5. bölüm / 5
Taş Şehrin KızıVERİLEN SÖZÜN BEDELİ
Bölümler 5Şu an: VERİLEN SÖZÜN BEDELİ
- 1 ~Giriş~72 kelime
- 2 ~KARAKTER TANITIMI~92 kelime
- 3 O GECE281 kelime
- 4 VERİLEN SÖZÜN BEDELİ1.791 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Plan1.434 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zerrin, annesinin dışarıdaki adımlarının taş koridorda kaybolmasını birkaç saniye boyunca dinledi. Pencereye adımlayıp perdenin kenarından konağın geniş avlusuna baktı. Siyah, tozlu arazi araçlarından siyah takım elbiseli adamlar inmeye başlamıştı.
Araçların ortasındakinden yaşlıca, heybetli, omuzlarında poşusu olan bir adam indi: Karabeylerin ağası, Seyit Ağa. Yanındaki kapıdan ise oğlu Baran çıktı. Baran, babasının bir adım gerisinde duruyordu. Yüzünde ne bir heves ne de heyecan vardı; aksine bir görevi, aşiretinin kendisine yüklediği ağır bir mecburiyeti ifa eder gibi soğuk ve mesafeliydi. Bakışlarında bu işe pek de meraklı olmadığını ama törenin ve babasının emrinin dışına da çıkmayacağını belirten sert bir duruş vardı.
Zerrin, farkında olmadan Baran’ı incelemeye devam etti. Tam o sırada Baran, sanki bakışların ağırlığını hissetmiş gibi aniden başını kaldırdı. Gözleri doğrudan Zerrin’in durduğu pencereye saplandı. Bakışlarında bir tutku ya da istek yoktu; aksine mecburiyetin getirdiği duygusuz, meydan okuyan bir soğukluk vardı. Zerrin kaşlarını çatarak perdeyi hızla çekti.
Düşünceleri, aşağıdan yükselen babasının ve abisinin sert sesleriyle bölündü. Zerrin merakına yenilip odasından çıktı. Konağın avluya bakan, oymalı taş balkonuna ilerledi. Korkuluğun gölgesine sığınıp aşağı baktı.
Babası Kani Ağa ve abisi Yılmaz avlunun ortasında durmuştu. Karşılarında Seyit Ağa, hemen arkasında ise elleri arkasında duran, duygusuz bir ciddiyetle etrafı izleyen Baran vardı.
Babası Kani Ağa, tespihini çekerken sesini bastırmaya çalışarak konuştu:
“Seyit Ağa... Kapımıza geldin, kelamımızın başı üstüne yerin var. Lakin yanına adamlarını, oğlunu alıp böyle baskın yapar gibi gelmen ağalığa sığmaz. Bu mesele bugün çözülecek mesele değildir.”
Seyit Ağa bastonuna dayanarak ağır bir adımla öne çıktı. Sesi gür ve sakindi:
“Kani Ağa! Biz senin kapına baskına gelmedik. Vaktiyle bu avluda, iki aşiretin huzurunda verdiğin namus sözünü hatırlatmaya geldik. Sözün günü geldi, uzatmanın alemi yok.”
Zerrin’in abisi Yılmaz öne doğru sert bir adım attı:
“Bizim size verilecek kızımız da yok, konuşulacak sözümüz de! Yanındaki adamları al git buradan Seyit Ağa!”
Seyit Ağa daha cevap vermeden, arkadaki Baran tek bir adım öne çıktı. Yılmaz’a bakarken gözlerinde tek bir duygu kırıntısı bile yoktu. Sesi alçak, bıkkın ama kesindi:
“Ağalar konuşurken lafa girmek sana düşmez, Yılmaz.”
Kısa ve ağır bir sessizlik oldu. Yılmaz çenesini sıktı ama Baran’ın o umursamaz görünen ancak son derece tehlikeli kararlılığı karşısında duraksadı. Baran başka tek kelime etmeden, sanki bu tartışma canını sıkıyormuş gibi tekrar babasının bir adım arkasına çekildi.
Seyit Ağa bakışlarını Kani Ağa’ya dikti:
“Yıllar önce kan dökülmesin diye bu avluda o söz verilirken 'Yıllar geçsin, çocuklar büyüsün, Kani Ağa’nın kızı Karabeylerin gelini olsun' diyen sen değil miydin? Şimdi ne değişti?”
Kani Ağa öfkesini bastırmaya çalışarak cevap verdi:
“O günün şartları başkaydı Seyit Ağa! Ben kızımı sizin törenize kurban etmem! Benim kızım üzerinden pazarlık yapamazsınız!”
