2. bölüm / 3
UDUGANEV GİBİSİ YOKTUR
Bölümler 3Şu an: EV GİBİSİ YOKTUR
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ev, insanın kendini güvende hissettiği yerdir. Bu dört duvar olarak değil de daha çok yüreğinin nefeslendiği insan anlamındadır benim için. Hayatım boyunca başka yaşamları görmenin laneti yüzünden kendi içimde yaşarken dünyama bodoslama dalan Mesut'ta benim için ev gibiydi. Bana verdiği değeri görmek için onu okumama hiç bir zamanda gerek olmamıştı. Onunla bir ev olmak yaşamımın en kolay işiydi aslında, bana ve hayatıma gösterdiği saygı onun bana göre süper gücüydü. Boyaların arkasına sığındığım, sözcüklerimin renklerle tuvale yansıdığı hayatıma anlam katan iki canla başladığım bu yeni başlangıç benim için gerçekleşen bir hayal gibiydi.
Mesut'un dedesinden kalma eski müstakil evi bizim hem kalemiz hem de benim iş yerim olmuştu. Ailemden sonra en sevdiğim şeylerin başında resim yapmak geliyordu. Herkesin ne kazanacak resim yaparak deyişini kulağımın arkasına atarak Güzel sanatları dereceyle bitirmiştim. Ve bana duyduğu saygıyı mesleğime de gösteren Mesut sayesinde evimizin altında ufak bir atölye açabilmiştim.
Çok geçmeden evimizin yeni odası yeni sevdası girdi hayatımıza Baybars. Miniğim, yaşamıma yeni anlamlar katan değerli hazinem. Ama hayat her zaman adil olmuyormuş ki ben bunu canımdan can olanı bir insanlığını rafa kaldıran şeref yoksunu yüzünden öğrendim.
Bir çarşamba günüydü ki ben çarşambaları oldum olası sevememiştim. Bir başkaydı çarşambalar benim için. Günlerin hepsi aynı derler ama ben sevdiklerime hep çarşamba günleri veda etmiştim. İçime dolan sıkıntı için kılıf uydurarak nefes almaya çalışırken nefesimi bir insan bedeninde canavarın aldığını bilemedim. Okuldan çıkmışlar minicik canlar servislerine binip güvenli evlerine gitmek için. Oysa bir caninin gün içinde kendi zevkine yenik düşen bencilliğini hesaba katmamış kimse.
Bir çarşamba günü bir telefonla öğrendim hayatımın anlamını kaybettiğimi. Üzerimde her rengi taşıyan önlüğüm ellerimde hala kurumamış boya kalıntıları ile evden nasıl çıktım bilmiyorum. Yol boyunca aldığım haberin doğru olmamasını, benim canımın gitmemesini diledim. Ama o gün tüm dualarım görüldü bile yemedi. Hastanenin o umutla karışık umutsuzluk kokusunu hiç unutmadım. O günden bu güne hala hayatım yoluna girmese de kısa bir zaman öncesine kadar tutunduğum son dal da yerinden sarsıldı.
Mesut'un beni fiziksel anlamda aldatmadığını bilsem de aramıza giren soğukluk ile gelen yalnızlık gerçekti. Ta ki bir gün ona dokunduğumda gördüklerim ile ilk defa içime şüphe tohumları ekildi. Başkası vardı aklında ve bu onu hem rahatsız ediyor hem de nefes aldırıyordu. Onun nefesi artık benden daha da uzaktaydı ve ben bunu bilerek devam edemezdim. Yine de emin olamamak beni durduruyordu.
Gece hazırladığım valizi kapının kenarına koyduktan sonra kafamda susmayan seslere inat sessiz geceyi izledim. Mesut ile konuşmamızın üzerinden geçen iki saatin sonunda duyduğum anahtar sesi ile derin bir nefes aldım. Gelmişti, sessizliği yaran ayak sesleri ile camdan salona girişini izledim.
"Gitmemişsin."
