Truva Atı kitap kapağı

1. bölüm / 5

Bölüm 1: Kurt Kapanı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Bölüm 1: Kurt Kapanı

Gece, ayazın keskin bıçağı gibi Hakkâri dağlarının sırtına saplanmıştı. Gökyüzünde ne bir yıldız ne de cılız bir ay ışığı vardı; sadece helikopter pervanelerinin gökyüzünü döven ritmik sesi ve telsizden gelen mekanik cızırtılar sessizliği bozuyordu.
Yüzbaşı Affan Bintuğ, namıdiğer Kurtbey, termal kamerasının vizöründen aşağıdaki vadiye bakarken nefesini dahi kontrol ediyordu. Timiyle birlikte saatlerdir bu kayalıkların arasında adeta taş kesilmişlerdi. Tek bir hedef için buradaydılar: Aylardır izini sürdükleri, örgütün en zeki ve en tehlikeli ismi; Zeren Lâl Aktay.
"Kurtbey, hedef menzile girdi. Saat üç yönü, mağara ağzı," dedi telsizdeki ses.
Affan, parmağını tetiğin korkuluğuna yerleştirdi. Gözleri vizördeki o hareketli karaltıya kilitlendi. Zeren, siyah operasyon kıyafetleri içinde, saçları rüzgarda savrularak sığınağın ağzından çıktı. Hareketleri bir avcı kadar rahattı. Affan'ın içinde garip bir huzursuzluk peydah oldu. Bu kız, bir teröristten çok, bu dağların efendisi gibi duruyordu.
"Tüm birimler, ateş serbest değil. Hedefi canlı istiyorum!" dedi Affan, telsiz mandalına basarak. Sesi buz gibiydi. "Canlı ve sağlam. Tek bir mermi bile ona değmeyecek."
Vadi bir anda patlama sesleriyle sarsıldı. Sis bombaları ortalığı kaplarken, Kurtbey kayalıklardan bir gölge gibi süzülüp Zeren'in kaçış yolunu kesti. Zeren, saniyeler içinde etrafının sarıldığını anladığında belindeki silahına davrandı ama Affan'ın postal sesi tam arkasında yankılandı.
"Bitti Aktay! Kıpırdama!"
Zeren durdu. Yavaşça arkasına döndü. Karşısında, tüfeğinin namlusunu tam göğsüne doğrultmuş, gözleri gece kadar karanlık o adamı gördü. Affan, kadının gözlerindeki o hırçın, boyun eğmez ifadeyle ilk kez bu kadar yakından karşılaşıyordu. Zeren, korkmak yerine hafifçe gülümsedi; bu kan donduran bir gülümsemeydi.
"Kurtbey..." diye fısıldadı Zeren. Sesi barut kokusuna karışıyordu. "Pençelerin buraya kadar mı uzanıyordu?"
Affan cevap vermedi. Sert bir hamleyle Zeren'i yere yatırıp kollarını arkasında birleştirdi. Kelepçeyi takarken parmakları kadının soğuk tenine değdiğinde tuhaf bir elektriklenme hissetti. Zeren'in ensesine bastırarak onu ayağa kaldırdığında, elinin altında küçük, sert bir şişkinlik hissetti. Bir yara izi miydi yoksa başka bir şey mi? Üzerinde durmadı. Şu an tek odak noktası, aylardır peşinde koştuğu bu "vatan hainini" merkeze götürmekti.
🐎
Askeri aracın kapıları açıldığında, Affan Zeren'i kolundan tutarak sertçe aşağı indirdi. Karargahın ışıkları altında Zeren'in yüzündeki asalet ve o meydan okuyan duruş daha net seçiliyordu. Affan, kızı doğrudan sorgu odasına yönlendirdi.
O sırada üst kattaki camın arkasında, Albay Vural ayaktaydı. Elleri arkasında kenetli, parmak boğumları bembeyaz olana kadar sıkılmıştı. Yanındaki binbaşı heyecanla konuşuyordu:
"Komutanım, Kurtbey başardı! Kızı getirdi. Sorgu için hazırız. İzin verirseniz özel birim..."
"Hayır!" dedi Albay, sesi odada yankılanarak. Bakışlarını bir an bile Zeren'in üzerinden ayırmıyordu. "Ona kimse dokunmayacak. Sorguya sadece Kurtbey girecek. Zeren Lâl Aktay'ın tırnağı kanarsa, hepinizi yakarım."
Binbaşı şaşkınlıkla sustu. Bir teröriste gösterilen bu korumacı tavır akıl alır gibi değildi. Albay, masasının üzerindeki ekrana baktı. Ekranda sadece kendisinin gördüğü küçük, kırmızı bir nokta yanıp sönüyordu. Zeren'in kalp atışlarıydı bu.
