3. bölüm / 4
VALENTİNE'İN YEMİNİKaçış
Bölümler 4Şu an: Kaçış
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kusursuz görünmek, kusursuz yaşamak değildi.
Kollarım annemin ince belini sarmış, gözyaşlarım ise zarif kumaşını ıslatıyordu. Babam beni omzumdan tutup annemden ayırdı.
"Sus."
Durduramadım ağlamamı, çok istedim ama durduramadım.
"Sana ikinci kez söylemeyeceğim."
Küçük ellerimle gözyaşlarımı silmeye çalıştım.
"İnsanlar seni ağlarken görürse zayıf sanırlar. Ben zayıf bir kız yetiştirmedim."
Babamı dinlerken gözlerim sonunda akıtmayı durdurmuştu.
Önüme eğildi babam,
"Şimdi daha güzelsin."
...
"Selen sen ne dediğinin farkında mısın?" diye sordu annem üstüme atılarak.
"Ben nişanlıyım," dedim tekrar. Kahvaltıda yürek yediğimi hatırlamıyordum ama. "Bugüne kadar kusur dediğiniz her şey benim özgürlüğümdü. Özgürlük bir kusur ise evet, kusurluyum,"
"Biz seni büyütmedik Selen. Seni inşa ettik. Bir ömür harcadığımız eseri tek gecede mahvetmene izin vermeyeceğim," dedi babam büyük bir soğukkanlılıkla. Bu kadar sakin olmasını beklediğimi söyleyemem, eminim ki kafasında türlü türlü şeyler dönüyordur.
Ailem beni eser olarak görüyordu, diğer tüm insanlar gibi.
"Nişanlı olduğunu söylediğin kişi tanınan biri mi? Ailemize yakışan biri mi? En azından bununla içimi rahatlatabilirim." dedi annem eli kalbindeyken.
Geceyi düşündüm, Barlas ailemize yakışan biri miydi? Sanmıyorum. Sorun değil benim de bu aileye pek yakıştığım söylenemezdi. Barlas'ı düşününce istemeden sırıtmıştım. Önce babama sonra da anneme baktım. Ağzımdan çıkacak bir güzel kelimeye muhtaçlardı.
Kafamı onaylamayarak salladım.
Babam işte şimdi sinirden çatlayacak gibiydi. En azından onların istediği gibi biriyle olduğumu düşündüğü için bu kadar sakindi sanırım. İstediği şey olmayınca içindeki canavarı çıkardı.
"Selen!" ismimi sayıklayıp delirmiş gibi kendi etrafında dönüyordu. En sonunda önümde bitti. "Kim olduğunu artık gram merak etmiyorum. Bu nişan iptal, öyle bir insan hayatına hiç girmedi! Bir ay boyunca basınla olan bütün ilişkini engelleyeceğim. Bütün teknolojik aletlerini elinden alacağım. Herhangi birinin ailemizi kirletmesine izin vermem, Selen! Şimdi derhal çık odana. Senden utanıyorum."
Senden utanıyorum.
Bu ana kadar iyi idare ettiğimi düşünüyordum ama içime dokundu söyledikleri. Değer miydi gerçekten?
Midem kasıla kasıla odama çıktım, tam kapıyı kilitleyeceğim sırada daha önce görmediğim bir çalışan kapıyı tuttu. Ne var dercesine baktım.
"Selen Hanım, babanız teknolojik aletlerinizi teslim etmenizi istedi."
Kimdi bu gerçekten? Bir çalışanı bir kere daha görmezdim zaten ama çalışan gibi değildi. Güneş gibi parlayan sarı saçları, simsiyah gözleri ve heybetli vücuduyla pek de çalışan gibi görünmüyordı. Babamın cezası eve yakışıklı erkekler alıp beni evden göndermek miydi acaba?
Telefonumu, tabletimi, dizüstü bilgisayarımı teslim ettim.
"Çıkabilirsin." dedim elimle kapıyı göstererek.
"Selen hanım," diyerek siyah gözleriyle bileğimi işaret etti. "Akıllı saatiniz,"
Sinirle soluyup bileğimdeki akıllı saati çıkardım. Fırlatırmışçasına eline koydum.
"Şimdi çık." diyip arkamı döndüm. Kapının kapanma sesiyle gözyaşlarım zorladığı duvarı aşıp akmaya başladı. Uzun zaman sonra ilk defa ağlıyordum ve dışardan bakan biri ilk defa ağladığımı düşünebilirdi. Yılların verdiği yorgunluk için ağlıyordum, bugün için değil.
