2. bölüm / 4
VALENTİNE'İN YEMİNİYasak
Bölümler 4Şu an: Yasak
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Çok sevdiğim sarı elbisemi dolabımdan çıkarıp hevesle üstüme geçirdim. Aynadan kendime bakarken o çocuksu gülümsemem yüzümdeydi.
Omzumda annemin elini hissettiğimde bakışlarım annemin aynadaki bakışlarıyla kesişti. Beni baştan aşağı süzdü. Elbisemin arkasındaki fermuarı hızla indirdiğinde elbise ayaklarımın dibine düştü. Çıplak bedenime bakıyordum şimdi aynadan.
"Sarı tenini soluk gösteriyor," dedi annem.
"Serez kadınları üzerinde kötü duran hiçbir şeyi giymez." diyerek odamdan çıktı. Küçük gözlerimden bir damla yaş elbisemin üstüne aktı.
"Ben bunu seviyor muyum?"
Değil.
"Bu bana yakışıyor mu?"
Olacaktı.
...
Arabadan inen adamla bir saniye bakışlarımız kesişti. Odağımı bozan Aslan'ın sesi oldu.
"Eğlence şimdi başlıyor sarışın." der demez tekrardan korna sesleri yükseldi. Yarışacak olan arabalar ışıkların ardına yerleşti. Az önce bahsettiğim adam da yarışacaktı.
İnsanların destekleyici sesleri birbirine karışıyordu. Heyecan benim de içime işlemişti.
İkinci bir korna sesiyle arabalar hızla görüş açımdan uzaklaştı. Şarkı sesi de yükselince dans etmeye başladım diğerleri gibi. Özgürlük hissini sonuna kadar yaşıyordum. Kolumu kaldırdığımda gözüm kolumdaki siyah lekeye takıldı. Tüm sesler susmuştu benim için. "Hayır." dedim içimden. Bu gece zihnime kazınmış kalıplar yok.
Diğer elimle silmeye çalıştığımda siyah leke hem koluma iyice yayılmıştı hem de elime bulaşmıştı. Şarkı sesi başımı döndürmeye başladı. Dikkatimi dağıtamıyordum. Gözlerim Aslan'ı aradı ama göremedim, belki oradaydı ama göremedim. Arkamı dönüp hızla insanların arasından sıyrılıp boş bir sokağa girdim. Bir banka oturup sakinleşmeye çalışacaktım. İşler gittikçe daha kötü oluyordu çünkü bank oturamayacağım kadar kirliydi.
"Selen bu gece bunu yapamazsın." dedim, bunu sesli dile getirdim kendimi sakinleştirmek için. Ama oturamadım yapamadım. Sinirle topuğumu banka vurdum. Sıkıntıyla olduğum yerde gidip geldim.
Yanıma birkaç saat önce Aslan'ın yanında gördüğüm eril enerjisi oldukça yüksek olan kız geldi. Elini kolumdaki lekeye sürdü.
"Minik serçemiz kirlenmiş." dedi alayla bakarak. Sinirle kolumu çektim. Uğraşmaya geldiği belliydi. Aramızdaki mesafeyi kapattı, uzun siyah ojeli tırnaklarını saçlarımdan geçirdi. Hemen hemen benimle aynı boydaydı.
Aslan'ın konuştuğu başka bir adam geldi kızın ardından.
"Rahat bıraksana kızı Elvin," diyip adının Elvin olduğunu öğrendiğim kızla arama girdi. "Bu güzelliği incitmek istemeyiz."
Odağımı dağıtan hemen yanımızdan geçen yarış arabaları oldu. Yine aynı plakadaki arabanın içindeki gözlerle kesişti gözlerim. Kaşlarını çatıp bizim olduğumuz tarafa çevirdi bakışlarını. Hızla yanımızdan uçtu.
Tekrar karşımdaki adama baktım. Siyah gözleri güven veriyordu. Ya da ben çok korkmuştum.
Az önce kirli olduğunu için krizlere girdiğim banka oturdular.
"Kusura bakma, arkadaşın kızlara oldukça ilgisi var." dedi Elvin' e dönüp. Ardından elini bana uzattı. "Ben Miraç."
Havada kalan eline karşılık vermediğimde elini indirdi.
"Kızlara değil," diyerek araya girdi Elvin "Sarışın kızlara." beni tekrardan iyice bi süzdü.
Kısa bir şekilde sohbet ettik. Sanırım Miraç olmasaydı Elvin'in DNA'sı üzerimde olurdu.
