5. bölüm / 5
Tenha5.Bölüm
Bölümler 5Şu an: 5.Bölüm
- 1 1.Bölüm773 kelime
- 2 2.Bölüm801 kelime
- 3 3.Bölüm2.105 kelime
- 4 4.Bölüm803 kelime
- 5 5.Bölüm3.066 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Kıvanç'ın anlatımıyla) (Saatler önce)*Gözlerimi açtığımda hiçbir şey hatırlamıyordum. Etrafımda Fırat, Ömer, Caner vardı. Başımda dikiliyorlardı. Kolumda serum vardı ve hiç tanımadığım bir yerdeydim.- "N'oluyor? Neredeyim ben?" Etrafa bakınıyordum fakat hiçbir şey hatırlamıyordum.- "Abi hatırlamıyor musun?"- "Hayır, hatırlamıyorum."- "Abi, karga..."- "Ne kargası ne Fırat, söyle."- "Abi, karga seni vurdu ya." Ses beynimde birkaç kez yankılandıktan sonra hatırlamaya başladım.- "Alya..." dedim ve devamını yavaşça getirdim. "Alya nerede?"- "Abi şey..." Bunun arkasından kötü bir şey geleceği kesindi.- "Şey ne Fırat? Ne söylesene hadi."- "Abi yok. Sen vurulduktan sonra panik haliyle gözden kayboldu."- "Ne? Ne demek oğlum kayboldu? Sahip çıkamadınız mı lan küçücük kıza?"- "Abi küçücük kız dediğin 21 yaşında."- "Neyse ne Fırat, neyse ne. Ne yapıyordunuz lan o sırada? 15 tane adamın biri bile sahip çıkamadı mı?"- "Abi o kurşuna bakıyordu. Biz de malzeme almaya gitmiştik."- "15 kişi mi gittiniz Fırat? Delirtme oğlum beni. O şerefsizin elinde ne yapacak o kız?" Kolumdaki serumu çekip çıkardım ve ayağa kalkıp üstüme tişörtümü geçirdim. Yaram acıyordu ama şu an benden daha önemli olan şeyler vardı.- "Abi dur, kalkamazsın. En az 2 gün dinlenmen gerek."- "Ne yapayım Fırat, ne yapayım? S*kerim iki gününü. Ben burada iki gün yatayım, o kız orada canıyla cebelleşsin, değil mi Fırat? Salak salak konuşmayın, benim de canımı sıkmayın. Düşün peşime." Kafayı yemek üzereydim. O civcivi bu sefer yaşatmayacaktım. Suç bir tık da bendeydi aslında ama şu an sinirden bunu düşünecek halim yoktu. O piç kurusunun Alya'ya yapabileceği şeyleri düşünmek bile istemiyordum. Tehditten ölüme kadar gidebilirdi ve bunlar 2 saatte gerçekleşebilirdi.- "Umarım onları bulduğumuzda geç kalmış olmayız. Eğer öyle bir şey olursa korkun benden Fırat. Tamam güzelim, korkun." derken Fırat'ın sertçe omzunu sıkıyordum ve bunun neredeyse farkında bile değildim. Sinirden neredeyse birini öldürecektim. Sakin kalamıyordum. Arabaya vardığımızda:- "Fırat, direksiyona geç. Ömer, sen de gel bizle. Caner, sen git adamları topla. Biz önden gireceğiz, siz arkadan gelirsiniz." Fırat'ın yanında oturuyordum ve ayrıca şu civcivin konumunu bulmaya çalışıyordum.- "Konumunu bulabildiniz mi?"- "Hayır abi, nereden bulalım?"- "Ne demek lan nereden bulalım? Şu s*ktiğimin plakasını almadınız mı oğlum? O kadar aklınız yok mu?"- "Abi o anki kargaşayla alamadık."- "Ya oğlum ne yapacağız şimdi, ne yapacağız? Kız kim bilir ne halde. Öldürdü mü, işkence mi ediyor? Nereden bileceğiz oğlum? Aklımla oynamayın benim."