【 Try Me (JJK) 】 kitap kapağı

2. bölüm / 2

제2장

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 제2장
  1. 1 제1부622 kelime
  2. 2 제2장866 kelime · Okuduğun bölüm

기다림
Bekleyiş...

Kör randevulara neden kör ismi verilmişti bunu hep merak etmiştim. Annemin gitmem için başımın etini yediği bir durumun içindeydim.
Oysa bana göre bir ilişkiye başlamak istekle olmalıydı. Ailelerin aracı olup iki genci bir araya getirilmeye çalışması bana doğru gelmiyordu lâkin fikrimi soran olmamıştı.

Annemin bir kez de olsa isteği olsun diyerek bu işe kalkışmıştım. Üstelik bu işte tek de değildim. Kardeşim Hae Ran bana yardım etmeyi şiddetli bir şekilde istediği için masa başında iki kişi makyaj için cebelleşiyorduk.

Tüm konu eyeliner çekip çekememekle ilgiliydi.

"Hae Ran randevuya mı gidiyorum yoksa düğüne mi belli değil" dediğim an aynadaki yansımadan bana ters ters bakan bakışlarını görmüştüm.

"Bu senin kabul ettiğin ilk kör randevun abla, bu nedenle senin için özenli davranmaya gayret ediyorum. Yanlış mı yapıyorum?"

Sorusuna karşılık olarak kafamı olumsuz anlamda salladım.
"Yanlış yapmıyorsun ama daha az önce göz kalemini gözüme sokacaktın. Canımı zor kurtardım" diyerek dalga geçmeyi de ihmal etmezken omzuma kaşlarını çatarak geçirmişti bir tane. Eli de ağırdı hani.

Askısından çıkararak bana bebe mavisi askılı bir elbise getirdiğin de itiraz edemeden giyinmiştim. Uzun ve siyah saçlarım bebe mavisi elbiseyle uyum içerisindeyken boydan aynaya son kez bakmış ve kol çantamı elime alarak içini gelişi güzel nemlendirici, cüzdan, anahtar ve telefonumla doldurmuştum. Hazırdım, son olarakta vişneli parfümümden sıkarak Hae Ran ile odadan çıkmıştım.

"Şimdiden nasıl geçeceğini çok merak ediyorum" demesiyle derin bir nefes aldım.

Ben de merak ediyordum. Sonuçta bu çocuk annemle babamın öve öve bitiremediği ailenin çocuğuydu. Oğullarını da az övmemişlerdi yanımda. Babasıyla babam lise arkadaşıydı ve aralarından su sızması mümkünat dahilin de değildi. Annesi bir tanecik oğlunu yurt dışında okutmuştu. Tüm mahalle biliyordu bunu, sadece ben değil. Yoksa özellikle kimsenin aile hayatıyla ilgilenmezdim.

Evden ayrılırken annemin ve Hae Ran'ın tembihleri zihnimde çalkalanıyordu. Kibar davranıp gülümseyecek ve uzun uzadıya işlerimden bahsetmeyecektim. Bunu çok yapardım, çünkü işkolik olduğum illaki bir yerde patlak veriyordu.

Araba ile yaklaşık on beş dakikalık bir yolu geri de bıraktığım da iki annenin seçmiş olduğu sakin nezih bir kafeye giriş yapmıştım. Cam kenarında kendime yer edinip oturduğum da bacak bacak üstüne atarak kol saatimi kontrol etmiştim. Bileğim de gümüş rengi saati düzelterek camdan dışarıya bakmıştım. Yazın habercisi olan çiçekler yol kenarın da insanlara selam verirken yüzümde istemsiz bir gülümseme belirmişti.

"Efendim ne içerdiniz?"diyerek tercihimi soran garsonla gözlerim genç çocuğu bulmuştu.

"Ben az sonra sipariş vereceğim, birini bekliyorum."

Bekliyordum.

Hâlâ daha bekliyordum.

Geleli yarım saat olmuştu ama henüz yurt dışı gezgininin esâmesi yoktu buralar da. Yine de sabırla beklememi sürdürdüm. Bir işi çıkmıştı belki de ve bunu anlayışla karşılayabilirdim.

(...)

