1. bölüm / 4
Vadifener Sihir KolejiGece Gelen Davetsiz Misafir
Bölümler 4Şu an: Gece Gelen Davetsiz Misafir
Baba ve oğul tarladaki iş bitince evlerine doğru yürümeye koyuldular.
-Fazilet ablan kahvaltıyı hazırlamıştır, dedi Halil, dişlerini göstermeden gülümseyerek.Deren, hiç bir duygu göstermeyen bakışlarıyla babasına bir anlık baktı.Düzgün olmayan köy yolunda çizmesiyle taşlara sürterek arada vurarak yürümeye devam etti ikili.Çok geçmeden tek katlı pek de eski görünen evlerine ulaştılar.Hanenin içinden sesleri net olarak duymaya başladılar.Fazilet ve küçük kızı Filizin sesleriydi bunlar.Eski kapıyı zorlayarak açtı Halil.
-Geldiniz mi Halil, kahvaltı hazır geçin hadi, dedi Fazilet isteksiz bir halde.
-Sağ ol Fazilet.
-Önce ellerinizi yıkayın tabii, dedi Fazilet tiksinerek baktığı Deren’e karşı.
-Tamamdır, dedi Deren.Bu sırada Halil mutfak lavabosuna ilerlerken, Deren dışarıdaki tuvalet lavabosuna çıktı.
Fazilet durumdan istifade sessiz bir şekilde gene kocasını dürtmeye başladı her zamanki gereksiz laflarıyla.
-Tarladan çıkan bize zor yetiyor, şu çocuğu ilçedeki işlerden birine koy diyorum sana.
O sırada Deren ellerini yıkayıp kapıdan içeri girdiğinde ikili sustu ve Deren ikisinin yüzüne bakmadan yatak odasına geçti.Bu sırada çocuğun odaya girdiğinden emin olan Halil konuşmaya başladı.
-Fazilet, daha küçücük çocuk, her gün neler görüyoruz haberlerde.Birkaç sene geçsin zaten ben vereceğim düzgün bir yere.Bir süre daha idare etmeye çalışacağız, dedi Halil sanki her an ağlayacakmışcasına bir sesle.
-Etraftan aldığımız borç gırtlağımıza dayandı artık, o zaman sen ilçeden iş bul bunu da babaannesine bırakalım, emekli maaşıyla geçinirler işte ne güzel, dedi sinsilik akan sesiyle.
-Annemi tek başına kardeşlerimin vicdanına teslim edemem Fazilet, artık kes şunu.Birkaç sene daha idare edeceğiz sonra düzelmeye başlar illaki işlerim.
Deren, üvey kardeşiyle karşılık uyuduğu yatak odasında eski püskü örtüsüne ve yamalı yastık kılığına şöyle bir baktı.Üvey kardeşi Filiz yepyeni çalışma masasına oturup saçını örüp kendine bakmakla meşguldü.Şişmanca ve koca yanaklı bu kızın her istediği annesi Fazilet sağ olsun hemen gerçekleştiriliyordu.Halbuki bu ailenin zar zor geçindiğini söyleyen Fazilet’in ta kendisiydi.Bu çelişkinin nedeniyse Fazilet’in ailesinin gizli gizli para göndermesiydi.Halil bu durumu anlasa da gururundan sesini çıkaramıyordu.
Deren, üvey kardeşinin yatağına baktığında ise iyi niyetiyle “Kızla kendini mi yarıştırıyorsun oğlum ya, hem neticede üvey de olsa kardeşin bırak mutlu olsun kız,” diye düşünüyordu.
-Hadi artık gelin sofraya, diyerek seslendi Fazilet.
Topraktan üstü başı toz içinde olan Deren kırık ve kapaklarını açınca gıcırdayan dolabından üst baş seçti rasgele.Seçse nolucaktı ki hepsi de birbirinden eskiydi.
-Abi, annem çağırıyor, çabuk ol, dedi Filiz şımarık bir sesle ve gözleri hafif kısılı ve kapıyı çarpıp çıktı.
“ Keşke beni de annem çağırsaydı”,dedi mırıldanarak Deren ve ekledi “Belki ben de her yemeğe hevesle giderdim.
Mutfakta karı koca ve kızları Filiz oturup kahvaltıya başlamışlardı bile.Deren eski uzun ahşap masanın en uzağındanki tabağına diğerlerine daha yakın olan kahvaltılıklardan azar azar alıp kendi sandalyesine oturdu.Ev halkı bir süre sessizlik içinde hergün yedikleri birkaç farklı çeşitten oluşan öğünlerini yemeye koyuldular.Deren domates ve salatalık dilimlerinin üstüne tuz eklemeyi unuttuğunu farkedip masadaki küçük tuzluğun olduğu yöne doğru elini uzattı.İşte ne olduysa tam o anda oldu.
Tuzluk, sanki biri Deren’e doğru itercesine kaydı.Fazilet, bu sahneyi ilk farkede kişiydi.Ağzındaki peynir lokması az daha boğazına kaçıp boğulmasına neden olacaktı.Bir kaç kez öksürüp iri siyah gözleriyle korkuyla baktı.Halil ve Filiz de o an durdular ve çocuğa doğru şaşkınlıkla baktılar.
-Masa yamukluğundan az daha yere düşecekti, dedi olanları doğal bişeye bağlamak istercesine Deren.
-Öyledir ya oğlum, kaç senelik oldu normal, dedi Halil onaylarcsına.Ancak Fazilet kaşlarını kaldırıp Halil’e kimi kandırıyorsunuz gibi bir baktı ve kızı da Fazilet ile aynı düşünüyor gibiydi.
Masadakiler halen kalkmamışken Deren kahvaltısını bitiren bahçedeki köpeğinin yanına gitmek için dışarı çıktı.Hava artık iyice aydınlanmış , sabahın o huzur veren serin kokusu yayılmaya başlamıştı.
Deren’in köpeği Kahve adı gbi kahve benekli birkaç ırk karışımı bir sokak köpeğiydi.Babası köyden ilçeye gidip gelirken yol kenarında bir deri bir kemik kalmış hayvanı alıp eve getirmişti.Fazilet başta hoşlanmasa da Halil tanıdıkları bir hayırsever veterinere tedavilerini yaptırdığı köpeği; bahçeyi evi, hayvanlarını ve akşam olunca özellikle kendilerine bekçi olacağını söyleyerek karısını ikna edebilmişti.
Kahve çoktan kulübesinin önüne çıkmıştı.Halil, kendi evlerinden kulubenin içine koymak için eski battaniye ve dışına da hayvancağızın dinlenme noktası da olsun diye çok kullanılmış bir minder yerleştirmişti.Kahve, minderin üstünde kıvrılmış ve uyanmaya çalışmakla meşguldü.
-Oğlum günaydın, bugün nasılsın bakalım?, diye konuşmaya başladı Deren, köpeğin başını ve ensesindeki tüylerinde ellerini gezdirerek.Kahve sevildiğini bilen bir ifadeyle mırıldayan seslerle adeta çocuğa cevaplar veriyordu.Deren içten gülümseyerek hayvanı anlarcasına mutlu oldu.
Köy uyanmaya başlarken tavuk ve horozların seslerine koyunlar ve keçiler de eşlik etmeye başladı.
Köy birkaç yüz kişiden oluşan sırtını tepeye dayamış sahil şeride sahip bir yerdi.Köylüler balıkçılık ve hayvancılıkla geçimlerini sağlıyorlardı. Birçok yerin aksine turizm daha bu bölgeye uğramamıştı.İnsanlar genelde kendi içlerinde arkadaş olur , eğlenmek isteyen gençler ise iki saatlik bir mesafede olan ilçe merkezine üşenmeden giderlerdi.Sonbahara doğru bütün yaz sıcakla geçen mevsim aniden serinlemeye başlardı.Herşey bu mevsim geçişi sırasında Deren için değişmeye başlayacaktı.Küçük çocuk olacaklardan bir haberdi
Gün devam ederken, Halil koyunları salmak içi ahıra ilerledi.Fazilet de yemek yapmak için bahçeye ektiği sebzeleri toplamaya gitti.Filiz de evde oyuncaklarıyla oynarken, Deren babasına yardım etmek. İçin adamın arkasından gitti.
-Baba geliyorum, dedi çocuk koşturarak.
-Acele etme oğlum, hayvanların bir yere kaçtığı yok, dedi adam gülerek.
Bu sırada bahçedeki sebzelere doğru eğilip toplamaya çalışan Fazilet baba oğulun konuşmasına :
-Hay oğluna senin, çelimsiz sıska oğlun çok iş biliyorsa işe ver be adam işe, dedi kıskanç sesiyle.
