2.BÖLÜM~YARDIM

Vaveyla Yazarı: Esma İlayda

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 2.BÖLÜM~YARDIM

İNCİ'NİN ANLATIMIYLA

Akşam olmak üzereydi. Sonunda mesai bitmişti. Kuruyan kıyafetlerimi giyip durağa doğru yürümeye başladım. Çok güzel toprak kokusu vardı; hava güneş açmıştı. Patrondan ne kadar azar işitsem de, bu hava beni mutlu ediyordu. Durağa sonunda gelmiştim; lâkin beni kovdurtmaya çalışan o geri zekalı adamı görünce ofladım. Niye sürekli karşıma çıkıyordu? O da beni gördü. Şimdi hıncımı alma vakti gelmişti.
“Aptal herif, senin yüzünden az kalsın kovuluyordum,” dediğimde yüzü, yüzümle aynı hizaya gelecek şekilde eğildi ve, “Biraz diğer kızlar gibi nazik mi olsanız, hanımefendi?” deyince, “Ben insanlıktan nasibini almışlara karşı nazik olurum,” dedim. Yüzü düşen adam beni baştan sona süzerek, “Bana çarpıp hakaret eden kız mı diyor bunu?” dediği esnada otobüs geldi." Karşıma mümkünse bir daha çıkma" diyip Göz devirerek otobüse bindim. Otobüsü kaçıramazdım; bugün çok yorulmuştum. En arka koltuğa oturup başımı cama yaslayıp dışarıyı seyrettim.
20 dakika sonra otobüsten inmiştim. Sonunda evimin olduğu mahalleye gelmiştim. Çabucak yemek yiyip uyumak istiyordum. Biraz yürüdükten sonra evimin apartmanına girdim, merdivenleri çıktım. Anahtarla kapıyı açarken aklıma o sakar kız geldi; şimdi tüm modumu yerle bir edecekti. Yüzünü görmek istemiyordum. İçeri girdim ve kapıyı kapattım
Oda da Efnan'ı görünce "İyi alıştın sen he, ne zaman kurtulucam olum ben senden?" deyip nefret dolu bakışlarla ona baktım. "Bir süre daha beraberiz, ablasının gülü," deyince sinir yüklendi bana. "Ablasının gülü derkenn!" diye bağırdığımda Efnan yerinden sıçradı. "Sana da şaka yapılmıyo, gıcık!" diye bağırdı. Evet, şu an işten yeni geldim, karnım açtı; onunla şu an uğraşamam. Karnımı doyurayım, o salak kızdan ne zaman kurtulucam onu sonra düşünürüm. Mutfağa doğru yöneldim. Evde hiç erzak falan yoktu, daha kirayı zor ödüyordum. Dolabı açıp makarna paketini aldım ve tencereyi tüpün üstüne koyup su ekledim. Sonra odama doğru ilerledim; su kaynayana kadar o kızın yüzünü görüp moralimi bozamazdım. Odamda biraz oyalandıktan sonra su kaynamıştı. Makarnayı pişirdim ve tabağa koyuyordum ki o salak kız yanıma geldi. "Bi insan ablasına da koyar, ayıp oldu," deyip dolabın kapağını açtı. Gerçekten bu kızı öldürmemek için kendimi zor tutuyordum. Utanma diye bir şey yok bu kızda. "Kızım, ne rolleniyosun, ne ablası? Bak, yerinde dur!"
Tam demiştim ki dolaptan tabak alırken tabağı yere düşürdü. Yok, ben bu sakarla yaşayamam.
"Ah, elim!" diye sızlandı. Salak, elini kesmişti ama zerre umrumda değil. "Kızım, sen ne aptalsın ya? Şurada iki tane tabağım var, sen nasıl yaşıyorsun bu sakarlıkla anlam veremiyorum. Neye dokunsan kırılıyor," dediğimde, "Ya elim kanıyor, tek düşündüğün şey tabak mı?" dedi.
"Tabii ki tabağı düşüneceğim. Sakar, gebersen umrumda olmaz. Topla şu kırıkları," diye bağırdım. Hayır, anlamıyorum; bir tabağa makarna koymak ne kadar zor? Bu kız ya çok tembel ya da fazlasıyla sakar. Nasıl hayatta kaldı bu zamana kadar, aklım almıyor.