Kafamı kaldırdığımda kendimle göz göze geldim. Aynadan kendimi dikkatlice izledim.
Aslında ağlayınca çirkin olmuyormuşum. Bu zamana kadar ağlamamamın bir sebebi de çirkin gözüktüğümü düşünmemdi. Bu halime deliymiş gibi güldüm. Sanırım gerçekten kafayı yiyordum.
****
Güneş ışınları yüzüme vurduğunda uyanmıştım. Gözlerimi açıp sadece tavanı izliyordum. Dün yaşadıklarımı düşünmekten başka bir şey yapamıyordum. Gerçek değilmiş gibi hissediyordum çünkü bu benim yapabileceğim bir şey değildi. Bu ben değildim.
Toparlanmak için ayağa kalktığımda ilk olarak gittiğim yer banyo oldu. Soğuk bir duş alarak az da olsa kendime geldim. Banyodan çıkıp bakımımı da yaptıktan sonra doğrudan tartının üstüne çıktım.
Kilom aynıydı. En azından bu içimi rahatlatmıştı. Giyinme odasına gidip üstüme zümrüt yeşili dar bir tişört ve şort giydim.
Aynadan son kez kendime baktım. Güzel görünüyordum. Yeşil renk bana her zaman yakışmıştı.
Sonunda aşağıya inebilmiştim. Her zamanki gibi kahvaltı saatini kaçırmamıştım. Annem ve babam da benden biraz önce gelmiş olmalıydılar.
"Günaydın." bana karşı tavırlarını merak ediyordum. Affetmişler miydi acaba?
Annem kafasını sallayarak bana karşılık verdiğinde babam yüzüme bile bakmamıştı.
Neyse umrumda değil.
Kahvaltıya devam ederken hiç konuşmamıştık. Sessizliği bölen babamın telefon sesi oldu. Babam suratsız kişiliğini bir tarafa bırakıp herkesin sevdiği, o sevimli adama bürünmüştü. Ben o adamı hiç görememiştim.
Saatleri konuşuyorlardı. Çok dikkatimi vermemiştim ta ki babam sonında bana dönüp konuşmaya karar verene kadar.
"Sinan Kılıçer ve ailesi bu akşam gelecek. Güzel görünsen iyi olur."
Ne alakaydı şimdi? Neden özellikle bana söylemişti?
"Gelebilirler tabii ki. Neden özellikle bana söylediğini anlayamadım?" anlamıştım.
"Senin için gelecekler Selen." dedi babam tekrar kahvaltıya devam etti.
"Dün anlaştığımızı sanıyordum!" dedim sesimi yükselterek. Babam hareketlerimi bir bir takip etti.
"Bu benim kızım değil," dedi bana sinirle bakarak. "Ben böyle bir kız yetiştirmedim!"
"Ben tam olarak buyum alışsanız iyi edersiniz!" diyerek sofradan kalktım. Babam arkamdan ne kadar seslense de umursamadım.
Odama girdiğimde telaşlı bir şekilde etrafımda dönüp dolaşıyordum. O adama ulaşmam gerekiyordu. Neden bilmiyorum ama adamın beni buradan kurtaracağına emindim. Kimseye kolay kolay bir şey hissetmezdim ama o adama karşı hissettim. Hayır aşk değil, güven hissettim. Bakışlarında bir şeyler vardı.
Odamın kapısı üç kez tıklandı ve içeriye hemen hemen benimle aynı yaşlarda olan bir kız girdi.
"Selen Ha-" sözünü kesip ona kapıyı kapatmasını söyledim.
"Beni dinle, bana telefon lazım. Bana telefonunu getireceksin." dedim oldukça sert bir şekilde.
"Ama Selen Hanım, bizim malikane içinde telefon kullanmamız yasak. Üstelik babanız-" dediğinde tekrar sözünü kesmek zorunda kaldım. Bu en nefret ettiğim şeydi.
"Sus, sus, sus!" delirmiş gibiydim tekrar tutsak gibi başka bir evde yaşamamak için her şeyimi verirdim. "Madem telefonu içeriye sokamıyorsun, sana verdiğim numaraya ulaşacaksın," kız korku içinde bana bakıyordu. Haklıydı, onlar da benim kadardı bu evde.
Üstünde numara yazılı olan kağıdı kızın eline sıkıştırdım.
