Uyanıştan Sonra kitap kapağı

1. bölüm / 4

Uyanıştan Sonra

5.Boyut

Vaveyla Yazarı: Kimya Author

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 5.Boyut

Her şey 2024 yılında herkesin simülasyonda olduğumuzu düşünmesi ile başladı. Önceden de bu fikri savunanlar vardı ama ne olduysa o yıl oldu. Boyut kapıları her zamankinden daha rahat açılıyor, Nuh tufanından sonra dünyanın tekrar temizlenmesi gerektiğine karar veren evren, bazı olaylarla insanların Uyanış yaşamalarını sağlıyordu. Manifestler, çakralara olan merak, oruçlar, nefes egzersizleri...

Bunların hepsi bazı insanları uyandırmıştı. Başka bir boyuta geçerek sefil yaşamlarından kurtulanlardı onlar. Herkesin Uyanış'ı farklı olsa da geldikleri yer aynıydı; 5.Boyut. Artık her şeyin farkında olarak yaşıyorlar ve beyinlerinin çalınan %80lik kısmını nasıl kullanacaklarını öğreniyorlardı. Doğayı yüzyıllar önce terk ettikleri halde o, insanları tekrar kabul ederek nimetlerinden faydalanmalarına izin vermişti. Ormanlar ev, hayvanlar komşu olmuştu. Burada yüksek binalar değil yüksek ağaçlar vardı. Her biri de bir haneyi temsil ediyordu.

Şehirdekiler ise artık kimsenin bilgisi dahilinde olmayan bir konuydu. Neden gelmediklerini bilmiyorlar ama neden uyanamadıklarını herkes tahmin edebiliyordu; Para, şöhret, lüks yaşam... Bunlardı onları Dünya'ya bağlayan. Kendilerini o illüzyonda hapsetmeyi başarmışlardı. İyi bilmeliler ki, şu dünya hayatı boş bir oyalanma ve oyundan başka bir şey değildir. Onları bekleyen dünyaya gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bunu bilmiş olsalardı!(29/64)

5.boyutta onlar, düzenlerini bozmadan uyanışa geçemeyenlerdi. Alışılmışın dışına çıkamayan tutsaklar olarak nitelendirirlerdi Dünya'dakileri. Onlar istemedikçe kimse yardım edemez. Bu 5.boyutun kesin kurallarından sadece bir tanesi. Özgür iradelerine müdahale edersek delirerek ruhlarının bedenlerinden ayrılacağı herkesi korkutan bir gerçekti. Bu nedenle herkes kendi uyanışından sorumlu tutulurdu. Kalanlar için yapabilecekleri tek şey dua etmekti.

"Ege! Gümüş yakalılar. Evren'in kokusunu almışlar." Söğüt ağacının tepesinde gökyüzünü seyrederken düşüncelerinden birden sıyrılmasına sebep olan şey Sofya'nın sesiydi. Sallanarak ağacın dalından atladı. Her şey saniyeler içinde oldu. Bastığı toprak ayaklarının altından kayıyor, zaman durmuş, herkes tek tek yok olacakmış gibi hissederken korkularının üzerine gelmesi ise tıpkı ölüm gibi ürperti vermişti. 'Sakin ol, sakin ol, sakin ol! Korku yok, korku varsa ben yokum.' Nefesini düzenlediğine emin olduğunda birkaç metre ilerideki daldan tutunarak daha da yukarı kaldırdı kendini. Sofya ondan hızlı olduğu için her defasında onun gerisinde kalıyordu.

"Haru! Kutuyu getirdin mi!" Ağaçların üstünden atlamaya devam ederken onu görmek Ege'yi biraz olsun rahatlatmıştı. Üçünün göreve çıktığı zamanlarda onları yenebilen neredeyse yoktu. Bu boyutta bağlar dünyadaki kadar hızlı kopmazdı. Bu da onları daha güçlü yapıyordu.

"Evet getirdim ama hızlı olmamız lazım. Zaman tükeniyor. Ortak alanın kapıları birkaç saate kapanacak" Sürtünerek ağaçtan aşağı kayarken eline batan kıymıklar karınca ısırığı gibi hissettirmişti. Adrenalin ona yakıt olmuştu sanki. Kapıya yaklaştığında Sofya dışarı gözetlemeye koyuldu. Kendisi mi böyle hissediyordu yoksa bugün her yer fazla mı sessizdi anlayamamıştı.