Seyit Ağa başını yavaşça salladı:
“Pazarlık eden yok Kani Ağa. Biz verilen sözü pazarlık konusu etmeyiz, gelir hakkımız olanı alırız.”
Yılmaz tekrar hırsla araya girdi:
“Siz öyle sanın! Buradan tek bir laf bile alamazsınız!”
Seyit Ağa cevap verecekken Baran babasının yanına kaydı. Ne bu izdivaca meraklı gibi bir hali vardı ne de bir hevesi. Sadece iki aşiret arasındaki bu durumun uzamasından duyduğu rahatsızlıkla Kani Ağa’nın gözlerinin içine baktı:
“Biz bu işi uzatmaya gelmedik Kani Ağa.”
Kani Ağa kaşlarını çattı:
“Ne yapmaya geldiniz ya Baran?”
Baran, omuzlarındaki yükü hissettiren soğuk bir sesle tamamladı:
“Babamın sözünü bitirmeye geldik. Benim de bu işe meraklı olduğum yok... Ama töre neyse, verilen söz neyse o olacak.”
Avluya ağır bir sessizlik çöktü. Babası Kani Ağa elindeki tespihi hırsla sıktı:
“Bu konu kapandı! Şimdi gidin, yarın aşiret büyükleri toplanınca oturur konuşuruz.”
Seyit Ağa bastonunu yere vurdu:
“Yarın değil Kani Ağa! Benim bekleyecek tek bir günüm yok. Bu iş bugün nihayete erecek.”
Kani Ağa:
“Güneş battı batacak Seyit Ağa! Bu saatte neyin kararı alınır?”
Tam o anda Baran gözlerini aniden konağın üst katına, Zerrin’in saklandığı balkona doğru kaldırdı. Bakışları, gölgenin içindeki Zerrin’i buldu. Ne bir gülümseme ne de bir ilgi... Sadece kaderine razı gelmiş iki insanların buz gibi soğuk bakışmasıydı bu.
Baran bakışlarını Zerrin’den ayırmadan babasına doğru fısıldar gibi ama herkesin duyabileceği netlikte konuştu:
“Laf kalabalığına gerek yok.”
Seyit Ağa oğlunun bu tavrıyla Kani Ağa’ya son sözünü söyledi:
“Oğlumun da benim de sabrımızı sınama Kani Ağa. Bu gece o söz yerine gelecek, yoksa bu konağın kapısı bir daha barışa açılmaz.”
Karabeyler ağır adımlarla araçlarına doğru yönelirken Zerrin olduğu yere çakılıp kalmıştı. Baran Karabey’in gözlerindeki o buz gibi umursamazlık, isteksizce ama kaçınmadan kabullendiği bu zorunluluk, içindeki korkuyu daha da derinleştirdi. Karşısında ona aşık bir adam değil, sırf babasının ve törenin emri olduğu için
hayatını bir çırpıda yakmaya hazır, zoraki bir yükü taşıyan tehlikeli bir yabancı vardı.
Aşağıda Kani Ağa elindeki tespihi hırsla yere fırlattı. Ahşap taneler taş zeminde dökülürken gür sesi avluyu inletti:“Yılmaz! Derhal aşiretin önde gelenlerini ara! Bu gece kimse yatmayacak, herkes buraya toplanacak!”
Yılmaz öfkeyle arkasını dönüp konağa doğru adımlarken gözü yukarı kaydı. Balkonda dimdik duran kardeşini gördü.“Zerrin! Odana gir!” diye bağırdı.
Fakat Zerrin geri çekilmedi. Korkuluğa daha da yüklenip abisinin gözlerinin içine baktı:“Girmeyeceğim abim! Kendi hayatım üzerine pazarlık yapılırken odama kapanıp sessizce sıramı beklemeyeceğim!”
Yılmaz şaşkınlık ve öfkeyle kaşlarını çattı ama Zerrin çoktan arkasını dönüp hızlı adımlarla merdivenlerden aşağı inmeye başlamıştı. Narin Hanım koridorda kızının önüne geçmeye çalıştı:“Zerrin! Dur kızım, babanın öfkesi burnunda, gitme aşağı!”
“Bırak ana!” dedi Zerrin, kolunu yavaşça kurtararak. “Ben bu konağın malı değilim. Yıllar önce atılan bir imzanın, verilen bir sözün bedelini ödemeyeceğim.
”Avluya indiğinde babası Kani Ağa öfkeyle ona döndü:“Sana odana git denmedi mi Zerrin? Ağaların işine karışmak sana mı kaldı?
”Zerrin babasının karşısında başı dik durdu. Sesi avluda çınladı:“Ağaların işi benim hayatımsa evet bana kaldı baba! Ben Karabeylere gelin gitmem. O adamın gözündeki soğukluğu görmediniz mi? Beni bir insan olarak değil, alacakları bir borç olarak görüyorlar! Beni o konağa kurban veremezsiniz!”
