun mu doktor muyum diye?" Kendisi doktorluk hayatımla ilgili konuşacak son kişiydi.
"Şu an hastaya acil müdahale gerekiyor, ben senin üstünüm ne olursa olsun emirime uyman gerekiyor. Bisturiyi ver." Onu uyarıyordum ama dinleyen kim.
Sonra suçlu yine Aylin olacaktı.
"Vermiyorum sana buradan kimse yardım etmeyecek bence sende çık burası sadece doktorların girebileceği bir yer." Dua etsin elime koz veriyordu yoksa onu laflarımla gebe bırakırdım.
"Burada görevini yerine getirmeyecek olan çıksın." Dediğimde herkes yerine bomboş durarak geri çekilirken ben ameliyatların olduğu masaya doğru ilerleyecekken biri bana bisturiyi uzattı verene değdi gözlerim.
Güray.
Bisturiyi aldım hemen karnının sağ alt bölgesine bir kesik açtım ardından beklenmeyecek bir şekilde Kaya ve Beren de yardım etmeye pardon işini yapmak akıllarına gelmişti.
"Unutmayın Aylin hanım, siz bizim asla hocamız olamayacaksınız ve bir şekilde gideceksiniz." Diyen Beren'e bakmadan apendist çıkardım ve Kaya'nın uzattığı kaseye kattım. "Ne kadar kabul etmeseniz de resmi olarak sizin hocanızın ayrıca devletin beni gönderdiği yerden anca devlet gönderebilir, şimdi sana soruyorum ki sen kim oluyorsun da beni gönderebileceğini sanıyorsun?" Bunu dedikten sonra ameliyatın geri kalan tüm işleri yaparken bazen onlara göstere göstere yapıyordum bazen ise onlara nasıl yapacaklarını söyleyerek yaptırıyordum.
Ameliyat bittiğinde hepsi sanki beni görmeye dayanamıyormuş gibi çıkarken Güzin Erdem'i odasına götürdü.
Tek kaldığım ameliyat odasında derin bir nefes aldım hep tek kalan ben olmak bazen canımı sıkıyordu. Kameramı alarak ameliyathaneden çıkarken üstümde kilerden kurtuldum normal buraya gelirken ki kıyafetlerimi giydim ve doktor önlüğümü taktım.
Odamdan dosyaları aldığımda direk soluğu asistanlar odasında almıştım. Onlar bana ters bakarken içlerinden ne dedikleri belliydi.
Bir dosyayı kayaya bir dosyayı Beren'e verdim. "Bu hastalarla ilgilenin ve bana rapor edin durumu." Dedim ve onların odasından çıktım kendi odama geçerken o kadar keyifliydim ki, dans edesim geliyordu.
Masa da titreyen telefonumu görmemle Eda'nın aradığını görmemle tebessüm ettim telefonu elime aldım ve aramayı açtım.
"Ünlü koskoca Eda Taşpınar oyuncu arkadaşımın beni arama nedenini öğrenebilir miyim?" Bunu sormamla kıkırdadı.
"Ben seni bir oyuncu olarak değil mafyanın kraliçesi olarak arıyorum ve mafyamın bu kadar sessiz kalması bana tuhaf geldi." Eda bana mafya derken ben ona kraliçe derdim.
"Kraliçenin mafyası o kadar iyi ki ilk genel cerrah uzmanı olarak günüm rekabet, nefret ve öfkeyle geçiyor nasıl iyi olmayayım birazdan raconda keseceğim nasıl iyi olmayayım." Dememle kahkaha attı.
"Yani gününü kötü geçirdiler ama sende onların hayatını karartarak durumu mu eşitleyeceksin boşuna mafya demiyorum sana."
"Kızım kusura bakma kimse senin gibi bir kraliçe ağır başlığına sahip değil bizde böyleyiz."
"Müjdemi isterim." Demesi ile kıkırdadım.
"Neymiş olan kesin çiçek ya da bir böceğe tav oldun yine." O kadar prensesti ki onu çok zor kraliçeliğe atamıştım.