Baba oğul hayvanların ahır kapısı açıp ellerine aldıkları sopalarla onları hizaya sokup köyün tepesindeki açık araziye doğru sürmeye başladılar.
-Hava da günden güne serinliyor iyi hadi, dedi adam nefes nefese.
-Bu yaz çok sıcaktı geçmedi mi baba, dedi çocuk.
-Evet, neyseki çalışmaktan hızla geçip gidiyor günler.
-Baba, bu sene orataokula başlayacağım ya, dedi çocuk bir anda konuyu değiştirerek.
-Öyle olacak,birkaç haftaya yan köydeki ortaokula gidip gelmeye başlayacaksın, dedi Halil.
Köyde sadece bir ilkokul vardı ve çocuklar ortaokul için bir saatlik mesafedeki yan köye ve lise zamanında da ilçe merkezine gidip okumak durumundaydılar.
-Baba beni kim götürecek? Arabamız yok, motorumuz desen eskidi zaten onla da kışın gidilmesi zor, dedi Deren meraklı bir sesle.
-E oğlum öğrenciler için servis var ya herkes gibi sen de onla gideceksin.
-Baba maddi durumumuz belli, nasıl karşılayacaksın?, dedi çocuk babasını kırmak istemekten korkarcasına.
-Servisle konuştum ben.Para oldukça vereceğim azar azar.Hem sen bunu neden dert ediyorsun.Okumana bakacaksın.Deren, bunlara kafa yorarsan çok iyi olan derslerin düşer ve
benim de senin de farkında olduğun emeklerim boşa gider.Senin tek düşünmen gereken şey derslerin be çocuğum, dedi Halil her zamanki sakin ses tonuyla.
Deren, dört senedir sürekli iyi notlarıyla birkaç kişilik ilkokul sınıfında , sınıf öğretmenin sevdiği bir öğrenci olmuştu.Ancak Fazilet’in gözünde bunlar bir başarı sayılmazdı.Zaten okulun mevcudu azdı. Muhtemelen şehirde olsa aynı başarıyı gösteremeyecek bir çocuktu.Halil, sırf annesiz büyüttüğü için oğlunu kayırmaktan geri kalmıyordu kadına göre.Deren ne kadar saygılı davranırsa da davransın asla ama asla üvey annesine yaranamazdı.Kadın onu oldum olası hazetmiyordu.
-Baba..Bazen konuşmalarınızı duyuyorum ve açıkcası kendimi fazlalık gibi görmeye başladım.
-O ne demek şimdi?
-Fazilet beni sevmiyor ve sevecek gibi de değiş.Kendi kızının yanında beni evde fazlalık gibi görüyor.Sen çoğu zaman çalışmaktan görmüyorsun hareketlerini ama yediğim içtiğim herşeye dik dik bakıyo, dedi çocuk isyan ediyordu artık.
-Ayıp deme öyle şeyler.Küçüklüğünden beri o sana baktı.Evet başkasının çocuğuna bakmak zor ama onun kızı senin de kardeşin.Köyde olduğumuz için çoğu zaman canı sıkkın.Şehre taşınmak istiyor.Ondan huysuzluğu, dedi adam konuyu geçiştirmeye çalışarak
-Peki baba dediğin gibi olsun dedi, çocuk sıkkınca.Boşa laf attığının farkındaydı ama gene de konuşmak içini dökmek istemişti.
Halil biraz sessiz kaldıktan sonra gene oğlunun suratına baktı.
-Nereye getirecektin bunu anlamıyorum ki?Yani evet okutamam desem napacaktın bu yaşta gidip şehirde mi çalışmak isteyecektin, dedi gülerek.
-Neden çalşımayayım ki? Burada yaptığım işlerden daha zor olabilir mi?
-Kolay olsa bile seni bu yaşında okulu bıraktırıp oraya tek başına yollayamam.
-E tanıdığın birileri var.Onların yanına gönder.Hem çalışırım hem kazandığımla da okulda okurum.
-Bu zamanda ben kimseye güvenip seni emanet edemem Deren Bey, artık çözüm bulmaya çalışmaktan vazgeç.Hem sen benden mi bıktın yoksa?, dedi adam alaya alarak konuyu geçiştirme niyetiyle.
-Baba dalga geçme.Hadi dört sene sabrettim liseye kadar.Lisede napacaksın? İllaki şehre gideceğim ha şimdi ha sonra.
-O zamana kadar durumumuz düzelirse taşınırız belki ama şuan öyle bir durum yok.
-Baba kaç senedir durumun ortada.Umuta yaşıyorsun ama olamayacak demekki.Bırak ben gideyim.Zaten karınla kızın da mutsuz ben de burada kaldıkça kendimi iyi hissetmiyorum, dedi çocuk artık yalvarıyordu.
-Deren, kızmaya başlayacağım.Yarın bile ne olacağı belirsiz.Bak bütün yaz duymadık mı turizm için yatırımcılar arsaları almaya başlamışlar.Bizimkileri de alan çıkarsa yaşadık demektir.
-Baba onların ne zaman sana teklif getireceği belli mi? Yazın başında kıraathanede Fevzi amca demedi mi bu köye sıra gelene kadar seneler geçermiş, dedi çocuk babasına acıyan bakışlarla.
-Deren, bu sene ilkokula gidip geleceksin.Servis ücretlerine falan da kafa yormayacaksın.O kadar.Kes artık zırlamayı, dedi adam ama kendine bile inanmıyordu Halil bunları söylerken.
Deren ağlamamak için kendini zor tutuyordu.Artık evdeki istenmeme durumundan bunalmıştı.Bir şekilde bu evden bir süreliğine bile olsa uzaklaşmalıydı.
Bu sırada baba oğul koyunları geniş araziye getirip otlatmaya başlamışlardı.İkili birbirlerinden uzaklaşmışlardı.Halil derin düşüncelerle uzakları izlerken, Deren daha da üzülmemek için dikkatini koyunlara vermişti.Tam o sırada Deren birkaç yüz metre uzaklıktaki birkaç koyunun acı acı bağrışmalarını duydu.Hemen kafasını o yöne çevirdi ve koşmaya başladı.Koyunlar, Deren’in aksine kaçışıyorlardı.Olay yerine vardığından bir koyunu kapan kocaman sırtlanı karşısında göre Deren şok geçirmiş halde ağzı açık kalmıştı.Babası Halil bey de o yöne doğru koşarken ayağını burkarak yere düştü.Kafasını kaldırıp oğlunu gömeye çalışıyordu.Deren’i gören sırtlan bir anda koyunu bırakıp çocuğa doğru yavaş ve emin adımlarla ilerleyeme başladı.Pis mendebur sırıtışlı hayvan ağzında salyalar akıtarak yürüyordu.Deren korkuyla elindeki sopasını göstererek geri geri yürümeye başladı.Ancak ne yapacağını bilemiyordu.Çocuğun beti benzi solmuştu adeta suratı kireç kesilmişti.Koyunların çoğu uzaklaşınca ve etraf boşalınca yere yatan Halil oğlunu ve ona saldırma hazırlığından olan hayvanı görmeye başlamıştı.Hayvanı kendisine çekmeye çalışmak için bağırmaya başladı:
-Hey, buraya gel buraya, dedi ama hayvanın geleceğini hiç düşünmüyordu. Çünkü sırtlan çocuğa dikkat kesilmişti.Hayvan ağzını genişçe açıp bir anda zıpladı ve ne olduysa o anda oldu.Deren elindeki uzun sopayı kendini korumak için hayvana doğru uzatıp gözlerini kapatmıştı.Tam o anda büyük bir sesle hayvan sedir ağacının gövdesine büyük bir hızla çarptı ve ağacın önüne düşüp hareketsiz kaldı
Bu anın yaşanırken beyaz bir ışık gözleri kör edercesine yayılmıştı.Hail ayağının acısından bayıldığını düşünse de etrafı görmeye başlayınca ışığın sebebini anladı.Deren, napmıştı?
Halil kendini zorlayarak ayağa kalktı ve sekerek ilerisindeki oğluna gidip sarıldı.Hayvan halen hareketsizdi.
Deren şaşkınlıkla elindeki sopaya bakıyordu , Halil sevinçli bir halde ağlayarak:
-Bunu biliyordum, hep biliyordum.
-Neyi baba noluyor?, dedi çocuk şaşkınlıkla.
-Sen az önce ne yaptığının farkında değil misin Deren, dedi adam gülerek ve ekledi:
-O yaptığın şey hayatının değişeceğini gösteren işaretlerden biriydi.
-Baba, elindeki sopaya kafasını çarpınca hayvanın canı yanmış olmalı, herşeye anlam yükleme.