Kani Ağa kızının bu cüreti karşısında sarsıldı. Yılmaz araya girdi:“Sana soran olmadı Zerrin! Biz bu meseleyi çözeceğiz dedik!”
“Nasıl çözeceksiniz abim?” diye bağırdı Zerrin, gözlerinden öfke kıvılcımları saçarak. “Adamlar kapımıza dayanmış 'hakkımız olanı almaya geldik' diyor! Siz de burada bağırıp çağırmaktan başka bir şey yapmıyorsunuz! Eğer beni o adama vermeye kalkarsanız, bu konaktan ancak ölümü çıkarırsınız!”
Avluya ağır bir sessizlik çöktü. Kani Ağa kızının kararlılığı ve gözlerindeki yangın karşısında bir adım geriledi.Güneş tamamen çekilip gece çöktüğünde avlu, Kani Ağa’nın çağırdığı aşiret büyükleriyle dolmaya başladı. Taş masanın etrafında toplanan yaşlı adamların fısıltıları duvarlarda yankılanıyordu. Zerrin avludan çekilmişti ama odasına girmemiş, merdiven başındaki gölgede durup aşağıyı dinlemeye devam etmişti.Aşiretin en yaşlısı Hacı Ömer Ağa, bastonunu yere vurarak konuştu:“Kani Ağa! Karabeyler hakkı olanı ister. Yıllar önce verilen o söz olmasaydı bugün ne bu konak ayakta kalırdı ne de iki aşiret arasında barış olurdu. Sözü tutmamak namusa laf getirmektir.”
Kani Ağa çenesini sıktı:“Hacı Ağa! Kızım 'Ölürüm de gitmem' der! Kızımın göz göre göre ateşe atılmasına razı gelemem.”
Zerrin daha fazla dayanamadı. Gölgeden çıkıp merdivenlerden ağır ağır aşağı indi. Bütün bakışlar ona çevrildi.
Hacı Ömer Ağa’nın tam karşısında durdu:“Ağaların meclisinde bir kadının hayatı kurban ediliyorsa, o sözü söylemek bana düşer Hacı Ağa! Ben Karabeylerin konağına gelin olmaya gitmem. Bir söz verildi diye beni bir alacak davası gibi o soğuk adama teslim edemezsiniz!”
Hacı Ömer Ağa bir süre konuşmadı ilk defa bir mecliste bir kadın ona karşı geliyordu.Diğer ağalarda şaşırmış bir şekilde Zerrin’e bakıyorlardı,sonunda Hacı Ömer Ağa konuştu:”Burada sana söz düşmez Zerrin…Töremizi bilmezmisin?!
Zerrin daha da dik durdu bakışlarında korkusuzluk ve inatçılık vardı,kararlı bir ses tonu ile konuştu:”Sizin töreniz benim geleceğime karar veremez…! Geleceğimle ilgili tek karar bana aittir…Buda böyle biline…”
Huzursuzlanan aşiret ağaları yerlerinden kıpırdandı,hiç bir kadın onlara karşı çıkmamıştı,Hacı Ömer Ağa öfkesini dizginlemeye çalışarak konuştu:”Haddini aşıyorsun Zerrin…! Töremize karşı gelemezsin..!
Zerrin cevap veremeden babası önce davrandı:”Kızıma bağırma Ömer Ağa…! Zerrin sende odana çık…”
Zerrin tereddüt edince kani ağa:”Zerrin…” zerrin istemesede oradan ayrıldı.Merdivenlerin başında durup onları dinlemeye devam etti…
Aşiret büyükleri huzursuzca birbirine baktı. Hacı Ömer Ağa derin bir iç çekerek ayağa kalktı:“Sen kızını korudun sanırsın Kani Ağa... Ama bu topraklarda hepimizden önce töre vardı…Ve olamayda devam edecek.”
Kani ağa iç çekti bir süre düşündü:”Töre hep vardı ama ben kızımı istemediği bir töreye kurban edemem…”
Diğer aşiret ağalarından olan korkut ağa:Kız çocuğunun lafıyla töre mi bozulur Kani Ağa? Yarın güneş doğduğunda Seyit Ağa kapıya adam yığarsa bu kanı kim durduracak?”
Kani Ağa sert birtonla konuştu:”kimse benim kapıma adam yığamaz…!”
Diğer ağalarda söz alıp konuşmaya başladılar:”Karabeylerden bahsediyoruz…! Son yıllarda çok güçlendiler” “onları karşına alırsan çok kan dökülecek kani ağa…!” “Töre kan dökülmesin diye var…!” Konuşmalar git gide karmaşık bir hal alıyordu.Zerrin ise merdiven boşluğundan onları dinliyordu..kendini töreye kurban etmeyecekti.