"Beni Mardin'de çekilecek bir dizide görmek istiyorlarmış menajerime söylemişler bende dedim ki olur bir hafta sonra yanındayım bebeğim." Demesi ile şaşırdım ama bir yandan memnun oldum.
"Gerçekten mi?" Burada olursa eğer günlerim daha iyi geçerdi hem beni sakinleştirmenin bir yolunu da bulurdu.
"Gerçekten ama kabul gelir mi? Gelse bile partnerim kim olacak bilmiyorum." Mafyanın kraliçesi gerçek hayatta o kadar utangaç masumdu ki bazen cemiyetle sorun yaşıyordu ama sosyal ve çevresi geniş olduğundan yalnız diyemezdim.
"Gerilme hem merak etme kötü biriyse gider gömeriz sen sadece kazma al yeter." Kahkaha sesini duymak iyi geliyordu.
"Eee?" demesi ile "Ne eee?" tam da beklediğim soruyu sordu. "Var mı oralarda mafyama yakışan." Göz devirdim, ciddi miydi? Zaten pek flört veya sevgili yapan kızlardan değildim sadece iki kere bunun gibi olaylar yaşamıştım.
"Bana soracağına bence sen artık seninkine yaz yeğenimin olması hakkım." Bu kızı güldürmeden ya da uğraşmadan edemiyordum.
"Yeğen mi doğum yapmamı mı istiyorsun?"
"Evet artık seninkine yazmalı, sevgili olmalı, nişanlanmalı, evlenmeli ve bana yeğen yapmalısınız." Bunu beklemiyor olmalıydı.
"Yapmazsam?"
"Dokuz doğurturum, dokuz kız yeğen doğurmakta kötüdür bir yerlerin yırtılır o yüzden sen seninkine yaz."
Artık cesaretini toplayarak o çocuğa yazsın Allah aşkına platonik olmasına dayanamıyorum.
"Öyle mi erkek olursa ne olur."
"Ne olacak canım öldürürüz kocan senin karnına x kromozomu yerine y gönderdiği için onu da öldürürüm."
"E ben dul ne yaparım?"
"Öldürdüğüm gibi diriltirim de meraklanma." artık konu konuyu açtı ve sıradan konulardan konuştuk ve işte içimde tutamayarak ağızımdan kaçırdım.
"Kraliçem ben bok yedim."
"Ya yeter kızım bıkmadın mı bir gün bok yemeden edemiyor musun? Doktorsun da bilmez misin bok yemeden edemiyorsun ya, git hıyar ye, lahmacun ye, çikolata ye, pasta ye ama artık bok yeme be." Yaptığı isyan beni güldürdü tam anlatacaktım ki kapının tıklatılması ile bekle demem bir oldu.
"Kraliçem grubu direk ararım hepiniz aynı anda öğrenin tamam mı? Şimdi işim var." Birbirimize görüşürüz dedikten sonra kapattık.
Ardından koltuğuma oturdum döndürürken "Gel." Kimse gelsin derdini söylesin ve siktirsin gitsin, yüzlerini görmek istemediğimden koltuğu masaya sırtımı dönmüştüm.
Kapının açıldığını işittim ardından tok adım sesleri duydum, kimse adım sesleri bile rahatsız ediyordu.
Bir iki saat uyuduğumdan zaten başım ağrıyordu yine ne isteyeceklerdi?
"Yaramıza bakmayacak mısınız Cerrah Hanım." Diyen alaylı gör ve o tok sesin sahibini tanıyordum.
Duymak isteyeceğim son kişi bile değildi ama buraya kadar gelmişti.
Odama giren Mirza Aram Alhan'dı.
Onun sesini duymamla koltuğu hızlı bir şekilde döndürüp ona bakmam bir oldu.
Üzerindeki siyah takım elbise, geceyle anlaşma yapmış gibiydi; kesimi net, omuzları dik, vücuduna oturuşu ise neredeyse meydan okuyan bir zarafet taşıyordu. Beyaz gömleğinin yakası, karanlığın içindeki tek itiraf gibi açık ve sade duruyordu.