Halil arkasını dönüp ağaca doğru baktığında hayvanın hareketsiz yattığı yerden gitmiş olduğunu gördü.Etrafına baksa da boş arazide kendilerine yeniden yaklaşan koyunları görünce sırtlanın ölmediğini biraz sersemledikten sonra kaçıp gittiğini düşündü.
Deren ve Halil birbirlerine yardım ederek kalktılar. Adam heyecanından bileğinin acısını unutmuştu:
-Baba sağlık ocağına gidelim, doktora gösterelim, dedi Deren ciddiyetle ve bulundukları yemyeşil arazinin denizi gören yamacından yavaş adımlarla indiler.Bu sırada Halil, koyunların başı boş kalmasından endişelenip araziye yakın bir yerde kendi hayvanlarını da otlatan bir arkadaşını arayıp kendi hayvanlarına Deren gelene kadar göz kulak olmasını rica etti.Bu sırada uzak olmayan sağlık ocağına vardılar.
Köyün sağlık ocağı tek katlı ve eski bir köy evi büyüklüğündeydi.Halil, doktora çok da ayrıntı vermeden koyunları otlatırken bileğini burktuğunu söyledi.Doktor da köyde bu durumla çok karşılaştığından adamın kontrollerini yapıp, sağlık ocağında zaten bulunan bir kremi verdi.Deren, dışarıda babasını bekliyordu.Halil, onun az önce yaşadıkları doğaüstü durumu doktora belli edeceğini düşünüp onu bahçede bırakmıştı.Bu süre içinde de Deren vaziyetin biraz daha farkını anlamaya başlar gibi olmuştu.
Bir kaç gündür olanlar Deren’i kendisi hakkında sorgulamalara itmeye başlamıştı ama kabullenmesi kolay olmayacaktı.Bir kaç gün içinde onun hayatı bambaşka bir yolculuğa dönüşecekti.
Halil eve doğru ilerlerken halen Deren’in bir omzuna yaslanarak ilerliyordu.Köy yolunun kendi evine çıkan sokağında yavaş adımlarla giderlerken bir kaç tanıdıkları selam verip bileğine bakıp geçmiş olsunlar demişti.Bu kişilerin arasında Deren’in herhangi bir arkadaşına rastlamak pek mümkün değildi.
Köyde yaşayan çocukların hemen hemen hepsi öz anne ve babalarıyla yaşarlarken Deren öksüz olarak üvey annesi ile büyümek zorunda kalmıştı.Bir kaç arkadaş grubuyla kaynaşma durumu da küçük veletlerin patavatsızlıkları sonucu çocuk kavgalarıyla bitivermişti.Pek tabi ki bunun sebebi aslında veletlerin ailelerinin kendi aralarında döndürdükleri dedikoduların sonucuydu.Üstüne bir de Halil’in maddi durumu da eklenince ailelerin, insan ezmedeki sınırları da aşılıyordu.
Halil ve Deren artık evlerinin olduğu yere geldiler.Tahta bahçe kapısını açtılar ve Halil’in yaşta çamurda ıslanmamak için bahçe kapısından evin kapısına kadar yerleştirdiği büyük mermer bloklarının üstünde adımlar atarak eve yaklaştılar.Tahta kapının sesini duyan Fazilet, ocaktaki yemeğini karıştırmayı bırakıp kapıya yöneldi.Kapıyı açtığında ikiliyi görünce:
-Ne oldu, hayırdır?, dedi şaşkınlıkla Halil’in Deren’in omzuna attığı ele ve hemen ardından Halil’in sargılı bileğine göz atıp.
-Yok önemli bir şey ya, çimenlerin arasındaki taşı görmedim takıldım düştüm.
-Ay Halil, biraz dikkat etsene be adam ya, dedi Fazilet isyan edercesine.
Halil’i Deren’in ellerinden alıp evin salonundaki eskimiş ve artık yayları iyice bozulmuş kanepeye dikkatlice oturttu.Adamın ayaklarını da kanepeye uzattı.Deren, babasına bir bakış attı ve adamın artık kendiyle ilgilendiğini görüp başıboş kalan hayvanların yanına gitmek için tekrar yola çıktı.
Yolda hızla yürüdü.Çünkü eve gelene kadar hava kararmış olacaktı.Babasını daha da kaygılandırmak istemiyordu.Hayvanların olduğu araziye varır varmaz hemen onları topladı ve eve adeta koşturarak onları götürdü.Ahıra gelince artık hava kararmıştı.Köy sessizliğe bürünmüştü.Deren bu sessizliği çok seviyordu.Köpeği Kahve’yi sevdikten sonra evin kapısından içeri girdi.Evin salonu hemen girişteydi ve eski büyük televizyon da hemen pencereyle evin iç tarafındaki duvarın bitişindeydi.Fazilet kocasını yatırdığı kanepenin hemen yanındaki tekli koltuğa oturmuştu.Kocasıyla ikisi haberleri izlemekle meşguldüler.Adam oğluna gülümsedi.
-Biz yedik sen de koy istediğin kadar ye, dedi Fazilet çocuğun suratına bakmadan soğuk soğuk.
-Tamam, sağ ol, dedi Deren de dümdüz.
Yemek masası mutfaktaydı.Mutfak ise salonun duvar bitişiğinde bulunan odadaydı.Çocuk tek başına gidip tencerelerinin içine baktı.Pilav ve Faziletin çoğu akşam protein olsun diye pişirdiği mercimek çorbası vardı.İkisinden de azar azar koyup masaya oturup yemeye başladı.Bir iki lokma yedikten sonra içinden gülmek geldi ve iç sesinde:
-Fazilet, tek iyi yanın şu yemekler olabilir gerçekten, dedi.
Çocuk yemeğini yavaş yavaş yedikten sonra odasın doğru gitti.Kapısı kapalı olan odadan ses gelmiyordu.Kapıyı açtığında Filiz’in kendi yepyeni masasında kitap okuduğunu gördü.Gülümsedi.Kız hiç kafasını çevirmeden okumaya devam ediyordu.
Odanın tepesinde yanan sarı lamba Deren’in uykusunu getirmeye başlasa da erkenden uyumak istemiyordu.Yatağının altındaki ara sıra bir kaç sayfasını okuyarak ilerlediği çocuk kitabını çıkardı ve okurken yorgun düşüp uyuyakaldı.
Ertesi sabaha horozlarının ötmesini bile duymadan geç bir vakitte kalktı.Biraz panik olup salona doğru gitti.Üvey annesi elindeki şişlerle örgü örmekle meşguldü.
-İlçeye gittiler.Sen geç kalınca uyandırmaya kıyamadı merhametli baban, dedi kadın çocuğun suratına bakmadan.
-Dün çok yoruldum ondan uyanamadım ya, tüh neyse artık.Ben arayayım babamı da özür dileyeyim, dedi Deren ve ekledi:
-Hem Filiz de yok birlikte mi gittiler?
-Yok,yok boşver ne diyecek baban sana zaten, dinlen bugün.Bahçede iş de yok.Hayvanları da dünki emanet ettiğiniz Kerim amcan götürdü.Senlik bir şey yok bugün, dedi kadın sakince ve son eklediğini duymamış gibi yaparak Fazilet.
-A, peki o zaman, dedi çocuk da.İkna olmak istemişti.Filiz de belki arkadaşına gitmiş olabilirdi.Babasının ara sıra ilçedeki dükkanlardan tarla veya hayvanlarla alakalı malzeme alma zamanı olurdu.Bu da onlardan biriydi muhtemelen.Zaten dün bütün gün bütün köyü dolanmaktan bitkin düşmüştü.Odasına geri gitmek yerine hava almak için bahçeye çıktı.
Fazilet, hemen kendi telefonundan Halil’i aradı.
-Kaç saat bekledin bak halen uyanmadı seninki, dedi sessizce bir yandan pencereden Deren’in olduğu tarafa göz atarak.
-Fazilet ne acelesi vardı bu kırtasiye alışverişinin şimdi ya, Daha üç hafta var okulun açılmasına, dedi Halil dert yanarak.
-Ay hazır iş yapamıyorsun e koyunları da emanet edecek biri var gidin dedim.Kötü mü ettim.
-E Deren’i neden bekletmedin o zaman, çocuk eve gelip aldıklarımızı görünce üzülecek.Uyanınca beni arasın, çok param yok ama istediği özel bir şey varsa almaya çalışırım.
-Aman erkek çocuğu bu ne isteyecek.Dümdüz kalem defter al işte.Boya al alcaksan illa.Sakın fazlaya kaçmayın durumumuz belli Halil Bey, dedi Fazilet.Ona kalsa Deren’e bir şey bile alınmasına gerek yoktu ama işte kocasını daha da darlamamak için böyle bir yol bulmuştu aklı sıra.