Miraç'ın telefonuna mesaj geldiğinde ayağa kalktılar. "Artık gidelim, Aslan bekliyor." Miraç elini belime koydu ilerlememi bekleyerek.
"Sizinle gelmeyeceğim," dedim bir adım geri çekilerek. "Aslan buraya gelip beni alsın." Miraç'ın kaba eli kolumu sıkıca tuttu.
"Bizimle ge-" daha sözünü tamamlayamadan geriye doğru iki adım atıp dengesini kaybetti ve düştü. Arkasında o adamı gördüm, yine.
Miraç sesli bir şekilde inledi. Olduğum yerde kalmıştım. Elvin ise çaktırmadan yanımızdan uzaklaşmıştı.
"Bir daha," dedi adam Miraç'ın önündeki kolunu ayağıyla iterken. "Dokunmayacaksın."
Miraç'ın kendini toparlayıp gitmesini bekledi. Hızla toparlanan Miraç toz oldu.
Harika, yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştum.
"Senden yardım istemedim, kendim halledebilirdim." diyerek çıkıştım karşımdaki adama.
"Halbuki halledemeyecek kadar canın sıkkındı." dedi haylazca sırıtarak.
"İnsanları kurtarmayı hobi mi edindin yoksa?" Kollarımı göğsümde birleştirdim. Az önce dilini yutan kız yoktu.
Beni onaylamadığını belirterek kaşlarını kaldırdı. Bakışları vücudumda değil sadece bendeydi.
"Gereksiz gürültüyü sevmiyorum, Selen Lal Serez." kaşlarımı çattım. Beni nerden tanıyordu?
"Beni nereden tanıyorsun?" diye sordum merakla. Bir an dalga geçtiğimi düşünerek bana baktı.
"Bu şehirde seni tanımayan insan çok az. Seni ve aileni." derken çenesi gerilmişti. Belli etmemeye çalıştığı bir şey vardı.
"Ah, burada kimliğimi saklayabildiğimi düşünüyordum." dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Herkes seni kusursuz görünüşünden tanıyor," bakışları etrafta gezindikten sonra tekrar bana sabitlendi. "Bence biri sana uzun zaman önce hata yapma hakkın olmadığını öğretmiş."
Beni anlaması canımı sıkmıştı. Bu gece bunları duymak için gelmemiştim. Tek istediğim özgürlüğü tatmaktı.
"Yanılıyorsun." diyebildim sadece
"Belki yanılıyorumdur," diyip arabasının anahtarını cebinden çıkardı, elinde anahtarla oynamaya başladı. "Yanılıyorsam bir dahaki görüşmemizde düzeltirim."
Hiçbir şey demeden yanımdan ayrılıp arabasına doğru yürüdü. Onu öylece izliyordum. Arkama dönüp gidecektim ki yerde bir bileklik gördüm. Yere çöküp bilekliği aldım. O çoktan gitmişti. Bilekliği detaylıca inceledim.
Barlas Enzo Valentine.
"Sarışın!" gelen sese döndüğümde arkamda Aslan'ı gördüm. Bilekliği hemen çantama attım.
"Geldiler."
"Ne, kim geldi?"
"Annen ve baban." dediğinde kalbimin sıkıştığını, kalbimin kasıldığını hissettim.
"Gidelim." diyebildim sadece.
Piste gittiğimizde dağılmış kalabalığın ortasında annemi ve babamı gördüm. Tiksinerek bakıyorlardı burdaki insanlara. Burdaki insanlar sadece birer böcekti, kusursuz olan bizdik.
Annem bana doğru geldi.
"Selen Lal Serez," beni dikkatlice inceledi, kolumdan tutup etrafımda döndürdü ve çıkmadığı için kafayı yediğim lekeleri o da gördü. "Beni çok utandırdın."
Annemin bu lafı hoşuma gitmişti. Tarifsiz şeyler hissediyordum. Önceden olsa kendimi değersiz hissederdim, ama bu durumda kendimi daha değerli hissettim. Çizgilerin dışına çıkmıştım.
Arkasını dönüp arabaya bindiğinde ben de peşinden gidip arabaya bindim. Aslan başka bir arabaya binmişti. Büyük ihtimalle bir daha görüşemeyecektik. Üzüldüğüm tek kısım buydu. Ona minnettardım.
