3. bölüm · Valen'nin Karanlığı

Kırılmaya Yakın

Ecrin Aslan

“Kalbim hâlâ atıyordu ama içimde tutunduğum her şey çözülüyordu.”

Makarna yerken Eymir sessizce yemeğini yiyordu. Beni nereden tanıyordu? Ve neden onun sol kolu olmamı istiyordu?

"Eymir beni nereden tanıyorsun? Ailemi biliyormusun? Beni bırakan ailem, 23 yıldır görmediğim ailemden birisimisin? Ailemi tanıyor musun?" Sesim yüksek çıkmaya başlamıştı ama umrumda değildi Eymir boş gözlerle bana bakıyordu "Eymir bana cevap ver!" Eymir yemeğini yemeyi bıraktı "Zamanı gelince öğrenirsin hadi yemeğine devam et"

Eymir yemeğine geri döndü.

Çatalının tabağa değdiği ses, içimde yükselen uğultudan daha sakindi. Onun bu kadar rahat olması beni delirtmek üzereydi. Sanki sorduğum şeyler sıradanmış gibi… Sanki hayatımın ortasına atılmış bir boşluk yokmuş gibi.

“Zamanı gelince,” diye fısıldadı.

Bu iki kelime, insanların canını en çok yakan kelimelerdi.

Yemeğe baktım. Birkaç dakika önce iştahla kokusunu içime çektiğim makarna artık boğazımdan geçmeyecek gibiydi. Çatalı elime aldım ama tabağa dokunmadım.

“Benim zamanım hep başkalarının uygun gördüğü anlara kaldı,” dedim.

Sesim bu kez daha sakindi ama içimdeki fırtına susmamıştı. “Yetimhanede de öyleydi. Hayatta da. Şimdi de.”

Eymir başını kaldırdı. Bu kez gerçekten bana bakıyordu.

O bakışta acıma yoktu.

Merhamet de yoktu.

Ama tuhaf bir şekilde… koruma vardı.

“Beni bu eve getirdiğin an,” dedim, “hayatımın kontrolünü elimden aldın. En azından nedenini bilmeye hakkım var.”

Eymir sandalyesini geriye itti. Ayağa kalktı. Boyu, mutfağın loş ışığında daha da uzun görünüyordu. Birkaç adım attı, pencerenin önünde durdu. Camdan dışarı baktı ama baktığı yer şehir değildi sanki.

“Bazı gerçekler,” dedi sonunda, “öğrenildiği anda insanı özgürleştirmez Nora. Zincirler.”

Adımı söyleyişi…

Yavaş.

Net.

Sahiplenir gibi.

“Ben seni bu zincirlerle baş başa bırakmak istemiyorum,” diye devam etti. “Henüz.”

Sandalyede otururken omuzlarımın çöktüğünü hissettim. İçimde bir yer, onun suskunluğunu kabullenmek istiyordu. Çünkü cevap alırsam, geri dönüşü olmayan bir kapı açılacaktı. Bunu ikimiz de biliyorduk.

“Peki,” dedim.

Bu kelime ağzımdan zor çıktı. “O zaman başka bir soru soracağım.”

Eymir bana döndü.

“Beni bu evde tutmak istiyorsun,” dedim. “Seni korumak için mi… yoksa kendini mi?”

Bir anlık bir sessizlik oldu.

Sonra Eymir gülümsedi.

Ama bu gülümseme sıcak değildi.

Bu, karanlığını saklamayan bir gülümsemeydi.

“İkisi de,” dedi.

“Çünkü Valen’in karanlığına giren biri, artık sadece izleyici olmaz.”

O an anladım.

Bu evde kalırsam, yalnızca geçmişimi değil…

kendimi de kaybedecektim.

Ama yine de…

Masadan kalkmadım.

3 saat sonra

Odamdaydım. Boynumdaki kolyeye bakıyordum kolyem in tam ortasında kırmızı Bir tas vardı dışı ise griydi. Kücüklüğümden beri bu kolyeyi boynumdan çıkarmıyordum. Belki annemler bu kolye sayesinde beni bulurlardı.

Kapının dışında hareketlenmeler vardı ve kapıyı çaldı "gel" dedim kapı yavaşca açıldı Eymir di.