-O uyanana kadar nereye bekleyeceksiniz aldınız ettiniz geldiniz derken akşam karanlığına kalacaksınız zaten, diye de ekledi.
-İyi tamam, dedi adam bıkkın şekilde ve telefonu kapadı.
Fazilet , sabah babasıyla ilçeye gitmeden önce Filiz’i istediği şeyleri babasına çekinmeden söylemesi için tembih etmişti.Filiz de gayet şımarık biri olduğundan onun da canına minnetti bu.
Deren biraz köpeği ile ilgilenirken biraz da etrafa bakınıyordu.Havanın giderek sonbahar havasına girdiğini hissedebiliyordu.Artık babasının zoruyla da olsa komşu köydeki okula gitmesi bir yandan iyi olacak gibiydi.Hem bütün gün Fazilet ve Filiz ile pek yüz göz olmayacaktı hem de eve gelince derslerini ileri sürüp iş yapmak zorunda kalmayacaktı.
Bir kaç gündür yaşadığı deneyimlerin gerçekten kendisiyle ilintili olup olmadığını anlamak için bir şey denemeye karar verdi.Üvey annesi evin içinde yemek ve günlük temizlikle uğraşacağından Deren’in bahçede ne yapıp edeceğinden habersiz olacaktı.
Yapabileceği şeyleri şöyle bir düşündü.Bahçeye üstün körü bir göz attı ve gözüne evin kenarındaki artezyen kuyusunu kestirdi.Hem böylelikle üvey annesi dışarı bakarsa da yapacağı şeyi farketmeyecekti.
Artezyen kuyusunun metal gövdesine ve su çekilen kısmına, gözlerini kısarak iyice odaklanmaya başladı.Bir kaç dakika bunu yaptıktan sonra hiç bir hareketin olmadığını görüp öfleyerek kendini saldı.Ancak pes etmeye niyeti yoktu.Sağ elini öne doğru artezyen kuyusuna uzatarak yeniden odaklanmaya başladı.Artezyen kuyusunun kolu hafifçe eğilmeye başladı.Çocuk istemsize güldü ve gevşedi.Tam o sırada artezyen kolu da boşa düştü.
En azından bu olayların babasının dediği gibi kendisinden dolayı yaşandığından emin olmuştu.Ama bunu nasıl yapabiliyordu.Bunları şimdilik düşünmeye kafasını yormak istemedi.Okuğunu fantastik bir kaç öyküdeki gibi bir hayatının var olacağını düşünmek biraz garip gelmişti.
Güneş gene batıdaki tepeyi aşıp havayı karanlığa terketmeye başlarken Kerim Bey koyunları ahıra getirmişti.Deren de ona teşekkür etmişti.Fazilet de kocasının giderken söylediği gibi bahçedeki sebzelerden biraz ayırıp Kerim’e vermişti.Deren de eve girip odasına çekildi.
Hava artık kararınca köy dolmuşunun üst sokaktaki sesi duyulmuştu.Baba ve kız el ele yürüyerek ellerinde poşetlerle geldiler.Deren kapı ve konuşma seslerini duyunca direkt odasından çıkıp salona koştu ve üvey kardeşini ve babasını ellerinde poşetlerle görünce kendine de bir şeyler alınmıştır diye sevindi.
-Oğlum sana da okul alışverişi yaptım merak etme , dedi adam.Bu sırada Fazilet hoşnutsuz olarak ağzını yamulttu.Deren bir şey demeden gülümsedi babasının uzattığı torbayı alarak kanepeye oturdu.
Filiz abisinin bir tane poşeti aksine üç dört poşeti heyecanla annesinin yanına gidip açmaya başladı.Kız gerekli gereksiz ne varsa doldurmuştu.Hatta oyuncak bebekler bile almıştı.Fazilet kızının aldıklarına bütün ağzındaki dişleri gösterecek şekilde sırıtarak bakıyordu.Ancak Halil kızının bu şımarıklığından pek de hoşnut değildi.Gidip oğlunun yanına oturdu.
-Geç mi uyandın bugün?, dedi adam sessizce.
-Biraz galiba, dedi çocuk poşetinin içindeki kalem ve defterlere bakarken.
-Kaç gibi?
-Sanırım on gibi uyanmıştım baba, Fazilet ablaya arayayım dedim ama gerek yok deyince aramadım artık, dedi çocuk safça.
-Anladım , dedi adam Fazilete doğru kafasını çevirerek.Halil de karısının sinsiliklerini anlıyordu ama ortak bir çocukları vardı ve kaldı ki senelerdir kadının bu huyu vardı.Bir insanın değişebileceğine inancı yoktu.Ona göre onun da bu hayattaki sınavı bu kadındı.
Deren poşetindeki baktıktan sonra salondakileri bırakıp odasına çekilmeye karar verdi.Odasına girip kapıyı kapattı.Poşettekileri de yatağının altınaki senelerce önce kendisine babasının almış olduğu ama artık bir hayli eskimiş olan çantasına özenle yerleştirip yeniden yatağın altına koydu.
İçeridekilerin uzaktan gelen seslerinin eşliğinde Deren aslında ne olabileceğini düşünmeye yeniden başladı.Acaba kendisi bir sihirbaz mıydı? O dizilerde veya filmlerde denk geldiği fantastik filmlerde olanları kendisi de yapabilir miydi? Köyde de kendisi gibi başka bu yeteneklere sahip bir çocuk var mıydı?
Bunları düşünürken hazır Filiz de odada değilken yeniden bir doğaüstü deneme yapmak istedi.Şöyle bir odaya baktı.Kapının kilidini gördü ve kapıyı kilitleyebilir miyim diyerek sağ elini öne doğru uzattı ve sanki kilidi tutmuşcasına bir hareketle elini yavaşça çevireye başladı.Kapı kilidi titreyerek çocuğun elinin istikametinde hafifçe dönmeye başladı.Tam o anda Filiz kapıyı açtı ve panik olan Deren elini hemen toparladı ve başka yöne baktı.
-Abi napıyorsun? Tam da odaya girecekken ne kapıyı kilitliyorsun?Yatağa hızla atlaman seni suçsuz göstermiyor, dedi kız çok da akıllıymış tavırlarıyla.
-Ya sen daha gelmezsin sanmıştım, dedi çocuk da bozuntuya vermeden.
Kız masasına oturup salondan getirdi çikolatayı cebinden çıkarıp yemeye başladı.Deren de bunu görünce canı çektiğinden mutfağa gitmeye karar verdi.
Mutfağa gittiğinde Fazilet’in de orada olduğunu gördü.Kadın her zamanki tiksinen bakışlarıyla çocuğu süzerek salondaki kocasına atıştırmalık tabağı hazırlıyordu.Deren ise abur cuburların olduğu çekmecelere eğilip yemek için çikolata veya şeker bakınmaya başladı.
-Fazla kalmadı onlardan, idareli yemeye bak.Babanın parası kum değil akmıyor, dedi kadın çocuğun ne aradığın bildiğinden.Çocuk da başından savmak için kafa silteleyerek onayladı.
Fazilet kocasına ve kendisine çay koymak için bardakları çıkarıp çiçekli masa örtüsü serilmiş masaya koydu.Tam arkası dönük yukarı raflarda başka bir şeyler bakarken aklına muziplik yapmak geldi.Sevdiği çikolatalardan birini alıp kapıya doğru ilerdi.Daha sonra kadının kendisine bakmadığından emin olup sağ elini bardaklardan birine doğru odakladı ve masadan düşmesi için elini halının üstüne doğru paralel hareket ettirdi.Bardak çocuğun eliyle senkronize şekilde kaydı ve yere düşüp halıdan seken bardak mermer yüzeye gelince bir anda kırıldı.Arkası masaya dönük olan Fazilet bir anda yerinden sıçrayarak çığlık attı.Deren hemen hızlı ve sessiz adımlarla odasına kaçtı.Kardeşi Filiz’e çaktırmadan odaya girip yatağına geçti.
Fazilet kırılan bardağın parçalarını söylene söylene toplarken sesi duyan Halil de içeriden “Ne oldu?”, diye bağırarak sordu.Fazilet etrafı temizledikten sonra salona elinde çay ve atıştırmalık tabağı ile geldi.
-Ne olacak bardak kırıldı.Akşam akşam bir bu eksikti.Masanın ucuna koydu alel acele bir şeyler hazırlarken heralde.Dikkatsizliğimin sebebi bile aslında bu çocuk, dedi Deren’i kastederek.
