Bölümler 2Şu an: Düşlerden Düşlere Geçişlerdeyim
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Düşlerden düşlere geçişlerdeyim
Ütopik dünyamı aşkla süslerim
Anladım artık hiçbir yer yok
Kimse yok
Sadece ben ve düşlerim
Zaten düş benim
Artık uyanış başlamış, geri dönüşü olmayan bir yola girilmişti. Afel, uzun süredir devam eden uykusundan uyanmak için gözlerini açtı.
Gözlerini açtığında gökyüzünün maviliği gözlerini kamaştırıyor, burnuna daha önce hiç almadığı kokular geliyor ve ruhunda bir raks edası yaratıyordu. Daha önce filmlerde dahi böylesine güzel bir yer görmemişti. Kuşlar şarkı söyler gibi ötüyor, rüzgârlar sanki aralarında oyun oynuyormuş gibi esiyordu. İçinde anlamlandıramadığı bir huzur dolanıyordu. Yürümeye başladı, o âlemi keşfetmeye koyuldu. Koca koca ağaçlar, meyvelerin ağırlığından yerlere değiyordu. İğne atsan yere düşmeyecek şekilde çimler sarmıştı dört bir yanı. Uzakta zirvesi karla kaplı dağlar, gökyüzünde sütten ak bulutlar vardı. Bu güzellikler arasında yürürken birisi Afel’in dikkatini çekti. Ona doğru gelen birisi vardı. Güneş ışığı tam yüzüne vurduğundan kim olduğunu anlayamıyordu. Bir kadın olduğu belliydi fakat kim olduğu anlaşılamıyordu. Kadın Afel’e doğru geldikçe içinde ayrı bir huzur, bir ferahlama hissetti. Kadın artık Afel’in iyice yanına yaklaşmıştı; yüzü hâlâ güneşin verdiği parlaklıktan seçilemez hâldeydi. Ağzını hiç hareket ettirmedi lakin Afel her şeyi çok net bir biçimde duydu.
– Hoş geldin. Uzun zamandır seni bekliyorduk. Artık burada olduğuna göre hazırsın.
Afel konuşmaya başladı. Afel’in de ağzı kımıldamadı ama kelimeler dökülüverdi yüreğinden; çünkü bu âlemde konuşmak ancak ve ancak yürekten oluyordu.
+ Neye hazırım? Siz kimsiniz?
– Sen seçildin, Afel. Tanrı tarafından layık görüldün. Uzun zamandır geleceğin günü bekliyorduk. Artık özel bir amacın var.
+ Ne amacı? Neyden bahsediyorsunuz?
– Sen artık basit bir organizmadan ibaret değilsin, Afel. Mavi Düşlerin Koruyucusu unvanı sana bahşedildi.
Afel durumu anlamlandıramıyordu. Bu ifade yüzüne de yansıyor, anlamaya çalışıyordu.
– Dünya güzel bir yerdi. İnsanlar onu bu hâle getirdi. Sen, kalbinde hâlâ iyilik taşıyanlardansın. Artık görevin, kalplere esenlik katmak; çirkinlikleri, kötülükleri mavilere boyamaktır. Tek yapman gereken uyanmak, Afel... Uyan... Uyan... UYAN!
12.15
Afel gözlerini dünya uykusundan açtı ya da yeniden uykuya daldı, tekrar uyanmak için.
Uyanır uyanmaz kendini balkona attı. Önce temiz havayı içine çekti, hemen ardından sonsuz ölümü hızlandıracak olan hamlesini yaptı: Bir sigara yaktı. Gördüğü düşü düşünmeye başladı. Çok geçmeden bunun basit bir rüya olduğu kanaatine varıp normal yaşantısına, monotonluğuna döndü. Keşke Araf şimdi yanında olsaydı da bu rüyayı ona anlatabilseydi. Yaşadığı her durumu Araf’a anlatıp ondan mantıklı cevaplar duymak Afel’i tatmin ediyordu. Kendi anlamlandıramadığı şeyleri onun cevaplandırması Afel’e iyi geliyordu. Şu an böyle bir ihtimali olmadığı için bu işi rafa kaldırıp kitaplığına yöneldi. Uzun bir arayışın sonucunda bir aşk kitabı aldı eline, koltuğuna oturdu ve okumaya başladı.
