TAKİPÇİ kitap kapağı

3. bölüm / 3

TAKİPÇİ

PUS

Vaveyla Yazarı: Dilan Tarhan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: PUS

Keyifli okumalar!

Remembrance, Balmorhea

İstihbaratı kavramaya çalıştığım ilk zamanlar, yaptıkları şeyler bana hep oyun gibi gelirdi. Annem bazı zamanlar evden içeri bambaşka kıyafetler ve takma saçlar ile girer, beni öpüp kokladıktan sonra odasına gidip onu bildiğim haline bürünür, babam zaman zaman hiç gelmez geldiğindeyse iş seyahatinde olduğunu söyleyerek benimle uzun uzun hasret giderirdi. Onlar yokken benimle ilgilenen Deniz abla vardı. Ona annemin neden öyle göründüğünü sorduğumda, oyun oynadığını ve bu yüzden böyle göründüğünü söylerdi. Evcilik mi dediğimde, evet evcilik derdi. Buna yüzümü ekşitirdim çünkü ben evcilik oyununu hiç sevmezdim ama annem de babam da çoğu zaman bu oyunu oynardı. Okulda arkadaşlarım da oynardı ama onlar evcilik oynarken bebeklerinin öldüğünü hiç görmemiştim. Benim annem de babam da aynı oyunu evimizde oynadıkları gece öldürülmüşlerdi.O akşam biraz geç gelecekleri için Deniz abla ile okul çıkışımda biraz gezmiştik. Yemeğimizi dışarıda bir yerlerde yemiştik. Ona, artık büyüdüğümü ve beni almasına gerek olmadığını anlatmaya çalışırken açtığı kapıdan içeri girmiştim. Kafamı çevirdiğim an babam oradaydı.Babam, muhtemelen sese koşarken henüz ne olduğunu bile anlamadığı bir anda kapı eşiğinde vurulmuştu. Tek kurşun. Alnından... Şoka girmiş bir halde ona koşarken sonsuz bir uykuya daldığını anlamam biraz uzun sürmüştü. Onu o kadar dürtmüştüm, o kadar uyandırmaya çalışıp ona yoğunlaşmıştım ki Deniz ablanın çığlık çığlığa birilerini aradığını bile fark etmemiştim. Ben uyandıramıyorsam annem uyandırırdı, "Anne babam uyanmıyor!" diye bağırarak etrafıma çaresizce bakınmıştım ve oradaydı...

Annem de orada , salonun ortasında uyuyordu. Ona doğru koşup yüzünü görebileceğim kısma geçtim. Kafasında kumral takma saçları vardı, üzerinde siyah alımlı bir elbise. Yüzü o kadar güzeldi ki gerçi o her zaman çok güzeldi... Babam da takım elbise giymişti. Oyun oynadıklarını bilmeseydiniz, bir yerlere evlilik yıldönümlerini kutlamak için gittiklerini düşünebilirdiniz.

Annemin gözleri açıktı... Takma saçlarından bir tutam dudaklarının üzerine dökülmüştü. Dudaklarındaki kırmızı ruj, hemen önünde yerde göl haline gelen kırmızının habercisi gibiydi. Silahı elindeydi ama kullanmaya zaman bulamamıştı. Gelenler o kadar ani gelmişlerdi ki annemin o mükemmel kullandığı silahını bile kullanmasına zaman tanımamışlardı. Evet, annem çok iyi nişancıymış, babam da annemin bu yeteneğine tutulmuş ilk zamanlar. Sonrasındaysa tanıdıkça zaten aşık olmaktan başka çaresi kalmamış. Benim yanımda silahını hiç kullanmazdı hatta eline aldığını bile hatırlamıyordum. Bir gün eve gelen arkadaşları bununla ilgili konuşup gülüşünce duymuştum. Ailemin arkadaşlarıyla gülüştüğü salonda şu an ben annemin kanının üzerinde oturmuştum. O gölün üzerinde oturup annemi uyandırmaya çalıştıkça kan beni de sardı. Keskin demir kokusu her yerdeydi. Kırmızı her yerimizdeydi. Gözyaşlarım bütün yüzümü sarıp artık görmemi engellediğinde her yerin temizleneceğini ve annemle babamın uyanacağını sandım. O kırmızılık giderse onlar uyanabilirlerdi sanki. Uyanmaları için bütün gözyaşlarımı akıtırdım, her yeri onunla temizlerdim ama uyanmıyorlardı. Artık Deniz ablanın çığlıkları her yerdeydi. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum birkaç saniye, birkaç dakika, birkaç saat, birkaç gün, birkaç ay, birkaç yıl... Açık kapıdan bir sürü insan girdi. Yanıp sönen ışıklar, iri yarı adamlar, simsiyah giyinmiş kadınlar.

