8. bölüm · The Terzilerin Mirası

Kuklaların Akşam Yemeği

Can Syz

Jessica, odanın ortasındaki uzun masanın üzerine eski, paslı cerrah aletlerini dizmeye başladı. Kevin ise bir köşede durmuş, suçlulukla karışık bir hayranlıkla Terzi’yi izliyordu.

"Ona bak John," dedi Kevin, duvardaki bir 'bebeği' işaret ederek. "Bu adam bir kadını öldürüp delil yetersizliğinden serbest kalan o yargıç. Bak şimdi ne kadar huzurlu. Artık kimseye zarar veremez. İçinde sadece yumuşak, beyaz yünler var."

John, bağlarını çaktırmadan esnetmeye çalışırken Elias ayağa kalktı. Elinde devasa bir terzi makası vardı. Ağır adımlarla John’a yaklaştı. Elias’ın gözleri tamamen boştu; o artık bu dünyada değil, ipliklerin ve dikişlerin arasındaki o çarpık cennette yaşıyordu.

Elias, makasın ucunu John’un ceketinin ilk düğmesine taktı ve tek bir hamleyle düğmeyi koparıp havada yakaladı. "Bu düğme çok gevşek," dedi Elias, John’un gözlerinin içine bakarak. "Tıpkı vicdanın gibi. Seni yeniden dikmem gerekecek."

Tam o sırada, yukarıdan, tımarhanenin ana kapısının ordan bir gürültü geldi. Bu bir patlama ya da bir saldırı değildi. Bu, John’un gitmeden önce merkezde bıraktığı gizli notun, başka bir dedektif ekibini buraya yönlendirmiş olma ihtimalinin yarattığı bir umuttu. Yoksa bu, sadece binanın kendi çürümüşlüğünden gelen bir çatırtı mıydı?

John, Elias’ın boş gözlerine bakarken, ölümün soğuk nefesini ensesinde değil, tam karşısında, paslı bir makasın ucunda hissediyordu.