UĞULTU kitap kapağı

2. bölüm / 2

UĞULTU

Bölüm 2

Vaveyla Yazarı: Gamze Nur Keskin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Bölüm 2

"Ege?”
Kapının önünde duruyordu.
Yanında annem vardı.
Asya da çalışma sandalyesinden doğrulup şaşkınlıkla kapıya baktı.
Ege hafifçe el salladı.
“Açık mıydı?”
Annem gülümseyerek bir şey söyledi.
Sonra bizi yalnız bırakmak için odadan çıktı.
Kapı kapanınca odada kısa bir sessizlik oldu.
“Senin burada ne işin var?”
dedim.
Ege hafifçe omuz silkti.Sonra yatağın karşısındaki sandalyeye oturdu.Asya da yeniden yerine geçti.Ege’nin yüzünde alıştığım rahat ifade yoktu.Sanki ne söyleyeceğini düşünüyordu.Bir süre sonra telefonunu çıkardı.
Birkaç kelime yazıp bana gösterdi.

“Bugün hastanede seni gördüm.”

Ege birkaç saniye gözlerimin içine baktı. Sonra telefonuna yeniden bir şeyler yazdı.

“Koridorda yürüyordun.Hiç iyi görünmüyordun.” İçimde garip bir his oluştu.

“Peki durumumdan nerden haberin oldu da evime kadar geldin”

Ege’nin dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.

“Gittiğiniz Kulak Burun Doktor’u benim abim.”
Asya araya girdi.

“Doğru ben seni görmüştüm Gamze’nin kulağını uyuştururken doktorla konuşuyordun dışarıda”
Ege ona dönüp baktı.

“Gamze’yi öyle görünce nesi var diye merak ettim”

Ege’nin bakışları bir an bana kaydı.
Sanki söyleyeceklerini dikkatle seçiyordu.

“Aslında başta sormayacaktım.”

Telefonuna birkaç kelime daha yazdı.
“Sonra ağladığını gördüm.”

İğne yapılırken kendimi tutamayıp döktüğüm gözyaşlarını Ege görmüştü.

Başımı yana çevirdim.
“Aslında o kadar kötü görünmüyordum.”
dedim.
Ege kaşlarını kaldırdı.
Sonra telefonuna kısa bir şey yazdı.
“Tanıştığımızdan beri ilk kez seni öyle gördüm.”
Asya merakla bize baktı.
“Siz tam olarak ne zamandır tanışıyorsunuz?”
Ben cevap vermeden önce Ege cevap verdi.
“Erasmus.”
Asya’nın gözleri büyüdü.
“Erasmus mu?”
Başımı salladım.
“Geçen dönem. Aynı üniversitedeydik.”
“İlk başta arkadaş bile değildik.”
dedim.
“Evet.” diye yazdı Ege.
“Bir grup ödevine düştük.”
İstemeden gülümsedim.
“Ve bütün işi bana yıkmaya çalışıyordu.”
Ege hemen itiraz eder gibi başını kaldırdı.
Telefonuna hızlıca yazdı.
“Yalan.”
“Asla yalan değil.”
“Bir kez geç kaldım.”
“Üç kez.”
Asya kahkahasını tutamadı.
“Siz bayağı eski arkadaşmışsınız.”
Arkadaş…
Kelimeyi duyunca bir an sustum.Çünkü gerçekten öyle başlamıştı.Erasmus’un ilk haftalarında aynı sınıfta bulunmuş, sonra birkaç grup ödevinde birlikte çalışmıştık.
Ne çok yakın ne de tamamen uzak.
Birbirini tanıyan iki insan gibiydik.
Ama o gün hastanede beni görünce evime kadar gelecek kadar da kayıtsız değildi.