- "Abi, telefonumda karganın eski arabasının plakası kayıtlıymış." dedi Ömer.- "Tamam, konumunu bulabilir misin?"- "Bulurum abi, bir dakika bekleyin."- "Hızlı ol hadi oğlum, hadi."- "Abi buldum da, buradan 5 saat uzaklığında."- "Emin misin oğlum, bir yanlışlık olmasın?"- "Yok abi, bu arabayla gelmişlerdi villaya."- "Allah kahretsin, a*ına koyduğumun civcivi. Hele o kıza bir dokunsun, var ya yaşatmam. Mezarda da rahat bırakmam. Hızlı ol oğlum. Kestirme mestirme ne varsa, yolu kısaltacak hepsini kullan." Olabildiğince hızlı gidiyorduk. Saat en geç sabah 8'di.- "Saat kaç Ömer?"- "7.30 abi."- "En geç 1.00'da orada olmamız lazım. Ha bir de ben kaç saattir yatıyorum?"- "Abi olay akşam 8 gibi oldu. Sen saat 6'ya kadar yattın. Biz de kurşunu falan çıkardık işte. Allah'tan kurşun yağ tabakasına denk gelmiş abi, neredeyse kasını bile geçememiş."- "İyi tamam. Kaç saat gösteriyor şu an?"- "Kestirmelerle 4 saat falan."- "Onu üç saate indir Fırat."- "Abi olabildiğince hızlı gidip kestirme kullanıyorum, daha ne yapayım?"- "Gerekirse iki yüz elliyle git Fırat."- "Abi hız sınırı 150."- "Ne yapayım Fırat, ben onu mu düşünüyorum şu an?"- "Abi tamam sakin ol, gidiyorum işte."- "Oraya gittiğimizde o kıza bir şey olmuş olsun, var ya Fırat, sizin de o civcivin de ebesi..."- "Aaaa abi, hiç oluyor mu ana şu an? Ayıp ayıp." dedi Ömer.- "Ömer kes sesini, ikimizi de çiğ çiğ yiyecek şimdi."- "Oo bak ne güzel dedi. Kes sesini Ömer, yoksa o civciv yerine seni döveceğim şimdi."- "Tamam abi yaaa."- "Canerler geliyor mu, sor bakayım."- "Abi geliyorlardı en sonda."- "Eee?"- "Kaza yapmışlar abi."- "Ne, kaza mı yapmışlar? Ben böyle işin var ya..."- "Abi tamam sakin ol. Arabada hasar yok da, yayaya çarpmışlar."- "Sorun araba mı sence Fırat?"- "Ne abi..."- "Ananın a*ı Fırat. Gerizekalı, sıkıntı Caner'in kaza yapması ve bizi tek bırakması. Anladın mı güzelim?"- "Tamam abi, sen biraz sakin olur musun?"- "Nasıl olayım Fırat? Kız o civcivin yanında, 5 saat uzaklıktayız. Nasıl sakin olayım?"- "Eee tabii, yenge bordo çizgimiz." dedi Ömer.- "Bordo çizgimiz ne lan." dedi Fırat.- "Abi hani kırmızı çizgimiz var ya, bu bordo çizgilik bir mesele." dedi Ömer.- "Ya salak mısın? İkimizin de kafasına bordo çizgi atacak şimdi."- "Oğlum siz Alya'ya niye yenge diyorsunuz?"- "Yenge değil mi abi?"- "Değil Fırat." dedim onu iğneleyerek ve bir sigara yaktım. Camı hafif araladım ve içmeye başladım. O civcivi bulduğum yerde öldüresim vardı. Kendime hakim olmamalıydım ama bu pek mümkün gibi görünmüyordu.*(4 saat sonra)*- "Abi, konum sağı gösteriyor ama sağda sadece boş arazi var."- "Tamam, bir bakalım." Arabadan indik ve araziye girdik. Etrafa bakınıyordum. Kulübe tarzı bir şey arıyordum ama burada bırak kulübeyi, duvar bile yoktu.