Saçları koyu ve dalgalı; rüzgâr hafifçe dokunmuş ama asla dağıtamamış. Yüz hatları keskin: belirgin çene çizgisi, hafif gölgeli elmacık kemikleri ve bakışlarında taşıdığı o sert, mesafeli ifade...
Gözleri, insanın içine doğrudan bakmıyor; sanki önce tartıyor, sonra hükmünü veriyor. Dudakları ince bir çizgi hâlinde, suskun ama suskunluğuyla konuşan türden çünkü turkuaz gözleri çok şey anlatıyordu.
Bir Ağanın böyle İstanbul beyefendisi gibi giyinmesi saçmalıktı.
"Yanlış yere gelmişsiniz Aram Bey, burası bana ait bir oda, asistanlardan birini sana gönderirim ilgilenirler." Bu herif hemen buradan gitmeliydi, sinir sistemimi bozuyordu. Bu herif defolacağına aksine sırıttı ama fark ettiğim detay gamzesi olmasıydı hem de kocaman.
"Maalesef gidemem çünkü benimle senin ilgilenmen lazım çünkü, rüzgar öyle bir esti ki paracıklarım başhekiminin eline düştü. Tüh, bak görüyor musun olayı?" Bana kısaca diyordu ki senin yapman için başhekimi paraya boğdum eğer yapmazsan sıkıntı çıkar.
Benim göbek adım sıkıntıyken bu özgüven ona fazlaydı.
"Aram bey burada hastam var demek sadece benim hastam olmaz ekibimin de hastası olur onların hastası da benim hastam olur, hasta odalarından birine geçin ben size Kaya'yı göndereyim." Benden böyle bir karşılık beklemediği için gözlerinde ki kısılmaya devam etmek yerine irileşti, turkuaz gözleri böyle rengini fazla belli ediyordu.
"Zaten senden bunu beklemek aptallıktı, benim gibi kuvvetli bir erkekle aynı odada kalmaktan bile ürktünüz anladım." Feminist olduğumu nereden biliyor? bilmiyorum ama gözlerinde ki pırıltılar beni bilerek kışkırttığını görüyordum.
"Sizin gibi kuvvetli bir erkeği ve ordunuzu yenen bir kadına böyle bir cümle kurmanız... beni anca güldürür."
"Gül, Valora." Ne??????
"Benim güleceğim kadar büyük bir samimiyetimiz yok ayrıca, sen bana ne dedin?" Hayatımda İlk defa öyle bir kelime duyuyordum.
"Kurarız samimiyeti ayrıca sana Valora dedim." Anlaşılan sinir krizi geçireyim diye bu herifi yanıma gönderdiler.
"İnsanların isimleri vardır neden bilir misin? çünkü ona seslenebilmek için." Bana adımla seslense iyi ederdi.
"Hastalar neden doktorlara neden gider bilir misin? çünkü onları iyileştirmesi için." Derin nefes aldım ayaklandım, yanına vardım.
"Yarasını saracağım son insan bile değilsiniz Aram Bey ben size anca yara olurum." Bunu dediğimde gözlerinde öyle bir ifade geçti ki sanki zaten yarası benmişim gibi...
Saçmalama kızım saçmalama.
"Beni takip edin Aram Bey." Diyerek kapıyı açtım ve hasta odalarından birine doğru ilerledim.
"Ederiz." Diye mırıldandığını duyunca sabır çektim. odaya vardığımızda ona kapıyı açtım.
"Valora önden sen buyur." Bunu o kadar kibar ve iyimser söylemişti ki ona ters bir bakış attım.
"Estağfurullah siz Ağa Bozuntu'ları önden." Dediğimde kahkaha attı ve içeri girdi bende arkasından girdikten sonra bende girdim ardından kapıyı kapattım.
İçeri girer girmez kravatını ve ceketini çıkardığında ona gözlerimi diktim "Ne yapıyorsun lan?" Şaşırarak bunu sormadan edemedim ama ona şaşkın halim biraz komik gelmiş olmalı ki tok erkeksi sesiyle güldü. Kocaman gamzesi yine kendini belli ederek şovunu yaptı.