Yol boyunca hiç konuşmamıştık ailemle. Eve girer girmez annem beni narince kolumdan tuttu ve odama götürdü. Sıkamazdı çünkü elinin izi kalırdı ve bu bir kusurdu. Konu hiçbir zaman canımın acıyıp acımaması değildi. Temiz iç çamaşırlarımı ve kıyafetlerimi çıkardı dolaptan. Yatağa oturacağım sırada yükselen sesi beni durdurdu.
"Asla bu pislik içindeki halinle oraya oturma!" artık sırıtmamı gizleyemiyordum. Yüzümü görmediği için sırıtmamı da fark etmemişti. Kafayı mı yemiştim?
Bir eldiven takarak beni banyoya soktu. Kıyafetlerimi çıkararak beni çıplak bıraktı. Hazırladığı küvete bıraktım bedenimi. Annem beni yıkamaya başladı.
Bu zamana kadar hep annem beni yıkardı. Kendim yıkandığımda olmuştu tabii ki ama çok nadirdi. Annem için sadece vitrindeki bebektim ben.
Yıkanıp giyindikten sonra asıl cezamla yüzleşmek için koca salona indik. Asıl cezayı babam keserdi hep. Nadiren hatam olurdu, bu hatalarında her zaman bir bedeli olmuştu.
En fazla ne olabilir ki? diye geçirdim içimden.
"Selen, senden hiç bu kadar utanmamıştım. Bizim kusursuz bebeğimiz, nasıl olurda o çöplükte o kargaların içinde olurdu. Gül gibi yetiştirdik seni. Bize layık ol diye hep çabaladık." şimdi ciddileşmişti. Hazır ol Selen ceza geliyor.
"Madem ki bize layık olamıyorsun, bizi utandırıyorsun o zaman senden kurtulalım. Selen Lal Erezli, Sinan Kılıçer ile evleneceksin." diyerek noktayı koydu babam
Sinan Kılıçer, Kılıçer Holding'in sahibiydi. Aramızdaki yaş farkı oldukça fazlaydı. Beni o adama mı layık görmüşlerdi gerçekten? Bari yanıma yakışır biri olsaydı. Barlas... Neydi tam ismi, onun gibi mi Selen? İç sesim bana bir fikir vermişti. Elbette, Barlas.
"Olmaz," diyerek reddettim onları. "Ben nişanlıyım."
Ben.
Nişanlıyım.
BÖLÜM SONUÇok sevdiğim sarı elbisemi dolabımdan çıkarıp hevesle üstüme geçirdim. Aynadan kendime bakarken o çocuksu gülümsemem yüzümdeydi.
Omzumda annemin elini hissettiğimde bakışlarım annemin aynadaki bakışlarıyla kesişti. Beni baştan aşağı süzdü. Elbisemin arkasındaki fermuarı hızla indirdiğinde elbise ayaklarımın dibine düştü. Çıplak bedenime bakıyordum şimdi aynadan.
"Sarı tenini soluk gösteriyor," dedi annem.
"Serez kadınları üzerinde kötü duran hiçbir şeyi giymez." diyerek odamdan çıktı. Küçük gözlerimden bir damla yaş elbisemin üstüne aktı.
"Ben bunu seviyor muyum?"
Değil.
"Bu bana yakışıyor mu?"
Olacaktı.
...
Arabadan inen adamla bir saniye bakışlarımız kesişti. Odağımı bozan Aslan'ın sesi oldu.
"Eğlence şimdi başlıyor sarışın." der demez tekrardan korna sesleri yükseldi. Yarışacak olan arabalar ışıkların ardına yerleşti. Az önce bahsettiğim adam da yarışacaktı.
İnsanların destekleyici sesleri birbirine karışıyordu. Heyecan benim de içime işlemişti.
İkinci bir korna sesiyle arabalar hızla görüş açımdan uzaklaştı. Şarkı sesi de yükselince dans etmeye başladım diğerleri gibi. Özgürlük hissini sonuna kadar yaşıyordum. Kolumu kaldırdığımda gözüm kolumdaki siyah lekeye takıldı. Tüm sesler susmuştu benim için. "Hayır." dedim içimden. Bu gece zihnime kazınmış kalıplar yok.
Diğer elimle silmeye çalıştığımda siyah leke hem koluma iyice yayılmıştı hem de elime bulaşmıştı. Şarkı sesi başımı döndürmeye başladı. Dikkatimi dağıtamıyordum. Gözlerim Aslan'ı aradı ama göremedim, belki oradaydı ama göremedim. Arkamı dönüp hızla insanların arasından sıyrılıp boş bir sokağa girdim. Bir banka oturup sakinleşmeye çalışacaktım. İşler gittikçe daha kötü oluyordu çünkü bank oturamayacağım kadar kirliydi.