Birinin beni kucağına aldığını hatırlıyorum, keskin kan kokusunun içinden birinin beni çekip çıkarmaya çalıştığını anımsıyorum ama kan her yerdeydi. Kan ellerimdeydi, kan elbiselerimdeydi, kan yüzümdeydi, kan gözyaşımdaydı, kan benimleydi. Kan artık benim bir parçamdı. Ne kadar yıkanırsam yıkanayım, ne kadar yeni elbiseler giyersem giyeyim, ne kadar gözyaşım akarsa aksın o keskin kan kokusu gitmeyecekti, üzerimdeki kan lekesi temizlenmeyecekti. Ben artık kan ile lanetlenmiştim. O akşam onları kurtaramamıştım ama o kan benim yeminim olmuştu. Orada ilk defa akmıştı ama son olmayacaktı.

4 yıl öncesine kadar sadece tetikçiye ulaşabilmiştik. Ekip, onu yurtdışında bir ülkede bulmuş ve buraya getirip aylarca sorgulamıştı. O zamanlar tek bildiğim, annemle babamın devletten bazı kişiler ile ilişkisi olduğunu düşündükleri bir suç örgütünün bazı bilgilerine ulaştıklarıydı. O gece ekipten birkaç kişi ile görüşecek ve evrakları birlikte inceleyeceklermiş. Ailem, o kadar önemli bilgiler elde etmişler ki sırf bir cümlesi ile bile yer yerinden oynayabilirmiş ama tek bir cümleyi bile kimseyle paylaşamadan sonsuza kadar susturulmuşlardı. Onları susturan kişi tam da karşımdaydı ve ben gözlerimi bir saniye ayırmadan onun gözlerine bakmıştım. Öyle bir yetiştirilmişti ki karşımda adeta insani bütün duygulardan arındırılmış bir robot var gibiydi. Aylarca işkence edilmiş, konuşması için her şey ama her şey yapılmıştı. Bir kelime bile öğrenemedik. Bir anlığına durup yüzüme bakıp pis bir şekilde sırıtmaya başlarken, "Seni nasıl kaçırmışım? Taze çocuk kanı en sevdiğimdi oysa ki. Güzel anneciğin ve zavallı babanın kanı ile yetinmek zorunda kalmış olmam büyük haksızlık," demesiyle birlikte belimden çıkardığım silahı alnına dayayıp, elimin dahi titremesine izin vermeden beynini dağıtmıştım. İlk cinayetimi hiç düşünmeden, elim titremeden işlemiştim. Plan yapmamıştım, nasıl yapacağımı düşünerek uykularımı kaçırmamıştım. Onu karşıma bırakmışlardı ve ben de yapmıştım. İlk cinayetim benim dönüm noktam değildi. Ailemin kanı ile bulandığım gece benim dönüm noktamdı. O gece orada 10 yaşındaki kızın gözyaşları ile ailesinin kanını temizleme çabası dönüm noktasıydı. Temizlemeye çalıştığı halde gittikçe kana bulanan ve o kandan kurtulamayan kız çocuğunun...