"Eğer ki bundan herhangi birine bahsedersen hiç iyi şeyler olmaz." kıza iyice yaklaştım. "Sevdiklerine zarar gelmesini istemezsin." diyip çekildiğimde kızın gözlerinin dolduğunu gördüm.
Özür dilerim, bunu yapmak zorundayım. Kız çaresizce kafasını sallayıp odadan çıktı. Saatlerce kızdan haber beklemiştim ama o gelmemişti. Hava çoktan kararmıştı.
Kendimi bıraktığım yataktan kapımın çalmasıyla kalktım. Gelen annemdi, elinde alışveriş poşetleri vardı.
"Bunlar ne?" diye sordum annem poşetleri odamın bir kenarına bırakırken.
"Bunlar giymen gereken kıyafetler güzelliğim." bu kadar umursamaz olmasına katlanamıyordum. Tamam annem her zaman böyleydi ama bu evden kendi rızam olmadan gidecek olmam hiç üzmüyor muydu onu? Gidecektim evet, hem de kendi rızamla. Üzülen ben değil onlar olacaktı.
Dikkat çekmemek için itiraz etmeden poşetlere doğru yürüdüm. Poşetleri aldığım gibi giyinme odasına gittim. Bu gece Sinan için değil, gelecek güzel günlerim için hazırlanacaktım.
Giydiğim lacivert elbise beyaz tenimi ve güzel fiziğimi tamamen ortaya çıkarmıştı. Küpemi de taktıktan sonra dalgalı ve sarı saçlarımı saldım.
Ben hazırlanana kadar Kılıçer ailesi çoktan gelmişlerdi. Merdivenlerden aşağıya indiğimde hepsinin gözleri üzerimdeydi. Benim gibi bir kızı alacaklarını düşündükleri için havalanmış görünüyorlardı. Çok yazık.
Yanlarına gitmemi beklerlerken ben yolumu değiştirip doğrudan mutfağa gittim. O kızı bulmam gerekiyordu. Annem bahaneler sıralarken istemsizce sırıtmıştım.
Kızı bulamamıştım, mutfakta yoktu. Neredeyse bütün evi dolaşmıştım ama kız ortalıkta yoktu. Kafayı yiyecektim. Son çare teknolojik aletlerimi almaya gelen adamı aramaya başladım. Onu da göremeyince onunla aynı görevde olduğunu düşündüğüm birinin yanına gittim.
"Teknolojik aletlerimi almakla görevlendirilen adam kim?" diye sordum.
Karşımdaki adam saygısızlık etmeden ne dediğimi anlamaya çalışıyordu. "Kimse böyle bir şey için görevlendirilmedi? Bir sorun mu var hanımefendi?" dediğinde tüm kanlarım çekilmiş gibi hissettim.
"Ne demek görevlendirilmedi? Babam odama birini göndermişti!" diyerek bağırdım.
"Üzgünüm hanımefendi, bize böyle bir bilgilendirme yapılmadı." dedi adam yanlış bir şeyler olduğunu fark ederek. Yürümekte zorlanmaya başlasam da artık yanlarına gitmem gerekiyordu. Mutlaka bunun bir açıklaması olmalıydı.
Serez ve Kılıçer ailesi konuşurken sessiz kalan sadece Sinan'dı. Otuzlu yaşlarında olmasına rağmen yakışıklı ve karizmatik görünüyordu. Hiçbir sohbete dahil olmayan Sinan, ben içeriye giriş yaptığımda gözlerini sabitlediği yerden kaldırıp bana baktı. Büyülenmiş gibiydi.
Üzgünüm Sinan, sana hiçbir zaman yâr olmayacağım.
Samimiyetsiz ama kibar gülümsemem yüzüme yerleşti. Yanlarına geçip oturdum. İçimdeki sıkıntıyı dışa vurmamaya çalışıyordum. Sohbetleri her zamanki gibi dikkatimi çekmiyordu.
"Nişanlanma olayı bu ay içinde olmalı. Kızımın bu aydan sonra oldukça yoğun olacak. Biliyorsunuz ki tüm dünyanın hayran olduğu podyuma çıkacak." dedi annem böbürlenerek. Bu ay mı?