Albay içinden acıyla fısıldadı: "Hoş geldin kızım. Cehenneme hoş geldin."
Aynı zamanda sorgu odasında Affan, metal sandalyeyi çekip Zeren'in tam karşısına oturdu. Masanın üzerindeki loş ışık, ikisinin arasındaki gerilimi daha da körüklüyordu.
"Anlatacak çok şeyin var Zeren," dedi Affan, sesindeki o otoriter tınıyla. "Baban nerede? Bir sonraki saldırı nerede olacak?"
Zeren, kelepçeli ellerini masanın üzerine koyup Affan'a doğru eğildi. Gözleri, Kurtbey'in ruhunu okumak ister gibi derinleşti. "Senin baban dediğin adam, benim için sadece bir geçmiş, Yüzbaşı. Ama senin 'vatan' dediğin o şey..." duraksadı, acı bir tebessümle devam etti, "...belki de sandığın kadar masum değildir."
Affan sinirle ayağa kalktı. Bu kızın zihnini bulandırmasına izin vermeyecekti. Ama tam odadan çıkacakken, Zeren'in ensesindeki o garip sızıya, yani o küçük tümseğe gözü takıldı. Bir terslik vardı ama ne olduğunu henüz bilmiyordu.
Dışarıda fırtına kopmak üzereydi ve ne Kurtbey ne de Zeren, bu odadaki asıl esirin kim olduğunu henüz keşfetmemişti.Sorgu odasının metal kapısı, Affan'ın arkasından tok bir sesle kapandığında koridorun steril ve soğuk havası yüzüne çarptı. Yüzbaşı Affan Bintuğ, namıdiğer Kurtbey, hayatı boyunca sayısız operasyona katılmış, nice namlı teröristi dize getirmişti. Ancak bu kez içine sinmeyen, boğazında düğümlenen bir şeyler vardı. Zeren'in gözlerindeki o hırçın ama bir o kadar da derin bakış, bir suçlunun kaçamak bakışlarından çok uzaktı.
Koridorun sonundaki izleme odasına doğru yürürken postallarının çıkardığı ses, karargahın sessizliğinde yankılanıyordu. Kapıyı açıp içeri girdiğinde, karanlık odanın içinde sadece monitörlerin soluk ışığı ve ağır bir tütün kokusu vardı. Albay Cihangir Vural, elleri arkasında kenetli, tek taraflı aynanın önünde bir heykel gibi dikiliyordu.
"Konuşmuyor komutanım," dedi Affan, başıyla içeriyi işaret ederek. "Sanki buraya sorgulanmaya değil, bizi izlemeye gelmiş gibi bir hali var."
Cihangir Vural, bakışlarını bir saniye bile aynanın arkasındaki kızdan ayırmadı. Zeren orada, kelepçeli elleriyle masanın üzerinde duran bir bardak suya bakıyordu. Albay'ın çenesi kasıldı; parmak boğumları, ellerini o kadar sıkı kenetlemişti ki bembeyaz olmuştu. "Konuşacak Kurtbey," dedi Cihangir, sesi kendi kulaklarına bile yabancı gelen bir fısıltı gibiydi. "Zamanla her vahşi canlı ehlileşir. Ama ona sert davranılmayacak. Bu bir emir."
Affan kaşlarını çattı. "Komutanım, Ejder Aktan'ın sağ kolu olduğu söyleniyor. Binlerce insanın kanına giren o adamın kızı bu. Neden bu kadar imtiyaz tanıyoruz?"
Cihangir Vural yavaşça döndü. Gözlerindeki o derin, yılların yorgunluğunu ve sakladığı sırrın ağırlığını taşıyan bakış Affan'ı bir an duraksattı. "Çünkü o sadece bir hedef değil, Affan. O, Ejder'in tüm sırlarına giden tek kapı. Onu kırarsak, kapı sonsuza dek yüzümüze kapanır."
Aynı saatlerde, Ankara'nın sessiz bir mahallesindeki askeri lojmanda, Leman Vural elinde tuttuğu eski bir bebek patiğine bakıyordu. Yirmi küsur yıl geçmişti ama acısı sanki dün gibi tazeydi. Kızı kucağından koparılıp götürüldüğünden beri Leman için zaman durmuştu. Cihangir'in her "Bulacağız Leman, söz veriyorum" deyişi, kadının kalbinde yeni bir yara açıyordu. Telefonu çaldığında, ekranda eşinin adını gördü. Titreyen ellerle açtı.
"Cihangir? Bir haber mi var?"
Hattın diğer ucundaki sessizlik Leman'ın nefesini kesti. Cihangir, karargahın balkonuna çıkmış, uzak dağlara bakıyordu. "Leman... Sadece, bugün her zamankinden daha güçlü olmanı istiyorum. Bir şeyler değişiyor."
