2. bölüm · The Four Wıthın
SAKLANANLAR
Onun ellerinden çıkan ateşi gördüğüm an, yıllardır kaçtığım şeyle yüzleştiğimi anladım.Bu bir kaza değildi. Bir anlık öfke ya da korku hiç değildi.
Bu, gerçeğin kendisiydi.
Kapıyı kapattım. Odanın içi sessizdi ama Betty’nin nefesi hâlâ düzensizdi.Gözleri bana bakıyordu ama sanki beni görmüyordu. İçinde bir şey kırılmıştı.
— Kızım… bunu duymuştum ama gerçek olduğunu bilmiyordum, demiştim az önce.
Şimdi o cümlenin ağırlığı ikimizin de omzundaydı.
Betty yatağın kenarına çöktü. Elleri hâlâ titriyordu.Ateş yoktu ama korku geçmemişti.
— Anne, fısıldadı.— Ben kötü biri miyim?
Bu soru…En çok korktuğum soruydu.
Yanına oturdum. Ellerini tuttum. Soğuktu.
— Hayır, dedim kararlı bir sesle.— Sen sadece… farklısın.
Başını kaldırdı. Gözleri doluydu.
— O zaman neden bunu bana hiç söylemedin?
Bir an sustum.Çünkü cevap basit değildi.Çünkü bu suskunluk, yıllar öncesine dayanıyordu.
— Çünkü korktum, dedim sonunda.— Seni kaybetmekten korktum.
Ayağa kalktım. Camdan dışarı baktım.Gece sakindi ama içim hiç öyle değildi.
Bu güç…Benim seçimim değildi.Onun babasının mirasıydı.
Betty’nin bilmediği bir adam vardı.Sadece terk edip giden biri değil, ardında tehlike bırakan biri.
— Baban… dediğimde sesim istemsizce kısıldı.— Baban sandığın adamdan çok daha fazlasıydı.
Arkamdan gelen sessizliği hissettim.
— Velayet davası açmasının sebebi bu, dedim.— Seni istemesinin sebebi bu.
Betty ayağa fırladı.
— Yani beni… bunun için mi istiyor?
Cevap vermedim.Vermeme gerek yoktu.
— Anne, dedi bu sefer daha sert.— Benim başıma ne geliyor?
Derin bir nefes aldım.
— Kontrol etmeyi öğreneceksin, dedim.— Ama bu kolay olmayacak.
O an fark ettim…Artık onu koruyarak değil, hazırlayarak sevebilirdim.
Ve bu, bir annenin yapabileceği en zor şeydi.
**~ Astrid ~**
Gece çok sessizdi.Normalden fazla.
Pencere açıktı ama içeri giren rüzgâr yoktu. Perde bile kıpırdamıyordu.Telefonumun ekranına baktım. Saat 02.17.
Uyumam gerekiyordu.Ama gözlerimi kapattığım an, içimde tuhaf bir huzursuzluk yükseliyordu.
Yatağın içinde doğruldum.Kalbim hızlı atmıyordu. Nefesim de normaldi.Sorun bedenimde değil, başka bir yerdeydi.
Kalkıp pencereye yürüdüm. Dışarı baktım. Sokak lambasının altında bir su birikintisi vardı.Gündüzden kalma.
Işık suyun üzerinde titreşiyordu.Ama… rüzgâr yoktu.
Kaşlarımı çattım.Camı biraz daha açtım.
O an, içimde garip bir his oluştu.Sanki bir adım daha atsam, bir şey olacakmış gibi.
Elimi pencerenin kenarına koydum. Cam soğuktu.Parmaklarımda hafif bir karıncalanma hissettim.
Hemen geri çektim elimi.
— Saçmalıyorsun, Astrid, dedim fısıltıyla.
Yatağa geri döndüm ama bu sefer uzanmadım. Dizlerimi karnıma çekip oturdum.Odaya baktım.
Her şey aynıydı.Ama ben aynı değildim.
Telefonumu elime aldım. Sosyal medyada gezindim.Hiçbir şey ilgimi çekmedi.
Ekranı kapattım.
Gözlerimi kapattığımda bu sefer bir görüntü geldi.Net değildi.Sanki suyun içinden bakıyormuşum gibi bulanıktı.
Bir nefes aldım.Sonra bir tane daha.
Kalbim hızlandı.