Telefonumun sesi ile birden irkilip, temizlemek için ellerimde tuttuğum silahımı masamın üzerine bıraktım. Bir an ne yapacağımı bilemez halde etrafıma bakındım. O anı ne zaman düşünsem böyle oluyordu. Derin bir nefes alıp telefonuma uzandım. Aracımın işlemlerinin tamamlandığı ve gidip alabileceğimin bilgisi gönderilmişti. En azından bir pürüz giderilmişti peki ya diğer pürüz?

Kunt denilen adamı hangi bahane ile arayacağıma halen karar vermemiştim. Ofisime gelişinin üzerinden tam bir hafta geçmişti ve bir haftadır tüm ekip neredeyse sadece bu konuya odaklanmıştık. Elimizdeki dosya Sedat Ateş dosyasıydı ve bu dosyada Kunt Eroğlu'nun da bir sayfası olduğuna bu son bir haftada bulduklarımızla daha doğrusu bulamadıklarımızla emin olmuştuk. Kimdi, amacı neydi, Sedat ile gerçek bağlantısı neydi hiçbir şey bulamamıştık. İhale yeniden bana kalmıştı ve benim de ona şüphe uyandırmadan yaklaşmam gerekiyordu. Titreyen telefonuma tekrardan uzandım ve yutkunduğumu fark ettim. Mesaj gelmişti, mesaj Kunt Eroğlu'ndandı.

"Dosya hakkında henüz merak ettiğiniz bir şeyler olmadı mı avukat" Kaşlarım istemsizce çatılmıştı. Avukat derken diye mırıldandıktan birkaç saniye sonra telefonum yeniden titredi, "Hanım...?" benimle kesinlikle oyun oynuyordu.

"Merak ettiğim bir şeyler var evet ama mesajda sormayacağım." çünkü cevap vereceği an yüzünden oluşan her duyguyu görmek istiyordum. "Aşağıda bekliyorum avukat" ardından yeni bir mesaj daha, "Hanım..." beni aşağıda mı bekliyordu? Bu da ne demekti? Hiç vakit kaybetmeden masamdan fırladım. Silahımı çantama koyup ceketimi giydim. Mavi'ye haber vermek için telefonun kilidini açtıktan kısa bir süre sonra vazgeçtim çünkü henüz neden burada olduğunu bilmiyordum. Hızlı bir şekilde ofisten çıkıp aşağı indim. Bir süre etrafa bakındıktan sonra, yolun karşısındaki camı yarıya kadar açık olan siyah bir arabanın içinde bana baktığını gördüm. Eli çenesinin altındaydı, beni görünce gülümsedi ama tuhaf bir şekilde bu bana gerçek gibi gelmişti. Yolu kontrol etmeden karşıya geçip ön koltuğun olduğu kapıyı açtım. Kaşları çatılmıştı. "Okulda karşıdan karşıya geçerken yolu kontrol etme gerekliliği hakkında binlerce defa ders verilir." Yüzünün aldığı şekil sanki çok önemli bir şey konuşuluyormuş havasını veriyordu. "Maktulü nereden tanıyorsunuz?" sorum yüzünde bir gram bile değişikliğe neden olmadı. "Bir soru sordum. Ofisime geldiğiniz zaman yardımcı olmak için fazla istekliydiniz."

