7. bölüm / 5
Taş Şehrin KızıPlan
Bölümler 5Şu an: Plan
- 1 ~Giriş~72 kelime
- 2 ~KARAKTER TANITIMI~92 kelime
- 3 O GECE281 kelime
- 4 VERİLEN SÖZÜN BEDELİ1.791 kelime
- 5 Plan1.434 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güneş, Mardin’in kadim taşlarına alev rengi bir kızıllık bırakarak Çekilirken, Baran’ın kurduğu son cümle avludaki taş zeminde devasa bir kayalık gibi çınlamaya devam ediyordu:“Bir hafta...”Araç tozlu yolda gözden kaybolduğunda, avludaki ağır sessizlik yerini büyük bir kargaşaya bıraktı. Yılmaz hırsla belindeki silaha sarılmak isteyerek öne atıldı:
“Baba! Bırak gideyim, bu adamların karşısına dikileyim! Benim avlumda bize kafa tutmak, racon kesmek ne demekmiş göstereyim onlara! Çağıralım bütün aşireti, sokmayalım onları bu sınırdan içeri!”
Kani Ağa ise fırlattığı tespihin dağılan taşlarını toplayan marabasına bakıyordu. Sesi bitkin ama kesindi:
“Sus Yılmaz! Kes sesini! Görmez misin, adam buraya bizi silahla vurmaya gelmedi. Seyit Ağa’nın oğlu buraya törenin, geçmişin, o eski namus sözünün ağırlığıyla boynumuzu bükmeye geldi. Silah çeksek ne olacak? Haklıyken haksız duruma mı düşeceksin? Otur oturduğun yere!”
Zerrin ise odasına çıktığında ne ağladı ne de bavul topladı. Pencerenin kenarına geçip avludaki taşların karanlığa gömülüşünü izledi. Baran’ın gözlerindeki o tehditkâr ama bir o kadar da bıkkın ifade zihnine kazınmıştı. Kendi kendine fısıldadı:
“Kaçmak... En kolayı kaçmak. Peki şimdi kaçarsam ne olacak? Bu avluda abimin kanı akacak, babamın başı öne eğilecek. Bir töre uğruna, benim özgürlüğümün bedelini başkaları hayatıyla ödenecek.”
Derin bir nefes aldı. Gözlerindeki yaşları silip aynadaki yansımasına baktı:
“Hayır. Kaçmayacağım.En azından şimdilik…Onlar benim kurban gibi boyun eğmemi bekliyorlar. O zaman ben de bu oyunu onların kuralıyla oynayacak, zamanı geldiğinde kendi kuralımı koyacağım.”
Telefonunu eline alıp Mercan’a hızlıca bir mesaj attı ve kafasındaki planı açtı. Gece boyunca mesajlaşmaya devam ettiler; her senaryoyu tartıştılar, en ufak aksilikte ne yapacaklarını tek tek belirlediler. İşleri bittiğinde saat gecenin üçünü çoktan geçmişti. Üzerindeki yükün hafiflediğini hissederek telefonu bir kenara bıraktı. Her şey daha yeni başlıyordu.Zerrin Karahan kaderini baştan yazacaktı.
Ertesi günden itibaren konağın içine garip bir sessizlik hâkim oldu. Zerrin’in planı tıkır tıkır işliyordu. Ne bir köşeye çekilip mahzun oturdu ne de babasına tek bir itiraz cümlesi kurdu. Annesi Narin Hanım, kızının odasında sakince kitap okumasını izlerken endişeyle yanına yaklaştı:
“Kızım... Zerrin’im. Hiç sesin çıkmaz. Babanın kararına gerçekten rıza mı gösterdin, yoksa içinde başka bir yangın mı taşırsın? Söyle anana, vallah yüreğim dayanmaz senin bu suskunluğuna.”
Zerrin annesinin elini tutup hafifçe gülümsedi. Yüzündeki maske kusursuzdu:
“Ana, töre dedikleri şey koskoca iki aşiretin sözüyse, ben tek başıma ne yapabilirim? Babam 'son sözümdür' dedi. Aşiretimizin, ailemizin başına bir hal gelmesinden korkarım. Ne gerekiyorsa o olsun.”
Narin Hanım kızının bu sözleri üzerine rahat bir nefes alarak Kani Ağa’ya haber verdi. Kani Ağa, kızının nihayet törenin büyüklüğüne boyun eğdiğini sanıp derin bir nefes aldı.
Karabeyler’in konağına nişan süreci için haber yolladılar.
Baran, Karabey Şirketler Grubu'ndaki odasında, şirketin bu ayki kâr-zarar raporunu inceliyordu. Ama aklı avluda ona gözünü kırpmadan karşı çıkan bir çift yeşil gözdeydi. Güzel kızdı, belki de fazla güzeldi... Ama onu etkileyen sadece güzelliği değildi. Şimdiye kadar kimse onun karşısında bu kadar cesur durmamıştı. Düşünceleri kapının çalınmasıyla bölündü. Başını belgelerden kaldırıp kapıya baktı; içeri sağ kolu Kaya girmişti
.“Ne oldu Kaya? Biliyorsun ki çalışırken bölünmekten hoşlanmam.”