Tam o sırada annem elindeki çay bardakları ile içeri girdi ve masaya bıraktı.
Bir şey söyledi ama cümlesinin yarısını kaçırdım.
“…bir yerden hatırlıyorum.”
“Ne?”
dedim.
Annem hemen bana döndü.
Bu kez daha anlaşılır konuştu.
“Ege’yi bir yerden hatırlıyorum galiba.”
Ege şaşkınlıkla başını kaldırdı.
Annem birkaç saniye düşündü.
Sonra gülümsedi.
“Geçen bahar seni Gamze’yle görmüştüm.”
“Nerede?” Diye cevap verdim anneme
“Kafede.”
dedi annem.
“Üniversitenin yakınındaki kafede.”
Bir anda hatırladım.
Grup ödevi için buluştuğumuz gün.
Annem beni almaya gelmişti.
“Evet…”
dedim.
“O gün ödev yapıyorduk.”
Annem gülümseyerek başını salladı.
“Ödev bittikten sonra da kapının önünde uzun süre konuşmuştunuz.”
Asya hemen bir şey söyledi.
Ama bu kez sadece birkaç kelime duyabildim.
“…uzun süre…”
“…konuşmuşlar…”
Ne dediğini anlayamayınca ona baktım.
Asya bunu fark etti.
Telefonunu eline aldı ve yazdı.
“Demek olaylar eskiye dayanıyor”
Gözlerimi devirdim.
“Hiç de değil.”
Asya gülerken Ege’nin de hafifçe gülümsediğini gördüm.
O sırada kulağımdaki uğultu yeniden yükseldi.
Sesler bir an bulanıklaştı.
Annem bunu fark etmiş olacak ki hemen yanıma geldi.
Omzuma dokundu.
“İyi misin kızım?”
Bu kez dudaklarını okuyabildim.
Başımı hafifçe salladım.
“İyiyim.”
Ama içimde bir yerde, insanların söylediklerini kaçırmanın verdiği o korku hâlâ duruyordu.
Ege birkaç saniye beni izledi.
Sonra telefonuna bir şey yazıp ekranı uzattı.
“Duymadığında bize bakman yeterli.”
Bir an durdum.
Ekrandaki yazıya baktım.
Sonra ona.
Gözlerinde hem endişe vardı hemde anlamadığımın içime işleyen bir bakışı vardı..

Annem bir şey söyledi.
Bu kez sesini duydum ama kelimeler net değildi.
“…yemek…”
“…kal…”
Ege anneme döndü.
Ne konuştuklarını anlamadım.
Bir anlığına panik yükseldi.
Eskiden böyle değildi.
İnsanlar konuşurken düşünmeden dinlerdim.
Şimdi ise sürekli dudaklara bakıyor, eksik parçaları tamamlamaya çalışıyordum.
Annem bana döndü.
Bu kez daha yavaş konuştu.
“Ege’ye yemek yiyip gitmesini söyledim.”
“Ha.”dedim.

Ege hafifçe başını salladı.Sonra telefonuna yazdı.

“Eğer sorun olmazsa.”

Babam kapıdan içeri baktı.
“Olur mu canım? Misafir geldiyse kalır.”

Asya hemen gülümsedi.
“Harika. Ben de kalıyorum o zaman.”

Babam hemen Asya’ya cevap verdi “Sen zaten burada kalacaksın.”
“Resmî olarak ilan etmek istedim.”
Bu kez hepimiz güldük.
Birkaç dakika sonra aşağı inmeye karar verdik.
Yatağımdan kalkarken başım hafifçe döndü.
Dengem bozuldu.
Tam düşecek gibi olurken yanımdan bir el uzandı.
Ege.
Refleksle kolumu tutmuştu.
İkimiz de bir an donup kaldık.
Ben hemen geri çekildim.
“İyiyim.”
Ege bırakmadan önce birkaç saniye daha bekledi.Sonra yavaşça elini çekti.Ama yüzündeki endişe kaybolmamıştı.
Aşağı indiğimizde mutfaktan gelen yemek kokusu bütün evi sarmıştı.Masaya oturduk.
Babam bir şey anlatıyordu.Asya arada gülüyordu.Annem servis yapıyordu.Ama konuşmaların yarısını kaçırıyordum.
Sesler vardı.
Kelimeler vardı.
Ama bazıları sanki suyun altından geliyordu.Bir noktada herkes güldü.Ben de refleksle gülümsedim.Sonra durdum.Çünkü neden güldüklerini bilmiyordum.
Ege bunu fark etti.
Masanın altından telefonunu çıkardı.Kimseye belli etmeden birkaç kelime yazdı.Sonra ekranı bana doğru çevirdi.
“Babana göre Asya bir haftadır burada yaşıyor.”
Bir an ekrana baktım.
Sonra istemeden güldüm.
Asya hemen şüpheyle bize baktı.
“Siz neye gülüyorsunuz?”
Bu kez gülen bendim
“Sana gülüyorum tabiki Asya”

Yemek bitince herkes biraz daha rahatladı. Sandalyeler geriye çekildi, bardaklar toplandı. Evdeki gürültü yavaş yavaş sakinleşti.Ben mutfak tezgâhına yaslanmıştım.
Bir an Ege yanıma geldi.
Telefonunu çıkarmadı.Bu sefer yazmadan, sadece çok net bir şekilde dudaklarını hareket ettirdi:
“Başın dönüyor mu?”
İlk defa onu sadece okumadım, aynı zamanda anlamaya da çalıştım.
“Biraz.”
Ege başını hafifçe salladı.Gözlerimim içine bakarak “dinlenmem lazım” dedi sanki o an dediği kelimenin hepsini duymuşum gibi hissettim.
Sonra yine bir şey dedi ama anlayamadım telefonu çıkardı ve yazdı:
“Odana götüreyim seni.”
“Gerek yok iyiyim ben” diye cevap verdim.