- "Abi şu karganın eski arabası değil mi?" dedi Ömer.- "plakası kayıtlı olan araba işte abi, bu."- "Has s*ktir, arabayı buraya bırakmış. Kendisi yok abi."- "Sabır, sabır. Siz ne kadar gerizekalı insanlarsınız ya. Bu kadar mal olunmaz ki. İnsan bir emin olur, sonra beş saatlik yola çıkar, değil mi gerizekalılar?"- "Abi plaka burayı gösteriyordu, ne yapalım?"- "Ne yapacağız oğlum şimdi? Hadi söyle, ne yapacağız oğlum?" Kendime hakim olamayıp çok kötü bağırdım ve Fırat ile Ömer'in buz kesmesine sebep oldum sanırım.- "Siz beni delirtmek mi istiyorsunuz oğlum? Düzgün yapın lan işinizi. Bir hata daha kabul etmem. Eski adamım da demem, atarım sizi işten."- "Abi, karga oyun oynuyor büyük ihtimalle. Buraya yakın bir yerde, bizim geri döneceğimizi düşünüyor."- "İşine gelince mantıklı olabiliyormuşsun Fıratçım." dedim soru sorar gibi bir ses tonuyla. O sırada bir ayak sesi geldi. Etrafıma bakındım ve kimseyi göremedim. Çocuklar oldukları yerde duruyorlardı. Silahımı çıkardım ve ses gelen tarafa doğrulttum. Aynı zamanda çocuklar da silahını çıkardı. Tekrar bir ses geldi ama bu sefer zıt yöndeydi.- "Birden fazla kişi var, dikkat edin." Öne doğru bir adım attım ve çocukları arkama aldım. Üçgen şeklinde duruyorduk. Tam sesler durmuşken bir silah sesi geldi. Refleks olarak geri çekildim ve kurşun Ömer'e isabet etti.- "Abi, Ömer'e geldi." dedi Fırat endişeli bir sesle.- "Koçum iyi misin?" İlk defa vurulmadığı için bunun sorun olacağını düşünmüyordum zaten. Omzuna isabet etmişti.- "İyiyim abi, sıkıntı yok. Sıyırdı zaten. Girmedi bile kurşun."- "Hedef Ömer değildi. Geri çekilmeseydim benim göğsüme denk gelecekti." dedim zeki bir tavırla.- "Abi ben galiba karganın nerede olduğunu buldum."- "Nerede Fıratçım peki?"- "Geçen sözde borç aldığımız, parantezle borcumuz yok, villada olabilirler abi."- "Aferin koçum sana, aferin. İşine gelince çalışıyor o kalın kafan."- "Abi ayıp oluyor ama." dedi Fırat. Elimle gelmelerini işaret ettim ve arabaya doğru yürüdüm. Arabaya bindiğimiz gibi camı aralayıp bir sigara daha yaktım.- "Abi." dediği gibi Ömer'in ne istediğini anladım ve bir sigara da ona uzattım.- "Senin dediğin yer ne kadar uzaklıkta Fırat? Saat bir oldu."- "Yarım saat gösteriyor abi."- "Tamam koçum. Beni daha fazla sinir etmezseniz sevinirim, tamam mı canlarım?" Bunları dişlerimi sıkarak ve aynı zamanda da Fırat'ın omzumu sıkarak söylüyordum. O sırada Ömer bir şarkı açtı. Girişinden hangi şarkı olduğunu anladım. Bu Yaşar'ın KUMRALIM şarkısıydı."HÜZÜNLER BAŞIMA VURDU YİNESEVGİN ÇIKMAZ YOLLARINDA SENİN DOLAYLARINDASANA DAİR HASRETİM YÜZYILLARDAN KALMA AKLIMI KAÇIRIYORUM BU CİNNET AKŞAMLARINDA"Tam o sırada Ömer de şarkıya eşlik etmeye başlamıştı. Vermek istedikleri mesajı anlamıştım ama çaktırmıyordum. Alya'yı sevdiğimi düşündükleri ve Alya kumral olduğu için bu şarkıyı açmışlardı."ORDA HER KİMİNLEYSEN BELKİ SEVGİLİNLEYSEN SÖYLE KUMRALIM İÇİN SIZLAMAZ MI"- "Ömer, kapat şunu." dedim sinirli bir ses tonuyla.