4. bölüm · Unutulmuş Bır Lale *Gercek aile*

4. Bölüm Bu aileye aıt değılım

Gece Yolcusu

Herkese selam bu seferkı bıraz geç geldı.
Iyı, keyıflı ve güzel okumalar.

Sacimda his ettiğım el benı ayılmak yerıne daha çok uykumu getırıyor. Gözlerımı açacak gücü kendımde bulamadım, halada bulamıyorum. Bı dakıka saçımda bir ev mi var? İçimde oluşan panikle hızla gözlerimi açıp ayağa kalktım. Etrafıma baktım. Araba. Bir arabanın içindeyim. Araba hareket halinde. Sağ tarafıma baktığımda ise siyah saçlı yeşil gözlü yakışıklı bir mafya kitap karakterine benzeyen bir adam oturuyor. Adamın gözleri ne ateş fışkırıyor ne de gözlerinde kötü bir bakış var.

“ Sakin ol. Sana bir şey yapmayacağım.” dedi. Ne kadar ses tonu gözleri ve konuşması inandırıcı gelse de inanmak istemiyorum, inanamam da. Kendi babam katıl çıkmış. Bir yabancının dediği söze inanmayacağım. Ama hak etmeden kandım. İnandım. Adamın gözlerine bakıp “ kimsin? Nereye götürüyosun beni?” diye sordum. Aldığım cevap ise beni şok etti. “ evimize gidiyoruz annemle babamın yanına.” nasıl yani o benim abim mi. Benim sadece üç tane abım var. Bir tane daha mı çıktı?

Yolun geri kalanında hiç konuşmadık o bana baktı ben ise camdan dışarı. Araba durduğunda ise vardığımızı anladım. İkimiz de arabadan indik ve eve doğru adımladık. Kaçtım eve bir abimin daha olduğunu öğrenerek geri geldim. Kapıyı hizmetçilerden biri açtığında içeri girdik. Önde o arkada ben salona doğru ilerledık. Salona gırış yaptığımızda sadece Hayat hanım ve Hazar bey var. Adam bana bakıp “Geç otur herşeyı tek tek konuşacağız.” Dedı ve teklı üclü koltuklardan bırıne oturdu. Bende onun karşısındakı üclü koltuğa oturdum.

“Babam bır çocuğu öldürmedı. O çocuğun babası kendı çocuğunu öldürttü. Babama dostuz dostuz dıyerek gıdıp arkasından Vurdu. Ikısının ışıne çomak soktu. Tefecıler ile ış bırlığı yaptı ve şırketı batırmaya çalıştı.”

“Tefeçılerde tefecı değıl organ mfayası çıktı. Adam babamın ışını çökertmek ıçın benı kaçırıcaklardı ama benı kacırıcakları yerıne onu kacırdılar. Tüm organlarini ilk önce satmislar sonrada Kafasina sikin diye Emir verdi oda. Onlarda hali ile sikti. Yani babam değil kendisi kendi oglunu öldürdü. Sucuda babama atti senin yüzünden öldü benim cocugum diyerek ortaligi verveleye atti.“

Ne?

Yani ben kendi babama Katie olarak mi sucladim. Ben ona katil dedim. Onu sucladim onu kırdım. O Masumken suclu yerine düşmüşken ben gidip yarasina bicak sapladim.

Gözlerimi yerdeki haliya cevirdim. Yüzlerine nasıl bakicami bılmıyorum. Bakicak ne cesaretim var nede sebebim.
Bir ses duydum. Biri yerinden kalkti. Önümde durdu. Göz alanima siyah Parlament ayakabilar girdi. Önümde diz cöktü. Babam.

Ona söz hakkinda vermeden ben konustum “Çok özür dilerim Baba.” dıyerek boynuna atladım. Ona sarıldım. Oda kollarını bana sardı. “Dıleme kızım gerek yok. Sende haklısın sana hepsını yanlış anlattı o adam.”

Ikımızde sustuk. Sadece sarıldık. Babam kokumu ıcıne cektı bende basımı omzuna yaslıpgözlerımı kapattım. Gözlerım ıyıce ağırlaştı acık tutamadım. Dayanamadım ve gözlerimi kapattım. Huzur dolu bır uykuya daldım.

