2. bölüm / 4
Tempest2. Bölüm - Kristal'in özü
Bölümler 4Şu an: 2. Bölüm - Kristal'in özü
Katena Ryhs
Levaria 300. Yıl
Katena, elindeki sayfanın yüzeyini okşarken yüzünde buruk bir gülümseme belirmişti.
“Prens gerçekten genç bir delikanlıyken bile içindeki otoriteyi belli ediyormuş.”
Kaldığı yeri işaretleyerek defteri masanın üzerine bıraktı.
“Sizin için yaşayan çok insan var, Prens Boris. Emanetinizi korurken bana bu yolda yardım etseydiniz fena olmazdı.”
Kendi kendine konuşurken içeri sızan gökyüzü parıltısına baktı.
“Bir kez daha bu gökyüzünü görmelisiniz. O yüzden Avis ile birlikte size yardım edip sizi koruyacağız.”
Üzerindeki ağır kıyafetleri çıkarıp dolabına yerleştirdi. Geceliğini omuzlarından bırakıp soğuk yatağına uzandı ve sıcak battaniyeye sarıldı.
“Umarım orada güzel yıldızlar görüyorsundur, Boris Lorean.”
Katena, sıcak yatağında sessizce uzanırken geceye yayılan sessizlik omuzlarına çöktü. Gerginliği yavaşça hafifledi ve uykunun derinliğine daldı.
Dünya bu kadar kötüyken iyilerin yok olmasına izin verilmemeliydi. Bu görev, insanların aradığı kaçış yoluydu. Sadece kabullenmek, acıyı daha da acımasız hâle getiren bir gerçektir.
…
Saatler ilerleyip ay yerini güneşe bırakırken hafif sabah esintisi zeminleri okşadı. Genç kız, göz kapaklarını aralayarak içeri süzülen güneşe baktı. İçindeki heyecanla yatağından hızlıca kalkıp hazırlanmaya başladı.
Gezi için uygun kıyafetlerini giydi. Kapıdan çıkıp ana salona indiğinde ortalıkta kimse olmadığını görünce sessizce malikaneden ayrıldı ve buluşma yerine doğru ilerledi.
Sınır bölgesinde yaşadıkları için dikkat çekmeden hareket edebilecekleri tek zaman dilimi sabahın erken saatleriydi. Umutları onları tapınaktaki kalıntılara götürüyordu. Belki bir çözüm bulabilirlerdi.
Ağacın gölgesine geldiğinde altın işlemeli cep saatine baktı ve bekleyen Avis’i gördü.
“Günaydınlar.”
Reverans yaptığında Avis başını kaldırdı.
“Günaydın, Katena. Sanırım prensin tapınağına gitme fikri sizin için cazipti.”
Katena gülümsedi.
“Doğru. Sonuçta hepimiz bir zamanlar o krallığa aittik.”
“Ama şu an hepimiz işe yaramaz köleler ya da kuklalardan ibaretiz. Boris uyansa bile hiçbir şey değişmeyecek. Tek bir kişi bunca düzeni değiştiremez. Bunu sadece senin için yapıyorum ve krallıkların sarsılmaz gücünü aklında tut.”
Katena başını salladı.
“O yüzden ona bir kez bu şansı tanımalıyız. Anlatılandan farklı bile olsa kimse mahkûm olmayı hak etmiyor.”
Bir süre yürüdükten sonra Avis sordu:
“Bana nasıl inandın? Ya sana yalan söyleseydim, yardım ediyor gibi yapsaydım?”
“Çünkü Boris Lorean’ın varlığı bir sır değil ama yine de hâlâ onu bilmeyen insanlar var. Ama senin gözlerinde gördüm onu. Bu hayatı bizden sonrakiler için değiştirebileceğine emin olduğum adamı uyandırmamda bana yardım edeceğini kanıtlayan gözlerindeki ateşti, sen değil…”
Avis gülünce ağaç dallarındaki kuşlar ürkerek uçuştu.
“Bu hayatı daha yaşanır hâle getireceğiz. En azından birilerinin mutluluğu için yapabilirim.”
Birilerinden kastı kim olduğu her zaman bir gizem kalacak gibi olsa da Katena sormadı.
Köprüleri ve ormanı geçtikten sonra taşlardan yapılmış tapınağa ulaştılar. Girişi bulmakta zorlandılar ama sonunda içeri girdiler. Keskin bir koku burunlarına çarptı fakat şikâyet edecek lüksleri yoktu.
Soğuk ama kasvetli olmayan bir güç etrafı sarıyordu.
“Burası tahminimden daha eski.”
“Neredeyse üç yüz yıllık bir tapınak. Normal.”
Heykelin önünde durdular. Katena, ismin yazılı olduğu bölümü sildi.
“Elimin altında yatan isim… Bu, aradığımız kişi olabilir.”
Heykelin yüzüne uzun uzun baktı.
“Yakışıklı bir adammış.”
“Öyleydi. Ama bu onun sonunu getirdi. Yazıtlar ileride olmalı.”