-Abartıyorsun Fazilet.Filiz’in de abisi.Hadi ikimizin çocuğu olmasa diyeceğim ki alışamadım.Ancak kaç senedir ne alıp veremediğin var bu oğlanla anlamıyorum.Çocuk ne yapsa kabahat , dedi adam isyan ederek.
-Benim oğlunla bir sorunum yok.Oğlun beni kabullenemedi.Kaç senedir de yemeğini temizliğini yapan kim?
-Çocuk kışın okulda. Gayet iyi notlar alıyor yazın da benle hergün iş yapıyor daha ne istiyorsun bu yaşta bu çocuktan?
-Yeterince çalışıyorsanız bizim durumumuzun bu hali ne Halil Bey?Elin karıları her haftasonu ilçeye ile gezmeye alışverişe doymazsak ben çamurun içinde bu ahırdan bozma evde pinekliyorum, dedi kadın seini sesinin tonunu içerideki çocukların duymayacağı bir seviyede tutarak.
-Borçlarımız var.Bilmiyormuş gibi davranma.Elbette daha iyi olacağız zamanla.Benle evlenirken de durumum çok iyi değildi.O zaman neden evlendin?
-Gençtik ikimiz de o zamanlar.Sandım ki taşı sıksan suyunu çıkarırsın ama nerede!
-Kardeşlerim aram iyi olsa ve annemin de sağlığı bozulmasaydı biraz daha iyi olabilirdik.Ben de böyle olsun istemezdim.
-Kardeşlerinle durumun iyi değilse, annen kimin yanındaysa ona da onlar baksın.Her ay yardım vermek zorunda değilsin ki be adam!Seni kardeş diye kaale alıp görüşüyorlar mı? Yüzüne bile baktıkları yok.
-Senin ailen de bize pek yardımcı olmuyor ama Fazilet.Kardeşinle aran iyi de ne faydası var bize?
-Faydası mı yok? Bak böyle deyince ne aklıma geldi, dedi kadın.Lafı getirmek istediği yerden yakalamıştı kocasını:
-Deren’i kardeşimin yanına verelim.Eğer işi kıvırırsa kardeşimden para alırız gayet.
-Okul zamanı başlıyor ve kışın soğuk denizde mi çalışacak çocuk saçmalama artık Fazilet, dedi adam gene bıkarcasına.
-Ya okul başlamadan bir kaç gün gitsin.Kardeşim beğenirse kışın akşamları da açılıyorlar tekneyle balığa.O zamanlarda da ara sıra gider.Okul servisi için parasını çıkarır en azından şimdilik?
-Of peki ara kardeşine söyle o zaman, dedi adam kadının dırdırından kurtulmak istercesine.
-Tamam, sağ ol kocacığım benim.Seviyorum seni, dedi kadın gülerek.
Fazilet hemen kardeşi Ferit’i aradı:
-İyi akşamlar Ferit napıyorsunuz?
-İyi abla oturuyoruz, dedi telefondaki Ferit.Ferit ablasından dört yaş küçük gençti.Deren’den bir kaç yaş büyük oğlu vardı.
-Sana bir şey demek için aradım canım.Müsait misin?
-Evet abla hayırdır buyur söyle, dedi adam merakla.
-Ya bizim oğlan Deren var ya senin yanında iş öğrenmek istiyormuş yarın gelse olur mu?, dedi kadın sırıtarak.Bu sözleri duyan Halil gözlerini devirip sessizce söylendi.
-Deren mi?, dedi adam ve ekledi:
-Abla bir aydan kısa zaman sonra okulları açılacak çocukların ne iş öğrenmesi artık.Dinlensin çocuk bütün yaz babasıyla iş koşturmadı mı zaten?, dedi adam şaşırarak.
-Ya ondan kazandığı babasının verdiği harçlığı kazanç olarak düşünmüyormuş.İlla da Ferit abimin yanına gideyim yarın diyor, kırma çocuğun hevesini.
Ferit ablasının kişiliğini bilse de Deren’in gelmesine ses çıkarmamaya karar verdi.Kadın belliki çocuğu zorla işe gönderecekti.Ne dese nafile olacaktı.
-tamam abla yarın sabah gelsin o zaman bir bakalım, dedi adam düz bir sesle.
-Sağ ol canım benim, herkese selam söyle, hadi iyi akşamlar, diyerek telefonu kapadı kadın.
-Ya neden öyle bakıyorsun ben çocuğun da geleceğini düşünüyorum.
-Çocuğun dersleri zaten iyi.Gelecekte de ne yapacağına o karar versin.Keşke bu kadar Deren’e kafa yoracağına Filiz ile de ilgilensen.Geçen kitabı sesli oku dedim doğru düzgün okuyamıyor bile, dedi adam kızarak.
-Kız daha kaçıncı sınıf Halil ya, onun yaş grubu hep öyle.Sen de kendi kızına üvey muamelesi yapma.Ne biçim laflar bunlar, dedi.
Halil yavaşça ayağı kalkarak yavaş yavaş yatak odalarına doğru ilerledi.Kendi odasın geçmeden Deren’e sabah gideceği yeri haber vermek isteyerek çocukların odasına da uğradı.Kapıyı sessizce açtı.Filiz babasına şöyle bir göz ucuyla baktı.Deren yatar pozisyonundan sırtını yatak başına vererek doğruldu.
-Oğlum, sabah Ferit amcanın yanına gidiver.Sana biraz iş gösterecekmiş, dedi adam sakince.
-Ne işi baba?
-Balığa ve süngere çıkıyor ya, sen de bir öğrenmeye çalış em değişiliklik olur sana da, dedi adam.
-Tamamdır baba, dedi çocuk uzatmamak için.Bu fikrin kimden çıktığını bildiğinden konuyu uzatmasına gerek de yoktu.
Ev sakinleri saatler ilerledikçe teker teker uyumaya başladılar.Yarın yeniden günlük rutinlerini yaşamak için dinlenmeleri gerekiyordu.
Sabah olduğunda ilk Deren kalktı.Odanın sessizce kapısını açtı ve evin küçük banyosuna gidip dişlerini fırçalayıp yüzünü marketten aldıkları ucuz lavanta kokulu sabunla iyice yıkadı.Aynaya şöyle bir baktı ve gülümsedi.Lavabonun yanında asılı duran kendine ait mavi yüz havlusuna yüzünü sildi.Odasına geri dönerek sessiz bir şekilde gardroptan üst ve alt giysilerini ve yatağının yanındaki komidinin üstünden de kol saatini alıp taktı.
Mutfağa gidip bir şeyler atıştırmak için buzdolabını açtı biraz peynir ve domates aldı.Domatesi ve peynirleri dilimledi ve ekmeklikten aldığı bazlama ekmeğinin bir kısmını bölüp içine koydu.Masanın yanındaki her zaman oturduğu sandalyeyi çekip oturdu ve yaptığı ekmek arasını yemeye başladı.Kolidorun sonunda banyodan sesler gelmeye başladı.Seslerin tonundan uyanan kişinin babası olduğu anlamak pek zor olmuyordu.Ne de olsa kaç senedir aynı ev ve aynı insanlarla yaşıyordu.
Babası da yüzü hafif saçlarının da önü ıslanmış halde mutfağa geldi:
-Uyandığını anladım ben de kalktım.Seni götürmemi ister misin?, dedi adam meraklı bir halde.
-Baba köyde tek bir iskele var zaten.Ferit amcayı bulmam zor olmaz diye düşünüyorum, dedi çocuk gülümseyerek.
-Ah doğru diyorsun da hem zaten eve de marketten ekmek alacağım.Bizimkiler daha uyanmaz.
-Baba ayağın iyileşti de mi yokuş aşağı yürüyüp bir de tekrar. Yolu çıkacaksın?
-Çok ağrımıyordu zaten ya.Doktorun verdiği krem de iyi geldi heralde sabah uyandığımda ve yürümeye başladığımda hiç ağrı hissetmiyordum artık.
-Bunun benim durumumla alakası olmasın sakın baba? Gereksiz heyecandandan kendi acını mı unuttu acaba? , diyerek güldü çocuk.
-Sus bak bunu sakın kimseye söylemiyorsun.Kendi durumunu asla belli etme.Bu olanlardan önce de sende bir şeyler olduğundan emindim.Ayrıca kaç gündür doğru düzgün yalnız da kalamadık.Sana ne diyeceğim.Aslında bu yüzden erken kalkmak istedim bugün, dedi adam sesini giderek alçaltarak.
-Ne diyecektin ki?, dedi çocuk meraklı gözlerle.