“Önemli bir mesele var abi. Önemli olmasa bölmezdim.”
Baran sandalyesinde geriye yaslanıp Kaya’ya baktı:
“Neymiş bu önemli mesele?”Kaya uzatmadan konuya girdi:
“Abi, Karahanlılar konağından haber geldi. Nişan süreci için kabul vermişler.”
Baran bu kadar hızlı bir geri dönüş beklemiyordu, özellikle Zerrin’in o sert çıkışından sonra. Ya gerçekten korkup kabullenmişti ya da bir planı vardı. Bunu sonra düşünecekti. Kaya’ya döndü:
“Tamam koçum.”Kaya odadan ayrıldığında Baran kendi düşünceleriyle baş başa kaldı. Ne değişti de Zerrin bu kadar çabuk pes etmişti? Bunu zamanı gelince öğrenecekti.
Haftalık nişan hazırlığı süreci başladığında, iki aşiret arasındaki gerilimi dışarıya hissettirmemek ve dedikoduların önüne geçmek için Mardin’in tarihi çarşısında üç gün sonra büyük bir nişan alışverişi yapılmasına karar verildi. Zerrin bu duruma sesini çıkarmadı.
Siyah, tozlu arazi araçları çarşının dar taş sokaklarının girişinde arka arkaya durduğunda Zerrin ve annesi arabadan indi. Onlarla eş zamanlı olarak gelen Karabeyler’e baktılar. Arabadan ilk olarak Baran’ın annesi Zarife Hanım indi. Asil bir kadındı ama uzaktan bile otoritesi belli oluyordu. Yanındaki kızıyla birlikte Karahanlılar’a doğru yürümeye başladı. Zarife Hanım önce Zerrin’i süzdü, sonra Narin Hanım’a döndü:
“Uzun zaman oldu bir araya gelmeyeli, öyle değil mi Narin?”
Narin Hanım göz ucuyla ona baktı:
“Oğlun kapımıza dayanınca zorunda kaldık Zarife. Karabeyler’e meraklı değiliz.”
Zarife Hanım gururlu bir ifadeyle konuştu:“He vallah, yiğit oğlum verilen sözü hatırlatmaya gitmiş, çok da iyi etmiş.”
Zerrin iki aşiret hanımağasının kapışmasını izlerken çarşının önüne bir siyah araç daha yanaştı. Arabadan Baran indi. Üzerinde yine aynı heybetli, ciddi duruşu ve siyah takımı vardı. Zerrin ise onun aksine açık sarı bir elbise giymiş, saçlarını zarifçe toplamıştı. Yüzünde ne bir sevinç kırıntısı vardı ne de bir kurban edası.Baran yanlarına yürüdü. Zarife Hanım oğlunu görünce gülümsedi:
“Hoş gelmişsin oğlum.”
“Hoş buldum ana. Hazırsanız gidelim.”
Kuyumcular çarşısına doğru yürümeye başladılar. Anneler önden giderken Baran, Zerrin’in hemen yanında, aralarında sadece bir adım mesafe kalacak şekilde yürüyordu. Çarşı esnafı saygıyla kenara çekilip ikiliyi selamlarken Baran başıyla karşılık veriyor ama bakışlarını Zerrin’in profiline çevirmekten alıkoyamıyordu.
Tarihi dükkâna girdiklerinde tezgâha ağır altın setler, kalın burma bilezikler dizildi. Kuyumcu hürmetle sordu:
“Gelin hanım, maşallah güzelliğinize diyecek yok. Hangisini arzularsınız? Karabeyler’in gelinini mahcup etmek olmaz.”
Zerrin parmağını ağır altınların üzerinde gezdirdi.Ama onları beğenmemişti zerrine göre fazla gösterişliliderdi. Diğerlerinden daha zarif duran bir bileziğe bakarken Zarife Hanım araya girdi:
“Gelin, ağır olanlara bakasın. Sen Karabeyler’in gelini olacaksın.Bileğinde ince bileziği görenler sonra ne der.”
Narin Hanım da geri kalmadı:
“Kızım, Zarife doğru der. Karahanlılar’ın kızına layık şeylere bak.”
Zerrin uzatmamak için rastgele ağır bir seti işaret etti:
“Bu olsun. İşlemeleri güzelmiş...”
Kuyumcu altınları paketlerken Baran tezgâha doğru bir adım yaklaştı. Zerrin’e doğru hafifçe eğilip sadece onun duyabileceği alçak ve tekinsiz bir sesle konuştu:
“Hiçbir şeye itiraz etmiyorsun Ağa kızı. Bir hafta önce 'Beni alacak davası gibi devredemezsiniz' diye avluyu inleten kız nerede? Çok çabuk teslim oldun.”