Gözlerimi açtım.
Oda karanlıktı ama…Yatağın yanındaki bardakta duran su, hafifçe dalgalanıyordu.
Donakaldım.
Elimi hareket ettirmedim.Nefesimi tuttum.
Dalga bir an sürdü.Sonra durdu.
Bardağa yaklaştım. Elimi uzatmadım.Sadece baktım.
— Yorgunsun, dedim kendi kendime.— Çok yorgunsun.
Ama içimde bir ses buna inanmadı.
Tekrar yatağa uzandım.Bu sefer gözlerimi kapattım ama uyumaya çalışmadım.
Sadece bekledim.
Çünkü içimde bir şey uyanıktı.Ve onun uyumaya niyeti yoktu.
Yatağın kenarına oturdum. Ayaklarım yere değdi. Fayans soğuktu.Işığı açmadım.
Mutfağa yürüdüm. Saatin sesi salonda daha net duyuluyordu.Bardağı lavaboya boşalttım. Yeniden doldurdum.
Musluğu kapattığım anda su yüzeyi hafifçe titreşti.
Bu sefer geri çekilmedim.
Bardağı tezgâha bıraktım. Ellerimi iki yana dayadım.Eğilip yakından baktım.
Hiçbir şey yoktu.Su sakindi.
Dolabı açtım. Bir havlu çıkardım. Tezgâhı sildim.Sanki ıslak kalırsa sorun olacakmış gibi.
Salona geçtim. Balkon kapısı aralıktı.Tamamen açtım.
Gece serindi. Sokak sessizdi. Karşı apartmanda tek bir pencere yanıyordu.Korkuluklara yaslandım. Aşağı baktım.
Bahçedeki süs havuzu karanlıktaydı.
Bir adım attım.
Su dalgalandı.
Olduğu yerde durdum.Geri gitmedim.
Telefonumu çıkardım. Ekran açıldı ama kimseyi aramadım.Ne diyeceğimi bilmiyordum.
Bir süre öyle kaldım. Sonra balkonu kapattım.Işığı yine açmadım.
Odaya döndüm. Yatağa uzandım.Gözlerimi kapattım.
Uyumadım.
Sadece bekledim.
**~ Betty ~**
Sabah uyandığımda ev çok sessizdi.Saatin kaç olduğunu bilmiyordum ama güneş çoktan perdeyi aşmıştı.
Yatağın içinde doğruldum.Elllerime baktım.
Dün gece olanlar gerçekti.Rüya değildi.
Elimi yumruk yaptım. Sonra açtım.Hiçbir şey olmadı.
Rahatlamadım.
Koridora çıktığımda annemin mutfakta olduğunu anladım.Tabak sesleri geliyordu. Bilerek gürültü yapıyordu.Sessizliği doldurmak ister gibi.
Masaya oturdum. Kahvaltı hazırdı ama iştahım yoktu.Annem karşıma geçti. Gözlerimin içine bakmadı.
— Bugün konuşmamız gereken şeyler var, dedi.
Ses tonu sakindi. Fazla sakindi.
— Avukat aradı, diye devam etti.— Babanın açtığı dava için duruşma günü belli oldu.
Kalbim yerinden fırlamadı.Zaten hep oradaydı.
— Ne zaman? dedim.
— İki hafta sonra.
Çay bardağını elime aldım. Cam sıcaktı.Bu iyi değildi.Annem hemen fark etti.
— Betty, dedi.— Sakin kalman gerekiyor.
Bardağı masaya bıraktım.
— Ben sakindim, dedim.— Hep sakindim zaten.
Annem derin bir nefes aldı.
— Bu konular seni sinirlendiriyor.— Ve sen sinirlendiğinde… kontrol zorlaşıyor.
Bakışlarıma karşılık verdi bu sefer.
— Gücünü bilmeden kullanamazsın, dedi.— Ama bastırarak da yaşayamazsın.
— Peki ne yapacağım? dedim.
Bir an durdu.Sanki doğru cevabı seçmeye çalışıyordu.
— Şimdilik hiçbir şey, dedi.— Sadece dikkat edeceksin.
Başımı salladım.Ama bu cevap içimi rahatlatmadı.
Çünkü sorun şu değildi:Ne yapacağımı bilmemek.
Sorun, bir şeylerin benden saklanıyor olmasıydı.