-Bak Fazilet ile iyi anlaşamadığınızı biliyorum ama sakın kızgınken ona bir şeyler yapayım deme olur mu evladım.Bak kadın sana sert davranıyor olabilir ama sabahtan akşama kadar evin içinde yaz kış bizim için yemek hazırlıyor didiniyor.
-Baba ben yeterince saygılıyım Fazilet ablaya.Ayrıca korkma bu durumuma senin de gördüğün üzere pek hakim değilim.Karına da bir zararım dokunmaz, çocuk bıkkınlıkla.
-Sen saygılı bir çocuksun.Okumana bak sen.Hem zaten bir kaç haftaya gündüzleri görmeyeceksin ve bir kaç saat de serviste vakit geçireceksin.
-Tamam baba, dedi çocuk.Bir anda kol saatine baktı ve ekledi:
-Baba tekneler birazdan kalkmaya başlar hadi benle gelmek istiyorsan acele etmemiz gerek.
-Ben zaten hazırlanmıştım oğlum tamamdır çıkalım, dedi adam.
Evden çıkıp yokuştan aşağı inerken ikili sessizce etrafa bakınarak yürüdüler.
Yaklaşık beş dakika sonra da artık sahili ve sahildeki küçük iskeleyi görür olmuşlardı.Halil oğluna markete gireceğini eliyle işaret ederek gösterdi ve ekledi:
-İstediğin bir şey varsa alayım bütün gün kıyıdan uzakta olacaksınız, dedi adam.
Çocuk da en sevdiği çikolatadan bir kaç tane - normalde bir tane yiyebilirdi ama teknedekiler için de düşünmüştü- ve büyük şişe bir su rica etti.Adam da başıyla onaylayarak markete girdi.
Sabahın erken saati olduğu için sokakta pek insan yoktu.Gün ağarmadan tarlaya gidenler zaten ortalıkta gözükmezken tekne işi olanlar da fazla değildi.Halil marketten iki poşetle çıktı ve birini Deren’e verip çocuğun kafasını okşayıp el sallayarak uğurladı.
Deren koşar adımlarla tekneye vardı.Tekne yaklaşık on metre uzunluğunda, bembeyaz boyalı bir balıkçı teknesiydi.Teknenin adı büyük turuncu harflerle “Semih” olarak yazılıydı.Ferit teknenin iç tarafından balık malzemeleriyle çıkageldi:
-Günaydın Deren, nasılsın canım?, dedi adam.Ferit uzun fit yapılı kumral biriydi.Deren ile fazla samimiyeti olmamıştı.Fazilet kendi ailesiyle Deren’i pek yüz göz etmek istememişti.Ancak ablasının aksine Ferit anlayışlı sakin biriydi.
-İyiyim sağ olun, siz nasılsınız Ferit amca, dedi çocuk sakince.
-Sen de değ ol.Öğrenmek istemişsin işi gel bakalım.
Deren elindeki poşeti uzattı:
-Bunlar bugün yeriz diye bir kaç ufak bir şey.
-Ne zahmet ettin oğlum ben zaten hepimizi düşünüp almıştım bir şeyler.Hem herşeyi geçtim akşama kadar teknede olacağız.Öğle yemeğini düşünmüşümdür en kötü değil mi?, dedi adam gülerek.Çocuk adamın bu samimi konuşmalarından dolayı gerginliğini bırakmaya başlamıştı.
-Şey hepimiz derken? İki kişi olmayacak mıydık?
-E oğlum var ya senden bir kaç yaş büyük.O da bizle gelecek.Birazdan gelir o da.
-Anladım, dedi çocuk sakince ve tekneye atladı.
Deren küçüklüğünden beri yüzmeyi çok iyi bilse de tekneye binme fırsatı olmamıştı.Bu yüzden ne yapacağı hakkında pek bir şey bilmiyordu.Kısa zaman içinde de tekneye Ferit’in oğlu ayak bastı.Çocuk Deren’ e göre kilolu ve esmerdi.
-Merhaba ben Semih, dedi soğuk bir halde.
-Günaydın ben de Deren , dedi Deren.Elektrikleri hiç tutmayacağı şimdiden belliydi.
-Oğlum sen nerede kaldın ya, bak Deren erkenden geldi, Ferit tahammülsüzce.
-Of baba ya kahvaltı ettim.Geldim işte ne azarlıyorsun.
Ferit, Deren’in yanında daha da kavga etmek istemediğinden sustu.
-Deren oğlum şu halatı çekmeme yardım edin ikiniz.Açılacağız artık yavaştan, dedi adam ve çocuklar adamın dediğini yaptılar.Tekne motorunu çalıştıran Ferit pruvayı tutarak tekneye yön vermeye başladı.
Sahilden epey uzaklamışladır.Köyde denize yakın evlerinin önünde güne başlayan insanlar artık küçük karıncalar gibi görünmeye başlamıştı.Ferit, kendi oğlu her ne kadar artık ne yapacaklarını bilse de Deren’in ilk tekne deneyimi olduğunu bildiğinden bugün ne işlerle uğraşacaklarını anlatmaya başladı.Deren tüm dikkatiyle dinlerken Semih denizi izlemekle meşguldü.
Balık ağlarını üçü yavaşça denize bırakmaya başladılar.İşleri bitince de yemek ve çay arası verdiler.Deren, Semih ile pek alakadar olmasa da Ferit’in anlattıklarını can kulağıyla dinliyordu.
Artık balık ağlarını çekme vakti gelmişti ve Ferit ağları bıraktıkları son yerden çocuklara yavaş bir şekilde çekecekleri konusunda uyardı.Çocuklar ağları çekerken minik minik balıklar ağlarda adeta dans ediyordu.Deren onlarca balığı canlı bir şekilde tutma deneyimini ilk kez yaşıyordu.Daha önce oltayla balıklar yakalasa da bu farklı bir olaydı.Ağları yavaşça çekerken küçük bir mürekkep balığının da ağda yakalandığını gördüler.
-Oha süper, mürekkep balığı da yakaladık, dedi Semih heyecanla.Ancak hayvan çok küçüktü ve geri bırakılması gerektiğini Semih daha önceden biliyordu.Babası kızgın bir şekilde bakarak:
-Onu tut ve denize bırak yavaşta.
-Ama baba ya, dedi çocuk babasını dinlemek istemeyerek.
-Hayvan daha yavru alıp napacaksın onu?Bırak denize dedim.
-Hayır bu sefer alacağım geçen sefer de izin vermemiştin, dedi çocuk eline aldığı hayvanı sıkarak.
-Semih, baban ne diyorsa onu yapmalısın.Hem gerçekten hayvan küçücük, dedi Deren de.
-Öf sen karışma ya, dedi Semih Deren’in suratına bile bakmak istemeyerek
Deren cevap vermedi ve ağı ikisi farketmeden bıraktı.Baba oğul tartışırken kendisine bakmadıklarından emin olunca bacağının yanından elini öne uzatmadan sağ eliyle yerdeki hasır halatı çocuğun ayak bileğine doğru yönlendirmek istercesine hareket etti.Hasır halat biraz titrek hareketlerle Semih’in ayaklarının olduğu yöne ilerledi.Deren, halatın çocuğun ayak bileğine dolanması için eliyle dolama hareketi yaptı.Halat çok gevşek halde çocuğun ayakkabının etrafında hareket etse de bileğine bağlanmadı.Tam o anda Semih gevşek duren ipe ayağını geçirdi ve sol dizinin üstüne çöktü.Semih’in mürekkep balığını tutan bileği teknenin köşesine çarptı ve hayvancağız suya dalıp kurtuldu.Deren gülümsedi ve sanki hiç bir şey olmamış gibi hemen Semih’e yardıma koştu:
-İyi misin?Yerler çok kaygan attığın adımlara dikkat etmeliydin.Hayvanı tutacağım derken denize düşüyordun, dedi hiç sahte bir kaygı ifadesiyle.Ferit de hemen oğluna yöneldi:
-Deren haklı.Giriyordun denize.Yedek kıyafet de olsa ne gerek var şimdi uğraş dur, dedi adam.
İkili Semih’i kaldırdı.Çocuk ürkmüştü.Çünkü ipin ötede olduğundan emindi.Nasıl ayağına takılmıştı hayret etmişti.
-Ağı çekerken dibimize kadar kaydı heralde.Deniz de dalgalı olunca, dedi sesli düşünerek Semih.
-Ya evet ben de dikkat etmedim.Neyse bir şeyin yok ya.Babana da inat etme bak az aha düşüyordun, dedi Deren.Semih onun laflarını hiç kaale almak istemiyordu.
-Hadi çocuklar kalan işleri bitirip dönelim artık.Gecikmeyelim, dedi Ferit.