"Parfümler!" Haru kristal kapaklı minik parfümleri hızlı olmaya gayret ederek herkese tek tek verdi. Tek kullanımlık parfümleri sıkarlarken etraflarında gri bir katman oluştu ve birkaç saniye içinde yok oldu. Bu tamamen kokunun üstlerine sindiğinin işaretiydi.

"Hazır mısınız?" Sofya teyit almak için iki oğlana baktı. İkisi de kafalarını sallayarak onaylarken korkularını onlara öğrettikleri şekilde bastırmak için Chi nefes egzersizlerini tekrarladılar. Buraya geldikleri ilk gün öğrenmişlerdi. Korku hissini bastırarak korkunun kokusunu nötrlüyorlardı. Bu da eşkâllerinin saptanmasını önlüyordu. Kısa süren hazırlığın ardından hızla kapıyı açarak dışarı attılar kendilerini.

Ege ve Sofya buraya gelmeyeli bir sene olmuştu. Haru ise neredeyse her hafta gelirdi. Onun görevi Ortak alanın haritasını çıkarmaktı. Kasvetli bir havası vardı buranın. Gökyüzü bulutlu ve hava yağmurluydu her zaman. Ama yağmur damlaları hiç kimsenin üzerine düşmezdi. Orman dışında her yer üzeri şeffaf tavan büyüsü ile korunmaktaydı. Uzun sokaklarda satıcılar sıralanmış vaziyetteydi. Bazıları kötülük için satış yaparken bazıları iyilik için yapardı. Takas yaparak yaşanılan bu boyutta da kötülük var olmaya devam ediyordu. Dünya'daki sınanmalarını geçemeyen Araf insanları ya bıraktıkları işi devam ettirecekler ya da yeni birisine dönüşeceklerdi. İkinci şansı iyi değerlendiremeyen zalimler, kaçış yok madem diyerek burada kalmak için çabalıyorlardı artık. Eninde sonunda gidilecek olan yerden daha ne kadar kaçacaklardı?

"Efendim! Lavanta, civanperçemi, uyku tozları var. Bakmaz mısınız? Karşılığında ise gözlüğünüzü alırım" Sarışın bir kadın ürünlerini satmaya çalışıyordu. Pelerininin kaydığını fark etmemiş olmalı ki hızlıca saçını içeri soktu. Memurlar bilirdi ki Fanilerden hiçbir şey alınmazdı. Bu tamamen kendi halklarının kazancına balta saplamak gibi algılanıyordu. Başka ortak alanlardan ürün almak bir yana bir alanda iki aynı dükkan bile olmazdı. Bu düzeni Görünmeyenler kurmuştu. Böylece kimse kıskançlık yapmaz ve ürünlerini ellerinde kalmadan satabilirlerdi.

"Müsaadenizle" Haru kibarca kadını reddederken kadın ise arkasından bakarak birkaç şey mırıldandı. Haru, Uyanış yaşayan Asyalı bir Memur'du. Genelde Asyalılar Uyanış nadiren yaşarlardı ve onu görenler şaşkınca bakmakla yetinirdi. Bunun sebebini henüz bilinmese de Görünmeyenler 'in kitaplarında bahsettikleri bazı tahminlere göre DNA'larındaki bir mutasyondan dolayıydı. Arkadaşlarına göre Asyalıların ter kokmamaları da zaten ne kadar farklı olduklarını belli etmeleri için yeterliydi.

Haru ailesini Dünya'da bırakarak gelmişti 5.Boyut'a. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen onlardan sadece bir kez bahsetmişti herkese. Söylediğine göre babası ve annesi karaborsada büyük işler yapıyorlarmış. Refah içinde yaşadıklarından asla sorgulama ihtiyacı hissetmemişler. Bu da onları Dünya'ya bağlı, doyumsuz, paragöz insanlara dönüştürmüş ve orada yaşamaya devam etmişler. Sorgulamak Uyanış'ı yaşamanın ilk aşamalarındandır. İlk aşama geçilmeden diğerlerinin hiçbir önemi yoktur.