Hacı Ömer Ağa bastonunu yere vurdu.Sesi Gür ve keskindi:”Yeter…! Karabeyleri bütün mardin biliyor,güçlerinide.” Ömer Ağa,Kani Ağaya döndü:”Son sözünmüdür Kani Ağa…? İyice düşünesin.”
Kani Ağa önce bekledi sonra kararlı bir sesle konuştu:”Son sözüm budur.Ben kızımı Töreye kurban etmem…!”
Ömer Ağa iç çekti karardan memnun değildi bastonunu son kez yere vurarak ayağa kalktı onla beraber diğer aşiret ağalarıda ayağa kalktı…:”Madem öyle,son sözün budur…öyle olsun o vakit”kapıya doğru yöneldi ama çıkmadan son sözlerinide söyledi.:”Ama unutma bu kararın Karabey’ler tarafından hiç hoş karşılanmayacak…Yarın bu topraklarda yeniden kan dökülecek buda bilesin…” son sözlerini söyleyip çıktı…
Meclis dağıldı. Konak derin ve gergin bir sessizliğe gömüldü. Zerrin merdiven boşlupundan çıkıp onasına gitti sabaha kadar gözünü kırpmadan pencereden avluyu izledi..Ve sabah olmasına yakın bir karar verdi,böyle oturup beklemeyeckti hayalleri vardı,umutları,ve zerrin eski bir söz yüzünden hayallerinden vazgeçmeyecekti.En yakın arkadaşına şuan İstanbulda olan Mercana mesaj attı durumu özetledi ve yardım istedi.…
Ertesi günün öğlen sıcağında, beklenen an geldi. Konağın önünde tek bir siyah araç durdu. Ne konvoy vardı ne de korumalar. Araçtan sadece Baran indi,dün gece olanları duymuştu.Ağır adımlarla kapıdan içeri girdi. Yılmaz ve korumalar elini silaha atacakken Baran eliyle durmalarını işaret etti. Bakışlarını doğrudan üst balkona çevirdi. Zerrin de tam o anda balkona çıkmıştı.“Zerrin! Aşağı in!” diye seslendi Baran. Sesi sakin ama tüm avluyu dolduracak kadar güçlüydü.
Zerrin hiç tereddüt etmeden merdivenleri indi. Baran’ın karşısına dikildi:“Bana emir veremezsin Baran Karabey.”Baran, Zerrin’in yeşil gözlerinin içine baktı. Bir adım yaklaştı:“Ben buraya sana emir vermeye gelmedim Zerrin. Dün gece ağalara söylediklerini duydum. 'Beni alacak davası gibi o adama teslim edemezsiniz' demişsin.”
Zerrin gözlerini ona dikerek konuştu;”Evet dedim.Dedikleriminde arkasındayım”
Baran duraksadı, gözlerindeki soğuk ifade bir an bile yumuşamadı:“O zaman olacaklarada eminmisin?”Ona yaklaştı.”Kan dökülecek,Ağa kızı,çok kan dökülecek…”
Zerrin’in göğsü öfke ile doldu ama bakışları değişmedi:”Eskiden verilmiş bir söz yüzünden kaderime razı gelmem ben Baran Ağa.Ben bir eşya değilim Töreye kurban gidecek biri hiç değilim…!”
Baran Ağa bir an ona baktı,kabul edeiyordu kız fazla inatçıydı ama o daha inatçıydı: “Mesele senin bir eşya gibi devredilmen değil.unuttuğun bir şey var: O söz verilirken sadece senin hayatın değil, benim hayatım da masadaydı. Ben de bu izdivaca meraklı değilim. Ama sen reddettiğinde bu kapıdan çıktığım an babamın ve abinin adamları tetiğe basacak. Senin 'özgürlüğün', bu avludaki insanların kanıyla ödenecek.”
Zerrin’in göğsü korkuyla kalkıp indi. Baran arkasını dönüp aracına doğru adımladı, kapıyı açmadan önce son kez Zerrin’e baktı:“Karar senin Ağa kızı. Ya o konaktan gururunla çıkıp bu kanı durdurursun, ya da odanda oturup kapının önünde ölenleri izlersin.1 hafta düşün taşın,1 hafta sonra konvoy ile yine geleceğim.Ve bu evde Söz kesilecek,Ya sen rızanla parmağına o yüzüğü takarsın ya da bu avluda kan gövedeyi götürür”Baran aracına binip uzaklaşırken Zerrin avlunun ortasında kaskatı kesilmiş halde kaldı.
Bölüm etkileşimi
