8. bölüm · Ters Kalp

Yabancı Bakışlar ve Tanıdık Sızılar

Gizem Yüksel

Evet, burada yaşıyorum" dedi yalnızca. Gözleri üzerimde fazla uzun geziniyordu ve çok dikkatliydi. Hafifçe öksürdüm, gözleri gözlerime ulaştı. "Adınız nedir?"
"Yasmin, sizin adınız nedir?"
"Memnun oldum Yasmin hanım, ben de Sonat"
"Ben de memnun oldum Sonat bey, isminiz çok güzelmiş" dedim, gerçekten de hoş bir isimdi. Gülümsedi, gamzeleri vardı. Bu da benim hoşuma gitti çünkü gamzeli erkekleri severdim. Adam Betty'e büyük bir ilgiyle bakıyordu, "Sevebilir miyim?" dedi. Başımı salladım, adam usulca elini uzatırken Betty hırladı. Asla yapmazdı, şaşırdım. Sonat bey "Galiba benden hoşlanmadı" dediğinde ben de gülümsedim. Haklıydı, asansörün kapısı açıldığında "Görüşmek üzere" dedim. Sonat bey gülümsemesini sürdürürken "Görüşeceğimize eminim" dedi. Asansörden indim, ne demek istemişti? Ben galiba biraz saftım çünkü anlamamıştım. Betty'le birlikte binadan çıktık, hava çok güzeldi. Kot ceketimi giymedim, bir süre sakince yürüdük. Betty havlayınca başımı yerden kaldırdım ve karşıdan gelen benim kadar doberman cinsi köpeği gördüm. Kayışsız olduğunu görünce panikledim ve Betty'i kucağıma alıp kapısı açık olan bir müstakil evin bahçesine daldım. Kapıyı da kapatım. Bu insanlar neden bu kadar sorumsuzdu? O köpek Betty'i ve bir çocuğu rahatlıkla parçalayabilirdi. Adam ve köpek geçene kadar bekledim. Onlar gidince bahçeden çıktım ve Betty'e "Annem gördüm mü ne kadar sorumsuz insan var" dedim. Betty'le sık sık konuşurdum evladım gibiydi. Arabamın çekildiği yere gidip işlemleri halledip arabamı aldım. Arabama isim koymam herkesi şaşırtıyordu ama ben ailesine, eşyalarına fazla bağlı bir insandım.

Eve gelmiş güzel bir duş almıştım, bakımlarımı da yapmış yatakta yatıyordum. Betty yanımda uyuyordu, telefonuma bildirim geldi. Uzanıp komodinden aldım Instagram'dan gelmişti. Alaz'ın mesaj attığını görünce tıkladım. "Yarın buluşuyor muyuz?," yazmıştı. Düşündüm benim için uygundu.
"Benim için uygun, olur." Cevap verip telefonu tekrar fırlattım. Kitabımı alıp okumaya devam ettim. Kurtlarla Koşan Kadınlar'ı okuyordum. Telefon çalınca kitabı dikkatlice bırakıp telefonu aldım. Babam arıyordu, açtım. "Prensesim nasılsın?"
"İyiyim baba, sen?"
"İyiyim güzel kızım, annem de iyi Mert'le oturuyorlar."
Burukça güldüm "İşler nasıl gidiyor?"
"Beni boşver kızım, sen anlat neler yapıyorsun?"
"Baba daha dün anlattım" dedim yalandan sitemle. Güldü "Senle ilgili hiçbir şeyi dinlerken sıkılamıyorum. Hem seni çok özledim prensesim" dedi bastıra bastıra. Tam gülerek cevap verecektim ki annemin buz gibi sesi geldi "Yine onunla mı konuşuyorsun Adnan? Bırak ailene vakit ayır!" Sözlerine acı acı gülümsedim, o hep böyleydi. Babam "Leyla sus" dedi ama o kadın "Sen Mert'in babasının çocuğa zaman ayır ilgilen. Şimdi kapat şu telefonu hemen!" dedi emrederek. Babam "Yasmin ben kapatıyorum kızım. Görüşürüz" dedi. Dolu gözlerimle "Tamam" dedim. Babam ses tonumdan anlamış olmalıydı "Sen ağlıyor-" telefonu kapattım. Gözlerimi yummamla birlikte yaşlar süzüldü. Annem hep böyleydi ona anne demeye bin şahit isterdi. Ben ona ne yapmış olabilirdim ki? Sonuçta Mert'i seviyordu beni sevmiyordu, bir kere bile kızım dememişti. Ağlamaya başlamamla kalbim varlığını hatırlatmak ister gibi sızladı. Elimi kalbime attım. Betty kucağıma yattı, teselli oldu bana. Gözlerimi yumdum ve uykunun kollarına bıraktım kendimi.

Gece sık sık uyandığımdan başım ağrıyordu ama güzelce hazırlanmıştım. Üzerine kayık yaka bordo kısa bir bluz giydim, altıma siyah palazo pantolan. Ayağıma ise sivri burun bordo topluklu ayakkabılar giymiştim. Takılarımı takıp hafif bir makyaj yapınca hazırdım. Betty' i evde bırakacaktım. Yatağın üzerine attığım bordo çantayı da aldım. Hazıdım ve güzel görünüyordum. "Betty'" diye bağırdım. Mutfakta mamasını yiyor olmalıydı ama her çağırdığımda gelirdi, bu hep böyle olmuştu. Koşarak giyinme odasına girdiğinde yanılmadığım için gülümsedim. Kuyruğunu sallayarak dizlerimin dibine yattı, yere eğildim ve koca göbeğini okşadım. Onu evde yalnız bırakmak istemiyordum ama başka çarem yoktu, onu iş yerine götürmezdim.

Taksiden inip emin adımlarla ilerledim, daha yeni kaza yaptığım için arabayı kullanmak istememiştim. İş yerimin kapısındaydım. İşimi ve iş yerimi seviyordum buraya gelmek için sanılanın aksine kendim çabalamıştım. İçeriye girip etrafıma baktım ama kimseyi görmedim. Dün programıma baktığımda iki hastam olduğunu görmüştüm, aslında bir taneydi ama gece birisi arayıp ..... ısrarla randavu istemiş o da kabul etmişti. Adını hatırlamıyordum. Üst katta yani odama çıkan merdivenlere adımımı attığım an kliniğin temizliğini yapan Tuğba abla içeriye girdi, elinde kova vardı. Gülümseyerek "Günaydın abla" dedim. Tuğba abla kırklı yaşlarında kendi halinde bir kadındı. İki çocuğu vardı ve kocası dört sene önce ölmüştü. Çocuklarına destek olmak için hak ettiğinden daha fazlasını ona ödüyordum. "Günaydın kızım" dediğinde kalbimde bir nokta sızladı. Çok sevecen bir kız olduğundan herkese kızım derdi ama annemden bir kez bile bu kelimeyi duyamamış olmak kalbimi acıyordu. "Günaydın" diyebildim yalnızca. Aklıma ısrarla randevu alan kişi gelince merdivenleri inip danışmadaki Melisa'ya "Gece arayıp randevu alan kim, adı ne diye sordum?" Melisa kağıdı eline alıp dudaklarını araladı,