Vakitlerden bir yaz sabahı
Güneş benliğini göstermeden düştüm yollara
Birkaç kuş ve bir avuç köpek eşliğinde
Yürüdüm sahil boyu
Elimde yorgun ama tutarlı kâğıt kalemim
Bugünlerde içimi kaplayan huzur
Düşürdü beni yollara
Gurbet ellere bir başıma gider oldum
Daha önce duymadığım kokular
Tarifini bilmediğim sokaklar
Düştüm yine yollara
Vakitlerden bir yaz sabahı
Bu tarz kitapları okumak onu üzüyordu ama okumaktan da vazgeçemiyordu. Herkesin olduğu gibi onun da geçmişinde, onu yaralayan ve hüzünlerden hüzünlere sürükleyen bir aşk hikâyesi yatıyordu. Afel bir kadına âşık olmuştu: Çiçek Elbiseli Kadın. İlk aşkıydı onun. Birlikteyken onu, mavilere açılan bir pencere gibi görürdü. Afel’in kurtuluşuydu o kadın. Hiçbir şey yapmasalar da durup onun gözlerine bakmak, Afel’i mavilikler kentine götürürdü. En mutlu yıllarıydı o kadınla geçen yıllar. Onunla tanıdı aşkı, onunla bildi sevmeyi, sevilmeyi. Çok sevildi Afel. Kendisi bile bazen bu kadar sevildiğine inanamazdı. “Sevilecek pek bir şeyim yok,” diye düşünürdü hep. Fakat Çiçek Elbiseli Kadın sevmişti onu ya da rolünü çok güzel oynamıştı. Evet, tabii ki bu aşk oyununun bozulma vakti gelecekti. İhanet... Afel’in aşkına ihanet edilmişti. Çiçek Elbiseli Kadın, Afel’i sırtından vurmuştu. Yani şimdiki Afel’e bakıp da aldanmayın; eskiden böyle değildi bu adam. Eskiden yerinde tutamazdınız onu. Sabit kalmaktan nefret eder, hep gezip eğlenmek isterdi. Susturamazdınız onu. Şimdilerde ise ağzından iki kelam duyarsanız şükretmelisiniz. Bu aşk oyunundan sonra bu duruma düştü Afel. İhaneti kaldıramadı. Çiçek Elbiseli Kadın ona bu ihaneti yapabildiyse diğer insanlar Afel’in sırça kalbine neler yapmazdı? O sebepten soyutladı kendini herkesten, her şeyden ve her yerden. Yalnızlığın sıcak kollarına bıraktı kendini. Belki de yanlıştı yaptığı ama o bu yolu seçti ve seçtiği yalnızlık yolunda emin adımlarla yürüdü. Bir süre sonra orada mutlu olduğunu fark etti. Alıştı yalnızlığa, kimsesizliğe. Sadece kendisi ve Araf vardı. Çiçek Elbiseli Kadın gittikten çok kısa bir süre sonra tanıştı Araf’la. İlk başta onu hayatına almak istemedi ama Araf’ın ona karşı olan tutumu ve onu anlaması Afel’i etkiledi. Onu hayatına soktu ve kadim dostu yaptı. Bu eyleminden mutluydu da; Araf ona iyi geliyordu. Bu yalnızlık sürecinde Çiçek Elbiseli Kadın’la yaşadığı mutlu anları hatırlayıp kimsesiz ruhunu mutlu ediyordu. Kadının yokluğuna bile ihanet etmemek için hayatına yeni birini sokmazdı. Bu durum Afel’e yanlış gelirdi.
12.46. “Acaba Araf’ın işi bitmiş midir?” diye geçirdi içinden. Yanında olmasını istedi. Araf yoğun bir adamdı. Sürekli Afel’in yanında olamıyor, gün içinde kısa süreliğine geliyor, Afel’in iyi olduğundan emin oluyor ve gidiyordu. Afel’i önemseyen tek kişiydi. Afel koltuğuna uzandı. Bir film açtı ve izlerken uykuya dalma hayaliyle filmi izlemeye başladı. Nitekim öyle de oldu.