Gelen giden olmamıştı. Saatlerce bekleyip en sonunda umudu keserek arabama geri döndüğüm de derin bir iç çekip kemeri takmıştım. Bir yandan da dikiz aynasını düzeltirken kendi kendime söylendim.
"Boşa zaman harcadığıma inanamıyorum."

Arabayı çalıştırıp sürmeye başladım da yol boyu radyo kanalların da gezip durmuştum. Açık camdan rüzgarın ılık ve mayhoş eden havası girerek tenimi okşarken olumlu bir zihin yaratmaya çalışmıştım ama bu oldukça zordu.

Benim için kör randevuya bile gelmeyen bir adamla bir ömür nasıl geçerdi değil mi?

Yolda hızla süzülen arabamla kısa sürede eve vardığım da adımlarım oldukça yavaştı. Belki de annemin ve kardeşimin sorularından kaçmak istercesine tembel bir hayvan gibi ağır canlılık yapıyordum. Anahtarı yuvasına yerleştirip açmaya yeltenecekken kapının birden açılmasıyla bu olayın âniliği ile omuzlarımı kasmıştım.

"Abla nasıl geçti?"

"İzin ver de bir içeri geçsin" diyen annemle Hae Ran kapının önünden çekilmeyi akıl edebildiğin de salona doğru geçip kendimi siyah deri koltuğa atarak arkama yaslanmıştım. Çantamı bir kenara bırakıp iki elimle birlikte yüzümü sıvazladım. Annemin tam karşıma geçip oturduğunu bakmadan bile anlarken en sonunda annemle göz kontağı kurmuştum.

"Her şey yolunda mı Ji Woo?"

Değildi...ve bunu direkt belirtsem daha iyi olurdu.
"Jungkook randevuya gelmedi anne."

O an sessizlik oluşurken aramızda, annemin bakışları hayret içeriyordu. O da tahmin edememişti bu durumu.

Ben de canımı sıkmıştım o gün ama her gün geçtikçe daha can sıkıcı hâl almaya başlayınca o ilk günü kolaylıkla örtpas edebilmiştim. Üzerinden iki ay geçmişti ve şimdi aynı kafede o bir uç köşede ben bir uç köşedeydim. Gözlerimi zorlukla ondan aldığım da izlendiğimi hissetmek beni gizlenme hissiyatına sürüklüyordu. Ona görünmek istemiyordum. Bu kızgınlığım o gün için değildi. O günden kastım yağmur yağdığı gündü çünkü nihayet randevuya gelmeyişini içimde bir yerler de hafifletmiştim. Daha ağır olan şeyler vardı.

Sandalyenin çekilme sesinde ki tizlik kulaklarıma dolduğun da daldığım yerden uyanmıştım. Gözlerim yanı başıma ne ara geldiğini bilmediğim bedene takıldığın da sertçe yutkundum. Neden dibime kadar gelmişti?

Tepkiyle ayaklanarak çantamı elime almıştım. Gitme vaktim gelmiş gibi görünüyordu. İş konusun da onay da almıştım. Daha fazla burada durmanın da bir mânâsı yoktu.

Kapıya doğru adımladığım sıra el bileğimden kavrayan serin parmaklar ile olduğum yere çivilenmiştim.
"Ji Woo."

Unutmaya yüz tuttuğum sesiyle ismimi zikrettiği an ona bakmakta zorlanmıştım.
"Yüzüme bakmayacak mısın?"

Neden yüzüne bakmalıyım, demiştim içten içe ama yine de koyu kahve hârelerimi onun yüzüne dikmiştim. Bileğimi ondan kurtarıp tek kaşımı havalandırmıştım.
"Ne oluyor Jeon Jungkook, şimdi neden beni durdurdun?"

İlk de sessiz kalıp sonrasın da dudaklarını ıslatarak bir adımla yaklaştı.
"Konuşmak istiyorum, sadece biraz konuşmak."

Kaşlarımın çatılması bir olurken kollarımı göğüsüm de bağladım.
"Konuşacak bir şeyimiz var mı?"dediğim de derin bir nefes aldığını işitmiştim.

"Suskun geçirdiğimiz günler için konuşuruz" diyerek sakin ve kararlı suratını gözümün içine kadar sokuyordu sanki.

Konuşmayı reddetsem şuan buradan hızla uzaklaşır mıydı? Her zaman yaptığı gibi yine kaçar mıydı?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

13okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…