Ben tabağa makarnamı koyup içeriye geçtiğimde o sakar kız hâlâ yerdeki kırıkları topluyordu, pardon, toplayamıyordu. "İnci, gelip yardım edecek misin? Çöp nerede? Elim kanıyor, toplayamıyorum," diye mızlanınca ofladım. Bir işi becerse şaşırırdım zaten. Oturduğum yerden kalkıp, "Kızım, geç şu benim koyduğum makarnayı ye, benden uzak dur. Bir işe de burnunu mümkünse sokma," dedim. Yerdeki kırıkları topladım ve kendime makarna koyduktan sonra içeriye geçip karnımı sonunda doyurmuştum.
"İnci, yara bandı var mı?" diye sorduğunda, yok bu kızın dertleri hiç bitmeyecek, diye içimden geçirdim. Sonra, "Şu gözde var ama bir tane al," dedim.
"Hayatımda senin kadar cimri birini görmedim," diye bana bağırınca, "Hem seni evime alıyorum, burada yemeğimi yiyorsun, bir de utanmadan cimri mi diyorsun? Ne bencilsin kızım sen, teşekkür edeceğine yaptığına bak. Neyse, yakında bu evde olmayacaksın," dediğimde bana göz devirip yerine oturdu.
"He, bu arada Efnan Hanım, yarın mı gidiyosun bugün mü gidiyosun bilmiyorum ama hafta sonu arkadaşlarım gelecek. Onların yanında da yerinde dur, benimle kavga etme ve elini hiçbir şeye sürme. Onların yanındayken senin sakarlıklarınla uğraşamam," dedim. O da oflayıp, "Amma abarttın kızım, ne yapacağım? Uslu uslu otururum," deyip güldü. İnşallah dediği gibi olur, yoksa bu salak kız arkadaşlarıma beni rezil ederse kimse elimden alamaz, baştan söyleyeyim.

ERTESİ GÜN
Her zamanki gibi çok yorgundum, yastığa başımı koyar koymaz kendimi uykunun kollarına bırakmıştım.
—SABAH—
Saate bakınca iş saatime daha çok vardı. Hemen odamdan çıkıp mutfağa doğru ilerledim. O Efnan denen kız da koltukta uyuyordu; tabii iş derdi yoktu, hayat ona güzel, diye içimden geçirdim. Mutfaktan birkaç şeyler atıştırdıktan sonra odama doğru ilerledim. Hava bugün çok sıcaktı, güneş odamı kaplamıştı. Hemen altıma bir şort, üstüme kısa kollu bluz giydikten sonra saçlarımı tarayıp açık bıraktım ve ayakkabılarımı giyip yola koyuldum.
Bugün her şey yolunda gidiyordu. İşe erken gelmiştim. Hemen kıyafetlerimi çıkartıp garson kıyafetlerimi giydikten sonra müşterilerle ilgilenmeye koyuldum. O sırada Defne’nin geldiğini gördüm.
"Oo, hoş geldin kız, nasılsın?" diye sorduğumda, benim ilk defa bu kadar erken geldiğimin şokunu yaşıyordu.
"İyiyim, İnci. Sen nasılsın? Bakıyorum da erkenden gelmişsin," deyip sarıldı.
"Ay kızım dur, sanki gurbetteyiz de hasret gideriyoruz. Hadi hızlıca kıyafetlerini değiştir de gel.”
“Yardım et, bir sürü müşteri var,” dediğimde oflayıp kıyafetlerini giymeye gitti.
Yeni müşteriler gelmiş mi diye bakınırken beş kişilik bir grubun geldiğini gördüm. Hemen masalarına gidip menüyü götürdüm. “Buyurun.”
Aralarından biri beni gözleriyle baştan sona süzdü. Bu çok rahatsız ediciydi. Menüyü verdikten sonra ne yemek istediklerini kararlaştırmalarını bekledim ama o şerefsiz gözlerini benden ayırmıyordu. Daha fazla dayanamayıp, “Ne bakıyorsun oğlum, gözlerini oyarım!” dediğimde güldü.
“Bakamaz mıyım?” deyip kahkaha attı. Diğer arkadaşları ne kadar “Önüne bak,” dese de onları dinlemeyip rahatsız edici gözlerini bana dikiyordu. Aralarından biri, “Beş tane döner ve beş tane ayran alabilir miyiz?” deyince masadan uzaklaşıp Defne’nin yanına gittim.
“Defne, şu masayla sen ilgilenir misin? Kovulmak istemiyorum. Beş döner, beş ayran istiyorlar,” dediğimde Defne, “Ne oldu?” der gibi bakışlarını bana çevirdi.
"İlgilenirim de, bir sıkıntı mı var?"
