TİLKİ kitap kapağı

2. bölüm / 2

1. Bölüm: TİLKİ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 1. Bölüm: TİLKİ

İnsanlar katilden değil, katilin haklı çıkmasından korkar.
T.

İlk defa dedektif olmak istediğimi söylediğimde, babam, “Canavarlarla savaşan kişi, sonunda kendisi de bir canavara dönüşmemeye dikkat etmelidir,” alıntısını hatırlatarak uzun bir süre gülmüştü.
Bileği fazla ince, var olan kol kasını poşetlere borçlu bir kız çocuğu için pek inanılır gelmemiş olması normaldi. Fakat zaman geçtikçe ben büyürken, o da benimle büyümeye başlamış olacak ki; ilk günkü gülüşü gittikçe solmaya, kararlı olduğum ilk yoldan beni döndürmeye çalıştı. Bu iş için yeterli olmadığıma emin miydi yoksa klasik bir ebeveyn gibi başıma bir şey gelmesinden korkuyor olabilir miydi, muallak. Ancak tahmin edersiniz ki her çocuk gibi, ben de uzaklaştırılmak istediğim hayalime gittikçe daha çok kapıldım.
Yine de bu kadar ısrarcı bir tavırla bırakmam gerektiğini söylemeseler belki iyi bir avukat olabilirdim. Ancak avukatlıkta da mükemmel bir gözlem yeteneği kullanılırken, silahla adam yaralama kısmı pek yetkin olmadığı için tamamen doğru bir iş olacağından da pek emin değilim.
Babam bile bu harika ebeveyn imajına bürünüp kızını hayal aleminden çıkarmak istiyorsa annemin ne hale geldiğini, kendini hangi duvarlara vurduğunu bilmek istemezsiniz. Klasik bir seni evlatlıktan reddederim konuşması da yapıldı ancak neticede herkes bu hayalden vazgeçmeyeceğimi anlamış oldu. Günü geldiğinde dedektif olmak bir hayal değil, bir gerçekti.
Nexus ise işin hayal kısmıydı.
Nexus, bir dedektifin içerisinde kendini hayal edebildiği ama gerçeğe dökme kısmında zorluk geçtiği bir teşkilattı.
Daha açık bir şekilde anlatmak gerekirse: Nexus, resmi kayıtlarda varlığı kabul edilen ancak faaliyet alanı kamuoyundan gizlenen, devletin en yüksek güvenlik seviyesine sahip istihbarat ve soruşturma teşkilatıydı. Bu teşkilatta, geleneksel emniyet birimlerinden farklı olarak yalnızca ulusal güvenliği tehdit eden, organize suç ağları, uluslararası suç örgütleri, seri cinayet zincirleri, biyolojik ve teknolojik tehditlerle devlet güvenliğini doğrudan etkileyen olaylarda kendilerinin kurallarına göre yetiştirdikleri dedektifler görevlendirilirdi.
Teşkilatın temel amacı suç işlendikten sonra müdahale etmek değil, suçun doğduğu noktayı tespit ederek onu henüz büyümeden durdurmaktı. Bu nedenle Nexus ajanları sadece soruşturma yönetmez; istihbarat toplar ve suç profilleri de oluştururdu. Bazen örgütlerin içine sızar, dijital ağları takip eder ve gerektiğinde operasyon birlikleriyle beraber çalışırdı.
Tüm operasyonlar tek bir merkezden koordine edilmesine rağmen Nexus, kendi içinde uzmanlık alanlarına ayrılmış bağımsız birimlerden oluşurdu.
Saha Birimi, operasyonları planlayan ve hedefleri yakalamakla görevli ajanları barındıran; takip, baskın ve tutuklama süreçlerinden sorumlu bir birimdi.
En çok olmak istenen İz Birimi, delil analizi, kriminal profil oluşturma, stratejik soruşturmaları yürütürdü. Bir cinayetin arkasındaki zihni çözmek asıl amaçlarıydı. Cümle ne kadar havalı geliyorsa “İz Birimi Uzmanı” kalıbı da herkese o kadar havalı geliyor, ancak girerken de cesaret etmek de zorlanılan bir birim oluyordu. Anlaşıldığı üzere her dahil olmak isteyen de olamıyordu.
En havalı bulunan Gölge Birimi, varlığı resmi kayıtlarda olmayan ajanlardan oluşurdu; suç örgütlerine sızabilme yetkisi olan bu ajanlar eğer isterlerse kimlik de değiştirebilirlerdi. Ancak öldüğünüzde bile haberlere çıkmayacağınız bu birim, bir aileye acı haber vermek dışında ne yapıyor, kimse bilgi vermediği için yıllardır muallak bir soru…
Çelik Birimi, yüksek riskli operasyonlarda görev yapan özel müdahale timiydi.