Anlattığı diğer bir sırrı ise erkek kardeşi. Henüz küçük olduğundan onunla gelememiş. Uyanış 17 yaşından sonra başlayan bir süreç olduğundan kardeşi için yapabileceği bir şey olmadığının farkındaymış. Ege'nin ise burada ailesi yoktu. Senelerdir beklemiş olsa da kimse gelmemişti. Sofya da aynı durumdaydı. Hepsi ailesinin geleceği günü belli etmeseler de sabırsızlıkla bekliyordu. Bu yüzden birbirlerine çekilmişler ve bağları kopmayacak kadar sağlam birer dost olmuşlardı. Aileleri geldiğinde hep birlikte buradan gideceklerini düşünüyorlardı.

Kırmızı tuğlalı bir sokak belirdi karşılarında. Buradaki duvarlar Ege'nin en nefret ettiği kısımdı. Duvarları aklında tutmakta diğerlerinden daha çok zorlanıyordu. Gidecekleri yolu uzatacaktı bu ama kimliklerini gizleyerek gitmek daha az tehlike barındırdığından temkinli olmaya karar verdiler.

"Kızıl, yolunu mu kaybettin yoksa?" Sokağı döndüklerinde karşılarına iki adam çıktı. İrkilerek tökezlediler. Sofya saçının çıktığını fark etmediği için gerilmişti. Pelerinini biraz daha öne çekti.

“Yaklaşma! Şimdi etrafı kızıla boyamadan ben defol git buradan” Haru, kadınlara laf atan erkeklere katlanamazdı. Dikkat çekmemek için saldırmadı. Sadece göz korkutmaktı amacı.

“Sakin ol dostum.” İki Fani pelerinlerini savurarak geçip gittiler. Bu kadar korkak olmaları onların bu boyutu atlamalarına engel olan şeylerde başı çekiyordu.
“Takip edin beni. Devam etmek zorundayız. Duvarların değişmesine saniyeler kaldı” Duvarların artık daha sık değişiyor olduğunu fark ettiler. En son geldiklerinde saatte bir ancak değişirdi ama şimdi dakikalarla yarışıyorlardı.

"Tamam ama bir dahakine farklı bir yol bulalım. İleride Kapalı Kazan var. Orada biraz takılalım bir sonraki değişime kadar. İhbara göre Gümüş yakalılar mesai bitiminde Kapalı Kazan'da alışveriş yapıyorlarmış." Bu bilgiyi Ortak alandaki muhbirlerden alıyordu. Memurlar böyle yerlerde uzun yaşayamazlardı hiçbir zaman. Tüm dikkatleri üstlerine çekerler ve Gümüş yakalılar ruhlarını yakalamak için ellerinden geleni yapmaktan çekinmezlerdi. Uyanışın ilk gününden itibaren eğitim almaya başladıkları için bu Memurları çevik, korkusuz ve kokusuz yapardı. Onları Fanilerden ayıran en önemli özellik buydu. O nedenle de fanilerden yardım alırlardı.

Dar sokaklardan geçip Kapalı Kazan'a geldiler. Burası dışarıya göre daha renkli ve sıcak bir mekandı. Fanilerin olduğu için her türlü karamsarlıktan uzak dekore edilmişti. Renkli duvarlarda kancalar asılıydı. Her birinde de kuş kafesi vardı. Buradaki kuşların Dünya'daki kuşlardan bir farkı vardı. Kapıları her zaman açık olur ve ne zaman ormana gitmek isteseler giderlerdi. Geri dönmeyen kuş hiç olmamıştı bugüne kadar. Sofya'nın kuşlara olan merakı Dünyadaki anılarından dolayıydı. Beyaz bir kuşu vardı, onu evin içinde dışarı çıkarır ve en iyi dostu olarak bilirdi. Hep hastalanan bir kuştu, dışarıda yaşayamazdı. Ama burada olsaydı ne kadar güzel olurdu diye düşünmeden edememişti.

Masalara oturduklarında, omzunda hissettiği baskıyla bir an irkilse de bunun bir kuş olduğunu fark etti. Mavi kanatları ve beyaz gövdesiyle tüy kadar hafif bir kuş konmuştu. Kuşu gören Ege gülümseyerek arkadaşına baktı.

"Buradaki söylentilere göre en derin acılarımızı hafifletirlermiş. Bende bir etkisi olmamıştı ama ellerimin arasında dolaşıp durması keyfimi yerine getiriyor." Sofya ise durumdan memnun olmuşçasına omzundaki kuşun başını okşadı.
"Bize üç tane atom lütfen" Garson uzaklaşırken beyaz saçlı üç adam karşılarındaki masaya oturdu. Onların gelişi ile kuş da hızla fırladı ve kafesine girdi.
"Her yerde kuş sesi! Artık mekan değişikliği yapmalıyız." İri olan söylenirken yan masada Memurların olduğundan bihaber konuşmaya devam etti.