Ege gözlerini kısarak
“Neden kendini zorluyorsun?”
Bir an sustum.
Çünkü cevap basitti ama söylemek istemiyordum.
“Zorlamıyorum.”
dedim.
Ege telefonu kapattı. Bu kez yazmadı.
Ve o an, ilk defa onun sesini duydum.
Çok düşük, dikkatli bir tonla:
“Gamze…”
Ben ona baktım.
Ege devam etti:
“Sadece daha iyi olmanı istiyorum”

Merdivenlerden yukarı çıkarken Asya arkadan seslendi:
“Siz çıkın ben Meryem teyzeme mutfakta yardım edip geliyorum”

Odama geçtiğimizde ben yatağımda bağdaş kurup dizlerimi kendime çekerken Ege de çalışma masasına yöneldi.
Sandalyeyi çekip tam yanıma koydu.
Ama çok yaklaşmadı. Ne tamamen uzak, ne de rahatsız edecek kadar yakın.Yüzündeki endişeyi anlayabiliyordum ama Ege ile bu kadar yakın olmadığımız için endişesi garip geliyordu.

Ama şimdi, odamda, sandalyeyi yanıma çekmiş bir şekilde oturuyordu. Sanki bu mesafe hiç olmamış gibi.
Bu düşünce içimde garip bir his yarattı.
“Sen neden bu kadar ilgileniyorsun?” diye sordum sonunda.
Sesim sert çıkmadı ama netti.
Ege telefonu eline aldı. Yazdı, ama hemen göstermedi. Birkaç saniye bekledi, sonra ekranı bana uzattı.
“İlgilenmek mi buna ne dersin bilmiyorum ama sadece senin için endişelendim.”
Bir an baktım o yazmaya devam ediyordu
“Hastanede ki halin küçük bir kız çocuğu kadar savunmasız yalnız başına kalmış gibiydin”
Bunları yazdıktan sonra Ege gözlerini benden ayırmadı.

Sonra çok yavaş bir sesle konuştum:
“Teşekkür ederim… benim için endişelendin ve buraya kadar geldin.”

Ege hafifçe nefes verdi.
Bu bir gülümsemeye dönüştü.
Sadece dudaklarının kenarı hareket etti.
Ve çok net, çok sakin bir şekilde söyledi:
“Rica ederim.”
O an garip olan şey şuydu:
Onun sesi, yazdığı kelimelerden bile daha net gelmişti bana.

Ege telefonu yavaşça kapattı ama sandalyesinde bir süre daha oturdu. Sanki kalkmak için acele etmiyordu, ya da kalkması gerektiğini unutmuş gibi değildi… bilerek bekliyordu.
Ben yatağın üzerinde sessizce otururken o başını hafifçe yana çevirdi. Bir an odadaki sesleri dinler gibi durdu; aşağıdan gelen televizyon sesi, annemin mutfakta bir şeyler toparlaması…
Sonra tekrar bana baktı.
Telefonunu eline aldı, yazdı ama göstermeden önce bir saniye durdu. Ardından ekranı bana uzattı.

“Bana istediğin zaman yazabilirsin saat kaç olursa olsun konuşmaya ihtiyaç duyar ben buradayım”

Gözlerimi ekrandan kaldırıp ona baktım.
Gülümseyerek,
“Tamam, yazarım.” dedim.
Ege bir an hiçbir şey söylemedi.
Ama cevabımı duyar duymaz yüzündeki ifade değişti.Sanki içi rahatlamış gibi… çok küçük ama belli bir şekilde.
Ve o an fark ettim; gülümseyince yüzünde belirginleşen gamzeleri vardı. Daha önce bu kadar dikkat etmemiştim.
Bakışlarım kısa bir an orada takılı kaldı.
Ege bunu fark etti ama bozmadı. Sadece hafifçe başını eğdi, o yarım gülümsemesini koruyarak.
Telefonunu cebine koydu.
“Tamam o zaman görüşürüz”
Tam o sırada Asya yanımıza geldi.
Ege’yi kapıda görünce durdu.
“Gidiyor musun?”
Ege başını salladı.