"Sizinle temel eğitimleri hallettikten sonra sorunuza elbette cevap vereceğim." Ciddi misin der gibi suratına baktım, "Araba olmadığını bildiğim için geçtim, kulaklarım yeterince keskindir Kunt Bey," durumdan sıkıldığımı belli edercesine derin bir nefes alıp devam ettim, "Şimdi bu gereksiz ayrıntıyı bırakıp ana konuya dönebilir miyiz artık?" yanıtım onu tatmin etmemiş gibi bakmaya devam etti. "Gözlerimizle avukat hanım, gözlerimizle." ardından nefes alıp "Tanımıyorum." dedi sadece. "Sedat Ateş dosyasındaki maktulü kastettiğimi anladınız hemen o halde?" gereksiz bir ayrıntıymış gibi "Evet. Başka ortak maktulümüz varsa onu da sorabilirsiniz." dedi. Öldürülen kişi ile herhangi bir bağlantısı olsaydı en azından mimiklerine bir parça yansırdı diye düşündüm ama yine de kesin konuşmak için erken olduğuna karar verip devam ettim.

"Sedat amcanız madem o kadar yakın size, öldürdüğünü iddia ettikleri ve onun da öldürdüğünü kabul ettiği kişiyi tanımanız gerekmez mi," düşünüyormuş gibi yaptı, yola bakıp bir süre sessizce sadece karanlığı izledi. Ardından tekrar yüzüme doğru dönüp "Gerekmez. Başka soru?" memnuniyetsiz bir şekilde elimi arabanın kapısına atarken "Tahmin ettiğim gibi bana yardımcı olma aşkıyla yanıp tutuşmuyorsunuz. Ben kendi ipuçlarımı kendim bulurum, size iyi akşamlar." kafamı sağ tarafa çevirmemle birlikte;

"Bakın, öldürülen kişiyi tanımıyorum ve yalan söylemeyeceğim, ilgilenmiyorum da. Sadece sizinle konuşurken kendimi sorguda gibi hissediyorum ve bunun nedenini anlamaya çalışıyorum." kurduğu cümle ile birlikte yeniden ona döndüm. Şu an göz teması kurmam ve gerçek olmayan hiçbir duygumu yansıtmamam gerekiyordu.

"Size bunu düşündüren nedir bilmiyorum ama sorguda olmadığınıza emin olabilirsiniz." gözleri çok farklı bir elaydı ya da hava karanlık olduğu için arabanın içine yansıyan ışıklardan dolayı öyle görünüyordu bilmiyordum ama bir kere içine bakmaya çalıştığınızda odağınızı yeniden toplama konusunda problem yaşayabiliyordunuz en azından ben birkaç saniye yaşamıştım. Göz temasını bana güvenmesi için kurmuştum ama şu an kurmamayı tercih ederdim. Ayrıca bana güven duymadığı da açıktı. Daha fazla uzatmamın ters tepebileceğini düşünerek, "Merak ettiğim farklı bir şey daha olursa size ulaşırım, teşekkür ederim." deyip elimi araç kapısına doğru uzattım.

"Gideceğiniz yere sizi ben bırakmak isterim."

"Teşekkür ederim, iyi akşamlar size." dedikten sonra uzatmasına fırsat vermeden arabadan indim. Ofisime doğru yönelip yolun karşı tarafına geçince aklıma Kunt Eroğlu'nun az önce söyledikleri geldi ama üzerinde durmadım. Ofise çıktım ve bir süre oyalandım. Etrafta kimsenin kalmadığına emin olduktan sonra ofisten çıkıp arabamı alacağım yere gittim. Arabamı alıp eve döndüğümde günün tüm yorgunluğunu vücudumun her hücresinde hisseder haldeydim. O kadar bitkin hissediyordum ki buzdolabındaki yemeği bile ısıtmaya takatim yoktu. Hızlı bir şekilde üzerimi değiştirip kendimi yatağıma atıp saniyesinde uykunun kollarına düştüm.

""""""""""""""""""

Bu sabah hızlı hızlı hazırlanıp bir an önce cezaevine gitmem gerekiyordu. Sedat ile yol kat etmek şöyle dursun yola girmemiştim bile. Ayrıca şu adamı bir de ona sormam gerekiyordu. Bakalım biricik manevi yeğeni ile tanışmış olmam onda herhangi bir değişikliğe neden olacak mıydı. Telefonumu tam çantaya atacakken gelen mesaja bakmak için ekranı açtım. Numarası halen kayıtlı değildi ama gözüm aşina olmuştu.

