19. bölüm · Tek bir mesaj/ tek bir cesaret

19. Bölüm

Ela Nur Sak

Ne diyeceğimi bilmiyordum.

Zaman durmuş gibiydi.

Ömer'in karşısındaki koltukta oturmuştum öylece önümdeki sehpaya bakıyordum.

İsmini bilmediğim diğer çocuk bana bir bardak su getirdi.

"Ben Sercar. Yani pek karşılaşmayız ama şuan kafan dağılsın ve kendini duyacaklara hazırla diye söylüyorum" Ömer'in bakışıyla sustu.

Ömer boğazını temizlerken ona döndüm.

"Lavin ilk önce bu tabloyu ardından diğer konuları açıklicam, hazır mısın?" Başımı olumlu anlamda salladım.

"Bu Güven ve Göktürk uyuşturucu alım ve satımı yapıyor. Sen ve Rüya'ya yaklaşma amacı bence buydu. Rüya'nın yaşadığı her şeyden haberim var. Telefonlarınıza eriştim ama merak etme şuan hiç bir bağlantım yok telefonlarınızda" son söylediği ile içim rahatlamıştı.

"Güven'le atıştığın zaman olsa gerek, Kıraç ve Miran onların garaj diye adlandırdığı, mal alım satım yerine gidip onları bir güzel patakladılar. Öyle dediğime bakma. Orayı nasıl buldular inan bilmiyorum. Bunun üzerine yerlerini değiştiler tabi şuan nerede bu mallar bilmiyorum. Bunun üzerine sizi hedef aldılar, sizin üzerinizden bu malları dağıtmak istediler. Bunun için sizle arkadaş olmaya çalıştılar, Aysun ve Göktürk burada devreye girdi"

Demesiyle gözlerim büyüdü.

Aysun ve Göktürk onlarda mı bu işin içindeydi?

"Aysun, Miran'ı saplantı haline getirdi. Onla arkadaş olup malları dağıtmasına yardım ettiricekti ve bunu nasıl yapıcağını anladın sanırım" tabiki anlamıştım önce onu bu illete bulaştırıcak yaptığı her iş içinde o illetten vericekti.

"Aynı şekilde Göktürk'te, Kıraç'a yanaştı. Okuldan da bu yüzden atıldı aslında. Madde kulanıp bir kavgaya girdiği için ayrıca kızlarada musallat olan bir şerefsiz"

Göktürk'ün iyi biri olduğuna inandığıma, inanamıyordum. Aptaldım.

"Rüya'nın eski sevgili ayrı bir olay. Onu bilmek istemezsin" çoktan anlamıştım.

"Lise çağındaki gençler ister istemez böyle ortamların içinde bulabiliyor kendini. Bu ortamın kurbanı sizdiniz, neyseki ekibim bunu önceden öngördü. Ve bir süre sonra onlardan tamamen kurtulucaksınız" içim birazda olsun rahatlamıştı.

"Peki bu kardeş olayı?" Sercar ayaklandı. "Ben sizi yalnız bırakayım" odadan çıkınca Ömer bakışlarını masaya indirdi.

"Annen ve babam evlenme kararı aldılar" göğsüm sıkıştı. Annem iş için yurt dışındaydı. "Annem yurt dışında" dedim güçsüzce başını olumlu anlamda salladı. "Evet, babamda öyle" diyince dondum.

Gözlerim doldu.

"Böyle bir şey olsa annem bana söylerdi" bulduğum ilk bahanenin arkasına saklanmıştım.

Ömer'den ses gelmemişti.

Ayağa kalktım.

"Ben yalnız kalıcam"

Ömer bir şey söylecek gibiydi.

"Bunlardan hiç kimsenin haberi olmamalı! Miran'ın, Kıraç'ın hatta Rüya'nın bile, onların iyiliği için" nefesim daraldı.

Kendimi binadan nasıl attım bilmiyorum.

Uyuşturucu çetesinin hedefindelerdi. Hedefindeydik.

Göktürk aslında sandığım gibi biri değildi.

Ve annem, benden ilişkisini saklamıştı.

Siktir ya!

Ruh gibi yürüyordum.