Eski dilde yazılmış yazıtların önüne geldiler. Katena’nın yanında taşıdığı kristal parlamaya başladı.
“O gerçekten kendini mi mühürledi, insanları korumak için?”
“Evet, kristal için büyük bir güç savaşı vardı.”
Katena yazıtları okşadı.
“Zamanında zayıf düşmüş bir krallığın en büyük umudu, tanrıçalar tarafından kutsanmış bir prensti…”
Katena yazıtları okurken elindeki kristali sıktı, taşı dışarı çıkardı ve Avis’e döndü.
“Kristal dedikleri taş bu değil mi?”
Avis, kızın avucundaki taşa bakarken sesi istemsizce sertleşti.
“Sen o taşı nereden buldun?”
“Ailem verdi. Bir gün taşın görevini anladığımda bana yol göstereceğini söylediler.”
Sözlerinin arasında kristal kısa bir parıltıyla yanıp söndü. Avis derin bir nefes alıp başını salladı.
“Taş, sanıldığının aksine bir mekanizmaya sahip. Gücünü en iyi bilen Prens Boris’ti. Onu uyandırmak için sadece taşa ihtiyacımız olduğuna inanıyorum.”
“Bu büyüler hakkında kitaplar bulamaz mıyız?”
Avis, çenesini ovuşturarak düşündü.
“Bulabiliriz. Ama taş herkes tarafından lanetli biliniyor. İşimize yarayacağının garantisi yok. Prensin bedeninin yerini bulmak daha güvenli olabilir.”
Bir an durdu. Zihninde eski hikâyeler canlandı.
“Sanırım onu nasıl bulacağımı biliyorum.”
“Nasıl?”
Tam o sırada ayak sesleri yankılandı. Avis, Katena’nın kolunu tutup onu tapınaktaki kral heykellerinin arkasındaki bölmeye çekti. Aralarında mesafe bırakarak parmağını dudaklarına götürdü.
“Onlardan öğreneceğiz.” diye fısıldadı. “Rütbeli askerler her şeyi bilir.”
Gölgeler taş zemine vururken iki asker konuşarak içeri girdi.
“Her seferinde bu yıkılmış tapınağa gelmek zorunda mıyız?”
“Evet. Herkes prensin kralın himayesinde olduğunu sanıyor. Kimsenin aklına tapınakta olabileceği gelmez.”
Diğeri iğrenç bir kahkaha attı.
“Boris Lorean, sanıldığının aksine korkak bir prensten başka bir şey değildi.”
Katena’nın elleri yumruk oldu. Avis bunu fark edip hafifçe başını salladı.
Askerlerden biri boynundaki zincirden bir anahtar çıkardı. Kapının üzerindeki büyü mühürleri soluk bir ışıkla çözülürken ağır taş kapı gıcırdayarak açıldı. İçeriden bayat kan kokusuna karışmış nemli bir hava yayıldı.
Kapı aralandığında içerideki bedeni görebildiler.
Avis’in kalbi öfkeyle kavruldu ama kendini zorla tuttu.
“İşte ‘kahraman’ prensleri,” dedi asker alayla. “Halkını bırakıp kaçan bir korkak.”
Avis, Katena’nın bileğini kavrayarak onu sessizce geri çekti. Askerler içeri girerken ikili tapınağın arka geçidine doğru ilerledi.
Dışarı çıktıklarında Katena fısıltıyla ama titreyen bir öfkeyle konuştu:
“Onu orada mı bırakacağız, Avis? Prens orada! Onu kurtarmamız gerek!”
Avis bir anda elini Katena’nın dudaklarına götürdü. Gözleri ciddiydi.
Adrenalin Katena’nın nefesini hızlandırmış, bedeni titremeye başlamıştı. Korku, öfke ve hüzün gözlerinden okunuyordu.
“Onun öldürülmesini istemiyorsak beklemeliyiz.” diye fısıldadı Avis. “Onlar büyü yapabilen koruyucular. Şimdi saldırırsak ikimiz de ölürüz. Geri döneceğiz ama doğru zamanda. Onun için tekrar geleceğiz, tamam mı?”
Katena birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra yavaşça başını salladı.
“Tamam, anlaştık.”
⸻
Avis ile tapınaktan ayrıldıktan sonra genç adam derin bir sessizliğe gömülmüştü. Katena onun bu hâllerine bir anlam veremiyor ve sessizliğin nedenini kendi içinde sorgulayıp duruyordu.
Avis’in sıradan bir adamdan çok daha fazlası olduğuna emindi ancak şu an bu düşüncesini kanıtlayamayacağını bildiği için yalnızca olan biteni izlemekle yetiniyordu.
Dönüş yolu, geldikleri saatin aksine oldukça kalabalıktı.
Bu yüzden küçük bir kanyondan dolanarak ilerlemeyi tercih ettiler. Dikkatli bakıldığında Tempest Krallığı’nın ihtişamlı kalıntıları vadinin arasından seçilebiliyordu.
Krallığın çevresini dolanıp konakladıkları saraya varmadan hemen önce Katena arkasında duran Avis’e döndü:
“İçeri gelmeyecek misin?”