"Maktulü gerçekten tanımıyorum. Sedat tanır mıydı onu da bilmiyorum ama birini öldürmek için onu tanımak her zaman için şart değildir. Bunu acı bir şekilde tecrübe ettiğinizi biliyorum... Benden ona sevgilerimi iletin lütfen, kendisini her zaman özleyeceğimizi bilsin. En önemlisi de lütfen karşıdan karşıya geçerken kulaklarınızı değil gözlerinizi kullanın. Gözleriniz ikinci plana atılmayı hak etmiyor."

Bu neydi şimdi? Kaskatı kesilmiştim, bu adam bir şeyler biliyor olmazdı değil mi. Mümkün değildi ne saçmalıyordum. Avukat olduğum için mesleğimde her an karşılaşabileceğim bir gerçek için benden onay bekliyordu sadece. Elimdeki telefon çalmaya başlayınca o olduğunu sanıp ekrana dikkat etmeden hemen kulağıma yaklaştırdım. "Alo!" ardından Mavi'nin sesini duydum. "Bu kadar çok aramamı mı bekliyordun, kıyamam, sen arasaydın ya bu ne özlem," bir anlığına derin bir nefes almıştım "Sen miydin..."

"Başkası mı olması gerekiyordu?" hem konuşup hem arabaya yürümeye başladım. "Müvekkilimi ziyarete gideceğim. Ofise gel sen de sonrasında duruşmam yok konuşuruz." Mesajdan ona bahsetmemiştim, açıkçası zaman kaybetmeye niyetim yoktu bir an önce Sedat ile görüşmeliydim, yoksa bu huzursuzlukla kafayı yiyecektim. Normal bir hayata sahip olsaydım birilerinin benimle ilgili en derin ve karanlık sırları biliyor olmasına asla ihtimal vermezdim ama normal bir hayata sahip değildim. Öğrenmem gereken kişilerin en derin sırlarına erişebiliyordum. Bunu benim için başkası neden yapmasın diye düşünürken cezaevine çoktan ulaşmıştım. Çantamı alıp içeriye geçtim, kimlik doğrulaması aşamasında adımı teyit ettirdim, "Avukat Alin Karahan, müvekkilim Sedat Ateş ile görüşeceğim. " Görüşeceğim kişinin adının ve koğuş bilgilerinin yer aldığı kağıda imza attıktan sonra gerekli prosedürleri tamamlayıp avukat bekleme odasına geçtim. Müvekkili görüşme odasında hazır ettikten sonra bana sesleneceklerdi.

Yarım saate yakın bekledikten sonra gardiyanın adımı çığırmasıyla odadan ayrıldım. Göz taramasını yapıp, elektronik metal kapıdan onay sesini duyduktan sonra bir elimle iteleyip içeriye geçtim. Sedat'ı ilk koridorun sağındaki görüş odalarından birine almışlardı. Kafasını iki elinin arasına almış, gözleri önündeki masaya dalmıştı. Kapıdan içeri girdiğimde istifini hiç bozmadı, sandalyeyi çekip oturdum ve hal hatır faslına hiç girmeden "Kunt Eroğlu kim," dedim. Sorum onu şaşırtmış olacak ki önce afalladı. Yüzüme bakmaya devam edince, "Anlaşılmayacak bir şey yok Sedat Bey, Kunt Eroğlu ile tanışıklığınız nedir?" işte ilk mesleğimin hayatıma sirayet ettiği anlardan yalnızca biri. İstihbaratın sorgu odasındaymışım gibi tavırlarım...

