Bölümler 2Şu an: GİRİŞ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
GİRİŞ
O gece beni korkutan şey karanlık değildi; karanlığın içinde neyin saklandığını bilmemekti.
Rüzgâr, dar ara sokağın arasından geçerken uğultusunu duvarlara çarpıyor, soğuk nefesini ensemde hissettiriyordu. Sağ elimdeki tabancanın metal gövdesi buz kesmişti ama tetiğin üzerinde duran parmağım kararlıydı. Sol elimi tabancanın altına sıkı bir şekilde yerleştirip nefesimi kontrol altına almaya çalıştım. Adımlarımı sessiz tutarak ilerledim.
Sokak lambalarının solgun ışığı yerdeki su birikintilerine vuruyor, gölgeleri olduğundan daha uzun gösteriyordu. Gözlerim sokağın sonunda beni beklemesi gereken siyah arabayı ararken, içimdeki huzursuzluk her adımda biraz daha büyüyordu.
Ben mi karanlığın içinde beni izleyen bir yabancıya yaklaşıyordum yoksa zaten o yabancı, benim beklediğimden daha mı yakındı?
Gözlerim etrafta daha önce hiç görmediğim bir yabancıyı arıyordu. Daha önce hiç görmediğim, gerçek anlamda sesini hiç duymadığım birini nasıl tanıyabilirdim, bir fikrim yoktu. Ancak iç güdüsel olarak tanıyacağıma emindim. Bu devrin korkulan isimlerinden birini karşımda göreceksem verdiğim ilk tepki ne olurdu ki?
Tilki.
Elimizde yüzünün bile net görünmediği tek bir fotoğrafı vardı. Kendi çabalarımızla bulmadığımız, bizimle oyun oynamak için göndermeyi tercih ettiği tek bir fotoğraf.
Tek bir fotoğraf bile adı geçtiğinde insanların neden ondan korktuğunu kanıtlar nitelikteydi.
Bazı insanlar silah taşırdı, bazılarıysa silah olmadan bile bir tehdit oluşturuyordu. Yanında kim olduğunu, bir destek alıp almadığını ya da kaç adamı olduğunu, kimlerin onun yanında yer aldığını asla bilemezdiniz.
Tilki, ikinci türdendi.
Uzun boylu görünüyordu ama olmasa da bulunduğu her ortamı doldururdu. Karanlık bir köşede sessizce dursa bile dikkat çekebilecek sert bir duruşu vardı. Suratı net görünmüyor olmasına rağmen yüz hatlarının keskin, ifadesinin rahatsız edici şekilde sakin olduğu belli oluyordu. Sanki dünyanın geri kalanından farklı bir ritimde yaşıyordu.
Görevi ilk devraldığımda hakkında anlatılan hikayeler şehir efsanesine dönüşmek üzereydi. Ajanları ortadan kaldırdığı, suç imparatorluklarını tek gecede çökerttiği, kendisini avlamaya çalışanları av haline getirdiği söylenirdi. Kimse bu hikayelerin arkasında tek başına olup olmadığını bilmese de, onun davasıyla ilgilenen dedektiflerin tek tek ortadan kaybolduğunu biliyorduk.
Gerçekten doğruyu bilenlerin fazla yaşayabildiği de söylenemezdi.
Adının Tilki olmasının sebebi kurnaz olması değildi.
Avını öldürmeden önce onunla oyun oynamasıydı.
Bana tamamen inanması için hiçbir güvenlik önlemi almadan, merkeze bağlı iletişim cihazlarını kullanmadan, şahsi telefonumla değil; onun gönderdiği telefonla buraya gelmiş olmam şu anki avının ben olduğumu kanıtlar nitelikteydi.
Bir ayakkabı tabanının ıslak asfalta değmesi kadar kısa bir ses ani bir şekilde, hiç gelmemişçesine tekrar uzaklaşırken durdum.
Terk edilmiş binalar, birkaç kırık pencere ve paslı yangın merdivenleriyle yalnız gibi duruyordum. Az önce duyduğumu sandığım ses, etrafa bakınca beynimin bir oyunu gibi geliyordu. Oysa içgüdülerim başka bir şey söylüyordu.
Bunca yıllık dedektiflik tecrübelerim ve aldığım eğitim boyunca öğrendiğim önemli bir kural vardı: Bir yerde tehlike hissediyorsan, büyük ihtimalle tehlike vardır. Bazı içgüdüler yalan söylemez.
Hemen çaprazımda, oldukça yakınımda olan aracın plakası, bana gönderilen mesajdaki plakayla uyuştuğunda içimdeki huzursuzluk korkuya dönüştü. Arabaya yaklaşıp içini görmeye çalıştım. Titreyen elimi fenerime götürüp açtım. Sağ elimdeki tabancadan güç alarak feneri arabanın içine doğrulttum.
Boştu.
Sokağın sonundan, karanlığın içinden bana doğru uzanan ışık, panikle elimdeki fenerin düşmesine yol açtı. İki elimle sıkıca tuttuğum tabancayı sokağın sonuna doğrulttum.
Bana uzanan o ışık, araba farıydı.
Hiçbir motor sesi duymamıştım, hiçbir yaklaşma sesi gelmemişti kulağıma.
Araba karanlığın içinden doğmuş gibiydi.
“Buradayım,” diye seslendim arabaya doğru. “Yalnızım. Ortaya çık.”
Arkamdan gelen kalın ses beni gafil avladı. “Dedektif,” dedi fısıltıyla karışık. “Yanlış yöne bakıyorsun.”
Bölüm etkileşimi