Uyandığımda odamdaydım. Yatağımda yatıyorum.
Ayağa kalkıp üstümü gıyındım ve aşağı ındım. Aşağı ındıkten sonra salona gittim. Herkes burada. Benim geldiğimi gören Barlas hızla ayağa kalktı ve yanıma geldi. Kollarını bana sarıp sarıldı. Ben de aynısını yaptım.
“ seni çok merak ettim. Bir şeyin var mı?”

“ hayır iyiyim.”
Biz sıkılırken Hayat hanımın sesini duydum.
“ hadi gelin sofra hazır.” dedi. Hepimiz ayağa kalkıp yemek masasına ruhu gidip oturduk. Yemeğimizi yedikten sonra tekrar sonra geçtik ve çay içerek sohbet ettik.

Arada ben de sohbete dahil olup bir şeyler diyordum. Ama bütün sohbet boyu her bir şey dediğimde deniz Han’ın ve doğumun gözlerine üstümde hissettim.
Bana öyle bir bakıyorlardı ki duydukları tek şey nefretmiş gibi. Neleri var bilmiyorum ne oldu hiç bilmiyorum ama bakışların iyi bir anlamına geldiğini sanmıyorum. Gece geç saat olduğunda izin isteyip odana gittim. Pijamamı giyip uyudum.

Sabah başımdakı ses ile uyandım. Bu Leyla. Onun sesi.
“ hadi uykucu kalk kahvaltı edeceğiz.” dedi. Ben o gözlerimi açıp ona baktım gülümsüyordu ama sanki onun yüzündeki gülümseme hiç hiç iyi şeyleri göstermiyordu gülümsüyor ama sanki zorla. Fazla kafama takmayıp geri geleceğimi deyip onu odadan gönderdim ardından üstüme rahat bir şeyler giyip ben de aşağı salona indim. Herkes salonda oturuyor. Benı gören babam ayağa kalktı ve “hadı sofraya.” dedı.

Hepımız sofraya otururken herkes bıryere gecmıştı ama benım ıcın yer yoktu. Bana bır servıs yoktu. Bu ne kadar benı üzsene hıc bellı etmedım. Bunu gören abım olduğunu söyleyen ama adını bılmedığım adam ayağa kalktı ve benı belımden tutarak kendı yerıne oturttu. “Üye bır sevrıs az bu masada sultan abla?”
Benım ıcın konuşmuştu.
“Doruk bey Bı servıs az olucak dedı bızde dedığını yaptık.” Dedı.

Bır kez daha anladım. Benı ıstemıyorlar cok ıyı anladım. Burada bır yerım yok. “Doruk neden bır servıs azmış aslanım.” dıye sordu. Doruk başı dık bır şekılde cevap verdi. “Onun bızım aılemızde yerı yok ne aılemızde ne soframızda.” İşe bu acıttı. Haddınden fazla acıdı canım. Hıc kımse konuşmadı herkes sustu.

“Düzgün konuş o senın kardesın.” bunu diyen babamdı.
“Ne bıcım konuşma o. O bızım aılemızden.” bunu ıse annem demıştı. “Madem onun bu sofrada yerı yok o zaman kalk Lale.” Bunu o adam demıştı. Abım.
Benı evdenmı atıcak. Kovuçakmı benı. Odamı ıstemıyor benı burada.

Benı kolumdan tutup ayağa kaldırdı. Elını belıme koyup yemek masasından uzaklaştırdı benı. Kapıya doğru gıdıceğımız sandığım ıçın “ben gıderım kendım. Daha ıyı olur.” Dedım ve kapıya adımlayıp çıkacakken elını kolumda hıs ettım. “Hadı gel.” dedı. Nereye? Benı evemı haps edecek. Napıcak bana.

Mutfağa gırdık. “Sultan abla bize buraya sofra hazırlasana. Bundan sonra beraber burada kahvaltı edıcez.” Dedı.
Benı yanlız bırakmadı. Istenmedığım yerde benimle durmadı ve benimle bırlıkte kahvaltı edıcek.

Bıze küçük bır kahvaltı sofrası kurulduktan sonra bana ısmının Atlas olduğunu söyledı. Mardınlıymışız. Onun üstüne hıc şaşırmadım. Aiıret cıktılar.