- "N'oldu abi? Yengenin kargayla olduğunu bildiğin için 'SEVGİLİN' lafı ağır mı geldi?" Utanmasa kahkahalarla gülecekti.- "Ömercim, omzuna gelen kurşunun kafana gelmesini istemiyorsan kapat çeneni." diye hırladım bildiğin.- "Ömer sus artık, dövecek şimdi bizi."- "Tamam ne dedik sanki yaaa." diye söylendi Ömer. Acaba arazide bize ateş açan kimdi? Tahminimce karganın adamları olabilirdi. Gerçi bende düşman çok, biri gider biri gelir.- "Arkamızdaki siyah araba yola çıktığımızdan beri bizi takip ediyor abi."- "Kimler ki acaba?"- "Oğlum bende düşman çok, biri gidiyor biri geliyor."- "Abi konumuz o mu sence? İlk önce arazide ateş açtılar, sonra takip ediliyoruz. Kim lan bunlar?" dedi Fırat mantıklı bir ses tonuyla.- "Bence kesin karga abi."- "Öğreniriz şimdi." Fırat arabayı durdurdu ve üçümüz de içinden indik. Mecburen arkamızdaki araba da durmuştu ve onlar da şimdi arabadan iniyorlardı. Onlar da üç kişiydi ve bu arazide bize ateş açan kişiler olma riskini daha da arttırıyordu. Çünkü biz üçgen şeklinde duruyorduk ve üç taraftan ses geliyordu. Her biri birimizin tarafında duruyor olmalıydılar.- "Hayırdır birader, niye durdun?"- "Belki belamı arıyorumdur." dedim meydan okur gibi bir sesle.- "Bence de arıyorsun da seninle şimdi uğraşamayacağım. Bin arabana sür haydi." Benim gibi o da liderleriydi büyük ihtimalle ve simaları aşırı tanıdık geliyorlardı. Bunlar karganın adamı olamazdı çünkü biz 5 saattir yoldayız ve artı yarım saatte gidecekleri yer. Artı bizi şaşırtmak için zeka lazımdı. Yani bu kadar kısa sürede yeni adam bulamazdı. Evet, karganın bütün adamlarını tanıyordum.- "Yok kardeş, sağ ol. Sen bas git, yorma kendini." O sırada gözüme arabanın plakası takıldı. Bu arazideki arabaydı. Çaktırmadan:- "Arazideki araba bu." diye Fırat'a mırıldandım. Adamları gözüm bir yerden ısırıyordu ama çıkaramıyordum. Karganın adamları olduğu kesindi çünkü bu arazideki arabaydı. Zekamın çok çalıştığı doğrudur.- "N'oldu kardeş, çıkaramadınız mı kim olduğumuzu?"- "Ben seni şimdi bir çıkarırım." diye öne atıldı Fırat. Tek elimi yana, yani Fırat'ın olduğu yere uzatıp onu durdurdum.- "Oğlum bir sakin. Neymiş dertleri, anlarız şimdi."- "Derdimiz falan yok bizim birader."- "Ne diye sabahtan beri götümüzde dolanıyorsun o zaman?"- "Ne diyorsun şan sen?" Bu sefer öne atılan onun adamıydı. O da aynı benim gibi adamını durdurdu. Ortam gerilmişti. Her an çatışma çıkabilirdi. Bu yüzden tetikte olmamız gerekiyordu.- "Hadi kardeşim, hadi bas git. Yoksa elimden bir kaza çıkacak." dedim ve yavaştan kim olduklarını çıkarıyor gibiydim. Bunlar Caner'in eski çalıştığı yerdeki düşmanlarıydı ve şimdi Caner'e inat olsun diye karganın tarafına geçmişlerdi.