"Selen bu gece bunu yapamazsın." dedim, bunu sesli dile getirdim kendimi sakinleştirmek için. Ama oturamadım yapamadım. Sinirle topuğumu banka vurdum. Sıkıntıyla olduğum yerde gidip geldim.
Yanıma birkaç saat önce Aslan'ın yanında gördüğüm eril enerjisi oldukça yüksek olan kız geldi. Elini kolumdaki lekeye sürdü.
"Minik serçemiz kirlenmiş." dedi alayla bakarak. Sinirle kolumu çektim. Uğraşmaya geldiği belliydi. Aramızdaki mesafeyi kapattı, uzun siyah ojeli tırnaklarını saçlarımdan geçirdi. Hemen hemen benimle aynı boydaydı.
Aslan'ın konuştuğu başka bir adam geldi kızın ardından.
"Rahat bıraksana kızı Elvin," diyip adının Elvin olduğunu öğrendiğim kızla arama girdi. "Bu güzelliği incitmek istemeyiz."
Odağımı dağıtan hemen yanımızdan geçen yarış arabaları oldu. Yine aynı plakadaki arabanın içindeki gözlerle kesişti gözlerim. Kaşlarını çatıp bizim olduğumuz tarafa çevirdi bakışlarını. Hızla yanımızdan uçtu.
Tekrar karşımdaki adama baktım. Siyah gözleri güven veriyordu. Ya da ben çok korkmuştum.
Az önce kirli olduğunu için krizlere girdiğim banka oturdular.
"Kusura bakma, arkadaşın kızlara oldukça ilgisi var." dedi Elvin' e dönüp. Ardından elini bana uzattı. "Ben Miraç."
Havada kalan eline karşılık vermediğimde elini indirdi.
"Kızlara değil," diyerek araya girdi Elvin "Sarışın kızlara." beni tekrardan iyice bi süzdü.
Kısa bir şekilde sohbet ettik. Sanırım Miraç olmasaydı Elvin'in DNA'sı üzerimde olurdu.
Miraç'ın telefonuna mesaj geldiğinde ayağa kalktılar. "Artık gidelim, Aslan bekliyor." Miraç elini belime koydu ilerlememi bekleyerek.
"Sizinle gelmeyeceğim," dedim bir adım geri çekilerek. "Aslan buraya gelip beni alsın." Miraç'ın kaba eli kolumu sıkıca tuttu.
"Bizimle ge-" daha sözünü tamamlayamadan geriye doğru iki adım atıp dengesini kaybetti ve düştü. Arkasında o adamı gördüm, yine.
Miraç sesli bir şekilde inledi. Olduğum yerde kalmıştım. Elvin ise çaktırmadan yanımızdan uzaklaşmıştı.
"Bir daha," dedi adam Miraç'ın önündeki kolunu ayağıyla iterken. "Dokunmayacaksın."
Miraç'ın kendini toparlayıp gitmesini bekledi. Hızla toparlanan Miraç toz oldu.
Harika, yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştum.
"Senden yardım istemedim, kendim halledebilirdim." diyerek çıkıştım karşımdaki adama.
"Halbuki halledemeyecek kadar canın sıkkındı." dedi haylazca sırıtarak.
"İnsanları kurtarmayı hobi mi edindin yoksa?" Kollarımı göğsümde birleştirdim. Az önce dilini yutan kız yoktu.
Beni onaylamadığını belirterek kaşlarını kaldırdı. Bakışları vücudumda değil sadece bendeydi.
"Gereksiz gürültüyü sevmiyorum, Selen Lal Serez." kaşlarımı çattım. Beni nerden tanıyordu?
"Beni nereden tanıyorsun?" diye sordum merakla. Bir an dalga geçtiğimi düşünerek bana baktı.
"Bu şehirde seni tanımayan insan çok az. Seni ve aileni." derken çenesi gerilmişti. Belli etmemeye çalıştığı bir şey vardı.
"Ah, burada kimliğimi saklayabildiğimi düşünüyordum." dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Herkes seni kusursuz görünüşünden tanıyor," bakışları etrafta gezindikten sonra tekrar bana sabitlendi. "Bence biri sana uzun zaman önce hata yapma hakkın olmadığını öğretmiş."
