2. bölüm / 2
TAKINTI2. Bölüm
Bölümler 2Şu an: 2. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
HÜKÜM
"Beni bu saraya getiren benim öfkem ya da kaderin laneti değildi, annemin kendine olan savaşıydı. Henüz kimse tarafından bilinmeyen kız yani ben; içlerindeki tüm şüpheleri yok edip onların ya kabusu ya da eceli olacaktım."
𝑭𝒓𝒆𝒚𝒂'𝒅𝒂𝒏
Nihayet yüzüne baktığımda göz bebeklerim gözlerimden çıkacakmışcasına büyüdü. Gördüğüm kişi annemin bahsettiği Arthur'un ikinci oğlu Andre idi. Gözlerimin içine öyle bir öfkeyle bakıyordu ki bir an kalbimde pompalanan kan bedenimden acıyla dışarı sızıyor zannettim. Gözlerini gözlerimden ayırmadan konuştu, sesinin soğukluğuyla tüylerim diken diken oldu.
- Kimsin sen? Kendinde bulduğun cesaret ile bu saraya girmen senin ölümün olur. Söyle kim gönderdi seni! Kime casusluk yapıyorsun!
O an kapana kısılan bir fare gibi hissettim, ne yazıkkı bu sefer gerçekten ölecektim. Dudaklarım titrerken aklım deli gibi bir yalan arıyordu. Ağzımdan çıkan cümleleri düşünmeye vakit bulamadan ölüm korkusuyla konuştum.
- Ben.. bilmiyorum biri beni takip ediyordu bende o yüzden saraya girmek zorunda kaldım..
Dudaklarımı kan dolaşımımı durdururcasına birbirine bastırdım. Beni süzerek alaycı bir şekilde güldü;
- Aptallık her zaman canını kurtarmaz güzel kız. Burası girebileceğin sıradan bir bahçe ya da köpek kulübesi değil, dışarıda sayamayacağın kadar muhafız var.
Söyledikten hemen sonra ifadesi ciddileşti, bir öncekinden daha da korkunç bir hal aldı. Yakamdan sıkıca tuttu ve duvara daha fazla bastırdı.
- Üstündeki muhafız kıyafetiyle sana inanmamı bekleme aptal, söyle!
Gözlerim ölüm korkusuyla doldu, bugüne kadar ölmeyi dileyen ben şimdi ölüm korkusuyla debeleniyordu. Korkumun öfkeye dönüşmesi saniyelerimi aldı. Yakamı tutan bileklerini var gücümle kavradım ve ona baktım.
- Bana bu muameleyi gösterdiğin sürece sana gerçekleri söylemeyeceğim!
Öfkeyle güldü ve saçımı kavradı, çekti. Şuan saç tellerimin kafamdan tek tek koptuğunu hissediyordum.
- Saraya sızıp hangi cürretle bana meydan okursun sen! Karşında bir prens var! Söyle, yoksa köpeklere yem diye seni atarım!
Gözlerinde yanan ateş asla sönmeyecekmiş gibi parlıyordu. Karşısında olan ben bir benzin gibi onun ateşini harlıyordum.
- Bırak!
Saçlarımdan tutup beni gözümle göremediğim kadar bir karanlığa sürükledi.
- Sabaha kadar zindanda kal da gör! Sabah olduğunda seni babamın karşısına atacağım!
Zindana girdiğimde içeride ilk dikkatimi çeken şey burnuma dolan kan kokusuydu, işkence edilen bir sürü alet vardı.. Mantıklı bir yalan bulamazsam şu anki durumdan çok farklı olacaktı. Zindana atıldım ve üstüme demir büyük sürgülü kapıyı sertçe kapattı ve gözlerime son soğuk bir bakış atıp ayrıldı. Gözlerim hırs ve öfkeyle doldu, kan kokusu midemi bulandırırken ellerim titremeye başladı. Zindanın içindeki en köşeye gittim ve yere çöktüm. Bu olan her şeyi düşünürken aklıma takılan tek şey;
"Annem biliyordu. Buraya girdiğimde başıma bunların geleceğini biliyordu."
En büyük ihanet annemden gelmişti, öz annemden.
İnsan kendi kızına bunu nasıl yapabilirdi? Nasıl öz kızını ölüme gönderebilirdi?
"O kadar boğulmuş, o kadar kapana kısılmış hissediyordum ki sırtıma hançer gibi saplanan zeminin soğukluğunu bile hissetmedim. Hissedemedim.”
Saatler geçti, hava aydınlanmaya başladı ama güneş hiç bir zaman benim için doğmadı. Lakin kim bilebilirdi belki aklandıktan sonra güneş ben olacaktım..
Bacaklarım titriyordu; gücüm yavaş yavaş tükeniyordu. Kim bilebilirdi ki Freya Leonin bir gün kendini bu hâlde bulacaktı? Yaşadığım her şeyi silip hiç doğmamış olmayı dileyecek kadar yorulmuştum.
Annemin giderkenki o iğrenç surat ifadesi kan kokusundan daha fazla midemi bulandırıyordu.
"Kollarımı kendime doladım; sanki biraz daha sıkı sarılırsam içimde eksik kalan her şeyi tamamlayabilecektim.”Annem neden hiç bana sıcaklığını hissettirerek sarılmadı? Neden basmadı bağrına? Neden kendime sarılmak zorunda bıraktı? Neden bunları düşünmeye mahkum kıldı beni? Neden kendi hayatımda yabancı bıraktı beni?
Gözlerim kendiliğinden kapanmıştı, büyük ağır demir kapının açılmasının sesiyle gözlerimi araladım ve baktım. Gelen kişinin Andre olduğunu gördüğümde yutkundum, boğazımı deler gibi. Dünki ifadeden eser yoktu, bakışları sakindi. Umarım bu ölüm sakinliği değildir.. Lakin hayatta umduğumuz ve bulduğumuz bir olmuyor.
- Sana son bir şans veriyorum iyi düşün. Eğer açıklaman sana insaf göstermem için bir sebepse, şüphen olmasın ki sonuna kadar arkasında duracağım.
Ona yaklaştım, söyleyecek bir şeyim olup olmadığını düşündüm. Aklıma tekrar annem düştüğünde aklımda bir senaryo çizmeye çalıştım. Hiç bir şey söylemeden sadece yüzüme bakıyordu Andre. Sonunda konuşmaya başladım, yalan söylemekten başka çarem yoktu ve şimdi kendi krallığımı, ailemi yem olarak onların önüne atacaktım. Çünkü annem beni aptal bir balık yerine koymuştu. Halbuki ben, ait olduğu denizde yüzmeyi bilmeyen bir balıktım.
Bölüm etkileşimi