"Anlayamadım neden sordunuz?" yüzünden gerçekten merak ettiği okunabiliyordu. İlginç. Gerçekten aile dostuysa onunla ilgilenmesi neden onu böyle şaşırtıyordu ki. Biraz çapraz sorgudan zarar gelmezdi. "Çünkü beni aradı ve sizi kurtarmam için ne yapılması gerekiyorsa yapmamı rica etti. Soy isimleriniz tutmayınca ben de kim olduğunu sordum. Sanıyorum Kunt Bey ile babasının cenazesinde karşılaşmışsınız ve ardından da iletişiminiz kesilmemiş değil mi?" öylesine ayrıntıymış gibi sorduğum sorunun cevabı benim için öylesine bir cevaptan çok daha fazlasıydı. "Doğrudur avukat hanım. Sağ olsun beni düşünmüş sormuş ama size ilk geldiğinizde de söyledim. Ben bu cinayeti işledim ve tüm sonuçlarını göze alarak yaptım bunu. Buraya gelip çaba harcayıp benim için uğraşmanıza gerek yok. Anlıyorum gençsiniz, idealistsiniz ama enerjinizi başkasına, gerçekten kurtarılacak birine harcayın çünkü bu cinayeti ben işledim ve mahkeme salonunda da ağzımdan bundan başka bir şey çıkmayacak. İzninizle." Sandalyesinden doğrulacağı esnada, "Neden?" diye sordum. Bir an için afalladı ama anında toparladı. "Kafamı bozdu, ben de öldürdüm."

"Siz maktulün evine gittiniz ve kafanızı bozdu öyle mi, neden bozuldu peki kafanız, size ne yaptı ya da söyledi. Tamam cinayeti kabul ediyorsunuz ama en azından olayda haksız tahrik var mı yok mu onu anlamam lazım." bana doğru hafif yanaştı ve hiç düşünmeden "Önüme bayat çay koydu, benim de kafam bozuldu. Ben önüne bayat çay koyulacak adam mıyım... Bakın yine sinirlerim bozuldu. Neyse size iyi günler avukat hanım." ardından hemen kapıyı yumrukladı ve kapıda bekleyen gardiyanın kapıyı açmasıyla odadan çıktı.

Derin bir nefes aldım ve elde ettiklerimi kafamda oturtmaya başladım. Kunt ve Sedat arasında bir ilişki gerçekten var ama bu kesinlikle dostane değil. Aile dostu kısımları hikaye en azından bu kesinleşmiş oldu. Peşinde olduklarımız ile Kunt denilen adamın bir bağı var ve ben bunu derinden hissediyorum. Bu bile başlı başına hayalet hat ve sistem taraması sonucunun kanıtı niteliğinde. En azından şu an elimizde iki kişi var ve birinden olmasa da diğerinden mutlaka bir ışık görebileceğimizi umuyordum. Bir taraftan da Kunt Eroğlu'nun Sedat'a yaklaşımı dostane olmadığına göre bana yaklaşımının da öyle olmadığını tahmin edebiliyorum. O halde benimle ilgili araştırma yapabilir, kuyruğuna bastığım noktada beni geri püskürtmek için bulduklarını kullanabilirdi ama yine bu istihbarattan olmadığımda mümkün olabilirdi. Bu adamın benimle ilgili önemli bir ayrıntıya hele ki bu denli önemli bir ayrıntıya ulaşmış olması mümkün değildi. Öylesine herkes için söylenebilecek cümleleri gözümde böyle büyütüp hata yapmama neden olacak ölçüde panik yapmamın hiçbir anlamı yoktu. Güzel. Masada boş kalan not defterimi ve kalemimi alıp odadan çıktım.

Şimdi ne yapacağıma karar vermem gerekiyordu. Kunt, eğer benim onun Sedat'ın dostu olmadığını çözdüğümü anlarsa gerçek niyeti ile ilgili daha fazla açık verebilirdi ama bu durumda ben ikinci bir seçenek olarak onu kullanamayacaktım.