Ümidimi yitirecektim Barlas'a dair. Ona ulaşmam artık imkansızdı. Kıza ulaşamıyordum ve büyük ihtimalle bir daha da ulaşamayacaktım. Teknolojik aletlerimi kimin aldığını bilmiyordum. İçinde bilgilerin olduğu kağıdı da kıza verdiğim için artık hiçbir şekilde ulaşamayacaktım ona. Tutunacak dal arıyordum fakat bulamıyordum.
"Elbette, en kısa zamanda nişanlanmalarını isteriz. Bu güzeller güzeli kızımızı oğlumun yanında görmek harika olacak." dedi Sinan'ın annesi Nilay Kılıçer.
"Selen sen ne düşünüyorsun bu evlilik hakkında?" diye sordu Sinan, "Hiç yorum yapmadın."
"Yorum yapmama gerek yok," soğuk yeşil gözlerimi onun kahve gözlerine sabitledim, "İstemeseydim burada oturmazdım."
Annem ve babam tekrardan memnuniyetle bana bakıyorlardı. Baksınlar, bu son bakışları olacaktı.
Sinan oturduğu yerden kalkıp önüme geçti. Uzun boyu yüzünden kafamı oldukça kaldırmak zorunda kaldım. Elini bana uzattı,
"O zaman konuşma sırası bizde." elimi zarif bir şekilde onun eline verip ayağa kalktım. Beraber bahçeye çıktık. Çalışanların bizi duyamayacağı kadar uzaklaşmıştık. Yine de görüş açılarında biz vardık. Kalçamı bahçe duvarına yasladım. Sinan da karşımda duruyordu.
"Sessizliğinden bu evliliği istemediğini düşünüyordum ama istediğini söylemen beni mutlu etti." diyerek söze girdi Sinan.
"Aslına bakarsan istediğim söylenemez, ailemin bana verdiği bir ceza bu Sinan." dediğimde keyfi kaçtıysa da duruşunu bozmadı.
"Ceza mı, çocuk musun sen Selen?" gülümsedim. Hayır, oyuncağım.
"Ne duyduysan o, daha fazla detaya inmeyelim," ne hissettiğini anlayamıyordum. Kırılmış gibiydi, alaka bulamamıştım, "Senden bir isteğim var," dediğimde kabul ederek başını öne eğdi.
"Daha söylemedim bile," dedim hemen onaylamasını anlamayarak.
"Önemli değil, istediğin neyse yapacağım. Sonuçta nişanlanacağız," kaşlarımı çattım. Beni dinlemiyor muydu bu adam? Sinirle iç çektim,
"Konu da tam olarak bu, nişanı ben iptal edemem ama sen edebilirsin. Bak Sinan, seni hiçbir zaman sevmeyeceğim. Bu evlilik olsa bile gerçek olmayacak. O yüzden baştan bitirsek iyi olacak." diyerek duruşumu belli ettim.
"Selen seni anlıyorum ama,"
Ama.
"Ben senden uzun zamandır hoşlanıyorum Selen, hiç belli etmediğimi biliyorum. Kısa süredir değil hem de uzun zamandır hoşlanıyorum senden," anlayış bekleyen gözleri üstümdeydi. Elini yanağıma koymak için kaldırdığında gördüğüm manzara çığlık atmama sebep oldu. Sinan da acıyla inledi.
Bir kurşun Sinan'ın elini delip geçmişti. Anında korumalarım etrafıma etten bir duvar örerek beni eve soktu. Evdekilerin bir şeyden haberi yoktu. Biz içeriye böyle girince hepsi panikle ayaklandı. Korumalardan biri anlamsız bakışlara cevap vermek için babamın yanına gidip kulağına bir şeyler fısıldadı. Babamın ağzı hayretle açıldı. Odama çıkma gereğinde bulundum.
Gözümün önünde vurulmuştu Sinan. Hem de tam bana dokunmak üzereyken. Yüzüm ve açıkta kalan boynumun kan olduğunu görmem daha çok paniklememe sebep olmuştu. Olayın şokuyla o an fark edememiştim. Hızla üstümdekilerden kurtulup soğuk bir duşa girdim. Çıktıktan sonra geceliklerimi giyip aşağıya indim. Sadece annem ve babam vardı.
"İyi misin Selen, bir yerine bir şey oldu mu?" diyerek koşar adımlarla yanıma geldi annem.
"Hayır ben iyiyim, üstüm biraz kan oldu ama temizledim." annem rahat bir iç çekerek oturdu tekrar yerine. Ardından ben de oturdum.
"Baba teknolojik aletlerimi alması için birini görevlendirdin mi?" diye soruverdim.