Beni anlaması canımı sıkmıştı. Bu gece bunları duymak için gelmemiştim. Tek istediğim özgürlüğü tatmaktı.
"Yanılıyorsun." diyebildim sadece
"Belki yanılıyorumdur," diyip arabasının anahtarını cebinden çıkardı, elinde anahtarla oynamaya başladı. "Yanılıyorsam bir dahaki görüşmemizde düzeltirim."
Hiçbir şey demeden yanımdan ayrılıp arabasına doğru yürüdü. Onu öylece izliyordum. Arkama dönüp gidecektim ki yerde bir bileklik gördüm. Yere çöküp bilekliği aldım. O çoktan gitmişti. Bilekliği detaylıca inceledim.
Barlas Enzo Valentine.
"Sarışın!" gelen sese döndüğümde arkamda Aslan'ı gördüm. Bilekliği hemen çantama attım.
"Geldiler."
"Ne, kim geldi?"
"Annen ve baban." dediğinde kalbimin sıkıştığını, kalbimin kasıldığını hissettim.
"Gidelim." diyebildim sadece.
Piste gittiğimizde dağılmış kalabalığın ortasında annemi ve babamı gördüm. Tiksinerek bakıyorlardı burdaki insanlara. Burdaki insanlar sadece birer böcekti, kusursuz olan bizdik.
Annem bana doğru geldi.
"Selen Lal Serez," beni dikkatlice inceledi, kolumdan tutup etrafımda döndürdü ve çıkmadığı için kafayı yediğim lekeleri o da gördü. "Beni çok utandırdın."
Annemin bu lafı hoşuma gitmişti. Tarifsiz şeyler hissediyordum. Önceden olsa kendimi değersiz hissederdim, ama bu durumda kendimi daha değerli hissettim. Çizgilerin dışına çıkmıştım.
Arkasını dönüp arabaya bindiğinde ben de peşinden gidip arabaya bindim. Aslan başka bir arabaya binmişti. Büyük ihtimalle bir daha görüşemeyecektik. Üzüldüğüm tek kısım buydu. Ona minnettardım.
Yol boyunca hiç konuşmamıştık ailemle. Eve girer girmez annem beni narince kolumdan tuttu ve odama götürdü. Sıkamazdı çünkü elinin izi kalırdı ve bu bir kusurdu. Konu hiçbir zaman canımın acıyıp acımaması değildi. Temiz iç çamaşırlarımı ve kıyafetlerimi çıkardı dolaptan. Yatağa oturacağım sırada yükselen sesi beni durdurdu.
"Asla bu pislik içindeki halinle oraya oturma!" artık sırıtmamı gizleyemiyordum. Yüzümü görmediği için sırıtmamı da fark etmemişti. Kafayı mı yemiştim?
Bir eldiven takarak beni banyoya soktu. Kıyafetlerimi çıkararak beni çıplak bıraktı. Hazırladığı küvete bıraktım bedenimi. Annem beni yıkamaya başladı.
Bu zamana kadar hep annem beni yıkardı. Kendim yıkandığımda olmuştu tabii ki ama çok nadirdi. Annem için sadece vitrindeki bebektim ben.
Yıkanıp giyindikten sonra asıl cezamla yüzleşmek için koca salona indik. Asıl cezayı babam keserdi hep. Nadiren hatam olurdu, bu hatalarında her zaman bir bedeli olmuştu.
En fazla ne olabilir ki? diye geçirdim içimden.
"Selen, senden hiç bu kadar utanmamıştım. Bizim kusursuz bebeğimiz, nasıl olurda o çöplükte o kargaların içinde olurdu. Gül gibi yetiştirdik seni. Bize layık ol diye hep çabaladık." şimdi ciddileşmişti. Hazır ol Selen ceza geliyor.
"Madem ki bize layık olamıyorsun, bizi utandırıyorsun o zaman senden kurtulalım. Selen Lal Erezli, Sinan Kılıçer ile evleneceksin." diyerek noktayı koydu babam
Sinan Kılıçer, Kılıçer Holding'in sahibiydi. Aramızdaki yaş farkı oldukça fazlaydı. Beni o adama mı layık görmüşlerdi gerçekten? Bari yanıma yakışır biri olsaydı. Barlas... Neydi tam ismi, onun gibi mi Selen? İç sesim bana bir fikir vermişti. Elbette, Barlas.
"Olmaz," diyerek reddettim onları. "Ben nişanlıyım."
Ben.
Nişanlıyım.
BÖLÜM SONU
Bölüm etkileşimi