Diğer insanlara göre daha farklı yüz ifadeleri olduğundan onların Gümüş yakalılar olduklarını anlamak zor olmamıştı. Donuk, vampir gibi ve asla kullanmadıkları mimikleri ile ölüden farksızdı onlar. Üçü de birbirine baktı ve bekledikleri adamların bunlar olduğunu teyit ettiler.
"Efendim, söylenenlere göre Memurların müdürünün oğluymuş." Normalde bunu duyduklarında kalpleri hızla atmalı ve korkunun bedenlerini ele geçirmesine izin vermeliydiler. Ama bu hatayı yapmak onların yapacağı en son şeydi. Umursamıyormuş gibi içeceklerini içerken masayı gözlemeyi ihmal etmediler. Diğerlerinden daha iri olan adam önündeki yemekten kafasını kaldırmadan dinliyordu.
"Müdüre oğlunun ruhuna dokunmayacağımız karşılığında bazı şeyler teklif edebiliriz. Şimdilerde herkes böyle yapıyor" Çatalı sertçe masaya bırakan adamın patronları olduğunu anlamışlardı.
"Ne mesela? Ruhunu alarak buradaki görevlerimizi daha kolay tamamlayabiliriz. Araf'ta kalmak artık eskisi kadar eğlenceli değil. Gücümüz azalıyor, yaşlanıyoruz. Ünümüz kalmadı artık!"

Yıllardır burada yaşamaktaydılar. Dünyadaki hayatlarını kötülük ve karanlık içinde geçirdiklerinden oldukları konumu hak etmişlerdi. Burada görevlerini suistimal etmelerine karşılık cezalar alıyorlardı. Çoğu pişmanlık duysa da kalanlar aynı şekilde yaşamaya devam etmeyi tercih etmişlerdi. Çektikleri acı artık onlar için mazoşistlik kıvamındaydı. Görevleri bu boyutta korku hissine kapılan Memurları ve Fanileri yakalayarak ruhlarını hapsetmekti. Yakalayamadıkları ruh kadar da yağmurda bekletiliyorlardı. Yağmur onların bu boyuttaki madde cezası olarak belirlenmişti. Her bir damla iğne batması gibi canlarını yakardı. Bu yüzden de en yağışlı yer olan Ortak alana sürgün edilmişlerdi.

Ege bazen onlar için üzülecek gibi oluyordu. Anlık bir histi bu. Onların aile kuramayacakları ve mutlu olamayacaklarını bilmek, nedensizce empati yapmasını sağlıyordu. Birkaç saniye geçmeden aklına Dünya'da kardeşini öldüren adam geliyordu. Henüz yedi yaşındayken arabayla çarpmıştı ve çığlık sesini duyan Ege, her şey için çok geç kaldığını saatler sonra kucağındaki cansız bedene bakarken fark etmişti. Kardeşinin katilinin bu boyuta geleceği günü bekliyordu. Burada olma ihtimali de vardı ama bulması neredeyse imkansızdı.

"Felsefe taşının onlarda olduğunu biliyorum. Kendilerini hep üstün sanmalarına katlanamıyorum artık. O yosun gibi saçları olan çocuğun ruhunu söküp almalıyız. Acı çekmelerini, huzur bulamamalarını istiyorum"
"Hey sakin ol Sam. Bu bize bir şey kazandırmaz. Felsefe taşına ulaşmak için çocuğu kullanabiliriz ama çok riskli olur." Corner arkasına yaslandı. İçlerinde pişmanlık duyan tek kişiydi. Her hafta düzenli aralıklarla zindanlara gitmek zorundaydı. İçeri girdiğinde kendine ayrılmış bölmeye korkakça yaklaşır, tavandaki kapağın açılmasını bekler ve yağmuru iliklerine kadar hissederdi. Saatlerce kıvranarak ölmeyi diler ama asla duaları kabul olmazdı. Sonra aklına Dünya'daki yaşamı gelirdi. Lüks içinde yaşarken, istediği olmayınca insanları öldürdüğünü hatırladı. Mafyaydı o zamanlar. Bu yüzden insan öldürmek onun için çok basitti. Ta ki bir çatışma da öldüğünde bu boyuta gelene kadar. Her hücresi pişmanlığı yaşarken inatla Araf'ta neden kaldığını anlayamıyordu. Zaman zaman kendi sorgu meleklerinin sesini derinlerde hep duyuyordu.

