2. bölüm / 4
Uyanıştan SonraAyasofya
Bölümler 4Şu an: Ayasofya
- 1 5.Boyut2.079 kelime
- 2 Ayasofya757 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Gümüş yakalılar957 kelime
- 4 Kainat1.127 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Bana bak! Bu okulda bana kafa tutacak insan daha önce hiç olmadı. Sen de ilk ve sonsun!" Son cümlesini söylediğinde yumruğu çocuğun suratına geçirdi. Yere düşerken kafasını duvara çarpmış ve burnu kanamaya başlamıştı. Çocuğun kalkmasına fırsat vermeden yumruklarını durmadan atmaya devam etti.
Sofya elinde sıktığı kalemin kırıldığının farkında bile değildi. Bakmaması gerekiyordu ama içindeki dürtü buna engel oldu. Yıllardır görmezden geldikleri bu olaya artık katlanamıyordu. Gözü dönen çocuğun gözbebeklerinin kocaman olduğunu gördü. Madde kullandığını herkes biliyordu ama okulda kullanması ve herkesin buna göz yumması... Daha ne kadar bu işkenceye katlanacaktı? Sahi katlanmak zorunda mıydı? Herkes neden oturup bekliyordu? Aklındaki soruların cevabını bugün alması gerektiğini düşündü.
"Bir şey yapsanıza çocuk ölecek" Sesi kısılırcasına bağırırken sanki hayaletlere laf anlatmaya çalışıyormuş gibi hissetti. Kimse bakmamıştı. Yüzünde hissettiği yaş ile eli yanağına gitti. Gözyaşları kendiliğinden akarken vicdanının sesini susturamıyordu. Sanki ona işaret gönderiyordu vicdanı. Cevap vermek ya da vermemek de ona kalmıştı. Sıradan kalkarken yapacağı şeyden son derece emindi. İçinde yıllardır sönük olan volkan şuan patlıyordu ve hiç durdurmaya niyeti yoktu.
"Çekil çocuğun üstünden!" Okulun zorbasını kolundan çektiği gibi duvara itti. Karnına tekme atarak yere düşmesini sağlarken tekrar ayağa kalkmaması için bir tekme de bacağına attı. Gücü adrenalinden dolayı kontrolden çıkarken sınıftakiler kitaplara gömülü kafalarını kaldırmışlardı. Etrafındaki korkak insanlara bakarken 'bir daha sizin gibi korkmayacağım' diye geçirdi içinden. Okulun zorbasına karşı koymak ondan beklenen bir hareket değildi. Şaşkınlardı. Sofya da en az onlar kadar korkmuş ve şaşkındı. Ama daha önce tatmadığı derin duygular hissetti; özgürlük, mutluluk ve heyecan.
Çocuğun kalkamayacağından emin olduktan sonra diğerinin yanına gitti hemen. Elini ona uzattı "Kalkabilecek misin?" Yüzü şiştiğinden kim olduğunu anlayamamıştı. Elinden tutup yerden kaldırdı. Yüzü korkunç görünüyordu. Sofya bazı izlerin kalıcı olabileceğini düşündü. Belki hayatını etkileyebilecek türden izlerdi bunlar.
"Teşekkürler" Ne dediğini zar zor anlamıştı. Sıradan tutunarak kendini dışarı atan çocuğun arkasından tüm sınıf bakmakla yetinirken diğeri ise hala yerde yatıyordu. Kocaman açtığı gözleri ile kımıldamadan sadece tavana bakıp güldü.