Eymir den gözlerimi alamadım. Saçları özenle taranmış ela gözlerini ortaya çıkartıyordu. Üstünde siyah takım elbise vardı vücüduna tam oturmuştu. Eymir güldü "Beni izlemen bittiyse sende hazırlan." Ne hazırlanması ya? Daha dün ölümden döndüm ben.

"Nereye gidiyoruz?" Eymir bi anda ciddileşti "Göreve" doğru ya ben mafyanın sol koluyum canımı tehlikeye atmadan olmaz "Ne görevi ve ne giycem?" Eymir daha da sırıttı "Açık bir Elbise, benim koluma yakaşacak bir şekilde ortamda benim karım olarak görüneceksin."Ne karısı ya hangi ortam ben daha Eymirin yaşını bilmiyorum, çalıştığım mafyanın ismini bile bilmiyordum

"Eymir benim yanımda elbise yok" Eymir niye bu kadar çok sırıtıyordu bilmiyordum "Benimle gel ama yürümeden" kurduğu bu mantıksız cümlenin ardından kendimi Eymirin kollarında buldum

Eymir Valen beni kucağına almıştı. Utançtan ne diyeceğimi bilmiyordum.

"Eymir indir beni?! Ya düşersek?!"

Eymir kahkaha attı ve cilveli bir şekilde

"Karıcım yerinde durmazsan kollarımın arasında böyle çırpınırsan yere düşebiliriz ayrıca bacakların yorulmamalı görev biraz uzun sürcek"

Onun gibi cilveli konuştum

"Kocacım görev dedin elbise dedin giyin dedin görevde ne yapıcaz biraz onu açıkla"

Bir tane odaya girdik Ve burası benim evimin iki katıydı ve kapısı açıkta olan giyinme odası ve Banyo vardı 2 kişilik bir yatak yanlarında komodin makyaj masası ayna vb. Şeyler duruyordu.şaşırmıştım "Eymir bunlara ne gerek vardı? Çok teşekkür ederim" dediğin gibi onun kucağından inip boynuna sarıldım.

Eymir sarılmama karşılık vermişti

Arkadan Sarpın sesini duyduk Eymirle birlikte o tarafa döndük, hala Eymir'in kollarındaydım

Sarp bize sırıtarak bakıyordu;

"Ne ara bu kadar kaynaştınız? Ve yenge taş gibisin haberin olsun abimde ayrı bir karizma onu zaten biliyoruz"

Eymir ayağındaki terliği Sarpa doğru fırlattı ama ıskaladı

"Abi terlik atmada kötüsün" ardından Eymir

"Sen şimdi görürsün"diyip diğer ayağındaki terliği attı ve bu sefer ıskalamadı tam da Sarpın kasıklarına doğru gelmişti

"Abi anladık en iyi nişancı sensin ne yaptın ya?" Diyip yerde kıvranmaya başladı biraz abartmıştı

Bi an Eymire doğru baktım göz göze geldik ve hala sarılıyorduk.

"Şey sen hadi giyin saat 20.30 da çıkıcaz" diyip kapıyı kapattı.

Ben ne giyicektim?

Ve o anda gözüme bir elbise çarptı

Uzun, derin yırtmaçlı, sırt dekoltesi olan bir elbiseydi.Ben bunu giymezsem ne giyicektim? Hemen elbiseye topallaya topallaya doğruldum elbiseyi üstüme giydiğimde bedenime tam oturmuştu. Saçlarımı dağınık topuz yapmıştım önden bir kaç saç telimi salmıştım gözlerimin ön planda olmasını istediğim için özellikle göz ve göz çevreme makyaj ağırlıklı yaptım siyah tonlarını tercih ettim. Son olarak siyah YSL topuklu ayakkabılarımı giydim.

Aynadan baktığımda kendime hayran kalmıştım.

Saat 20.15’ti.

Derin bir nefes aldım ve kapıyı açtım.

Merdivenlerden inerken ev sessizdi ama ben değildim. Kalbim, ayak seslerimden daha gürültülüydü. Son basamağa geldiğimde Eymir’i gördüm.

Bana bakıyordu.

Bakmak… az kalıyordu aslında.

Beni süzüyordu.