Avis, Katena’nın gözlerinin içine uzun uzun bakarak cevap verdi:
“Hayır, o kadar vaktim yok. Kapıyı açabilecek bir çözüm bulmam gerek.”
Hafifçe duraksadı ve ekledi:
“Senden tek bir isteğim var, Katena. O taşı koru. İşimize yarayacak.”
“Koruyacağım.”
“Tamamdır. Şimdi ayrılıyorum ama tekrar görüşeceğiz.”
Avis’in bu sözleri üzerine Katena içtenlikle gülümsedi. Karşısında parıldayan gözlere bakarken kelimelerle cevap vermese bile bakışları en büyük yanıtı olmuştu.
İçlerinde filizlenen duygu kırıntıları kaburgalarının arasına sızıyor, kemiklerini ince bir titreme sarıyordu.
Katena yavaşça kapıyı kapatıp içeri girdiğinde babasını kitap okurken buldu. Annesi ise ortalıkta görünmüyordu.
Katena adımlarını babasına doğru yönlendirdi ve yanındaki boşluğa yerleşti. Babası, bakışlarını kitaptan kaldırmadan konuştu:
“Avis ile randevunuzun bu kadar erken olduğunu söylemeliydin, kızım. Seni hâlâ uykuda sanıyorduk.”
Katena hafifçe dudak bükerek cevap verdi:
“Hayır baba, öyle değil. Sadece Avis ile halletmemiz gereken bir iş vardı.”
Gerçeği söyleyip söylememek arasında tereddüt ederken ellerini üzerindeki kumaşa sürterek derin bir nefes aldı. Babası, kızını dikkatle inceleyerek söze devam etti:
“Önemli meseleleri konuşacak kadar büyüdüğünüzü düşünüyorum. Sonuçta buralarda pek kimse kalmadı.”
Katena daha fazla saklayamadı.
“Baba, Prens Boris ve bu taşın varlığını biliyorsun. Avis bana yardım ediyor. Sizin yapamadığınızı yapıp onu uyandırmak istiyorum.”
Babası önce duraksadı, ardından yüzünde engel olamadığı bir gülümseme belirdi.
“Bizim ailemiz bunu asırlardır denedi, küçük hanım. Ben bile… Ama eğer o taş için doğru kişi sen isen, yoluna devam et.”
Yaşlı adam kızının ellerini kendi avuçlarının içine aldı.
“Katena, sadece kendine dikkat etmelisin.”
Katena gülümsedi.
“Edeceğim,” dedi.
Babasının nasırlaşmış ellerine dokunurken içini garip bir his kaplasa da yüzünde çiçekler açan bir gülüşle karşılık verdi.
“O hâlde şimdi üstünü değiştirip yanıma gel. Uzun zamandır baş başa vakit geçirmedik. Beraber tatlı yiyelim.”
Katena sıcak bir gülümsemeyle odasına yöneldi ancak içindeki endişe tohumları ensesindeki saç köklerini huzursuzca okşuyordu.
Üstünü değiştirip etrafı toparladıktan sonra ailesinin yanına inmeye karar verdi. Kıyafetlerini elinin tersiyle düzeltti, taşı dikkatle cebine yerleştirdi ve ortak salona girdi.
Anne ve babasının bir sedirde birbirlerine sarılmış oturduğunu görünce dudakları yukarı kıvrıldı. Odadaki minderlerden birine yerleşip camdan görünen karanlığa hayranlıkla bakmaya başladı.
O sırada annesi sessizliği bölen o soruyu sordu:
“Katena, son zamanlarda kitaplarla çok vakit geçiriyorsun. Bizden sakladığın bir sorun yok, değil mi?”
Babası Nolan, aslında bildiği bu sorunun cevabını beklerken karısının omzunu okşayarak Katena’ya baktı.
“İyiyim, anne. Sadece tarihimizi ilgi çekici buluyorum. Bir süredir onu araştırıyorum, bir de Prens’in anı defterini okuyorum.”
Annesi kocasına bakarak kıkırdadı.
“Kızımıza tarihimizi öğretmek için ne kadar hevesliydin, hatırladın mı?”
Geçmişin tatlı anılarıyla hepsi neşeyle gülmeye başladı. Nolan, eşinin parmaklarına bir öpücük kondurarak ekledi:
“Haklısın, karıcığım ama kızımın bana benzemesi benim suçum değil.”
Katena ayağa kalktığında açık balkondan sızan hafif bir esinti belini okşadı. İç çekerek konuştu:
“Ben odamda biraz kitap okuyacağım. Size iyi geceler.”
Aldığı cevapların ardından odasına geçti ve yorgun bedenini yatağına bıraktı. Kalbini saran adalet hissi tüm vücuduna yayılıyordu.
Bu oyunu bitirmek için ne yapması gerektiğini biliyordu. Elindeki defterin sayfalarını karıştırırken somut bir bilgi aramaya başladı ancak sayfalar yalnızca tozlu anılardan ibaretti.
Bölüm etkileşimi