Asya birkaç adım yaklaştı, sonra ikisi kapı girişinde kısa bir şey konuşmaya başladı. Sesleri net gelmiyordu.

Sonra Ege bana baktı.
Kısa bir an… sanki bir şey söylemeden de vedalaşmak ister gibi.
Elini hafifçe kaldırıp el salladı.
“Görüşürüz.”
der gibi dudaklarını oynattığını gördüm.
Ben de başımı hafifçe eğdim.
Ege kapıdan çıktı.
Asya onu uğurlamak için peşinden indi.

Asya Egeyi uğurladıktan sonra hemen yanıma geldi birlikte yorganın altına girmiştik.

Asya hemen beni soru yağmuruna tuttu.
“Erasmus’tan beri arkadaşız dediniz ama çocuk resmen gözlerinin içine bakıyordu Gamze. Ayrıca abisinin senin doktorun olması? Bu bir tesadüf için fazla romantik değil mi?"

Hafifçe gülümsedim ama içimdeki o huzursuzluk geçmemişti. "Sadece... kibarlık yapıyor," dedim sesimin tonunu ayarlamaya çalışarak. Duyamadığım için kendi sesim bile bana yabancı geliyordu. "Hastanede beni öyle çaresiz görünce acımıştır belki de."Asya kaşlarını çattı, başını hızla iki yana salladı. Telefonu tekrar aldı:
"Acımak mı? Bir erkek acıdığı için tanımadığı birinin evine, ailesinin içine kadar gelmez. Çocuk resmen senin için paniklemiş. Hem bence o gamzeler sadece ben fark edeyim diye yaratılmamış, sana bakarken ortaya çıkıyorlar."

"Asya!" diyerek yastıklardan birini ona fırlattım. Güldü, yastığı yakalayıp arkasına koydu. O gülerken, ben Ege’nin giderken yazdığı o son mesajı düşünüyordum: “Bana istediğin zaman yazabilirsin...”

Asya çok geçmeden yandaki yatakta uyuyakalmıştı. Odanın ışığını kapatmıştım ama gözüme bir türlü uyku girmiyordu. Kulaklarımdaki o kesintisiz, ince tiz ses duvarlara çarpıp beynimin içinde yankılanıyordu. Karanlıkta bu his katlanarak büyüyordu; sanki dünya ile aramdaki bağlar tek tek kopuyordu. Ne kadar sürecekti bu? Ya hiç geçmezse?Paniğin boğazıma doğru yükseldiğini hissettiğimde komodinin üzerindeki telefonuma uzandım. Ekranın beyaz ışığı yüzümü aydınlattı.Mesajlar kısmına girdim. Ege’nin adı listenin üst sıralarındaydı. Rehberimde kayıtlıydı ama daha önce sadece grup ödevi teslim tarihleri için mesajlaşmıştık.Okuldan sonra bir iki kez aynı projede çalıştığımız için yazışmıştık.Ekranı izledim. Saat gece yarısı olmuştu.

Tam o sıradan mesaj geldi Ege’ydi
"Uyumadığını biliyorum.Nasılsın seni bırakalı hala çok rahatsız ediyor mu uğultu?”
Mesajı okurken nefesimi tuttum. Gitmeden önce söylediklerinde ne kadar ciddi olduğunu o an anladım. Gerçekten de aklı bendeydi. Göğsümdeki o sıkışma hissi, yerini yavaşça garip bir hafifliğe bırakmaya başladı.
Parmaklarım klavyede gezindi:⁠"Evet, uyuyamadım. Karanlık olunca ses daha çok büyüyor sanki. Asya çoktan uyudu."⁠Birkaç saniye yukarıda “Ege yazıyor...” yazısını izledim.
Mesajı beklemek bile içimdeki o yalnızlık hissini dağıtmaya yetmişti.⁠"Karanlıkta sesler büyür çünkü dünya sessizleşir. Ama yalnız değilsin, ben buradayım. İstersen sabaha kadar yazışabiliriz. Ne anlatmak istersen dinlerim. Yani... okurum."⁠Ekrandaki kelimelere bakarken, akşam odamda bana söylediği o tek cümleyi hatırladım. Ses tonundaki o dikkatli, korumacı tınıyı... "Sadece daha iyi olmanı istiyorum."
Fark etmeden gülümsediğimi, pencereden sızan sokak lambasının ışığında telefonun camına yansıyan yüzümden gördüm. Ege’nin gerçekten de dediği gibi, ne kadar uzakta olursa olsun, o an tam yanımdaymış gibi hissettiren bir güven hissi yayılıyordu odaya.⁠
"Grup ödevine üç kez geç kaldığını kabul edersen, belki bir şeyler anlatırım,"⁠ yazdım, aramızdaki o gergin havayı biraz olsun dağıtmak isteyerek.
Anında cevap geldi:⁠"Asla. İki kezdi. Üçüncüsünde kahve almaya gitmiştim, o yüzden o sayılmaz!"⁠
Karanlık odada, kulaklarımdaki o korkutucu uğultunun üzerinde, Ege'nin kelimeleri bana yeni ve güvenli bir sığınak örmeye başlamıştı.

