1. bölüm / 5
UNUTMANIN SICAĞIGiriş1
Bölümler 5Şu an: Giriş1
- 1 Giriş1848 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Giriş 2454 kelime
- 3 Can Buğusu2.256 kelime
- 4 Köy1.983 kelime
- 5 Çamur1.091 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
07.02.2022
Suratıma düşen kar taneleri içimi gıdıklasada silmek için hiç bir gayem yoktu. Aksine bu durum bana tuhaf bir biçimde huzur veriyordu. Sokak lambalarının aydınlattığı bomboş sokakta yankılanan tek ses, ayakkabılarımdı. Yavaş yavaş ilerlemeye devam ederken boş bir banka oturup, kulağımda çalan şarkının sesini biraz daha açtım.
Öyle ya beni bırakıp gidişinin üzerinden koskoca bir 8 ay geçmişti. Geçmişti demek elbette mecazendi çünkü ben o geceyi asla unutmuyordum. O geceyle kalkıp o geceyle günü sonlandırıyordum. Derin bir nefes aldım ama ciğerlerime bile yetmediğini hissettim. Soğuktan ellerim buz kesmişti olsundu o gittiğinden beri benim kalbim zaten koca bir buz dağıydı.
Kafamı gökyüzüne kaldırıp kar tanelerin yüzüme düşmesine izin verdim. Belki dedim içimden, belki yüreğimin yangınını soğutur, söndürür... Sol gözümden bir damla, soğuktan kızarmış yanaklarıma doğru inerken gözlerimi yumdum.
Orada kaç saat öyle hareketsiz kaldım hatırlamıyorum ama o geceden sonra hiç birşeyin eskisi gibi olmayacağını pardon olamayacağını daha doğrusu oldurmayacağımı çok iyi biliyordum...
17.07.2025
“ Kızım! Hadi ama çayın soğuyor.”
Saçlarımı omuzlarıma doğru iterken aynadan son kez kendime baktım ve odamdan çıktım.
“ Geldim anne geldim.”
Annem yine mükellef bir sofra hazırlamıştı bizim için çayımdan bir yudum alırken abim zeytine doğru çatalını uzattı.
“ Bugün mahalleye yeni komşular taşınıyormuş duydunuz mu siz anne?”
“ Yok oğlum, ama geldiklerinde bir hoşgeldine gideriz elbet yan komşumuz sonuçta.”
Sesimi çıkarmadan kahvaltıma devam ettim. Sonuçta birileri hep gelip gidiyordu, hayattı olabilirdi. Kaşlarım bir anda anlamsızca çatılırken neden böyle filozofik bir cümle kurduğumu düşündüm. Düşünmek daha çok sinirimi bozunca bunada bir son verdim. Bardağımın dibinde kalan çaydan son yudumuda kafama dikten sonra yavaşça sandalyemi geriye doğru ittim.
“Ellerine sağlık annem, ben çıkıyorum akşam görüşürüz.”
“ Afiyet olsun kuzum, gelmeden haber et de sofrayı kurmaya başlayayım.”
Kafamı olumluca sallayıp kapıya doğru yürüdüm. Hafif topuklu botlarımı ayağıma geçirirken bir yandan da saçlarıma elimle şekil veriyordum. Çantamı da koluma taktıktan sonra hazırdım, çıkabilirdim.
Sokağa adımımı atar atmaz kaşlarım çatladı. Temmuz ayın da gökyüzünde adeta simsiyah bulutlar vardı. Dudaklarım anlam veremediğim için büzülürken, yavaş yavaş ilerlemeye başladım. Cebimden telefona uzanıp Buğlemin numarasının üzerine tıkladım. Telefon kulağımda çalmaya başlarken Buğlem çok geçmeden açtı.
“Vallahi bende seni arıyordum şimdi” Gözlerim istemsizce devrilirken dudaklarımı araladım.
“Hadi ordan be yalancı evde hala yattığına yemin edebilirim. Ama kanıtlayamam!” Sözlerimle telefonda hafif bir kıkırtı yükseldi, yanılmamıştım yine!
“Çıkıyorum 10 dakikaya merak etme. Hem sen nasıl patronsun çalışanlarının da dinlenmeye hakkı var!”
“Daha dün izinliydin Buğlem bence şansını zorlama” Bir asker edasıyla sesini kalınlaştırıp cevap verdi.