Gamzeli adam...
"Soyunuyorum."
"Neden soyunuyorsun?"
"Bilmem belki sende soyunursun diye."
"Ne bir ağayla işim olur ne de tenimin tenine değmesine izin veririm." Diyerek bağırdığımda daha çok parladı o gözleri.
Denize benzeyen gözlerinde eğlenen pırıltılar gözüme deniz yıldızı gibi geliyordu.
Saçmalama kızım kendine gel.
"Valora yaram karnımda onu sarman için soyunuyorum tabii ki." Öyle muzır bir ifadeyle konuşuyordu ki görende sanan kasları var da hava atmak istiyor.
Ona yaklaştım, o bana bulaşırken bende yerimde durmayacaktım tabii. Yaklaştığım gibi ellerim çözmeye çalıştığı gömleğin düğmelerine gitti bu sefer şaşırma sırası ondaydı.
"Benim hastamla ben ilgilenirim Aram Bey." Bunu soğuk bir sesle söyledim.
"Tehlikeye atıyorsun kendini atma Valora." Ne tehlikesinden bahsediyordu bu adam, Kafamı kaldırdım gözlerimi o turkuaz gözlerine diktim yüzüne aşağıdan bakmak sinirlerimi bozduğundan parmak ucuna yükseldim bu sayede yüzümün onla aynı hizada olmasını beklerken aksine yüzlerimiz yakınlaşmış oldu.
Öyle yakın oldu ki hatta benim nefesim onun yüzünü yalarken benim nefesimde onun yüzünü yalıyordu.
Kokusu burnuma geldiğinde baş ağrımın hafiflemesine neden oldu çünkü erkek losyonu ve deodorant kokusunun yanında kendine has kokusu ikisinden daha ağır basmakla kalmıyor sakinleştiriyordu.
Parfümü neydi bunun?
Gözleri gözlerime değmeyi bir an bırakmazken bende sanki normalmiş gibi onu soymaya devam ediyordum. "Kendimi tehlikeye atmıyorum, tehlikeyi soyuyorum." Diyerek benim için asıl tehdittin o olduğunu ima etmemle kaşları havalandı.
Kafasını sağ tarafa hafif iteledikten sonra yüzünü kulağıma yakınlaştırmak için eğildi, kulağıma değen nefesi olmayan tüylerimin diken diken olduğunda karnıma sancılar girerken bedenimin hafiften sıcaklamaya başladığını hissettim.
"Asıl tehlike bazen iyiliklerin karşılığı iyi olmamasıdır Valora, ne olursa olsun kabile güvenen Habil gibisin." Yaptığı ima sinirimi bozduğunda tüm düğmeler çözülmüştü onu hasta yatağına ittirmek için kollarımı çıplak göğsüne kattım, teni nasıl da sıcacık.
"Ne yani benim sonum bu mu ölüm?"
Onu tüm gücümle ittiğimde beklemediğim bir refleksle elleri bileklerimi sarmasıyla kendiyle birlikte bende onunla yatağa sürüklendim, burunlarımız dip dibe olması daha da sinir bozucuydu. "Haşa sen Azrail'in bile tırsacağı türden bir belasın, kendi belanı da anca kendin getiriyorsun." Dediğinde ona ters bir bakış attım. Geri çekildiğimde gördüğüm manzara dudak uçuklatacak türdendi.
Pazıları çıplak olsa bile göze fazla güzel gelirken bu yetmiyormuş gibi geniş omuzları, karın kasları. Baklava sayısı sayamayacağım kadar çoktu ama gözüm yarasına takıldı.
Kanaması durmuş yeni ya da dün olan bir bıçak yarası, fazla derin değildi bu yara ama salak böylece onu bırakmıştı pes doğrusu.