- "Gitmiyorum birader, var mı başka isteğin?" Bunu dediği gibi gözüm döndü ve adamın yakasına yapıştım.- "İnşallah o kazayla bir ilginiz yoktur." Onu daha da ittirip arabanın ön yüzeyine yatırdım ve üzerinden bakarak konuşuyordum. O sırada Ömerler de diğerlerini tutuyordu.- "Ne kazası lan, ne diyorsun sen?"- "Şöyle bir kaza." deyip yumruğumu yüzüne geçirdim. O şok etkisiyle kıvranırken ben de silahımı çıkarıp arabanın tekerleklerine ateş ettim.- "Böyle bir kaza olmuş, kusura bakmayın." Fıratlara kafamla işaret verip arabaya binmelerini söyledim. Onlar da diğer ikisini etkisiz hale getirmişlerdi. Arabaya bindik ve bindiğimiz gibi Fırat gaza basmaya başladı. Ömer kahkahalarla gülüyordu.- "Abi, abi hahahaha." Gülmekten konuşamıyordu.- "Abi çok iyidiiiii. Bütün hırsımı attım valla, oh karnım ağrıdı gülmekten yaa."- "Abi harbiden buna ihtiyacımız varmış. Aşırı rahatladım."- "Bende oğlum, bende. Ama Alya'yı bulursak daha da rahatlayacağım."- "Yalnız abimin karizması der susarım. Tekerlere ateş ederken bir karizmaydın var ya abi, auran tavan yani."- "Eyvallah koçum, siz de iyiydiniz ha."- "Eee biz de deriniz abi." dedi Fırat ve sırıttı. Ben de sırıttım. Keyfim biraz olsun yerime gelmişti ama hâlâ sinirlerimin tamamen yatıştığı söylenemezdi. Oraya vardığımızda ne olacağını biraz da olsa tahmin edebiliyordum. Muhtemelen kapıyı kıracaktım. Karga ve adamlarını etkisiz hale getirip daha sonra da Alya'yı alacaktım. İki seçenek var. Eğer Alya kötü bir haldeyse tekrar onların icabına bakmaya gidecektim. Ama iyi haldeyse basıp gidecektim. Umarım ikinci seçenek olurdu.*(Yarım saat sonra)*Karganın kapısındaydık. Kapıyı yumrukluyordum, o da açmıyordu tabii.- "P_ç herifciğim, kapıyı açar mısın?"- "Açmam p_ç herifciğim." Fırat'a eğildim ve:- "E benden günah gitti o zaman." Fırat kafasını olumlu anlamda salladıktan sonra ikimiz de kapıya üç kere omuzumuzla vurduk. Ömer vuramıyordu çünkü solaktı ve kurşun sol omzuna gelmişti. İki kere daha vurduktan sonra kapı kırıldı. Silahımı çıkardığım gibi kargaya doğrulttum ve ateş ettim. Ardından da adamlarına. Bunları hiç düşünmeden yaptım çünkü gözüm dönmüştü. Sonra Alya'ya seslendim. Kapısı kilitli bir oda gördüm ve oraya gidip kapıyı kırdım. Alya perişan haldeydi. Hemen yanına gittim ve astım ilacını ağzına sıktım. Ardından ipleri çözdüm ve Alya'yı kucağıma aldım. Odadan çıktık ve yerde kıvranan karga ve adamlarının yanından geçtik. Alya'yı arabaya bıraktım ve tekrar içeri girdim. Kargayı yerden yakasından tutup kaldırdım ve yüzüne bir yumruk attım. Ardından bir tane daha ve bir tane daha.- "İşte şimdi oldu. Aklını başına toplamışsındır inşallah p_ç herifciğim." dedim ve Fıratlara işaret verip çıktık. Alya'yı artık çok iyi korumam gerekiyordu.