“ Anlaşıldı patron. Emrinize amadeyim, 10 dakikaya da işteyim.” Kafiyesi beni de gülümsetirken telefonu kapadım. Üniversiteden sonra kendi büromu açıp mesleğime devam ediyordum. Arabamın yanına yaklaştığımda, çantamdan anahtarı alıp arabayı açtım. Gözüm bizim evin yanındaki eve ilişince içimde bir huzursuzluk meydana geldi. Elinde poşetlerle 20li yaşlarda genç bir çocuk dışarıya çıktı. Daha fazla durup milletin evini dikizlemek istemediğimden arabayı çalıştırıp şirkete doğru sürdüm.
Saatin 7’ye geldiğini gördüğümde masamın üzerindeki dosyaları toparladım. Bazen bu kağıt parçaları kafamdakileri susturan tek ses oluyordu, bazen de kafamı dolduran ses. Ama öyle yada böyle bana iyi geliyordu. Mesleğimi çok seviyordum. Severek, isteyerek de okumuştum zaten. Okul bitince biraz dava kovalayıp para biriktirmiştim. O günleri hatırlıyorum da çok zordu benim için, bazı geceler gözlerim uyku diye bağırırken ben dosyalar diye direniyordum.
Çantamı elime alıp odamdan çıktım. Boş kolidor da topuklarımın sesi yankılanırken anahtarı çıkartıp kapıyı kilitledim. Bu saate genelde bir tek ben kalıyordum. Çalışanlarım işleri bitince çıkıyorlardı ki ve bu benimde işime geliyordu. Yalnız kalmayı çok seviyordum. Dosyaları okurken sesli olarak dışımdan da seslendirdiğim için insanların garip bakışlarına maruz kalıyordum. Üniversiteden kalma bir alışkanlıktı ve ben halimden gayet memnundum.
Arabayı sokağa park ettikten sonra bahçeden gelen seslerle kaşlarım çatıldı. Misafir geleceğinden haberim yoktu? Adımlarımı hızlandırıp bahçeye doğru ilerledim. Sabah gördüğüm çocuk ve onun ailesi olduğunu düşündüğüm kişiler ve bizimkiler masada çay içiyorlardı. Kapının açılmasıyla herkesin bakışları beni bulurken. Suratım da zoraki bir tebessüm oluşturdum.
“Hoşgeldiniz.” Bizimkiler hariç herkes hoşbulduk derken. Masaya doğru ilerlemek için tam bir adım atıcaktım ki gökyüzünden çok yüksek bir ses yükseldi. Kafamı bulutlara çevirdiğimde havanın daha da karardığını fark ettim. Temmuz ayında neden böyle olduğunu kendi kendime sorgularken, bahçe kapısı bir kez daha aralarında. O kadar yüksek sesle şimşek çaktı ki irkilerek tekrar kafamı gökyüzüne çevirdim. Bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başlarken bizimkiler çoktan hareketlenmişti. Kimin girdiğini görmek için kafamı bahçe kapısına çevirdiğimde. Ayaklarım yere çakılı kaldı. Birileri bana sesleniyordu ama kulaklarım adeta sağır olmuştu. Tiz bir uğultudan başka hiç birşey duyamıyordum. Gözlerimin bana oynadığı bu oyunu hemen sonlandırmak için kirpiklerimi defalarca kırptım ya da kırptığımı sandım emin değildim.
Uzun boyu, yemyeşil gözleriyle karşımda öylece duruyordu. Yağmur göz gözü göremeyecek şekilde yağmaya devam ederken, dudakları aralandı. Sonra tekrar kapattı. Bir şey demek istiyor ama emin değil gibi bir hali vardı. Tekrar dudakları aralanırken yıllar sonra ağızından çıkan ilk cümle, boğazımdaki yumruğa daha da büyüttü.
“ Üşeyeceksin, içeriye geçelim.”
Üşeyeceksin.
Üşümek.
Soğuk.
Yağmur.
Hissetmiş miydi yani, içimin cayır cayır yanarken kalbimin buz tuttuğunu. Hissetmişti. Elbette hissetmişti yoksa nerden bilecekti ki içim alevler içerisindeyken bütün vücudumun üşüdüğünü. O beni her zaman bilirdi, bunu da bilecekti tabi ki de. İnsan unutur muydu hiç?
Unuturdu.
Sertçe yutkunup, bacaklarımın beni taşıyabilmesi için içimden bildiğim bütün duaları okurken. Adımlarımı evin girişine doğru çevirdim.
Ve gökyüzünden bir çığlık daha yükseldi.
Bölüm etkileşimi