Sesindeki şaşkınlığa eşlik eden mutluluk içimde onun için yanıp tutuşan sevdayı körükledi. Bizim için hala umut olduğunu bağıran yanım bana söylediği yalanların gölgesinde zar zor duyuluyordu.
"Sana söyledim korkak gibi çekip gitmem."
Yavaş ve temkinli adımlarla yanıma geldiğinde durdu. Elini bana dokunmak için kaldırdığında yüzümü dönüp gözlerinin içine baktım. Korku, endişe, umut, pişmanlık ile yoğrulmuş bilinmezlik gözlerinde harmanlanmıştı.
"Bana yalan söyledin."
Elini yavaşça indirdi ve başını yere eğdi. Bir bahane aramadan yerde duran bakışları çok geçmeden çekingen bir eda ile yüzüme döndü.
"Ben ekip yemeğindeydim ama sen iyi değilsin diye söylemedim. Kırılırsın ..."
Cümlesinin devamı gelmedi, gelemedi. Bahane üretmeyi hiç bir zaman becerebilen bir adam olmadı Mesut. Gülümsedim bu suçlu çocuklar gibi haline, kızmadım onu kendi yalnızlığımda boğmak istemedim hiç bir zaman. Ama bu yalnızlığı da ben seçmedim, bana zorla sunulan acılarımın getirisiydi bu yalnızlık.
"Halime, valiz... yani nereye gidiyorsun?"
Sesindeki korkuyu hissetmek egomu okşasa da belirsizliğin yükü daha ağır geldi. Mesut bilmese de ben ona ceza vermek ya da ondan kaçmak istemiyordum. Kafamdakileri toplamaya ve acılarımla yüzleşmeye ihtiyacım vardı.
"Annemin yanına gidiyorum. Bir süredir rahatı yokmuş, onu görmeli ve ne olduğunu öğrenmeliyim."
Sözlerimle rahat bir nefes alan kocamın hala bir şansı olduğunu fark ettiğini yüzündeki aydınlanmadan anladım.
"Ben bırakayım seni ya da ben izin alayım birlikte gidelim. Menkibe anneyi ben de merak ettim şimdi."
Gülümsedim, çabası hoşuma gitmişti ama bu onunla çıkacağım yolculuklardan biri değildi.
"Sadece annemi görmeye gitmiyorum, biraz da düşünmeye ihtiyacım var Mesut. Korkma geri geleceğim ve biz konuşacağız. Sen de ben de yarım kalmayı hak etmiyoruz."
Bir şeyler söylemek istedi ama dudaklarını birbirine bastırıp kelimelerini yuttu ve başını aşağı yukarı sallayarak beni onayladı. Olduğum yerden hareketlenip giyinmek için odaya geçerken kollarını boynuma doladı. İşte o an gözlerimin önüne gelen görüntü ile duraksadım.
...
"Mesut, seni seviyorum ve sen de bana karşı boş değilsin. Sonsuza kadar bir belirsizliği bekleyemez insan"
Kızıl saçları omuzlarına inen, beyaz teninde hafif çilleri ve alımlı yüz ayrıntılarına rağmen güzelliği kozmetik ürünlerde arayan, Mesut'un birimden astı Şule'nin sözleri içimde öfkeyi uyandırdı. Görüntü değişmese de ses değişirken sevdiğim adamın söyledikleri Şule'nin yüzündeki kendinden emin ifadeyi tuzla buz etti.
"Doğru konuşun Şule hanım. Siz benim alt kadromdan bir memursunuz ben de sizin amiriniz. Özel hayatım hakkında konuşma hakkını sizin gibi üçüncü kişi bile olmayan birine vermiyorum. Sanıyorum size karşı fazla iltimaslı davrandım, başka bir birimde daha yaralı olacağınızı görüyorum."
Şule denen kadın Mesut'a bir hamle yaptığında elleri sevdiğim adama uğramadan kocam geri çekildi. Ama Şule'nin durmaya hiç niyeti yoktu.