Tekne köyün iskelesine yanaştı.Deren,Ferit’e bugün öğrendikleri için teşekkürler edip ayrıldı.
-Baba bunu bir daha çağırma ya.Halamın dediği kadar var uyuzun teki, dedi Semih Deren’in arkasından.
-Ne oldu kıskandın mı? Sana dediklerimi kaç kez tekrarlayınca ancak anladın bak çocuk bir günde neler öğrendi, dedi Ferit kahkahayı basarak.
-Gülme baba ya of, çok istiyorsan onla açılırsın bundan sonra, dedi çocuk kıskançlıkla.
-Bana göre hava hoş.Bugünkü sakarlığın da ilk değil zaten.Gözüm arkada iş yapmam , dedi adam gülerek.
Bu konuşmalar oladursun Deren hızla evlerine doğru çıktı.Artık gün iyiden iyiye kararmaya başlamıştı.Deren, evlerinin avlusundan içeri girip aralık olan kapıyı açıp girdi.Fazilet salonda tekli koltuktan onun geldiğini görünce:
-Hoş geldin, e anlat bakalım Ferit abinle günün nasıl geçti?, dedi gözlerini iyice açarak.
-İyiydi… Oğlu da kendi de gayet iyi davrandılar.
-E gitmek ister misin böyle onlarla arada sırada? Sevdin mi işi?
-Fazilet abla açıkcası deniz üstünde sürekli yapabileceğim bir iş bana uygun mu bilmiyorum.Yani emin değlim, dedi çocuk kanepede uzanan babasına gözlerini kaydırarak.
-Ya Fazilet çocuk toprak işine alışkan.Hem gideyim dese nolacak ki?Bir kaç haftaya okul açılacak zaten.Okula git gel yaparken Ferit’in yanına gidecek vakti kalmaz, dedi Halil sakince.
Fazilet, Halil’in dediklerinden hoşnut olmasa da adamın üstüne fazla gitmek istemedi ve şimdilik susmaya karar verdi.Lavaboya gitmek için kalktı ve salondan ayrıldı.
Halil, karısının salondan çıktığından emin olunca sessizce Deren’le konuşmaya başladı:
-Oğlum, babaannen biraz rahatsızmış yarın ona git.Benim ayağım da iyi artık iyileşti.Sen oradan gelene kadar ben işlerle uğraşırım.
-Tamam baba giderim, dedi çocuk gözleri günün yorgunluğundan çökmüş halde.
-Hadi git uyu sende, dedi adam kafasını yana sallayarak.
-İyi geceler baba, dedi çocuk ve odasına gitti.Kardeşi Filiz kendi yatağına uzanmış kitap okumakla meşguldü.Deren ise bütün gün anlamadığı deniz yorgunluğunu eve gelince ve odasına geçince hissetmeye başlamıştı.Yatağında oturur vaziyette kalmaya çalışsa da uykusuna direnemedi.
Odaya vuran gün ışığıyla Deren de gözlerini açtı.Sanki uyuyalı on dakika olmuştu.Babaannesinin yaşadığı ev köyün uzak bir noktasında olduğundan erken hareket etmeliydi.Her zamanki gibi yalnız başına kahvaltı yapmak için mutfağa geçti.Sessiz bir şekilde önce çaydanlığa su koyup ocağın üstüne dikkatlice yerleştirip kaynamaya bıraktı ve bir parça ekmek biraz peynir alıp ekmek arası hazırladı.Hızla kahvaltısını yapıp evin kapısını da mümkün mertebe sessizce kapatarak yola çıktı.
Babaannesinin yanına önemli günler veya şuan olduğu gibi babasının göndermesi dışında uğramıyordu.Çünkü amcaları ve halalarıyla raları limoniydi.Babası kuzenleriyle laf atışması yaşamaması için hem oğlunu hem de kızını oradan genel olarak uzak tutmaya çalışıyordu.
Köyün sahile inen kısmına değil de ara sokaklardan babaannesinin evine doğru yürümeye başladı.Havada sabahın kokusu artık daha da hissediliyordu.Sonbahara giren ama yağışların tam da başlamadığı hava Deren’i iyi hissettiriyordu.
Babaannesinin sabah işlerini halletmek için daha gün doğumu olmadan uyanması, köyde yaşayan çoğu yaşlı gibi eski toprakların genel alışkanlıklarından biriydi.Kadın, hiç bir alarm sesine gerek duymadan senelerdir aynı saatte uyanırdı.Müstakil evinde tek yaşasa da etrafındaki evlerde çocukları yaşadığından yaz kış evde tek olmak sorun olmuyordu.
Deren, bahçenin kısa tahta kapısını açtı.Tahta kapı gıcırdayarak esnedi.Çocuğun burnuna bu sefer de babaannesinin bahçesindeki çeşit çeşit çiçeklerin kokusu geldi.Evin kapısıa yaklaştıkça içeriden gelen sesleri duymaya başlamıştı.Ahşap kapıyı birkaç kez eliyle tıklattı.Çok geçmeden ninesi kapıyı yavaşça açtı:
-Aaaa, benim yumurcağım mı gelmiş.Gel hadi nenesinin kuzu çocuğu, dedi kadın genişçe gülümserken gözleri kaybolmuştu.
-Günaydın nene, nasılsın?, dedi çocuk içeriye doğru girerken.
-Şükür çocuğum ne diyelim, dedi kadın kolidordan salonuna aksayarak ilerlerken.
-Babam yolladı beni nene.
-Bİliyorum canım, gel otur kahvaltı yapalım, dedi kadın salondaki kanepesine otururken.Büyük orta sehpanın üstünde özenle hazırlanmış kahvaltılıklar duruyordu.Hatta kadıncağız sabah sabah pişi ve menemen bile hazırlamıştı.Deren’in pişiyi sevdiğini bilen nenesi ona özen yapmıştı.Menemen ise kadının sevdiği bir yemekti.
-Evden çıkarken yapmıştım aslında, ama çok zahmet etmişsin ya.Pişi de yapmışsın.Çok teşekkür ederim, dedi çocuk nazikçe.
-E senin için yaptım hadi buyur, dedi kadın gülerek.
İkili kahvaltıya başladı.Babaannesinin adı Leyla’ydı.Leyla hanım seksenli yaşlarının sonlarında, kumral ve elmacık kemiklerin oldukça çıkık, kilolu ve kısa boylu bir kadındı.Renkli giyimi seven biriydi.Her gün değişik renkte bir yazmayla kır saçlarını toplardı.
Leyla nenenin evi iki oda ve mutfaktan oluşan elli senelik bir haneydi.Kocasını kaybedeli yıllar olmuştu ve yalnız olmaya sakin sessiz bir hayata alışmış olmasa da gündüz vakitlerinde çocukları ve torunları genelde yalnız bırakmazdı.
Kahvaltılıkları yemek işi çok kısa sürmeden bitti.Deren de kadının karşısındaki kanepeye sırtını dayadı:
-Ellerine sağlık nene.Muazzam olmuş herşey.
-Afiyet olsun canım benim.E anlat bakalım nasıl gidiyor hayat?
-İyi aynı herşey.
-Fazilet ile durumlar nasıl? O cadaloz çektiriyordur babanla sana, dedi kadın başını iki yana sallayarak.
-Nene bunu mu konuşmaya geldim ben?, dedi çocuk canı sıkkın halde omuzlarını silkerek.
-Tamam doğru diyorsun, o kadını konuşarak zamanımızı geçirmeyelim.E bu sene okula nereye gideceksin?
-E işte köydeki herkes ortaokulda nereye başlıyorsa oraya.Yani yan köye!, dedi ve güldü çocuk.
-Öyle diyorsun yani, dedi kadın ağzının kenarıyla gülerek.
-Yoksa amcamlarım veya halalarım bana destek olup özel okula mı yazdıracak nene?, dedi çocuk alaycı bir şekilde.
-İlahi Deren, dedi kadın bir şey saklarcasına bir tebessümle.
Deren, yaşadığı değişimden babaannesinin de haberinin olup olmadığına emin olamıyordu.Çünkü bu kadar ilginç bir deneyimi babasının gidip de annesine yetiştireceğini düşünmek istemiyordu.Kadın bir anda:
-Sabah güneşi vurdukça halen ısınıyor ev oğlum yaa.Şu pencereleri sana zahmet kapatıver de klimamızı aç.Direkt güneş gelmeye başladı bak, dedi kadın hayıflanarak.
Çocuk bir anda kalktı ve iki pencereyi kapadı.” Klima kumandası nerede nene?”, diye sordu.