"Evet, içlerinden bir tane sapık rahatsız edici bir şekilde bakışlarını üzerimden ayırmıyor. Ben ona gününü gösterirdim de dua etsin işimin başındayım," dediğimde Defne aşçılara gidip siparişleri söyledi.
Nedenini bilmiyorum ama içimde bir huzursuzluk var, inşallah bir terslik olmaz, diye içimden geçirdikten sonra diğer masalarla ilgilenmeye koyuldum. Defne de o sırada o masaya siparişleri götürüyordu ama o sapık şerefsiz Defne’ye de öyle bakıyordu. Defne bunu fark etmiş olmalı ki gözlerini kaçırıp duruyordu.
Daha fazla dayanamayip yanlarına gittim. "Oğlum, seni gebertirim, çek o gözlerini kızın üstünden!" deyince adam ayağa kalkıp, "Allah aşkına bir denesene," dedi. Üstüne yürüdüm. Defne kolumdan tutup, "Kovulmak istemiyorsan sakin kal," dediğinde olduğum yerde durdum.
Arkadaşları onun adına özür diledikten sonra hesabı ödeyip dışarı çıktılar. Erkeklerden bu yüzden nefret ediyordum; hepsi şerefsizin önde gidenleri, insan değiller, diye içimden geçirdikten sonra işimin başına koyuldum. Bugün çok yoğundu, boş masa sayısı azdı.
—AKŞAM—
Saat 20.30’a geliyordu. Sonunda bugünü de kazasız belasız atlatmıştım. Çok yorgundum. Hemen kendi kıyafetlerimi giyip durağa doğru ilerledim. Vakit geç olmuştu. İstanbul yine her zamanki gibi çok kalabalıktı. İnsanların arasından otobüsü kaçırmamak için hızlı adımlarla yürürken bir yandan da kulaklığımı takmaya çalışıyordum ki bir Allah’ın öküzü bana çarptı. Kulaklığım yere düştü.
“Hay çattık ya,” diyen ses tanıdık geliyordu. O, bana çarpıp özür dilemeyen, lokantama kadar takip eden öküzdü.
“Oğlum, sen niye sürekli bana çarpıp duruyorsun lan? Çıkma karşıma!” deyip kulaklığımı yerden almıştım ki,
“Kızım, sen de amma asisin. Bilerek çarptım sanki,” deyince küplere bindim. Yok abi, bu erkeklerden bana rahat yok.
“Özür dilemek zor değil!” diye bağırınca insanların bizi izlediğini yeni fark ediyordum. Adam takım elbiseli, şık bir görünüme sahipti. İnsanların bakışlarından rahatsız olup, “Ne bakıyorsun be?” diye bağırınca herkes önüne döndü.
“İnci’ydi değil mi?” diye sorup eğilince adama ters ters bakıp, “Sana ne ?” dedim ve otobüsü kaçırdığımı fark ettim. Çok güzel, şu salak adam yüzünden otobüsü kaçırdım. Şimdi bir saat yürü.
“Bak, nesin kimsin bilmiyorum ama bir daha karşıma çıkma. Senin yüzünden otobüsü kaçırdım, gerizekâlı!” diye bağırdım ve önüme dönüp hızlıca yürümeye başladım.
Sonra biri arkamdan koluma dokundu. Dönüp ona baktığımda yine oydu. Yok, bela gibi yapıştı, gitmiyor, diye içimden geçirdim.
“İstersen eve seni bırakayım,” deyip arabasını gösterince, “Gerek yok, kendim giderim. Bir daha karşıma çıkmasanız iyi olur,” dedim.
“Otobüsü kaçırdığınızı söylediniz.”
Bu adamın kafasına taş mı düştü, niye bu kadar kibardı?
“İstemiyorum, gerek yok dedim ya, yürüyerek giderim ben,” deyip yoluma devam ettim. Otobüsü bekleyerek vakit kaybedemezdim, o yüzden hızlı hızlı yürüsem iyi olacaktı.
Kalabalığı geçtim, hava kararmıştı. Ara sokaklardan geçmek zorunda kalıyordum; karanlıktı, adımlarımı hızlandırdım. Birisi beni takip ediyor gibi bir his alıp arkama baktım ama kimse yoktu. Başka bir sokağa geçtim, neyse ki sokak lambaları yanıyordu; ama yine de karanlıktı. Kısaltmalı yollardan hemen eve gitmek istiyordum. “Acaba Efnan’a bir şey oldu mu?” diye içimden geçirdim ki arkamdan, “Şişt, güzellik!” diye bir ses duydum.
Dönüp baktığımda, lokantada sapık olan o adamdı. Bu beni takip mi etmişti?