15.26
Afel uyandı. Film bitmişti fakat hangi filmi açtığını bile hatırlamıyordu. Araf’ın işinin bitmiş olacağını düşündü ve onu aradı. Telefon kısa süre çaldıktan sonra açıldı.
– Efendim.
+ Dostum, işin bittiyse bir yanıma uğrasana.
– Tamamdır, beş dakikaya oradayım.
Telefonu kapattıktan sonra yüzünde istemsiz bir tebessüm belirdi. Araf’ın yanına gelecek olması ve ona bu rüyayı anlatacak olmak Afel’i memnun etti. Kısa süre sonra kapı çalındı. Afel kapıya doğru yürüdü ve yine delikten baktı. Gelen Araf’tı. Kapıyı açıp onu içeri buyur etti. Salona geçip oturdular. Afel bu sefer konuşmaya başladı:
+ Çok garip bir rüya gördüm.
– Anlat bakalım...
Afel rüyasını detaylıca aktardı. Ne tepki alacağını merakla beklerken Araf:
– Saçma sapan bir rüya işte.
Tepkisini verince Afel, gördüğü rüyanın gerçekten saçma olduğu ve hiçbir şey ifade etmediği gerçeğine iyice inandı. O anda bu konuyu kapattı. Çiçek Elbiseli Kadın’dan konuşmaya başladılar:
+ Birkaç şiir okudum. O geldi aklıma. Canım sıkıldı.
– Bıkmadın değil mi onu düşünmekten? Sırf ziyan senin hayatında. Sen hâlâ git ona şiirler yaz. Hak etmiyor oğlum işte.
+ Ona şiir yazmam için bunu hak etmesi gerekmez ki yahut beni sevmesi. Benim onu sevmem, şiirlerim için ziyadesiyle kâfi gelmez mi?
– Saçmalama, Afel. Bırak artık yoluna devam et...
Araf bu konuda sapına kadar haklıydı. Afel’in elinden de bir şey gelmiyordu; onun yokluğuna bağlanmıştı.
15.48. Araf yine işleri olduğunu söyledi ve ayaklandı. Afel, kapıya kadar eşlik edip arkadaşını uğurladı. Tekrar salona dönüp oturduğu anda uyku uyanışı yeniden gerçekleşti. Kanayan gözleri bir uykuya daldı ve ruhu düşler âlemine uyandı. Yine aynı güzellikteydi o âlem; her şey aynıydı. Farklı olan tek şey, yüzü daha önce görünmeyen kadındı. Bu sefer yüzü görünüyordu ve hiddetli bir biçimde Afel’e doğru geliyordu. Afel bu durumdan bir hayli tedirgin oldu. Yüreğini derin bir korku kapladı. Kadın yaklaştıkça bu korkunun ve tedirginliğin boyutu artıyordu. Kadın iyice yaklaştığında yüksek ve öfkeli bir ses tonuyla konuşmaya başladı:
– Sen kim oluyorsun ki Tanrı’nın sana bahşettiği görevi alaya alıyorsun? Uzun süredir seni bekliyor olmamızın karşılığı bu alaycı tavırların mı? Kendine gel, Afel; yoksa cezan büyük olacaktır. Bu, sana ilk ve tek uyarıdır. Şimdi uyan ve görevini yerine getir. Uyan... Uyan...
Afel bu sefer kan ter içinde dünya uykusundan uyandı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken kapının sertçe vurulduğunu duydu. Telaşla kapıya yöneldi ve delikten bakmadan kapıyı açtı. Gelen Araf’tı. Endişeli bir yüz ifadesi vardı.
– Neyin var? Ne oldu?
diye sordu Afel’e.
+ Ne demek ne oldu? Ne olmuş ki?
– Bağırıyordun, o sesle geldim oğlum. İyi misin?
+..............................................
Araf içeri girdi ve tekrar salona oturdu. Afel’i karşısına alıp durumu anlattırdı. Afel tekrar gördüğü rüyayı anlattı ve ekledi:
+ Benim gitmem lazım.
– Nereye?
+ Bilmiyorum ama benim buradan gitmem lazım.
Bölüm etkileşimi
