4. bölüm · Uçurumun Meleği
4.Bölüm
SİYAH GELİNLİK VE KAPANAN GEÇİT
Günümüze dönüldüğünde, Olympus Sarayı yüzyılın en büyük düğününe ev sahipliği yapıyordu. Saray her ne kadar beyazlar ve altınlarla süslenmiş olsa da, arkasında dönen oyunlar kapkaraydı.
Düğünden hemen önce Lyra, yüzünde buz gibi bir tebessümle Valerie’nin odasına girdi. Planını tıkır tıkır işletiyordu. Valerie’ye bakarak, "Düğün anına kadar Kaelen’a onunla evlenecek kişinin sen olduğunu söyleme," dedi usulca. "Bırak, sunakta yüzünü açtığında senin olduğunu görsün, ona büyük bir sürpriz olsun."
Valerie bu fikre bayıldı. Kaelen’ın şaşkınlığını ve mutluluğunu izleme düşüncesi hırsını okşamıştı.
Bu sırada Savaş Tanrısı Kaelen, her şeyden habersizdi. Zindandaki cezadan sonra Lyra’nın pes ettiğini ve kaderine razı gelip kendisiyle evleneceğini düşünüyordu. Onun için saf beyaz kumaşlardan, tanrısal pırlantalarla işlenmiş muazzam bir gelinlik hazırlatmış ve odasına göndermişti. Ancak Lyra o elbiseye dokunmadı bile. Gelinliği doğrudan Valerie’nin odasına gönderdi. Valerie, zafer sarhoşluğuyla o beyaz elbiseyi üzerine geçirdi.
Lyra ise kendi odasında, Olympus’un daha önce hiç görmediği bir şeye hazırlanıyordu. Aynanın karşısına geçti ve gece kadar siyah, tüllerle bezeli, matem hissi veren kapkara bir gelinlik giydi. Yüzünü de tamamen siyah, kalın bir duvakla kapattı. İçindeki tüm sevgiyi, bebeğini ve merhametini o zindanda bırakmıştı; şimdi sadece intikam için giyiniyordu.
Zamanı geldiğinde, iki gelin sarayın devasa kapılarından aynı anda çıktı. İkisinin de yüzü kalın duvaklarla tamamen kapalıydı.
Kaelen, kapıda bekleyen siyah gelinlikli kadına, yani Lyra’ya doğru yürüdü. İçindeki o tuhaf suçluluk duygusuyla onun elini tuttu. Fakat yüzü kapalı olduğu için, onun aslında sessiz bir öfkeyle yanan Lyra olduğunu anlayamadı. Onu sarayın önünde bekleyen, gökyüzünü yara yara uçan at arabasına bindirdi. Bu araba, gelini Uçurum’un sınırına götürecek olan arabaydı. Kaelen, siyah gelinlikli kızın arkasından gururla baktı; onun sürgüne, iblisin kollarına gittiğini sanıyordu.
Hemen ardından Kaelen, yanında duran beyaz gelinlikli kadına döndü. Kalbindeki aşkla duvağı yavaşça yukarı kaldırdı. Karşısında Lyra’yı görmeyi beklerken, Valerie’nin zafer dolu gülümsemesiyle karşılaştı.
Kaelen’ın yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu. Elleri titredi.
"Lyra nerede?!" diye kükredi Savaş Tanrısı, sesi tüm sarayı titleterek.
Valerie alaycı bir tavırla Kaelen’ın göğsüne dokundu. "O artık aramızdan çekildi Kaelen... Onunla sadece beni korumak için birlikte olduğunu, asıl sevdiğinin ben olduğumu o da biliyor. O yüzden o siyah gelinliği giydi. O, iblis Malakor ile evlenmeye, ait olduğu o karanlık çukura gitti!"
"Hayır... Hayır, bu olamaz!" diye haykırdı Kaelen.
Kaelen o an dünyasının başına yıkıldığını hissetti. Lyra’yı gerçekten kaybettiğini, onu kendi elleriyle bir canavara uğurladığını anladı. Büyük bir pişmanlık ve korkuyla arkasını döndü, gücünü toplayarak uçan at arabasının, Lyra’nın peşine düştü. Gökyüzünü yararak, Olympus ile Uçurum arasındaki o kadim geçide doğru son hızıyla koştu.
Ancak Lyra çoktan planını tamamlamıştı. Uçan araba, Uçurum geçidinin kapısına ulaştığı an Lyra aşağı atladı. Arkasından hızla gelen Savaş Tanrısı’nın sesini, "Lyraaa!" diye feryat edişini duydu ama arkasına bile bakmadı.
Lyra geçitten adımını attığı an, Uçurum’un devasa, taştan kapıları büyük bir gürültüyle kapanmaya başladı. Kaelen son bir gayretle kapıya doğru atıldı, ellerini kapanan taşlara vurdu ama yetişemedi. Devasa geçit mühürlendi. Kaelen kapının arkasında çaresizlik ve pişmanlık içinde kalırken, geçidin diğer tarafındaki karanlıkta Lyra’nın siyah duvağı rüzgarda dalgalanıyordu.
Lyra artık Uçurum’daydı. İntikam ordusunu kuracağı yerde
