7. bölüm · USTUR

BÖLÜM 7-TUTSAK FARK EDILDI

Betül Özçelik

O gece uyuyamadım.
Gözlerimi kapattığımda aynı boşluk geri geliyordu.
Ama bu sefer boş değildi.
İçinde bir şey vardı.
Bir isim gibi…
Tam yakalayacakken kaybolan.
Yatakta döndüm durdum. Sonunda pes ettim.
Sarayın sessizliği bile fazla gürültülüydü.
Sabah olduğunda Kael’i avluda gördüm.
Nöbet değişimi yeni bitmişti.
Zırhının omuz kısmına yaslanmıştı. Yorgundu ama gözleri uyanıktı.
Beni görünce hemen dikeldi.
“İyi misin?” dedi.
Basit bir soruydu.
Ama fazla hızlıydı.
“İyiyim,” dedim.
Sustu.
Ama bakışı bende kaldı.
“Son günlerde…” dedi yavaşça,
“sende bir şey var.”
Kalbim bir an hızlandı.
“Ne gibi?”
Omuz silkti.
“Bilmiyorum.” dedi. “Ama eskisi gibi değilsin.”
Bir an sustum.
“Eskisi gibi olmak iyi bir şey değil,” dedim.
Kael gözlerini kısmadı.
“Belki de değil,” dedi.
“Ama en azından tanıdıktın.”
Bu söz içime oturdu.
Tanıdık.
O gün Kael beni yalnız bırakmadı.
Bunu fark ettim.
Koridorlarda yürürken “tesadüfen” aynı yönlere geliyordu.
Biriyle konuşurken “yanlışlıkla” yakında duruyordu.
Ama soru sormuyordu.
Sadece izliyordu.
Akşamüstü beni köşeye sıkıştırdı.
Sarayın yan avlusunda.
“Arwen,” dedi direkt.
Durdum.
Bu ton… normal değildi.
“Ne oldu?”
Bir an etrafına baktı.
Sonra sesini alçalttı.
“Alt koridorlara gidiyorsun.”
Kalbim sıkıştı.
“Kim söyledi?”
“Kimse söylemedi,” dedi.
“Peki nasıl biliyorsun?”
Bir an sustu.
“Çünkü seni tanıyorum.”
Bu cevap… netti.
Ama aynı zamanda tehlikeliydi.
“Orada ne yapıyorsun?” diye sordu.
Bir an düşündüm.
Gerçeği söyleyemezdim.
Ama yalan da söyleyemezdim.
“Bir şey araştırıyorum,” dedim.
Kael kaşlarını çattı.
“Ne?”
Duraksadım...
Ondan bahsetmedim.
Ustur demedim.
“Hatırlamam gereken bir şey,” dedim.
Bu cevap onu tatmin etmedi.
Ama daha fazla zorlamadı.
Bu daha da kötüydü.
“Arwen…” dedi yavaşça.
Bakışlarını kaçırmadı.
“Son zamanlarda garip davranıyorsun.”
“Garip mi?” dedim.
“Evet,” dedi. “Sanki biri sana bir şey söylüyor ama ben duymuyorum.”
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
“Bunu neden söylüyorsun?”
Kael bir adım yaklaştı.
“Çünkü seni korumak istiyorum.”
Sözleri ağırdı.
Ama içinde başka bir şey vardı.
Şüphe.
O an fark ettim.
Kael sadece beni izlemiyordu.
Beni anlamaya çalışıyordu.
Ama yanlış yerden başlıyordu.
Ve bu… tehlikeliydi.
Çünkü ne kadar yaklaşırsa…
O kadar çok şeyi yanlış anlayacaktı.
Gece olduğunda yine alt koridorlara indim.
Ama bu sefer bir fark vardı.
Hissediyordum.
Beni takip eden bir göz vardı.
Ve ilk kez…
Bu göz ona ait değildi.
Kael’e aitti.
Ve bu, her şeyi değiştiriyordu.Beni biri takip ediyordu.
Bunu artık inkâr edemezdim.
Adımlarımı yavaşlattım. Nefesimi kontrol etmeye çalıştım.
Ama kalbim hızlıydı.
Bu sefer korkudan değil.
Gerçekten yakalanmaktan.