*(Alya'nın ağzından)*Hayat içinde siyah da olan bir gökkuşağıdır. Oysa benim gökkuşağım tamamen siyahtı. Ve kurtulamıyorum bu siyahtan. Hayatım ne zaman renklense o zaman siyah içine alıyordu o rengi. İşin içinde ben varsam işler yolunda gitmezdi. Benim siyahım o işi de kaplardı. Oysaki siyah benim en sevdiğim renkti.Arabadaydık. Kıvanç bana pansuman yaptıktan sonra arka koltuğa benimle binip beni bacağına yatırdı. Canım çok yanıyordu. Bacaklarımı kendime çekmiş Kıvanç'ın yanında yatıyordum. Arabayı Fırat kullanıyordu. Ömer de ön koltukta oturuyordu. Gözyaşlarımın akmasına engel olamıyordum. Belki o an çok sakin kalmış olabilirdim ama şu an olayların etkisinden çıkamamıştım. Her gözümü kapattığımda karga ve adamlarının yerde yatan kan içindeki bedenleri gözümün önüne geliyordu. Daha ne kadar karanlıkta kalacaktım ben? Hiç aydınlanmayacak mıydım? Her hareketimde karnıma kramplar giriyordu. Hafifçe kıpırdandım ve canım o kadar çok yandı ki ağzımdan çıkan minik sessiz çığlığa engel olamadım.- "N'oldu Alya, iyi misin?"- "Karnım çok ağrıyor. Her hareketimde kramp giriyor." dediğim gibi Kıvanç'ın kaşları çatıldı. Sinirlendiğini çok net görebiliyordum.- "Nerene vurdu?"- "Yüzüme ve karnıma."- "Sabır, sabır. Az bile yaptım ben ona. Daha fazlasını yapardım da neyse."- "Sen beni arabaya bıraktıktan sonra tekrar içeri girip ne yaptın?"- "O şerefsizin anasını ağlattım. Çok yanıyor mu canın?" Gözyaşlarıma hâlâ engel olamıyordum. Kafamı kaldırıp masumca ona baktım ve başımı "evet" anlamında salladım.- "Ağlıyor musun sen? Geçti merak etme "Geçmeyecek,beni yanında tuttuğun sürece geçmeyecek" dedim ve dizinden doğrulmaya çalıştım ama karnım o kadar çok ağrıyordu ki bunu bile yapamıyordum.- "Kalkma Alya, kalkma. Canın yanıyor." Hiçbir şey söylemedim ve elimi karnıma koydum. Yavaşça kıpırdandım ve tekrar elimde olmadan bir çığlık attım.- "Alya hareket etme, yat böyle."- "Kıvanç, canım çok yanıyor. Korkuyorum."- "Neyden, neyden korkuyorsun Alya?"- "Olacaklardan. Ben kendimi güvende hissetmiyorum."- "Merak etme, bir daha elini süremeyecek sana. Hele bir denesin, o eli onun müsait bir yerine..." Eve yaklaşmıştık, hatta gelmiştik. Fırat arabayı durdurdu ve Kıvanç arabadan indi. Ardından da beni kucağına aldı ve eve girdik.- "Caner neredesin oğlum?"- "Abi, Caner yok."- "Ne demek yok?"- "Abi, karakolda. Çarptığı adam hastanedeymiş, durumu çok ağırmış."- "Allah kahretsin oğlum. Kız bu halde görmüyor musun? Ne yapacağız?" dedi ve söylenerek beni odama getirdi. Yatağa yatırdı.- "Canın yanıyor mu hâlâ?"- "Evet, hareket edemiyorum."- "Neden olabilir peki? Profesör olan sensin."- "Şiddetli darbe yüzünden kasılmış olabilir ama çok önemli bir sorun değil. Bir iki gün dinlenirsem geçer."- "Emin misin peki?"- "Evet, çok önemli değil. Boş ver."