-Bak koltuğun kenarlarında gibiydi sanki, dedi kadın eliyle işaret ederek.Ancak Deren kumandayı bulamıyordu.Çocuk yerlere de baksa etrafa da baksa bulamadı.Kadın da etrafa bakınıyordu.Aniden Deren’in aklına nenesine belli etmeden klimayı çalıştırıp çalıştıramayacağını denemek geldi.Nenesi tam da başka yere bakarken eliyle klimanın hava girişinin açılmasını işaret etti.Klimanın o kısmı açıldı ama klima açılmadı.Çocuk gülümsedi.Tam da o anda arkasına döndüğünde nenesinin ona baktığını gördü.Kadın gülümsedi:
-Kumanda olmadan açamıyorsun sanırım.
-Nene, hayır yaa.Babam hemen duyurdu sana da değil mi?, diyerek hayıflandı çocuk.
-Oğlum kimseye söylenecek bir şey değil bu.Merak etme kimseye bir şey demeyeceğiz.Ancak bu durumu senin de belli etmemen gerekiyor.En azından bir süre.
-Ne zamana kadar?, dedi çocuk sıkkınlıkla.
-Muhtemelen çok fazla beklemeyeceksin, dedi kadın gülümseyerek.
-Nene bir şeyler biliyorsam bana da anlat.Çünkü ne kadar hoşuma gitse de bu durum kendimden korkmaya da başladım.
-Korkma oğlum , dedi kadın içtenlikle ve ekledi:
-Onlar sana nasıl kendine hakim olacağı öğreteceklerdir.
-Kimler?Onlar dediğin kimler?
-Çok yakın zamanda öğreneceksin canım benim.Yolun hep açık olsun, dedi kadın.
Çocuk ne olduğuyla alakalı daha da kafası karışık evden ayrılmaya karar verdi.Bu sırada Leyla hanım çocuğun cebine bir miktar para koydu:
-Canın ne isterse alsın babam.Selamımı da söyle kuzucuğum.Babaannen seni çok seviyor, dedi kadın.Deren de tam kapıdan çıkarken yapılan bu harekete nenesinin yanaklarından öperek karşılık verdi.
-Teşekkürler babaanne.
Hızla evin yolunu tutan Deren kısa zaman sonra eve vardı.Babasınla konuşmak için Fazilet Filiz ile bahçede oynarken evin içine doğru gelmesini isteyen kafa işareti yaptı.Halil bey yavaşça eve girip kapıyı kapattı:
-Hayırdır erken geldin.
-Baba, neneme de anlatmışsın.Başka kimseye söylemedin değil mi?
-Durumunu mu? Oğlum saçmalam kime diyeceğim.Elalem bizi tefe mi koysun.
-Nenem birilerinin bana bir şeyler öğreteceğini söyledi ne demek istedi?
-Ya endişelenmese oğlum.Doğru zaman geldiğinde herşey rayına oturacak.Sen bunlara kafa yorma şimdi.Git odana uzan biraz.Kaç gündür yaşadıkların stres yaptı biraz rahatla oğlum hadi.
Deren, yaşından dolayı gelecekte onu neler beklediğinden epey uzaktaydı.Belirsizlik beynini iyice yormuştu.Gidip yatağına uzandı ve uzun süre uykuya daldı.
Uyandığından akşam karanlığı çökmüştü.Filiz’in “Yemek hazır abi!”, sözüyle uyanıvermişti.Yemek masasına gidip oturdu.Hiç kimseyle konuşmadan önündeki yemeğini yavaşça yemeye koyuldu.Yemek yendikten sonra Fazilet bulaşıkları yıkadı.Halil bey televizyon karşısına uzanıp dizi izlemeye başladı ve Filiz de halı üstünde oyuncakları ile haşır neşirdi.Deren odanın içine bakarken düşüncelerine hakim olmaya çalışıyordu halen.Bir süre sonra evin kapısı ani bir gürültüyle çalındı:
-Ay ödüm koptu ne oldu akşam akşam bu da kim şimdi?, dedi şaşkınlıkla Fazilet.Halil beyin de bu garibine gitti kapıya gidip yavaşça açtı.
-İyi akşamlar oğlum rahatsız ettim gece gece sizi de.Yolun yukarısında aracımın lastiği patladı da.En yakın ışığı olan ev sizdiniz o yüzden geldim yardım için.Bir el atabilir misiniz?, dedi karşılarına çıkan ak sakallı orta boylu iki büklüm ve yetmişli yaşlardaki kibar adam.
Halil Fazilet’e baktı.Fazilet de “Sen bilirsin”, gibisinden bir yüz ifadesi yaptı.Halil bey arkadaki çocuklarına da baktıktan sonra:
-Amca yol yardımı aramadın mı?
-Oğlum buralarda telefon çekmiyor gibi anlamadım ki.
-Amca tamam ben depodan alet çantamı alayım gidelim bakalım bir.Yapabileceğim bir şey varsa halletmeye çalışırım.
-Tamam oğlum çok sağ ol, dedi yaşlı adam mutlu bir şekilde.
Halil, evin yanındaki küçük kulübeden alet çantasını aldı ve yaşlı adamla arabanın olduğu yere doğru gitmeye başladılar.
-Amca nereden geliyorsun nereye gidiyorsun.Daha önce seni gördüğümü hatırlamıyorum buralarda.
-Oğlum buralardan değilim, yolum düştü geldim işte, dedi amca geçiştirircesine.
Bu sırada zaten yakında olan arabaya geldiler.Araç kamyonetti ama oldukça yeni ve lüks görünüyordu.Halil’in gözleri açıldı.Epey beğenmişti aracı:
-Hangi lastikti amca?
-Sağ arka.
Halil lastiğin olduğu yere eğildi.Tam o sırada arkasında rüzgar estiğinin farkına vardı.Tüyleri ürperdi.Aniden arkasın döndüğünde şaşkınlıktan bayılacak gibi olmuştu.Rüzgar amcanın vücudunun etrafında ayaklarından baş tarafına doğru gri bir hortum şeklinde döndükçe amcanın kıyafeti boyu posu hatta yüzü bile değişti:
-Tekrar iyi akşamlar Halil bey!, dedi pembe parıldayan tül elbise içindeki kumral beyaz tenli ela gözlü kadın.
-Sen de nesin böyle?, diyerek kekeledi Halil.
-Ben Serap, anneniz benden bahsetmiştir diye düşünmüştüm ama? Korkuttuysam lütfen affedin.Ailenizin karşısına bu şekilde çıkamazdım.Zaten yasak.Deren’in velisi siz görülüyorsunuz.Sizi yalnız yakalamam gerekliydi görüşmek için.
-Serap? Ben de Halil.Ama siz kimsiniz halen bilmiyorum, dedi adam.
-Halil bey, ben Vadifener Sihir Kolejinden geliyorum.Oğlunuzun eğitimi için neler yapmanız gerektiği hakkında bilgilendirme için buradayım.
-Annem sadece eğitimden bahsetmişti.Okul değil de ben özel ders gibi düşünmüştüm.
-Hayır Halil bey.Nasıl ki bütün sene radanlarla eğitim gördü artık bu zaman dilimini bizim okulumuzda geçirmesi zorunlu.Yani kabul etmemeniz gibi bir seçenek yok.
-Radanlar?
-Ah çok pardon.Yani büyü yeteneği olmayan insanlar.Radanlar….
-Peki ben çevreme ne diyeceğim? Çocuğum büyü ortaokuluna başladı mı?
-O konuyu bizim yetkililerimiz hallecek.Çevrenize neler diyeceğinizi de bu kağıttaki talimatlara göre söyleyeceksniz.Bu kağıdı veli dışındaki herkes boş görür bu yüzden birine yakalanma endişeniz de olmayacak, diyerek bej renkli büyük bir zarfı Halil’e uzattı.
Halil zarfı aldı ve baktı.Üstünde kendi adı ve Deren’in adı yazıyordu.Serap’ tekrar baktı:
-Peki, oğlum ne zaman okulunuza gidecek ve nasıl gidecek?
-Zarfın içindeki dikdörtgen biçimindeki bitki tohumu mümkünse gözlerden uzak bir yolun kenarına gömeceksiniz.Bir süre sonra servisimiz gelecektir.Özellikle de şu köy çıkışı tarafındaki ıssız yol kenarını seçebilirsiniz, dedi kadın eliyle işaret ederek.
-Peki ne zaman?
-Yarın gece yarısında hazır olmuş olun, dedi kadın ve tekrar etrafındaki hortumla ortadan kaybolmaya başladı.Halil şok içindeydi.Bu sefer arkasına dönüp baktığında arabanın yerinde yeller esiyordu.Alet çantası yerde açık kalmıştı.
Bölüm etkileşimi