Babam kıkırdadı. " Bu durum seni korkuttu sanırım Selen. Korkma almayacağım." dediğinde gözlerim iyice açıldı.
"O zaman neden gelip bir adam bütün teknolojik aletlerimi aldı?" sesim aniden yükselmişti. Annem ve babam da şaşırmıştı bu duruma.
"Ne demek aldılar? Ne diyorsun sen Selen!" ortam iyice gerilmişti. Öyle de olmalıydı.
"Neler dönüyor bu evde?" diyip araya girdi annem de.
"Kimdi o, tanıyor musun?" diye sorduğunda babam, kafamı salladım. Tanımıyordum.
"Aktan!" babam en güvendiği korumamızı yanımıza çağırdı. Çok geçmeden Aktan geldi.
"Bu hafta eve aldığınız tüm çalışınların listesini getir."
Babam kızarmıştı ve oldukça terlemişti. Neler olduğunu anlamakta o da zorlanıyordu. Kötü şeyler olacaktı.
Aktan elinde dosyalarla yanımıza geldi. Babam tek tek hepsini gösteriyordu. Hiçbiri değildi, gördüğüm adam bunlardan biri değildi.
"Değil, değil. Hiçbiri değil!" diyerek cırladım.
Babam tekrardan Aktan'a döndü "Neler olduğunu çözmeden yanıma gelme Aktan!"
Aktan yanımızdan ayrıldığında dosyalar hala önümüzdeydi. O an aklıma bir şey geldi. Dosyaları karıştırıp aradığım dosyayı buldum. Odama gelen kızın dosyasıydı. Onu evde bulamamıştım.
"Baba bu kız hala evde mi?" diye sordum parmağımla fotoğrafı işaret ederek.
"Ne bileyim Selen ben, niye soruyorsun?" gerginliğini üstüme geçirmişti. Daha fazla uzatmadım. Annem ve babam olayı araştırmaya devam ederken sıkılıp odama çıktım. Yatmak için yatağıma girdiğimde kapım açıldı. İçeri giren adam girdiği gibi kapıyı kapatmıştı. Hem şaşkınlık hem korku içerisindeydim.
"Sen!" diyerek üstüne atıldığımda adam üstümde gecelik olduğundan gözünü kapatmıştı.
"Dur bi dur!" fısıldayarak susturmaya çalışmıştı beni. "Beni Barlas gönderdi, seni götürmeye geldim," dediğinde içime su serpilmişti.
"Şimdi üstüne bir şeyler giy, kimseye çaktırmadan çıkmamız gerekiyor," hala fısıldıyordu. Kaşımı çatıp kendime bir baktım. Saçlarımı geriye savurdum. Aslında böyle de gelebilirdim. Karşımdaki adam bıkkınlıkla nefesini saldığında daha fazla oyalanmadan giyinme odasına gittim.
Altıma ispanyol paça kot pantolon giydim, üstüme de boynumdan ipi geçen sırtı açık beyaz bir üst giydim.
"Annem ve babam aşağıdayken nasıl çıkacağız, hadi onları atlattık diye-" konuşmamı daha bitirmemişken kolumu acıtmadan tuttuğu gibi beni odadan çıkardı.
"Sakın bir şeyi belli etme önce ben ineceğim." diyip duruşunu düzeltti ve indi merdivenlerden. Çok beklemeden ben de aşağıya indim. Annem ve babam olayı çözmekle meşgulken beni görmemişlerdi.
Dışarı çıkıp adamı gördüğümde yanına gittim. Aslan ile birlikte kaçarken kapıda olan adam da yine kapıdaydı. Biraz temas gerekecekti anlaşılan. Hiçbir şey demeden yanımdaki adam kapıdaki güvenliğe yaklaştı tam onunla konuşacakken araya girdim,
"O normalden anlamıyor," diyip güvenliğe yanaşacakken tekrar kolumdan tutulup geriye çekildim.
"Hop, hop!" diyerek kızdı bu sefer. Kapıdaki adama kaşıyla işaret verdiğinde kapı açıldı. Adam kolumdan tutup beni sürüklerken öldürecek gibi bakıyordum kapıdaki adama.
Hayır yani madem açabiliyorsun neden beni temas etmek zorunda bıraktın!
"Barlas seninle baş edemeyecek!" diyerek yakındı yanımdaki adam. Çoktan arabasına binmiştik.
BÖLÜM SONU
Bölüm etkileşimi