Bir an için yüzündeki ifade değişti. O soğuk, kontrol altında duran adam gitmişti. Yerine gözleri kararan, bakışları sertleşen biri gelmişti.

“Geç kaldın,” dedi.

Ama sesi…

Hiç kızgın değildi.

“Beğenmedin mi?” diye sordum, kolumu gövdemin önünde birleştirerek.

Eymir birkaç adım attı. Çok yaklaştı. Fazla yaklaştı.

Elini belime koyduğunda istemsizce nefesim kesildi.

“Bu elbise,” dedi kısık bir sesle,

“fazla dikkat çeker.”

“Görev dedin,” dedim. “Rolüm bu değil miydi?”

Gözleri gözlerimdeydi.

“Rol,” dedi.

“Evet… tabii.”

Ama rol gibi bakmıyordu.

Galeriye vardığımızda dışarıdan bakınca her şey normaldi. Işıklar, kalabalık, şık insanlar…

Ama içeri adımımı attığım an hissettim.

Burası bir tuzaktı.

Eymir kolunu bana doladı.

“Unutma,” dedi kulağıma eğilerek,

“Bu gece benimlesin.”

İçimden geçenleri bilseydi… belki bu kadar sakin konuşamazdı.

Bir kadın.

Eymir’e fazla yakın duruyordu. Fazla gülümsüyordu. Fazla dokunuyordu.

“Valen,” dedi kadın. “Sizi tekrar görmek ne hoş.”

Ben hâlâ kolundaydım ama o kadın sanki yokmuşum gibi davranıyordu.

Eymir soğuk bir tebessümle cevap verdi.

“İş için buradayım.”

Kadının eli Eymir’in koluna değdiği an içimde bir şey koptu.

Elimi biraz daha sıktım.

Bunu bilinçli yaptım.

Eymir bana baktı.

Kısa bir bakıştı ama yetti.

“Eşim,” dedi aniden.

“Geceyi onunla geçireceğim.”

Kadının yüzündeki gülümseme dondu.

Ben mi?

Ben gülümsedim.

İlk kez…

Onu kıskanmıştım.

Genç bir adam bana doğru yaklaştı. Fazla kibar, fazla ilgili.

“Elbiseniz muhteşem,” dedi.

“Teşekkür ederim,” dedim.

Ama Eymir’in kolu belimde sertleşti.

“Bu hanım,” dedi,

“bana ait.”

Sesi sakindi ama içindeki tehdit herkesin anlayacağı cinstendi.

Adam uzaklaştı.

Eymir eğildi.

“Beni deneme,” dedi fısıltıyla.

Gülümsedim.

“Demek kıskanıyorsun.”

“Hayır,” dedi.

“Koruyorum.”

Ama gözleri yalan söylüyordu.

Arka salona geçtiğimizde maskeler düştü.

Adamlar…

Silahlar…

Fısıltılar…

Eymir mafyalarla konuşurken yüzü tamamen değişmişti.

Bu adam… bu dünyaya aitti.

“Teslimat gecikti,” dedi biri.

“Bir daha gecikirse,” diye cevap verdi Eymir,

“o gecikme sizin sonunuz olur.”

Soğukkanlıydı.

Tehlikeliydi.

Ve garip bir şekilde… beni etkiliyordu.

İlk silah sesi tabloyu paramparça etti.

Bağırışlar.

Cam kırıkları.

Koşan insanlar.

Eymir beni arkasına çekti.

“Yere yat,” diye bağırdı.

Ama ben hareket edemeden biri ateş etti.

Eymir beni iterek siper aldı.

O an…

Yanlış bir hamle yaptı.

Silah sesi kulaklarımda patladı.

Eymir sendeledi.

“Eymir!” diye bağırdım.

Sol kolundan kan akıyordu.

Elbisesi karanlıkta bile kırmızıya dönmüştü.

"Bir şey yok” dedi ama sesi çatladı.

Onu tuttum.

Bu kez ben koruyordum.

“Beni bırakma,” dedi dişlerinin arasından.

Gözlerim doldu.

“Sus,” dedim. “Sus ve dayan.”

O an anladım.

Bu artık bir görev değildi.

Bu… bizdik.

Ve Valen’in karanlığına bir kez giren biri,

artık asla eskisi gibi çıkamazdı.