- "Tamam o zaman. Bir şey olursa seslenirsin. Sakın kalkmaya çalışma, bana seslen. İçerideyim ben."- "Tamam, sağ ol." Kıvanç odadan çıktı ve kapıyı da kapattı. Kendimi çok kötü hissediyordum. Kendi başıma bela açmıştım resmen. Yavaşça doğrulmaya çalıştım ve canım fazlasıyla yandı. Kolumu kaldıracak halim yoktu fakat üstümü değiştirmem gerekiyordu. Zorlukla ayağa kalktım. Şu an çığlık atmamak için zor tutuyordum. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve elim istemsizce karnıma gitti. Yataktan tutunarak ayakta duruyordum. Dolaba kadar zorlukla yürüdüm ve içinden bir tişört çıkardım. Üstümdeki tişörtü de çıkardım ve dolaptan aldığım tişörtü tam üzerime geçiriyordum ki kapı açıldı. Giren Kıvanç'tı.- "Kıvanç ne yapıyorsun? Her seferinde şu odaya pat diye girmek zorunda mısın?"- "Neden ayaktasın sen?"- "Kaplumbağa deden Kıvanç, çık odadan."- "Hani beni çağıracaktın?"- "Üstümü değiştirirken mi?"- "Beni delirtme Alya. Daha ayakta duramıyorsun." Haklıydı. Yataktan tutunmadan ayakta duramıyordum ama üstümü değiştirirken de onu çağıramazdım.- "Kıvanç, çık dışarı." Tişörtü üzerime hızlıca geçirdim ve karnım o kadar ağrıyordu ki elimi karnımın üzerine koydum ve dizlerimin üzerine çöktüm.- "Dur işte, bak bu yüzden diyorum. Gel şuraya." Beni yerden kaldırdı ve yatağa yatırdı.- "Kıvanç..." Nefes nefese kalmıştım.- "Hay s_keyim senin astımını. Sabır ya." Cebinden ilacımı çıkardı ve ağzıma sıktı. Rahat bir nefes aldıktan sonra hafifçe doğruldum. Karnımın ağrısı çok az da olsa geçmişti.- "Al, ağrı kesici getirdim. İç şunu."- "Olmaz, kas ağrısına çok fazla etki etmez."- "Alya, iç şunu." Kıvanç'ın yüzündeki ifadeyi görünce mecburen içmek zorunda kaldım.- "Caner geldi mi?"- "Yok, nezarette şu an. N'oldu ki?"- "Canım çok yanıyor."- "Hastaneye gidelim mi?"- "Hayır, hayır hastane olmaz."- "Neden?"- "Olmaz, olmaz hastane falan. Nefret ederim ben hastanelerden."- "Neden?"- "Boş ver sen, çık hadi."- "Alya canın yanıyor. Bırak götüreyim hastaneye."- "Hayır Kıvanç, olmaz."- "Bir kerede söz dinle be." dedi ve dediği gibi kendimi kucağında buldum. Normalde karşı koyardım ama şu an canım fazlasıyla yanıyordu.- "Kıvanç lütfen, gitmeyelim hastaneye."- "Alya gitmek zorundayız."- "Hayır, hayır gitmeyelim lütfen." Gözümden akan bir damla yaşa engel olamadım.- "Ya neden ama neden?"*(5 yıl önce) (Yazarın ağzından)*Alya sabah kalkmıştı ve sakin kahvaltısını yapıyordu ve aynı zamanda da okula hazırlanıyordu. En sonunda hazırlığını bitirip evden çıktı. Annesi, babası ve abisi şehir dışındaydı. Abisinin okulu için bir haftalığına gitmişlerdi. Alya evin tadını çıkarıyordu. Evde tek kalmayı seviyordu.Beş dakikalık bir yürüyüşten sonra okula vardı. Okulu eve çok yakındı. İlk ders başlamıştı. Hemen sınıfına geçti ve yerine oturdu. Ardından da