"Kesin sesinizi artık. Bu konu hakkında düşüneceğim. Şimdi rahat bırakın da yemeğimin tadını çıkarayım." Patronları onları sustururken Corner düşüncelerinden uzaklaşarak masadaki tabağı karıştırmaya başladı. Sadece sebzelerden oluşan tabağının yanındaki bardakta nar suyu vardı. Hayvansal hiçbir gıda bu boyutta yenmediği için toprak, onların beslenmesini karşılayan tek kaynaktı.

Kimseye görünmeden çıkmanın vakti geldiğini anladıklarında bir saat bırakarak kalktılar. Bu takas için iyi bir araçtı. Haru sandalyesini masaya yerleştirirken Corner ile göz göze geldi. Bakışları tabuttaki ölüyü anımsatmıştı, sanki ruhunun derinliklerine iniyordu. Köpek gibi etrafı koklamaya başladığında üçünün de aklına gelebilecek en kötü senaryo geldi; Parfümlerin etkisinin geçmesi...

Gözlerini hızla kaçırırken yavaş adımlarla çıkışa yöneldi. "Çocuklar, sanırım birkaç dakikamız kaldı" İçlerinden lanetler ederek nasıl bu kadar dikkatsiz davrandıklarını düşünüyorlardı. Parfümlerin kalıcılığı uzun sürmezdi ve kendilerini konuşmaya o kadar kaptırmışlardı ki zamanlayıcıyı açmak akıllarının ucundan bile geçmemişti. Ege barmene ceketinin cebini gösterdi. İçinde Memur olduğuna dair bir işaret vardı. Barmenin ifadesiz yüzü gerilirken eliyle arka kapıya tıklattı. Kapı hafifçe aralandığında üçü de sanki barmeni tanıyormuş gibi selamlaşarak kapıdan geçerek çıktılar.

"Çiçek kokusu aldım sanki. İğrenç. Tüm iştahım kaçtı."
"Buraya gelmez Memurlar, uzun zamandır burası gizli yerimiz sonuçta."

İki oğlan önden ilerlerken Sofya karar veremeyerek durdu ve kapıyı dinlemeye başladı.
"Sanırım yağmur damlaları sana fazla etki etmiş Corner" Sofya onların nasıl bu kadar dikkatsiz olduklarını anlayamayarak gülümsedi.
"Haru kapının koordinatlarını girdin değil mi?" Ege'nin sesini duyar duymaz kapıdan uzaklaştı.
"Evet, sağdakinden geçeceğiz" Birkaç metre ilerideki kapıyı açıp arkalarından kapattılar. Kendilerini bir anda karanlıkta bulmuşlardı.
"Sensörlü ışık mı bu? Neden yanmıyor" Geldikleri yer o kadar pis kokuyordu ki Sofya'nın midesi altüst olmuştu. Üstelik ışık yanmıyordu. Birkaç kez zıpladıktan sonra Ege'nin uzun boylu olması onlara avantaj sağlamış ve ışığı yakmıştı. Ayaklarının altındaki su ve yerdeki peçetelerden tuvalette olduklarını anlayan Ege ve Sofya baygınca Haru’ya bakarken o ise ayağına dolanmış tuvalet kağıdını çıkarmaya çalışıyordu. Kafasını kaldırdığında iki çift sinirli göz ile karşılaştı.
"Ne?!" Ciddi surat ifadesini bozmadan tek bir kelime konuşmayı seçmişti sadece. Her ne kadar yolların hepsini bilse de koordinatların bir iki tanesinde hatalar yaptığı oluyordu bazen. Bu da onları istemedikleri kapılardan geçmeye itiyordu.
"Hemen çıkalım buradan"

Uzun zamandır Watty yazarıyım ve bir sürü kitap yazdım, yayımladım ve sildim. Ama bunun burada kalmasını istiyorum. Başından beri yanımda olan herkese şuan ki tarihten selam gönderiyorum(31.12.2024)ve bitiş tarihinde de kitap basılırken tekrar bir tarih atacağım. O zaman da yanımda görmek isterim sizleri...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18