Tüm birimlerin üzerindeyse yalnızca “Merkez” olarak bilinen yönetim kademesi bulunuyordu. Merkez’in kararları sorgulanmaz, bir operasyonu onayladığında geri dönüşü olmazdı.
Nexus’un yazılı olmayan ama herkesin çok iyi bildiği tek bir kuralı vardı: Bir ajan kaybedilebilir, bir görev asla.
Sadece başarılarıyla ve başarılı ajanlarıyla bilinmenin yanı sıra acımasız kurallarla da tanınan bu teşkilat, herkese aynı yemini ettirir ve herkes, görevin kişisel hayattan önce geldiğini bilirdi. Bazılarınca bu yemin onur sayılır, bazılarıysa bir gün o yeminin kendilerini yok edeceğini bilir.
Doğrusunu söylemek gerekirse benim için onurdu. Hiç hayalim ya da hayatım olmadığını söylemek doğru olmazdı ancak hiç tanımadığım, belki günün birinde sadece aynı satırda bir duyguda ya da aynı reklamı izlerken bir tebessümde denk gelme ihtimalimin olduğu insanların, gözümün içine bakıp minnet duyuyor olması verilen bir yeminden daha kıymetliydi.
Terapistime göre bu psikolojik bir temelden gelse de nihayetinde Nexus’a alındım. En başından beri emin olduğum tek şey de alınmamdaki en büyük sebebin bu işi severek yapmam olduğuydu.
Saha Birimi Uzmanı unvanı pek çok kapıyı açabileceği halde kullandığım tek yer aile eviydi. Yıllarca seçimlerine saygı duyuluyor rolü yapılarak ilmek ilmek işlenen ve kafası karıştırılan biri olmanın bedelini böyle ödetmek en nazik intikam yöntemi gibi geliyordu.
Bugün ise idam günümdü; sahip olduğum en değerli şey, Nexus’un bir parçası olmak, yaptığım bir yanlış uğruna elimden alınabilirdi. Bense sadece izleyiciydim çünkü zaten bir hata yapmışken -ki bir hata olduğunu düşünmüyordum- kuracağım diğer cümleler Merkez tarafından daha büyük bir hata olarak değerlendirebilirdi.
“Kurul seni bekliyor,” dedi Ravza. “Topuklu ayakkabılarını giydiğine göre ecel terleri döküyor olmalısın.”
Ayağımdaki az topuklu botlar yerine idamdan önce belki görünümümle kurtaracağımı düşündüğüm siyah topuklu ayakkabılara bakıp gülümsedim. “Sence döküyor muyum?”
Önündeki birkaç evrağı çekmeceye koyup gülümsemeye çalıştı. “Hepimiz döküyoruz.” Kısa bir duraksamanın ardından devam etti. “Biliyorum, senin için sadece evrak işlerinden sorumlu bir memurum. Senin ekibinle çalışıyor olmaktan da doğrusu mutluyum. Çok bir şey paylaşmadığımızı da biliyorum ama yine de gitmeni istemem. Çok uzun zaman sonra keyifli çalışabildiğim ajanlardan birisin.”
“Uzman,” diye düzelttim onu. Ajan, insanların ağzına yakıştırmadığım bir tabirdi.
“Uzmanlardan birisin,” diye düzeltti kendini. “Umuyorum güzel bir sonuç alıp ekibinin başında durmaya devam edebilirsin.”
Teşekkür etmedim ama suratımdaki tebessümde gerçekten görebildiyse bir teşekkürden fazlası vardı. “Sarper buralarda mı?”
Kafasını sallayarak onayladı. “Kurula çıkmadan önce uğrarsın diye seni ofiste bekliyor.”
Adımlarımı ofise çevirdim. Ravza, eğer bir görevdeysek bizimle birlikte, genelde telefonun diğer ucunda bir şey yapmıyor gibi görünüp bizden daha fazla çalışan ofis elemanıydı. Bir görevde olmadığımızda da sıkılırsa başkalarına yardım etme hakkına sahipti. Bugünse ofisin ne kadar gergin olduğunu bildiğinden dış tarafta çalıştığına emindim.
Ofise girip “Günaydın,” dedim kimsenin suratına bakmadan.
Sarper kaçamak bakışlarla kafasını salladı. Hemen arkamdan Ravza ofise girerek yerine oturdu.
“Ne söyleyeceğini biliyorum,” dedim Sarper’e bakarak. Bana bakmaktansa boş ekrana bakıyordu, suratından ne kadar gergin olduğu belliydi. “Evet, bir hata yaptım ama bunun bedelini ekip olarak ödemeyeceğiz. Sizi temin ederim.”