Yarasını uyuşturdum ardından dikiş atmaya başladım. "O zaman bundan sonra benim gibi bir beladan uzak dur o zaman." Derin bir nefes çektim elim durmadan dikiyordum ama acıtmadan ne hızlı, ritmik bir hızda dikiyordum yaranın acımaması için özen gösteriyordum, o kadar dikkatle bakıyordu ki turkuazlarına bakmadan edemedim ama çekemedim de.
"O iş yaş Azeyir kızı, maalesef dün bana meydan okuyarak kendinle beni kaderin bir tuzağına çektin. Burası Mardin benim yerim artık önün, arkan, yanın, karşın ve çaprazında görebileceğin tek kişi benim." Bunu öyle bir söyledi ki sanki gerçekten dediği gibi olmasından korktum hem de öyle bir korktum ki elimde olmadan bacağımı titrettim.
Annemin soy ismi ile seslendi,
Azeyir...
Sessiz oldum hem de benden beklenemeyecek kadar sakindim o da bu sakinliğe uydu ama içimizde kim bilir hangi ne tür fırtınalar patlıyordu.
işim bittiğimde uzaklaştım plastik eldivenleri çıkardım, ellerimi yıkadım o ise üzerini giyinmeye başladı. "Odama gidelim sana alacağın ilaçların reçetesini vereceğim ve kremlerin." Dememle ilerleyecektim ki kolumu tuttu tuttuğu yetmemiş olacak ki bir de kendine çekti. Sakin kalmak için derin nefes aldığımda işe yaradı çünkü kokusunun öyle bir kokusu vardı. "Olmaz bu kayda geçmeyecek Valora neden paraya boğdum sanıyorsun o sikik başhekiminizi." Dediğini anladım anlamında başımı salladım kolumu ondan kurtardım. Kapıdan çıkacaktım ki "Dikkatli ol Azeyir kızı." Ona karşılık verdim.
"Senden öğrenecek değilim dikkati ağa bozuntusu, bir daha hiçbir şekilde buraya adımını dahi atmayacaksın." Hemen çıktım. Duramazdım daha fazla bu odada, hepsi o başhekim yüzünden olmuştu, bana bildiğin onun alt kademesindeyim diye her şeyi yaptırabileceğini mi sanıyordu.
O ağa bozuntusu bir daha buraya böyle gelemeyecek.
Başhekimin odasına doğru yürüdüm. Tıklatmadan içeri girdiğimde direk ayaklandı piç herif.
"Sen ne cüretle benim odama böyle girersin ben başhekim Cumali Er'im." Diyerek haykırdı ona doğru ilerlediğimde oturduğu masasından kalktı beni dövebileceğini sanarak el kaldırdığında kolunu tuttum ters çevirerek sırtına yapıştırdım ve duvara yapıştırdım.
"Siz kendinizi çok tanıttınız sıra bende, ben genel cerrah uzmanı Aylin Bolatlı, okyanusun kızı Aylin Bolatlı, hiç kimseye benzemeyen tersi pis Aylin Bolatlı." Soluksuz devam ettim. "
Bir daha bana böyle bir hasta gönderirseniz, kendinize bir mezar ayarlasanız iyi olur. Çünkü sen başhekimsin diye yaptıklarına yumacağım gözüm yok." Bunu dediğim gibi ekip odaya daldı, Güray kolumdan tuttuğu gibi biraz ileriye fırlattı, topuklu giydiğimden düşecek gibi oldum ama düşmedim aksine başımı dik tuttum, hepsi omuz atarak baş hekimin yanına gitti hepsi ona ilgiyle iyi misin diye sorarken ben içten içe çürüyordum.
Yine herkes birbirini kollarken sen kendinle boğuştum.
Yine her zaman ki gibi yalnızım.
Yine ve yine suçlu bendim.
Yine haksız olan bendim.
Bacağımı titretirken bir yandan elim bileğimde kabuk olmuş bir yaraya gitmişti farkında olmadan soymaya başlamıştım.
Aylin, Aylin, Aylin, kendi yaralarını sarmayı öğrenmek için doktor olmak ne fayda sen hala sende kalan yaraların kabuklarını oyarken.