Meğer her şey düzenli bir oyundan ibaretmiş. Bilmiyordum.

Her şey benim yüzümden olmuştu. Eğer o gün binanın önünde Güven'le kavga etmeseydim Kıraç ve Miran bizi görmezdi.

Aptal kafam.

Herkes bir şeyler saklıyordu. Gerçi annemde hep bir şeyleri benden saklamış başkalarının saklaması garip gelmezdi.

Sahi ya, ne yapıcaktı. Evlenmeden iki saat önce falan mı haber edicekti?

Şükran ablada bunları biliyor muydu acaba? O da benden bir şeyleri saklamış mıydı? Peki babam, o biliyor muydu?

Göğsümde hissettiğim baskıyla nefesimi düzene sokmaya çalıştım.

Geldiğim bina ile tüm çocukluk anılarım gözlerimin önünden geçti.

Evin anahtarını almamıştım.

Yukarı çıkıp kapıyı çaldım.

Şükran ablanın kapıyı açmasıyla bakışlarımı yere indirdim.

O da benden saklamış mıydı?

"Lavin! Kızım ne oldu? İyi misin?" Sorusuyla gözlerim yine doldu. Başımı olumlu anlamda salladım yinede.

Şükran gözlerimin dolması geçince "alt katın anahtarını almamışım var mı sizde?" Sanki tuz istiyordum.

"Olmaz öyle geç bakalım içeri" kolumdan tutup beni içeriye soktu.

Öylece koltukta uzanmıştım. Evde Şükran abladan başka kimse yoktu.

"Herkes nerde?" Diye sorunca Şükran abla ayıkladığı fasulyeden başını kaldırdı. "Semra, kaynanasında. Miran'da Selim'le buluştu, anterman yapıcaklarmış" başımı salladım. Uykum geliyordu.

Gözlerimi kapattım.

***

İLAHİ BAKIŞ AÇISI

Miran bodoslama çaldığı kapıyla Şükran hızla kapıyı açtı. Lavin'in uyanmasından endişe ediyordu. Biliyordu bir şeyler yolunda değildi ama ne olduğunu bilmiyordu.

Miran sırıtarak "ooo Şükran sultan nasılsın?" Miran annesinin çekilmesine izin vermeden eve daldı.

"Oğlum Lavin uyanıcak" Miran duyduğu isim ile şoka girdi. Lavin'in burada uyuyor olma ihtimaline inanmamıştı. "Esin diyecektin her halde anne?" Ablasıyla gittiklerini kendi gözleri ile görsede Esin'in uyuyor olma ihtimali daha yüksekti.

"Yoo Lavin oturma odasında uyuyakaldı. Seslendim ama uyanmadı. İki büklüm yattı kız" Miran hızla oturma odasına ilerledi.

Lavin'in koltukta uyuduğunu görünce şaşırdı.

Ona baktığında gözlerinin altı kırmızıydı. Ağladığını anlamıştı. "Ne oldu? Nesi var?" Şükran oğlunun bu ilgili tavrıyla sırıttı. "Bilmiyorum, bir şey söylemedi." Kesin bir şey olmuştu.

"Sen Kıraç'ı ara konuş. Merak etmesinler" Miran başını salladı. Lavin'in yanından ayrılmak istemiyordu.

Kıraç'a mesaj attı. Lavin'in pikeyi iyice üstüne çekmesiyle üstünü düzelticektiki vücudunun sıcaklığıyla annesine döndü "anne, Lavin çok sıcak ateşimi var?" Şükran elini Lavin'in alnına koydu.

"Kıraç'ın babasını falan ara gelsinler hastaneye falan götürüler" Miran hızla pikeyi Lavin'in üstünden çekti.

Çalan kapıyla annesinin söylenmesi üzerine kapıyı açmaya gitti.

Kıraç'ı ve Sude'yi görmeyi beklemiyordu.

"Siz birlikte miydiniz?" Sorusuyla Kıraç bir şey demeden ilerledi.