"Sana yapacağım çok şey var aslında ama bu yaptıklarının hesabını başka bir yerde verirsin elbet" Etrafındaki meraklı gözlere aldırmadan çantasını toplayarak sınıftan çıktı. Daha fazla sınıfta kalmaya tahammülü kalmamıştı. Merdivenlerden inerken nereye gideceğini bilmiyordu. Ailesi bunu duyarsa başı derde girebilirdi. Eve gitmek şuan ilk tercihi değildi. Tek istediği bu okulu bir an önce bitirip bu insanlardan kurtulmaktı. Kafasını kaldırdığında bir anda koridor gözüne normalden daha büyük gelmişti. Duvarlarda tablolar vardı ve her taraf kapılarla doluydu. 'Rüya gibi bir koridor, gerçek olamayacak kadar yüksek bir tavan. Öldüm mü yoksa beynimin oyunu mu bu?' Düşünceleri bir bir sıralanırken paniğe kapılmıştı. Biraz önce yaşadıklarının da gerçek olmamasından korktu. 'Belki de kafamdaki planı rüyamda yaşamıştım. Hayır!' Uyanması gerektiğini düşünerek kendini çimdikledi. Her şey aynıydı. Tablolar, kapılar...
"Ölmedin ama uyandın Ayasofya. İstanbul'un ihtişamını, kalabalığını, inançlarını bir kubbede toplayan müthiş mabet. Hristiyanlığın izlerini Müslümanlığın sürekliliğini taşıyan bir yapı. Sen peki adını aldığın bu mabet kadar zarif, sahiplenici, hoşgörülü ve güçlü müsün?" Etrafta kimse yoktu ama konuşan birisi vardı. Nerede olduğunu bilmemek korkusunu arttırırken, hakkında bir şeyler bilmesi de kalbinin hızlanmasını sebep olmuş ve nefes almasını güçleştirmişti. Başında keskin bir ağrı dolanırken gözlerinde elektriklenmeler olmaya başlarken tablolar bulanıklaştı.
"Siz kimsiniz?!" Bir eliyle duvardan destek alırken diğeriyle de boynunu tuttu. Sanki nefesi ona yetmezmişçesine.
"Beni arama Sofya, göremezsin. Ben Görünmeyen'im. Birazdan kapıdan geçeceksin. Yüzlerce kapıdan doğru olanı bulmanı ümit ediyorum. İçinden geldiği gibi hareket et, bu yeterli." Her ne kadar bu ona saçma gelse de bir kapıdan çıkmak zorundaydı. Diğer türlü uçsuz bucaksız bu koridorda kaybolabilirdi. Ya da boğulacaktı. Kesin rüyadayım diye içinden geçirdi ve bir an önce uyanmayı diledi.
"Tamam birini seçeceğim ama bu nasıl bir oyun? Umarım çıktığımda sizinle hesaplaşabilirim."
"Oyun değil, asıl oyun sizin Dünya dediğiniz yerdeydi. Sen görevini başarıyla tamamlayarak oyunu kazandın. Bana inanman için ekrana bakman yeterli." Karşısında kocaman bir ekran belirirken neredeyse aklı başından gidecekti. Her şey film şeridi gibi gözünün önünden geçmeye başladı. Gözündeki perde kalktığında gördükleri ile dizlerinin üstüne çöktü. İdrak sınırlarını zorlayan bu ekran sadece başlangıçtı. Ailesi, kuşu, arkadaşları, eşyaları, evi, mahallesi... Doğduğunda annesinin kucağındayken onun henüz tek bir kırışıklık olmayan yüzünü, babasının onu uyutuşunu, beşikteyken gökyüzünde uçuşan kanatlı küçük varlıkları, uyurken arkadaşının eve girip eşyalarını çalması ve bu yüzden okuldan atılması, neden benim başıma geldi dediği her şeyin cevapları... Beyninin idrak edemediği ve göremediği zamanlardaki her şeyi film şeridi gibi görmüştü. Tıpkı dedikleri gibiydi. Her şey gözünün önünden geçmiş ve sadece birkaç saniye sürmüştü.
"Artık nerede olduğunu anladıysan Sofya, şimdi kapıyı seçebilirsin" Hala gördüklerinin şokunu atlatamadığından yerden kalkmakta zorlandı. Soluna baktı ve en yakın gördüğü kapının kulpunu çevirerek içeri girdi.
"5.boyuta hoşgeldin Sofya." Kafasının içinde son kez yankılanan bu ses ile Sofya, gördüğü ışığa ilerlerken aklından geçen tek şey şuydu;
'Ben ölmüşüm...'
Bölüm etkileşimi