⁠"Kahve almaya gitmiş olman, bizim sınıfta hocanın karşısında ter dökmediğimiz anlamına gelmiyor yalnız,"⁠ yazıp yanına gözlerini deviren bir emoji ekledim.⁠
"Tamam, belki biraz haksızlık etmiş olabilirim,"⁠ yazdı Ege hemen arkasından. ⁠"Ama kabul et, o ödevden aldığımız yüksek notta benim son dakika getirdiğim o kahvelerin ve yaptığım sunumun da payı vardı."⁠⁠
“Sunumu ben hazırlamıştım!"⁠⁠diye yazdım
Ben de çok güzel okudum ama diye cevap yazdı Ekranın başında sessizce kıkırdadım. Yanımda uyuyan Asya’nın kıpırdandığını görünce telefonun ışığını biraz daha kıstım. Ege ile böyle, sanki hiçbir şey olmamış, kulaklarımda o korkunç uğultu yokmuş ve her şey normalmiş gibi didişmek içimdeki o ağır yükü hafifletmişti. Saatler ilerliyor, dakikalar birbirini kovalıyordu. Biz konuştukça zamanın nasıl geçtiğini, yarım saatin çoktan devrildiğini fark etmemiştim bile.Grup ödevinden girdikten sonra Erasmus’taki o yağmurlu günlerden, kantindeki berbat kahvelerden ve projedeki ortak arkadaşlarımızdan konuştuk. Yazıştığımız her kelimede, kulağımdaki o tiz ses biraz daha arka plana itiliyor, yerini onun sakinleştirici kelimelerine bırakıyordu.Tam yeni bir şey yazmak için klavyeye dokunmuştum ki,
Ege’den yeni bir mesaj düştü.⁠
"Gamze."⁠
Sadece adımı yazmıştı. Durup bekledim.
Hemen ardından uzun bir mesaj geldi:⁠
"Seninle sabaha kadar konuşmayı inan çok isterim. Hatta sana o ödevde neden geç kaldığımın gerçek hikayesini bile anlatırım... Ama şu an senin için en önemli şey dinlenmek. Doktorun (yani abim) stresten ve uykusuzluktan uzak durman gerektiğini söyledi. Şimdi bu ekranı kapatıp gözlerini dinlendiriyorsun, tamam mı?”

Ekrandaki yazıyı okurken içimde hem küçük bir çocuk gibi şımartılmanın verdiği o sıcaklık hem de Ege’nin üzerimdeki bu korumacı tavrının yarattığı o tatlı heyecan vardı. Gerçekten de gözlerim yorulmuştu ve başım hafif hafif sızlamaya başlamıştı.⁠
"Peki, öyle olsun. Ama o gerçek hikayeyi bir ara dinleyeceğim, kaçışın yok,"⁠ yazdım.⁠
"Anlaştık,"⁠ yazdı anında.
⁠"Gözlerini kapat ve sadece dinlen. Ben buralardayım, bir şey olursa yazacağını biliyorum. İyi geceler, Gamze."⁠⁠

"İyi geceler, Ege. Her şey için teşekkürler."⁠

Telefonu kilitleyip komodinin üzerine bıraktığımda odanın içi yeniden karanlığa gömüldü. Uğultu hâlâ oradaydı, biliyordum. Ama bu kez karanlık beni korkutmuyordu. Göğsümün üzerinde Ege’nin kelimelerinden örülmüş görünmez bir battaniye vardı sanki. Gözlerimi kapattım ve onun o gün odamda duyduğum, bana adımı fısıldayan o çok kısık, çok dikkatli ses tonunu hayal ederek kendimi uykunun kollarına bıraktım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 4beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18