“Problem de bu değil mi patron?” dedi. “Biz senin altında çalışıyoruz. Sen gittiğimiz olaylarda kendini Uzman olarak tanıtırken biz Uzman Yardımcısı olarak tanıtmak zorundayız. Sense inatla tüm suçu üstleniyorsun. Biz gerçekten ekip miyiz?”
Masama yaslanıp kollarımı göğsümde birleştirdim ve sıkıntılı bir nefes verdim. “Suç benimdi,” dedim bastırarak. “Birini darp ettim. Sizlik bir durum yok.”
“Darp mı?” Ne kadar sinirli olduğunu anlamasam gerçekten güldüğünü düşünecektim. “Sadece vurdun.” Bastırarak tekrar etti. “Sadece bir yumruk.”
“Neticede yasak olan bir şey yaptım. Suçlu da olsa onun bir savcının oğlu olduğunu unutmamam gerekiyordu. Ayrıca o oğlan, benden yaklaşık dört saat sonra hapishaneye gönderilirken öldürüldü, unuttun herhalde?”
“Senin bileğin ne kadar güçlü olabilir?” dedi. refleks olarak bileğimi havaya kaldırdım. “Al işte, incecik. Oğlana ne kadar zarar vermiş olabilirsin?”
Öksürerek araya girdi Ravza. “Ben burnu kırıldı diye biliyorum.”
“Felaket olunca konu hemen onun adı gelir,” dedi dişlerinin arasından Ravza’ya Sarper.
Sarper’in ona öfkeli bakışı ve Ravza’nın bakışlarını kaçırması beni güldürdü. Yaptığım şey için pişman değildim ama bu ekipten alınırsam bu ekibi özleyeceğimden emindim.
“Geç kalıyorum,” dedim saatime bakıp.
“Atahan,” dedi Sarper. Uzun zaman sonra ilk kez soy ismimle hitap ediyordu. Genelde işin içinden çıkamayacağımı düşündüğü durumlarda ya da bilgi verirken kullanırdı. Şu anda bana bilgi vereceğini düşünmüyordum. “Lütfen bir ekip olarak kalmamızı sağla.”
Kafamı salladım. Bu umutlu olduğum anlamına gelmiyordu.

Kuruldan içeri bir adım atıp herkese genel bir günaydın dileklerimi sunduktan sonra benim için ayrılmış sandalyeye oturdum. Önümde bir masa ve bana ait bir darp dosyası vardı. Birkaç güvenlik görevlisinin bana bakıp fısıldaştığını gördüm ancak kuruntu yapıyor da olabilirdim.
Nefeslerimi düzgün hale getirmeye çalışarak titreyen ellerime hâkim olmaya çalıştım. Gömleğimin düğmelerinden birini açıp terapistimin öğrettiği nefes egzersizini yapmayı denedim. Bugün burada her ne olursa olsun iyi bir sonuç alamayacağımı biliyor olmak beni geriyordu.
Yargıç yerini alıp, “Herkes hazır mı?” diye sorduğunda hazır olmayan tek kişinin ben olduğumdan emindim. Böylece yargılama başlamıştı.
“Aden Dina Atahan,” dedi sert bir sesle.
Kafamı salladım. Önümdeki mikrofona eğilerek “Benim,” dedim.
“Saha Birimi Uzmanı olarak kendisine ait ekibi olan az sayıda ajanlardan birisin, doğru mu?”
“Doğru,” dedim.
“Görevini kötüye kullandığı düşünülen, hakkında iki şikâyet olan bir delikanlıya seni ekibinin önünde küçük düşürdüğü için yumruk attığın doğru mu?”
Gülümsedim. “Görevini kötüye kullandığı düşünülen ve hakkında iki şikâyet olan bir suçluya beni ekibimin önünde küçük düşürdüğü için değil, hakaret ettiği ve üstüme yürümeye çalıştığı için yumruk attım.”
Gözlüğünün altından klasik bir yargıç bakışı attı. “Suçlu olduğunu nereden biliyorsun?”
“Bu ülkede avukatı kendini aklayana kadar hapse götürülen her birey suçlu değerlendirilir.”
“Sayın Atahan dersine çalışmış,” dedi gülerek ama bu gülüş gerçek değildi. Herkes için de kötü bir etki bıraktığı aşinaydı. “Siz her üzerinize yürüyen ve hakaret edene yumruk mu atıyorsunuz?”
Buradan sonra kurtarabileceğim bir nokta yoktu. “Sayın Yargıç,” dedim nefesimi düzene sokarak. “Şu anda bir savcının oğluna attığım yumruk için mi yargılanıyorum yoksa kamera kaydında üzerime yürümediğini, sadece ailesel bir hakaretten dolayı kendimi tutamadığımı gördüğünüz için mi?”