Zerrin başını yavaşça Baran’a çevirdi. Yeşil gözlerinde soğuk ve meydan okuyan bir kararlılık parıldıyordu:
“Ben hiçbir şeyi kabullenmedim Baran Ağa,” dedi buz gibi bir sesle. “Sadece bu tiyatroyu kuralına göre oynamaya karar verdim. Sen törenin emrini yerine getirip 'görevimi yapıyorum' diyorsun ya, ben de ailemin canını koruyorum. Parmağıma o yüzüğü takacağım, o altınları taşıyacağım... Ama zamanı geldiğinde bu sessizliğimin ardından öyle bir fırtına kopacak ki, şaşıracaksın.”
Baran’ın yüzündeki umursamaz ifade kırıldı. Kaşları çatıldı, eğilerek sesini daha da alçalttı:
“Sen Karabeyler’in konağını oyun parkı mı sanırsın Ağa kızı? O kapıdan içeri girdiğinde kafana göre fırtınalar koparamazsın. Orada kuralları töre koyar, ben uygularım.”
“Madem öyle diyorsun, zamanı gelince göreceğiz Baran Ağa.”
Baran onun gözlerindeki sarsılmaz kararlılığı gördüğünde istemsizce bir etkilenme hissetti. Tezgâha dönüp Zerrin’in ilk incelediği zarif takıları işaret etti:
“İlk beğendiğini de kutulara koyun.”
Zerrin afallayarak itiraz etti:“Gerek yok, seçtim zaten...”
Baran hafifçe kaşlarını çatarak ona yaklaştı:
“Onları beğenmedin Ağa kızı. Hem sen bu ağır işlemeler için fazla zarifsin.”
Bu sözleri içtenlikle, doğrudan gözlerinin içine bakarak söylemişti. Zerrin bir an ne diyeceğini bilemeyerek gözlerini kaçırdı. Baran ise onun bu nadir anlık bocalamasına gülümsedi ve annesine döndü:
“Ana, işimiz bitti. Gidelim artık.”
Zarife Hanım şaşkınlıkla şikayet etti:
“Ama oğlum, daha alyans seçmediniz,hem daha gelinin elbisesine bakmadık!”
Baran bakışlarını yeniden Zerrin’e çevirdi:
“Alyansı biz yarın Zerrin’le gelip seçeceğiz, ana.Sonrada nişan elbisesini”
“Öyle şey olur mu oğlum! Bizsiz nişan elbisesi seçmek…?”
Baran annesine döndü;
“Kalabalığa gerek yok ana.Biz yarın eksikleri tamamlarız.”
Zarife Hanım’ın kaşları çatıldı, durumu pek hoş karşılamamıştı ama oğlunun son sözü söyleyen tavrı karşısında sessiz kalmayı seçti. Narin Hanım ise kızına attığı şüpheci bakışlarla ortamdaki gerilimi süzüyordu.Zerrin, Baran’ın bu hamlesi karşısında duruşunu bozmamaya çalışarak derin bir nefes aldı.
“Benimle yalnız kalmak istiyorsun yani, Baran Ağa?” der gibi baktı ama tek kelime etmedi.
Alışveriş tamamlanıp dükkândan çıkıldığında, taş sokaklardaki kalabalık ikilinin etrafında adeta bir saygı çemberi oluşturmuştu. Arabalara doğru yürürlerken Baran, Zerrin’in bir adım gerisinde kalarak onun güvenliğini kollar gibi bir tavır takındı. Zerrin kendi aracının kapısına geldiğinde durdu ve arkasını dönüp doğrudan Baran’ın gözlerinin içine baktı:
“Yarın tek başıma gelmeyeceğimi biliyorsun, değil mi?”
Baran elini kumaş pantolonunun cebine sokup hafifçe öne doğru eğildi. Yüzünde muzip ama otoriter bir tebessüm belirdi:
“Yanına kimi alırsan al Zerrin Karahan... O alyansı benimle birlikte, o masada oturarak seçeceksin.Nişan elbisenide beğendin bir model seçeceksin.Kaçışın yok.”
Zerrin başını hafifçe dikleştirdi:
“Kaçan kim? Yarın görüşürüz.”
Arabanın kapısı kapandığında Baran, siyah camların arkasından gözden kaybolan yeşil gözleri bir süre daha izledi. Yanına yaklaşan Kaya kısık sesle sordu:
“Abi, Karahanlılar’ın kızı göründüğü kadar kolay boyun eğmeyecek gibi. Bir planı var sanki.”Baran, bakışlarını tozlu yoldan çekmeden sertçe mırıldandı:
“Planı olsun Kaya... Varsın olsun. Kuzu gibi teslim olan bir gelindense, fırtına koparmaya yemin etmiş bir kadın Karahanlılar’a da, Karabeyler’e de kim olduğunu öğretir. Yarın sabah erkenden konağın önünde olun, onu bizzat ben alacağım.”
Ertesi sabah Zerrin, Mercan ile kurduğu gizli planın ilk aşamasını devreye sokmak üzere odasında son hazırlıklarını yapıyordu. Aynadaki yansımasına baktığında artık karşısında çaresiz bir genç kız değil, kendi kaderinin iplerini eline almaya kararlı bir Karahanlı kadını vardı.Aşağıdan gelen korna sesi, fırtınanın ilk hamlesi için zamanın geldiğini haber veriyordu
Bölüm etkileşimi