Sude içeri girmekte tereddüt etti. Şükran'ın onu görmesini istemiyor gibiydi. Miran anlamıştı onun bu halini yinede gülümseyerek "gel hadi" diyince onayladı Sude içeri girince Kıraç kardeşinin önünde dizlerinin üstünde, kardeşinin ateşine bakarken. Şükran ayakta Sude ve Miran'a bakıyordu.

Şükran'da biliyordu Sude'nin,eski eşinin çocuğu olduğunu. Gülümsedi Sude'ye.

"Niye ateşi çıktı?" Miran'a bakarak yönelttiği soru ile Öiran omuz silkti. "Bilmiyorum bende yeni geldim" Kıraç korkuyordu. Son duydukları şeyler yüzünden, onu kaybetmekten deli gibi korkuyordu.

"Aman siz bilmezmisiniz Lavin kızı. Bir şeyi takmıştır kafasına" diyince Kıraç'ın bakışları hemen Miran'ı buldu. "Niye ağladı?" Diye sordu ama kimse cevabı bilmiyordu.

Kıraç tek bir kişiye Miran'a bakıyordu.

Şükran "Kıraç babanada haber et emi oğlum? Merak etmesinler" Kıraç başını sallayıp salondan çıktı.

Miran'da arkasından çıktı.

Kıraç, Miran'ın odasına girince peşinden Miran'da girdi. Kuraç hızka arkasını dönüp Miran'ın yakasından tuttu. "Ne yaptın lan kardeşime?" Sert sesine rağmen Miran yinede rahattı. "Bir şey yapmadım. Ben ondan ayrılmadım, ayrılmadık. Bunu kafaya takmamıştır" diyince Kıraç, Miran'ın yakasını bıraktı.

"Nası yani?" Miran derin bir nefes verdi "ayrılmadık biz" diyince Kıraç bir şey demedi. Çalan telefonla Kıraç'ın eli cebine gitti. Arayan babasıydı. Miran onu yalnız bırakmak için çıktı odadan.

Salona girince annesinin Lavin'in ateşini düşürmek için ıslak bezi alnına koyduğunu gördü.

"Ateşi birazda olsun düşer" diyince Miran birazda olsun rahatlamıştı.

Şükran oğluna dönüp "babasıyla konuşsun Lavin burda kalsın. İçim rahat etmez benim" Miran, Lavin'e bakarak tekli koltuğa oturdu. Şükran o gün bir şey demedi ama anlamıltı oğlunun bu kızı sevdiğini. İçten içe mutlu olmuştu.

Kıraç salona girince "babam gelicekmiş" diyip oda tekli koltuğa oturdu.

"Lavin burda kalsın vallahi içim rahat etmez" Kıraç cevap vermedi sustu.

Mitat bey gelene kadar evdeki gerginlik bir türlü dinmedi.

Mitat salona girdiğinde Hicran'da onun arkasından geldi.

Mitat kızına baktı. "Lavin güzelim aç gözünü" Lavin zar zor gözünü araladı.

"Baba" kimseyi seçemiyor gibiydi.

Hicran "abi sen git artık ben bakarım Lavin'e. İşinden geri kalma" iş için şehir dışına gitmesi gerekiyordu ama şuan umrunda değildi. Tek umursadığı şey kızıydı.

"Hayır kızıma ben bakarım" diyince Hicran illallah eder gibi ofladı. "Lan sen ne anlarsın hasta bakmaktan. Kıraç hastalanınca bile ben bakıcam dedin. Çocuk zatüre oluyordu az kalsın" haklı isyanıyla Kıraç gülecek gibi oldu ama gülemedi.

"Hem alt kat değil miydi evleri? Kızı o kadar yol götüremeyiz. Ben aşşağıda bir güzel bakarım yiğenime. Hadi defol git. Ararım seni" Hicran'ın sözleriyle Şükran'da onu onayladı.

"Hem benim içim rahat etmez Mitat aşşağıda bakarız biz" diyince el mecbur kabul etti.

Mitat bey kızını aşşağı taşıdı. Hicran ve Şükran'da aşağı inerken. Kıraç'a burada kalmalarını söyleyip evden ayrıldılar.

Geriye sadece Kıraç, Miran ve Sude kaldı.

Birde konuşulması gereken gerçekler.