Alt koridorların kapısı önünde durdum.
Bir an bekledim.
Sonra içeri girdim.
Kapı arkamdan kapandı.
Karanlık yine aynıydı.
Ama bu kez farklı bir ağırlık vardı.
Sanki bu yer… iki kişiyi değil, üç kişiyi bekliyordu.
“Geldin,” dedi ses.
Duvara yaslanmıştı.
Ama bu sefer daha dikkatliydi.
Sanki bir şey hissetmiş gibiydi.
“Yalnız değilim,” dedim.
Gözleri daraldı.
“Biliyorum.”
Kalbim sıkıştı.
“Kael burada,” dedim.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra yüzünde ilk kez ciddi bir ifade belirdi.
“Bu iyi değil.”
“Ne demek bu?”
Cevap vermedi.
Çünkü o anda…
Hava değişti.
Bir yerde bir taş sesi duyuldu.
Sonra bir tane daha.
Yaklaşıyordu.
Kael.
Koridorun sonunda gölgesi göründü.
Durdu.
Bizi gördü.
Kael’in yüzü değişmedi.
Ama gözleri…
Şok olmuştu.
“Arwen…” dedi.
Sesinde ilk kez tereddüt vardı.
Sonra bakışı tutsağa kaydı.
Sessizlik.
Uzun.
Ağır.
“Sen kimsin?” dedi Kael.
Ustur tutsağı Evet ona böyle sesleniyorum ona bakmadı bile.
Sadece bana baktı.
“Gördüğün kişi değil,” dedi sakin bir şekilde.
Kael bir adım attı.
“Arwen, geri çekil.”
O an iki ses de aynı anda konuştu.
Tutsak: “Onu dinleme.”
Kael: “O sana zarar verebilir.”
Ve ben…
ortada kaldım.
Başım ağrımaya başladı.
İki taraf da beni çekiyordu.
Biri tanıdık.
Biri… eksik ama gerçek.
“Durun,” dedim.
Ama sesim bile zayıftı.
Kael bana baktı.
“Bu şeyle neden konuşuyorsun?” dedi.
“Şey değil,” dedim istemsizce.
Sessizlik.
Bu kelime bile ortamı değiştirdi.
Kael’in yüzü sertleşti.
“Arwen…”
Ama tutsak onu böldü.
“Adını doğru kullan,” dedi.
İlk kez Kael’e doğrudan baktı.
Ve o bakış…
tehlikeliydi.
Kael bir adım daha attı.
“Sen kimsin?” dedi tekrar.
Bu kez daha sertti.
Tutsak bir an sustu.
Sonra çok sakin bir şekilde:
“Beni hatırlayan tek kişi o,” dedi.
Kael bana döndü.
Gözlerinde şüphe büyüdü.
“Ne demek bu?”
Yutkundum.
Cevap veremedim.
Çünkü ikisi de haklıydı.
Ama ikisi de eksikti.
Tutsak hafifçe bana yaklaştı.
“Arwen,” dedi alçak sesle.
Bu ses…
Kael’i tetikledi.
“Bana yaklaşma!” dedi.
Elini kılıcına götürdü.
Ve o an…
Ustur tepki verdi.
Hançer elimde soğudu.
Hava titredi.
Tutsağın bakışları sertleşti.
“Yapma,” dedi bana.
Ama neyi yapmamam gerektiğini söylemedi.
Kael artık beklemiyordu.
Bir adım daha attı.
“Bu şey yüzünden mi geceleri kayboluyorsun?” dedi.
Sessizlik.
Cevap vermemem, cevaptı.
Ve Kael bunu anladı.
Yüzü değişti.
“Arwen…” dedi bu kez daha yavaş.
“Beni buna mı dahil etmiyorsun?”
İçim sıkıştı.
“Ben…” dedim.
Ama tamamlayamadım.
Tutsak bir adım geri çekildi.
“Zaman doluyor,” dedi.
“Ne?” dedim.
Ama Kael onu duymadı bile.
Sadece bana bakıyordu.
“Bana güvenmiyor musun?” dedi.
Bu soru…
Beni kilitledi.
Cevap veremedim.
Çünkü gerçek cevap daha korkunçtu:
Ben artık kendime bile güvenmiyordum.