"Bulun onu Cihangir," diye hıçkırdı Leman. "Ölü ya da diri, sadece kokusunu duyabileceğim bir iz bırak bana."
Cihangir telefonu kapattığında gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Karısı kızının ölüsü için bile razıydı
🐎
Sınırın ötesinde dağların en derin dehlizlerinde, Ejder Aktan elindeki telsizi duvara fırlattı. "Nasıl olur?!" diye kükredi. "Benim kızımı, Zeren'imi nasıl alırlar?"
Yanındaki kadın, Havin Aktay, soğukkanlılıkla kocasının öfkesini izliyordu. "Askerler onu yaşatmaz Ejder," dedi Havin, sesindeki zehri akıtarak. "Biliyorsun, Kurtbey denilen o cellat eline düşeni sağ bırakmaz."
"Yaşatacaklar," dedi Ejder, gözlerinde delice bir parıltıyla. "Çünkü Zeren onlara benim vermediğim her şeyi verecek. Ya da ben gidip o karargahı onların başına yıkacağım. Zeren benim en büyük zaferim, onu o asker parçalarına yar etmem."
Ejder, Zeren'i kaçırdığı o günü hatırladı. Bebek Zeren'in ağlayışı hala kulaklarındaydı. O gün bir adam'ın canını yakmak için kaçırdığı o bebek, bugün onun en büyük silahıydı. Ama bilmediği bir şey vardı; O ise bir sırdıve bu sır ortaya çıktığı anda hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
🐎
Zeren, odadaki sessizliği bozarak başını kaldırdı. Affan içeri tekrar girmişti.
"Biliyor musun Yüzbaşı?" dedi Zeren, sesi yorgun ama mağrurdu. "Babam Ejder, bana hep askerlerin korkak olduğunu söylerdi. Sadece arkalarındaki orduya güvenirler dermiş."
Affan, masanın üzerindeki bardağı Zeren'e doğru itti. "Baban sana çok şey söylemiş Zeren. Ama sana söylemediği bir şey var; o da senin sadece bir piyon olduğun. Seni burada bıraktı ve kaçtı."
Zeren acı bir kahkaha attı. "O beni bırakmaz. O bir baba. Senin anlayamayacağın kadar sadık bir baba."
Affan öne eğildi, yüzleri arasındaki mesafe bir nefes kadar kısalmıştı. "Peki o çok sevdiğin baban seni buraya ölümüne terk ettiyse çünkü kaçırılanı 6 saat oldu ve Ejder' den hiç bir hareket yok."
Zeren'in gözleri anlık bir tereddütle kısıldı. Kalbinin üzerindeki o garip sızı yine nüksetti. Ensesinde, saçlarının hemen altında hissettiği o hafif yanma hissi şiddetlendi. Bir enfeksiyon mu kapmıştı yoksa dağlardaki o patlamadan mı kalmıştı, bilmiyordu. Sadece oranın bazen nabız gibi attığını hissediyordu.
Affan, Zeren'in ensesine doğru giden elini fark etti. "Bir sorunun mu var?" diye sordu sesi bir anlık yumuşayarak.
"Yok," dedi Zeren, kendini toparlayarak. "Sadece... Sizin bu odanızın havası fazla ağır. İnsanın içindeki her şeyi yakıp kavuruyor."
Affan ayağa kalktı. Kapıya doğru yürürken durdu ve omzunun üzerinden baktı. "Yanan şey hava değil Zeren. Yanan şey, senin o çok güvendiğin yalanlar."
Dışarı çıktığında, koridorda Cihangir Albay ile karşılaştı. Albay'ın gözleri kan çanağı gibiydi. Affan, komutanına bakarken ilk kez bir şeylerin çok yanlış olduğunu sezdi. Albay, bir suçluya değil, sanki canından bir parçaya bakıyor gibiydi.
"Kurtbey," dedi Albay, sesi titreyerek. "Operasyonun ikinci aşamasına geçiyoruz. Onu burada tutamayız. Ejder onu geri almak için saldıracaktır. Biz de ona istediğini vereceğiz."
"Nasıl yani komutanım? Kızı geri mi bırakacağız?"
"Hayır," dedi Cihangir Vural, pencereden dışarıdaki karanlığa bakarak. "Onu serbest bırakacağız ama o bunu bir kaçış sanacak. Truva Atı, asıl kaleye girmeli."
Okuyucu da, Zeren de, hatta Affan da henüz bilmiyordu; ama büyük oyunun perdeleri yeni açılıyordu. Zeren Lâl Aktay, vatanı kurtarmak için feda etdilen en kıymetli kurbandı. Ve bu kurban, celladına aşık olduğunda, o bir çip, bir asker sadece veri değil, bir kalbin yıkılışını da haber verecekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

19okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…