Arabayı çalıştırmadan önce çantamdan telefonu çıkardım, Mavi kırk defa aramıştı bir de çok acil ofise gelmemi yazmıştı. Arabayı vakit kaybetmeden çalıştırdım ve ofise doğru yola çıktım. Yol boyunca beynimdeki çarkları tekrar tekrar çevirdim. Herhangi bir şeye ulaşamadan ofise vardım.

Mavi koridorda kapımın önünde volta atıyordu. Görür görmez Mavi'nin siniri, gerginliği, yüzüme vurdu. Çantamdan anahtarı bulup kapıyı açtım. İçeri girip doğrudan odama geçti. "O pezevengi bulamıyorum Alin! Yok, bu sistemlerde bu orospu çocuğuyla ilgili hiçbir şey yok!" bu hiç mantıklı değildi çünkü illa ki bir bilgiye ulaşmış olmamız gerekiyordu. "Sedat ile görüştüm, aile dostu falan değilmiş. Çapraza aldım ama sadece Kunt'un söyledikleri çürüdü. Nerede ve nasıl tanıştıkları belli değil... Şimdilik."

"Ne diyor peki bu pezevenkle ilgili?"

"Henüz bir şey demiyor. Aslında bu geçen ofise geldiği zaman daha fazla bilgi için üstele... Ofise geldiği zaman Mavi!" Mavi ile o kadar anlık elektrik çarpmışa döndük ki "Ne tarafta oturdu bu?" Mavi sorusunu daha sorarken ben oturduğu kısma çoktan koşmuştum ve elimi masamın altında gezdirmemle birlikte küçük bir engele takılmıştım. Lanet, lanet, lanet! Mavi yüzümden anlayıp hemen fırlamıştı ve masanın altına eğilmişti. Küçük bir ortam dinleyici oradaydı. Masanın altındayken o kadar küfür savurdu o kadar küfür savurdu ki bir noktadan sonra artık kulaklarım o küfürleri normal cümle formunda algılamaya başladı. Biz böyle bir dikkatsizliği nasıl yapmıştık, biz nasıl böyle gafil avlanmıştık, biz avcıyken nasıl birden av olmuştuk... Telefonuma sanki bu anı bekliyormuş gibi bir mesaj yolladı.

"Yine de bana güvenmeyip benimle ilgili Sedat'ı sorgulaman hiç hoş değil avukat. Bir şeylerin nihayete ermesine en çok bu yüzden seviniyorum biliyor musun, çünkü aradaki samimiyetten yoksun kalıplar ortadan kalkıyor. Hanım gibi mesela...Ağırlık yapıyordu."

Telefonu tutan ellerim titriyordu. Bu kadar basit miydi? Bir ofise gidiyorsun, ofisine gittiğin kişi seni ve amacını anlayabilmek için hazırlık yapmışken sen çok küçük bir hareketle onları ve planlarını alaşağı edip onları tuzağına düşürüyorsun. Tuzağa düşmüştük ve tuzağa düşürülürken bir an için bile bunu fark etmemiştik. Yıllardır bir dolu görevde çalışan ajanlar olmamıza rağmen bize kurulan bu basit tuzağa kendi ayaklarımızla gitmiştik.
Mesajı hiç konuşmadan Mavi'ye gösterdim. "Sikeyim şerefsizi!" diye bir posta daha savurup odadan çıktı. Bu oda şu an için yeterince güvenli değildi bu yüzden bir an önce çıkmamız gerekiyordu. Dinleme cihazını olduğu yerden çıkardım ve imha ettik. Ardından bekleme odasına geçtik. Muhtemelen dışarıda izlenecektik, bu yüzden o kadar kısıtlı hareket imkanımız vardı ki. Telefondan arama kısmına girdim ve onun numarasını çevirip hoparlörü açtım. İlk çalışta etrafa sesi doldu, "Avukat!" bu kadar çabuk kendim olmayı beklemiyordum:

"Derdin ne senin ruh hastası herif! odama böcek koymak da ne demek!" benim gerilmem onu keyiflendirmişti, güldüğünü saklama gereği duymadı. "Yine de çok daha erken fark etmeni beklerdim avukat." derin bir nefes alıp dişlerimi sıktım. "Ne sanıyorsun, burada bitip gideceğini mi, sen şovunu yaptıktan sonra benim ensende olmayacağımı mı? Eğer öyleyse sakın rehavete kapılma Eroğlu ya da gerçekte her ne haltsan, çünkü ben ensendeyim." Sadece çok kısa bir anlığına bir sessizlik oldu "Adım da soyadım da yeterince gerçek avukat. Tehdidinle beni bir hayli korkuttuğunu söylemek isterdim ama yalan konusunda pek iyi değilim. Ben buradayım, her an elinin ulaşacağı bir yerdeyim ama sen olduğum yere gelmek ister misin o konudan emin değilim. Bir sonraki görüşmemize kadar kendine iyi bak avukat!" telefonu kapatmasıyla birlikte sinirden yumruğumu sıkmaya başladım.

Mavi o kadar durmadan volta atıyordu ki hızlı bir şekilde Umut'u arayıp durumu anlattı. Umut bizim ekibin sorumlusuydu. Mavi'nin Umut'u dinledikçe kaşları daha çok çatılıyordu, hiç iç açıcı şeyler söylemediği çok açıktı. Telefonu kapattıktan sonra akşam saat 8'de acil durum toplantısı olacağını söyledi.

Bir saat sonra Sema ile birlikte birkaç kişi geldi. Onlar gelene kadar etrafı aramıştım ama onlar cihaz algılayıcılar ile aramayı yapacaklardı. Ofisin tamamını aradıktan sonra başka bir şey olmadığını söylediler. O kadar gergin ve düşünceliydim ki bana seslendiklerini fark etmemiştim bile. Sema'nın sesiyle daldığım yerden çıkabildim. "Kendini yiyip durma. Adam geldiğinde ben de buradaydım ve benim de anlamam gerekiyordu. Umut da bunun bilincinde olacaktır." gözlerimi devirdim çünkü umurumda olan Umut'un tepkisi değildi.

Toplanacağımız saate kadar her şeyi baştan düşünüp durdum. İhtimalleri sıraladım, değerlendirdim, mantıklı mantıksız ne varsa önüme koydum ama elimizdeki bilgiler o kadar sınırlıydı ki doğru dürüst tahmin dahi yürütemiyordum. Mavi, Sema ve diğerleri ile birlikte çıkmıştı. Gelirken takip edilmemem için kırk defa; dikkatli ol, demişti. Birazdan ben de çıkacaktım ve takip edilme ihtimaline karşı çok dikkatli olmam gerekiyordu.

Otoparka geçip arabama bindim. Hem otoparktan çıkmadan önce hem de caddeye çıkıp trafiğe karıştığım gibi ilk iş takip edilip edilmediğimi anlamaya çalıştım. Benim yaptığım şeyi şu an başkaları bana yapıyor mu, takipçim var mı diye anlamaya çalıştım ama görünürde bir şey yoktu. Hızımı biraz daha artırıp zihnimi susturmaya çalıştım. Şu an içeride tam bir karmaşa vardı ve karmaşa hata getirirdi. Başka bir hataya yer yoktu çünkü Kunt Eroğlu'na ensesinde olacağımı söylemiştim ve aksini yapmaya hiç niyetim yoktu.

..

Herkese merhaba! Bir bölümün daha sonuna geldik. Olaylara heyecanlı bir şekilde dalış yaptık hadi bakalımm :) Arkadaşlar bir de bölümlere oy verip yorumlarınızı benimle paylaşır mısınız çünkü düşüncelerinizi aşşşşırı merak ediyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Instagram, Twitter : dilantarhan

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18