Tutsağın sesi tekrar geldi:
“Seçim yapma zamanı değil.”
Ama Kael onu duymadı.
Ve ben…
ortadaydım.
İki taraf arasında.
Bir taraf geçmişimi çekiyordu.
Diğeri geleceğimi.
Ve ben…
henüz hiçbirini hatırlamıyordum.
O an koridorun ışığı titredi.
Ustur elime daha ağır geldi.
Tutsak gözlerini kısarak karanlığa baktı.
“Biri geliyor,” dedi.
Kael kılıcını çekti.
Ben geri adım attım.
Ama artık çok geçti.
Çünkü sarayın içinde…
üç değil.
dört bir şey vardı.
Ve bu…
henüz başlamıştı.Koridor titredi.
Ama bu sefer hissettiğim şey Kael değildi.
Tutsak da değildi.
Başka bir şeydi.
Sarayın kendisi bile sanki nefesini tuttu.
“Geldi…” dedi tutsak alçak sesle.
“Kim?” dedim.
Cevap vermedi.
Çünkü o an…
duvarın içi hareket etti.
Taşlar çatladı.
Sanki saray… içinden bir şey kusuyordu.
Karanlık, duvarların arasından sızdı.
Ve o karanlığın içinden…
bir varlık çıktı.
İnsan gibi değildi.
Ama tamamen başka bir şey de değildi.
Sanki insan olmayı bırakmış bir şeydi.
Kael bir adım geri çekildi.
“Bu ne…” dedi.
Tutsak gözlerini kısarak baktı.
“Geç kaldık,” dedi.
Varlık bana döndü.
Beni tanıyordu.
Bunu hissettim.
Ve içimde bir şey…
tepki verdi.
Ustur.
Elimdeki hançer ağırlaştı.
Ama bu sefer farklıydı.
Kaçmak istemedim.
İlk kez…
anladım.
“Arwen!” dedi Kael.
Ama sesi uzaktan geliyordu.
Sanki başka bir yerdeydim.
Varlık bir adım attı.
Hava çöktü.
Nefes almak zorlaştı.
Tutsak bana baktı.
“Şimdi,” dedi.
Ama neyi kastettiğini biliyordum.
Ve ilk kez…
kaçmadım.
Ustur’u kaldırdım.
Elim titremedi.
“Ne yapmam gerekiyor?” diye fısıldadım.
Tutsak gözlerini kısarak baktı.
“Sadece… bırak.”
“Bırakmak mı?”
“Onu tutmayı bırak.”
Bir an durdum.
Sonra…
ilk kez bilinçli olarak Ustur’u kavradım.
Sadece bir silah gibi değil.
Bir bağ gibi.
Bir kilit gibi.
Ve içimde bir şey kırıldı.
Varlık hızlandı.
Kael bağırdı.
Ama sesler artık bana ulaşmıyordu.
Sadece Ustur vardı.
Ve ben.
“Eğer bu bir anahtarsa…” dedim fısıldayarak,
“o zaman aç.”
Hançer parladı.
Soğuk bir ışık değil.
Sıcak da değil.
Bir hatırlama gibi.
Varlık durdu.
İlk kez.
Sanki geri çekildi.
Kael dondu.
“Ne yapıyorsun sen…” dedi.
Ama cevap veremedim.
Çünkü ben de bilmiyordum.
Ustur’un içinden bir şey çıktı.
Görünmeyen ama hissedilen bir çizgi.
Hava yarıldı.
Ve varlık geri itildi.
Çığlık gibi bir ses çıkardı.
Ama bu ses kulakla değil…
zihinle duyuldu.
Sessizlik çöktü.
Varlık geri çekildi.
Ama yok olmadı.
Sadece… beklemeye geçti.
Kael bana baktı.
Şok içindeydi.
“Arwen…” dedi.
Tutsak ise sadece şunu söyledi:
“Artık başladı.”
Elimdeki Ustur’a baktım.
Artık farklıydı.
Açılmıştı.
Ama neyi açtığını bilmiyordum.
Sadece bir şeyi kesin olarak biliyordum:
Ben artık sadece onu taşıyan kişi değildim.
Onu kullanan kişiydim.
Ve bu…
geri dönüşü olmayan bir şeydi.