hoca sınıfa girdi. Gayet normal giden bir derste, Alya'nın telefonuna dayısından sayısız mesaj gelmişti. Mesajlara baktığında da dünya başına yıkıldı. Gelen mesajda annesi, babası ve abisi trafik kazası geçirmişti. Alya dizlerinin üzerine çökmüş, gelen haberin şokuyla öylece duruyordu. Ardından arkadaşının onu sarsmasından sonra kendine geldi ve gözyaşları yanaklarını ıslatmaya başladı. Titreyen elleriyle dayısını aradı ve dayısının okulun kapısının önünde olduğunu öğrendi. Aceleyle okuldan çıktı ve arabaya bindi. Dayısından detayları almaya çalışırken dayısının çok gergin olduğunu anladı. Bir şeyler ters gidiyordu.- "Dayı ne oldu, annemlere bir şey mi oldu?"- "Annenler, annenler..."- "Dayı söylesene ne oldu?"- "Kazadan sağ çıkamadılar yavrum. Hastanede üçü de vefat etti. Çok üzgünüm."- "Dayı, dayı ne diyorsun sen?" Alya'nın astım krizi başlamıştı. Ellerini saçlarına daldırıyor, nefes almaya çalışıyordu. Dayısının bağırışları duyduğu son şeydi. Gözlerini hastanede açtı ve beş gün boyunca hastanede kaldı. O günden beri hastanelerden nefret ediyordu.*(Günümüz) (Alya'nın ağzından)*Kıvanç beni dinlemeyip beni hastaneye getirmişti. Hastanelerden nefret ediyordum ve burayı görmeye bile tahammülüm yoktu. Bu yüzden gözlerimi kaparım, kafamı Kıvanç'ın göğsüne gömmüştüm onun kucağındayken.- "Alya neden gözlerini kapatıyorsun? İyi misin?"- "Nefret ederim ben hastanelerden. Görmemem lazım."- "Travma mı?"- "Neden bilmek istiyorsun ki? Seni ne ilgilendiriyor?"- "Hem ben neden hâlâ senin kucağındayım? İndirsene beni."- "Nereye indireyim? Ayakta durabiliyor musun sanki?" Gözlerimi hâlâ açmamıştım ve hâlâ Kıvanç'ın kucağındaydım.- "Koltuğa bırak Kıvanç."- "Birazdan sıra gelir zaten, dur biraz daha." Kıvanç oturmuyordu, ayakta öylece dikiliyordu.- "Alya."- "Hı?"- "Sen tıp okumuyor muydun?"- "Evet."- "E hastaneleri sevmiyorsan ne diye tıp okuyorsun kadın?"- "Ben seçmedim o bölümü. Dayım zorla seçtirdi. Okuyup sonra çalışmayacaktım ama ister istemez bilgim var işte."- "Anladım. Sıra bize geldi, hadi." dedi ve Fırat kapıyı çaldı. Biz de içeri girdik. Kıvanç oradaki sedyeye beni yatırdı ve doktorla selamlayıp daha sonra da şikayetimi anlattı.- "Yani durum böyle doktor bey, ne olduğunu çözemedik." Doktor yanıma geldi ve karnıma sertçe bastırdı. Acıyla inledim ve doktorun elini refleks olarak karnımdan ittirdim.- "Doktor bey ne yapıyorsunuz?"- "Muayene etmem gerekiyor. Ancak durum vahim görünüyor. Şiddetli darbe sonucu abdominal travmaya yaklaşmış ama geçirmemiş. Birkaç gün hastanede kalsın ve bu ilaçları kullansın." Durum bu kadar vahimdi demek ki. Abdominal travma enfeksiyona ve organların zarar görmesine sebep olur. Buna çok yaklaşmışım ama Allah'tan geçirmemişim. Geçirseydim olacakları düşünmek bile istemiyorum.
Bölüm etkileşimi