“Sen beni mi takip ettin lan, gerizekâlı!” diye bağırdım. Üstüme yürüyordu. Korkuyordum; bu sefer o küçük İnci yoktu. Kendimi savunmalıydım. Sakin ol kızım, gününü göster şu pisliğe, diye içimden geçirdim.
“Uzak dur benden!” diye bağırdım.
“Noldu, lokantada üstüme yürüyordun, kıyamam, korktun mu?” diyip üstüme doğru gelmeye başladı. Ne kadar geri adım atsam da iyice yaklaşıyordu. Tam bir adım attım ki ayağım taşa takıldı ve düştüm. O sapık adam üstüme eğilince çığlık attım. Yerden aldığım taşı kafasına vurdum ama kanamak dışında bir şey olmamıştı. Üstüme çullandığı için yerimden kıpırdayamıyordum.
Üstümü yırtmaya çalıştı, ki ayaklarımı kullanıp onu itip sırt üstü yere düşmesini sağladım. Ayağa kalkacaktım ki bu sefer o yerdeki taşı başıma vurdu; alnımdan kanlar akıyordu. Tekrar üstüme çullanacaktı ki, “Bırak lan kızı!” diye bir ses duydum. Bu, bana sürekli çarpan adamdı.
Hızlı adımlarla gelip üstümdeki o sapık şerefsizin ensesinden kavrayıp yumruklar atmaya başladı. Üst üste yumruklar atınca adam bayıldı. Ben olduğum yerde kalmıştım, üşüyordum. Adam elini uzatıp, “Toprak Alp,” dedi. Elini tuttum ve kalktım. “Teşekkür ederim,” dedim.
“Sen kibar olur muydun? Ben bana saldıracağını falan düşünmüştüm,” deyince güldüm.
“Sen yetişmeseydin ya, ben katil olacaktım ya da o sapık,” dedim.
“Kafan kanıyor arabamda acil yardım çantası var istersen seni eve bırakıyım " dediğinde " bu sefer bu teklifi geri itemezdim çok korkmuştum üşüyordum ve kafam kanıyordu o yüzden " tamam" demekle kalktım arabasına doğru yürüdük üşüdüğümü fark etmiş olmalı ki ceketini çıkarttı ve " gerek yok teşekkür ederim" diyince tekrar giydi bir erkeğin kıyafetini giymem hem çaresiz olmasam şuan arabasına da binmezdim keşke otobüsü bekleseydim diye içimden geçirdikten sonra arabaya bindik kafama pansuman yapmaya kalktı ki " şey bu malzemeleri bana ver ben kendim hallederim" diyince ısrar etmeden arabayı çalıştırdı yolda bir süre ikimizde tek kelime etmedik ama o sessizliği bozup " tanıyo muydun o adamı" diye sordu bende "hayır lokantada arkadaşlarıyla yemek yemeye geldi üstümden gözlerini ayırmadığı için aramızda ufak çaplı tartışma oldu" diyince " eminim ki adama saldırmaya kalktın" diyip güldü " ha ha çok komik" diyip gözlerimi devirdim " Herkese karşı mi böyle asisin" diyip sırıtınca " peki siz hep böyle güler misiniz" diye sorunca yolda olan gözleri beni buldu ve "evet" diyip tekrar önüne baktı. Sonunda gelmiştik arabadan indim ve kapıyı kapatırken " teşekkür ederim Toprak" deyip kapıyı kapattıktan sonra anahtarla kapıyı açıp içeri girdim.
İçeri girdiğimde Efnan beni görüp telaşla yanıma geldi.
"İnci, noldu? Ne bu hâl?"
"Efnan, git başımdan, uyuyacağım."
"Ya kızım, anlat nolduğunu, öyle yatarsın. Kafan kanıyor."
Bu düşünceli halleri hiç gerçekçi gelmiyordu. Onu umursamadan salona geçtim. Elinde pamuk ve tentürdiyot ile geldi.
"İnci, noldu?" diye sorduğunda cevaplamadan kurtulamayacağımı anlamıştım.
"Bir adam saldırdı ama kurtuldum ve bundan sana ne?" dediğimde,
"Yürüyerek mi geldin sen?"
"Evet, ne yapacaksın?"
"Sokaklar tekin değil, bir daha yürüyerek gelme." dediğinde çatlayacaktım. Yarayı da düzgün temizleyemiyordu zaten, bu kız onu da yapamıyordu. Elinden alıp kendi kendime pansuman yapmaya başladım. "İyi olduğuna emin misin? Hastaneye gidelim mi, İnci?" dediğinde ona dönüp "İyiyim." demekle yetindim. Sanırım bir süre bu gecenin etkisinden çıkamayacaktım. Pansumanın hemen ardından odama girdim, kapıyı kapattım ve uyudum. Gerçekten çok yorgundum, üstelik korkmuştum. Bir uyku iyi gelebilirdi.