"Bakışların, bana gülüşün yalan mıydı?"
Konuşmaya son noktayı koyan Mesut'un sözleri ile içimdeki ateş söndü.
"Her genç meslektaşıma umut ile bakarım. Bunu yanlış anlamak sizin sağlıksız fikirlerinizin getirisi. Bu konuşma burada bitti ve sizinle çalışma süremiz de bitti."
....
Görüntü kaybolurken Mesut'un kollarından çıktım. Yüzümde genişleyen gülümseme ile sevdiğim adama döndüm. Titreyen dudağı buğulanan gözleri ile çaresiz bir çocuk gibiydi ve bu canımı çok yakmıştı.
"Korkma Mesut, geri geleceğim ve konuşacağız. İkimizde birbirimizi dinleyip eğer hala biz isek bir yolunu bulacağız. Ama bana zaman ver ki acılarımla olan savaşı bitireyim."
Mesut gözlerime bakarak başıyla beni onayladıktan sonra bende başımla onu onaylayıp odaya geçtim. Üzerimi değiştirip odadan çıkarken masanın üzerine koyduğum kağıt parçası gözüme takıldı. İçimde tarif edemediğim bir huzursuzluk yer ederken şimdilik bu duyguyu rafa kaldırdım. Odadan çıkıp kapıya ulaştığımda beni valizimin yanında bekleyen kocam ile durdum ve:
"Görüşürüz Mesut. Ararım seni." dediğimde yüzüne bir gülüş yerleşti.
"Ara mutlaka telefonunu hep bekleyeceğim."
Başımla eşimi onayladıktan sonra valizime uzandığımda Mesut izin vermedi. Vestiyerden paltomu ve daha önceden hazırladığım çantamı alıp çıktım. Arabaya kadar benimle gelen Mesut, bagajımı yerleştirdikten sonra son kez bana sarıldı. Gördüklerim bu gün için ikinci bir şok olmuştu bana.
...
Karakolun kafeteryası ve Mesut'un karşısında Adil başkomiser. Mesut'u göremesem de çay bardağı ile oynayışından canının sıkkın olduğunu anlayabiliyorum. Baş komiserin sesi ile ona bakıyor.
"Mesut, karını sevdiğini söyledin ve yalnızım dedin. Bir de onun açısından bak olaya, can verdiği canını kaybetti. Sen de aynı acıyı yaşıyorsun ama bu tip bir acı kadınlar için daha da yıkıcı olur. Onu yalnız bırakma, yanında olduğunu hissettir ve ona kesinlikle yalan söyleme. Aranıza yalan girerse güzel olan her şey güvensizlik depreminde yıkılır yok olur.
Mesut başını sallarken telefonuna gelen mesaj ile Adil baş komiserden izin istedi. Yüzü asıldı ve :
"Baş komiserim gece ekip yemeği varmış. Gitmezsem olmaz kusura bakmayın." dediğinde parmakları bana mesaj atıyordu. Adil Baş komiserin sesi ile bir an duraksadı.
"Halime'ye haber ver olur mu?"
"Şimdi eğlenmeye gidiyorum diyemem onu yok saymış gibi. Ama sonra mutlaka söylerim."
Adil baş komiserin yüzü acı bir tebessümle doldu.
"Sonra çok geç olabilir Mesut."
....
Görüntü kaybolurken Mesut'un kollarından çıktım ve bakışlarımı yüzüne çevirdim.
"Adil baş komiseri dinlemelisin bence. O fazlasıyla ön görülü bir adam."
Mesut kısa bir an şaşkınlık yaşasa da "Tamam " diyerek konuyu kapattı. Arabaya binip çalıştırırken aklımda bir ton ses yüreğimde biraz da olsa rahatlamanın verdiği dinginlikle yola çıktın. Bu yolculukta ve sonrasında hayatımın yönünün değişeceğini bilmeden
Bölüm etkileşimi