Hayır yalnız değilim, hayır, haklıyım hayır iyileşeceğim ben alışkanlık bu kabukları soymak.
Kandırdım kendimi yaktım benliğimi...
Kabuklarını soyduktan sonra yaraların iyileşmesini beklemek tıpkı kendini kandırmaktır.
Kaya bana doğru yürüdü olduğum yerde durdum gözlerimi üzerine diktim. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?" Diye haykırdığında bende karşılık verdim. "Sana ne?" Eli kafasına gitti, yanımdan geçti sakin olmaya çalışıyordu Gülümsedim hem de en güzel olduğunu düşündüğüm gülüşümü onlara sundum.
"Bak valla kaşınıyorsun döverim ben seni." Diyerek üzerime yürüyordu, herkes beni dövmesini herkes dövsün de biz de el atalım diyordu izin vermezdim.
Bana doğru çarpmak için ayarladığı eli yakaladığım gibi çevirdim ve tüm gücümle ittim yere yapıştı, Güzin saçıma yapışmak için ilerlediğinde karnına geçirdim.
Kaya arkamdan aniden önüme geçip boğazladığında nefessiz kaldım bedenim refleks olarak elimle boynumda ki elini kurtarmaya çalıştığımda, sağ dizimi kaldırdım ve özel bölgesine geçirdim.
Bana doğru ilerleyecek olan Hasan'ı ise Güray durdurdu. "Dövüşmeyi biliyor ona ne kadar zarar vermeye çalışırsak asıl zararı o verir." Diyerek ekibini bana karşı uyardığında yüzümde bir tebessüm oldu. Daha fazla burada durdurursam yenileceğimi bildiğimden odadan çıktım ama bir kişi daha çıktı kim olduğunu umursamadan hızla ilerliyordum ki bir el kolumu yakaladı, kim olduğuna baktığımda Güray olduğunu görmem şaşırtmadı. Elimi kurtardım. Ne diyecekse desin diye ona baktım.
"Nasıl bir kadınsın sen?" Diyerek yüzünü yüzüme yaklaştırdığında yüzüme değen nefesimi midemi bulandırdığından geriledim mesafe kattım.
"Gülüşün, bakışın, duruşun, kelimelerin, üslubun, ses tonun, güzelliği bile kışkırtıcı kadın." Bunları demesi ile sarsıldım ama belli etmedim, gerildim, bedenim ruhum sığamıyordu hiçbir yere, baş ağrım git gide şiddetleniyordu. Tam ona sinirini bozacağı bir şey diyeceğim sırada yandan gelen biri Güray'ın yakasına yapıştı ve yapıştığı gibi duvara yasladı.
Mirza Aram Alhan...
Kokusu etrafı sardığında derin bir nefes soluduğum gibi baş ağrım hafifledi.
"Sana ne lan, sana ne. Kızın güzelliğinden, gülüşünden, sesinden ve duruşundan sana ne. Bir daha Aylin Bolatlı'ya bu kadar yaklaşırsan sonun olurum." Diyen sesiyle içten içe rahatladım ama sonra yine sarsıldım.
İlk defa bir savaşta beni savunan var, ilk defa bir kavgada yanımda olan var.
Hissettiğim duygular daha fazla sinirlenmeme, ona karşı kin duymama neden oldu. Bu adam insan öldürmeye kalkmış biri elbet bir amacı vardı.
Ona yumuşamak saçmalıktı.
Hemen yanlarından gitmeden önce Güray'ın tırsan ifadesine baktım ve sevindim.
Giderken kafam geçmişte yaşanan tüm sahneleri tekrardan sarıyordu ve onların dedikleri kulağımda çınlıyordu.
"Suçsuzsun sen onları kışkırttın." Diyen eski müdürün sesi.
"Bizi kışkırttın sana saldıralım diye şimdi suçlu biz mi olduk." Beni zorbalayanlar.
"Aylin, babasının canavarı. Sen savaşta kışkırtıcı olan kötü tarafısın, ne yaparsan yap, ne edersen et hep suçlu sensin babam ve varlığın bile insanı kışkırtıyor daha fazlasını yapması için." babam.