Kurulda büyük bir uğultu oldu. Şimdi biraz takdirleri toplamış gibiydim ama yeterli olmayacaktı.
“Eğer suçlu olduğu bilinen, şahıs hakkında başka bir fikriniz ya da bilginiz yoksa tabi, cezası kesilmek üzere olan birini darp ettiği için bir ajanınızın başarılarını görmezden gelecekseniz, Nexus tüm ajanlarını doğru için kaybetmeye mahkûm olacaktır.”
Şimdi herkes oldukça sessizdi ancak ben, bunun iyi mi kötü mü olduğunu anlayabilecek durumda değildim.
Ne zamandan beri orada olduğunu bilmediğim müdürüm ayağa kalktı ve konuşmak için izin istedi.
“Uzmanım Aden Atahan’ın yaptığı şeyi savunmuyorum. Ancak sizde uygun görürseniz kendisiyle ilgili teklifimizi dosyada sunduk.”
Yargıç, kafasını sallayarak dosyayı inceledi. Uzun bir bekleyişin ardından, “Uzmanınız bu dosyayı onaylıyor mu?” dedi.
Herkes bana bakarken, “Bu onay gerektiren bir dosya değil,” dedi müdürüm. “Siz onay verdiğiniz takdirde bir mecburiyet.”
Kafasını sallayıp gülümsedi Yargıç. “Sanırım sana verilen en büyük hediye, en güzel ceza olacak,” dedi onaylamadan hemen önce.
“Gidelim,” dedi müdürüm, Aktan Nezir. Herkesin çok korktuğu benimse burada gördüğüm ve sevebildiğim ilk yüz.
Kapıdan çıkarken, “Ne olduğunu söyleyecek misiniz?” dedim. “Kovuldum mu?”
“Zaten kovmayacaklardı,” dedi sertçe. “Aklına bu fikri kim soktu, hiç anlamadım. Ama son konuşmandan sonra minimum altı ay uzaklaştırma alacaktın.”
Onun ofisine giden yolda aniden durup ona baktım. “Ne?” dedim sertçe. “Altı ay çalışamayacak mıyım?”
“Bugün benimle aynı dilde konuştuğuna emin misin?” dedi. Kolumdan çekerek sürükledi ancak bunu çok belli ederek yapmadığı kesindi. “Alacaktın, diyorum. Bunu engellemek için teklif sundum.”
Nihayet odasına girdiğimizde, “Teklif neydi?” dedim. Sakindim. En azından uzaklaştırma almadığım ve görevimden ayrı kalmayacağım için mutluydum.
“Sana yeni bir görev ve statü verilmesiydi,” dedi.
Güldüm. “Ne kadar alt statüye indim?”
“Aksine,” dedi. “Tebrik ederim. Artık İz Birimi Uzmanısın.”
“Şaka yapıyorsunuz, değil mi?” Cümleyi doğru anlayıp anlamadığımdan emin olamıyordum. “Beni uzaklaştırmak yerine rütbemi mi yükselttiniz? Bu pek ceza gibi görünmüyor.”
“Aldığın bu dosya için rütbenin Saha Uzmanı dışında bir rütbe olması gerekiyor. Fakat memnun olabilirsin çünkü ekibinde seninle birlikte çalışacak.”
Masasının önündeki koltuğa oturup, “Bu harika bir haber,” dedim. “Peki, dosya nedir?”
Dosyayla kısa bir bakışmanın ardından kendi önünden bana doğru ittirdi. İlk defa suratında emin olmayan bir ifade, ellerinde hafif bir titreme vardı. “Başka seçeneğin olmadığını umarım biliyorsundur,” dedi.
Dosyayı kendi önüme çektim kafamı hayır anlamında iki yana salladım. “Bu düşündüğüm şey değil, değil mi?” dedim sertçe.
“Aden Atahan,” dedi. “Ya bu dosyayı alırsın ya da süresiz uzaklaştırma için yeniden yargıca gideriz.”
“Bu bir dosya değil,” dedim ayağa kalkarak. “Bu ölüm fermanı.”
Bakışlarında herhangi bir değişiklik ya da en azından yumuşama olmadı, kararlı görünüyordu.
“Seni kurtarmanın başka bir yolu yoktu.”
Dosyanın kapağında tek kelime ve korku duruyordu, ulaşabileceğim bir noktada ama benden çok uzakta beni ve ekibimi bekliyordu.
Büyük harflerle yazılmış bu kelime bir ölüm fermanıydı.
“Tilki,” dedi. “Seni kurtarmanın tek yolu onu sana vermekti.”
Tilki, artık benim ekibimin problemiydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…