"Kışkırtıcı güzellik Aylin Bolatlı, seni sevdiğim için beni suçluyorsun ama asıl suçlu sensin, kışkırttın beni." Will.
"Kızımın sadece kavga anında kışkırtıcı olduğunu sanıyordum ama Will senin kışkırtıcı bir güzelliğe sahip olduğunu söyledi bakışın, gülüşün, sesin, gözlerin, üslubun, duruşun varlığın bile kışkırtıcıymış."
"Bende dedim ki 20 TL bile etmeyen kızımın bedeninden kâr edeyim dedim."
***
Apartmana yaklaşmıştım ama kötü bir haberim vardı, takip ediliyorum.
Kim bilmiyorum anladığım anlaşılmasın diye arkama asla dönmemiştim ama çantamda i çakıyı elime almıştım.
Apartmana vardığımda durdum sabahtandır beni takip edeni bekledim ki çok geçmeden geldi, geldiği gibi onun yüzüne bakmadan bahçenin duvarına yaslamadım sadece birde çakımı boğazına dayadım, yüzüne döndü-
Siktir.
Bu Aram'dı beni takip eden. Şaşkınlığı bir kenara bırakarak gür sesimle konuştum. "Sen ne cüretle beni takip edersin." Diyerek haykırmamla sırıttı ruh hastası.
"Bu kadar tetikte olma, hayatının tadını çıkar." Lan ben ne diyorum o ne diyor.
"Sana bir soru sordum." Sert cümlelerimi altını çize çize söylediğimde teslim olur gibi ellerini havalandırdı. "Ben evime gidiyordum ki Valora ayrıca bir doktor olarak bu davranışların hiç iyi değil seni kınıyorum." Dedi adam öldürmeye kalkan.
Çakıyı çektim boğazından, o da hiçbir şey olmamış gibi çıkmaya başladı ardından ikimizde merdivenlerden geçtik ve daireme vardığımda zile bastım ve arkamı döndüm.
Bu adam ise karşımda ki dairenin kapısını anahtarı ile açtığında şaşkınlıktan dudaklarım aralandı. "Ama o daire boştu nasıl?" Diyerek konuştuğumda kekelemediğim için Şükür ettim. Manyak adam karşı daireme taşınmıştı.
Kapımı açan Mert benim gibi karşıda ki adama baktı öyle ki bakarken gözlerinden bir çok duygu beliriyordu seçebildiğim tek duygu, korkuydu.
Mert Aram'ı görür görmez aydınlanmış gibi etrafa baksa da korku her tarafını sarmıştı.
hatırladı mı?
Aram gözlerini benden ayırdı Mert'e çevirdi, yüzünde bana bakarken ki ifadesi yok oldu yerine gözü ve çenesi sinirden seğiren bir düşman yer aldı. "Gözüm üstünde." Ona kurduğu bu cümle Mert'in bacaklarının titremesine yol açtı ama Aram'ın gözleri bana döndü.
Ona nefretle bakan gözleri niye bana bakınca niye parlıyordu?
O deniz yıldızları bir bana mı özel?
"Görüşelim Komşu kızı." Diyerek göz kırptığında çıkardığım botlarımı ayakkabılığa yerleştirdim.
"Cehennemde Ağa Bozuntusu." Diyerek haykırdım Mert'i eve ittim ardından kapıyı sert bir şekilde kapattım.
Az önce ne oldu öyle????????????????????
****
Eveeeeeeeet bölümü nasıl buldunuz yorumlarda buluşalım.
Aylin ve Mirza'yı neler bekliyor.
Sizce Mert Buse'nin dediği gibi suçlu olabilir mi
Mirza neden her şeyi açıklamıyor.
En sinir olduğunuz karakter hangisi
En sevdiğiniz karakter hangisi
Will kim sizce
Aylin'in geçmişinde neler saklı
yorumlarda tartışalım.
Eğer beğendiyseniz yıldıza basınız lütfeeeen.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

113okunma 22beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…