GECE YARISI-
Gecenin bir vakti uyanmıştım. Sanki üzerimde bir ağırlık vardı, ellerimi hareket ettiremiyordum. O kadar kasılmıştım ki göz kapaklarımı zar zor açtım. Nefesimin kesildiğini hissettiğimde üzerimde bir karartı olduğunu fark ettim. O an bağırmak istedim ama sesim çıkmadı. Nefes alış seslerim bile düzensizdi. Çok geçmeden uyuyakaldım. Bu karabasan mıydı? Yoksa dünkü olaydan sonra uyku felci mi yaşamıştım, ayırt edemedim
SABAH-
Sabah uyandığımda uyku sersemi hâlimle saati kontrol ettim. Henüz işe geç kalmadığımı görünce uzun süre sonra mutlu bir sabaha uyanmıştım. Yataktan doğruldum ve üzerime siyah pantolon ile sarı crop giydim. Saçlarımı bugün açık bırakmayı tercih ettim.
Salona geçtiğimde Efnan'ın da hazırlanmış olduğunu gördüm. Kıvırcık saçlarını açık bırakmış, altında mini etek ve üstüne de beyaz gömlek giymişti.
"Bu ne hâl? Sakın benimle iş yerime geleceğini söyleme." dediğimde sinir bozucu bir şekilde güldü.
"Hayır, iş bakacağım. Kös kös oturmaktan iyidir." dediğinde güldüm ve,
"Aynen, belki bir işe yararsın." dedim.
Kapıya doğru yöneldim, kapıyı açtım. İkimiz de artık dışarıdaydık. Ben doğruca otobüs durağına doğru gittim, o tam tersi yöne. Umarım iş bulabilirdi.
Aslında bakarsanız ben okuyordum, polis akademisinde iki yıllık öğrenciydim fakat maddi durumlar sebebiyle okulu durdurmak zorunda kalmıştım ama tekrar başlayıp o işi kazanmaya kararlıydım.
Ben bunları düşünürken otobüs geldi. Yarım saat kadar sonra lokantada işimin başındaydım.
EFNAN'IN AĞZINDAN-
Şu ana kadar 5 yere bakındım fakat hiçbirinde düzgün bir iş yoktu, hepsinin eleman alımı dolmuştu. Yürümekten bacaklarım ağrımaya başlamıştı. Biraz daha ilerledikten sonra bir mezarlığa denk geldim. Burası dedemin 2 yıl önce gömdüğümüz mezarlıktı. Ailede belki de bana zararı dokunmayan tek kişi oydu ve o öldükten sonra hiçbir şey eskisi gibi hissettirmemişti. Öldüğü gün hiç ağlamamıştım, ağlayamamıştım ama en çok canı yanan kişi de bendim. Bazı durumlarda kendimi istemsiz kilitlerdim; cenaze gibi olaylarda hiç ağlayamaz, sadece günün bitmesini beklerdim. Elimde olan bir şey değildi ama o an hiçbir şey hissedemezdim.
Mezarlığa doğru yaklaştım. İçeri girdiğimde etrafa bakındım. Bu kadar savaş ve küslük nedendi? Zaten hepimizin sonu burası değil miydi? İlerledim. Daha dedemin yanına varmamıştım ki ileride tanıdık birini gördüm. Geçen gün buz pateni salonunda gördüğüm o çocuk değil miydi? Evet, oydu. Adı neydi çocuğun? Arel... Evet, Arel.
Çocuğa yaklaştım, arkasında durdum. "Başın sağ olsun." dediğimde çocuk yüzünü bana döndü. Bir eli de mezarın toprağındaydı. Beni görünce elinin tersiyle gözyaşlarını sildi ve ağlamaktan çatallanan sesiyle, "Sağ ol." dedi. Gözlerinin yeşili ağlamaktan kırmızı olmuştu. Beni görünce şaşırmamıştı, tanımıştı sanırım.
"Kimindi?" diye sorduğumda, "Annem." diyebildi. Nutkum tutuldu, hiçbir şey diyemedim.
"Tekrar başın sağ olsun." dediğimde, "Sağ ol." diyebildi.
Yanından ayrıldım, dedemin yanına gittim. Yanına geldiğimde elimi toprağına uzattım. "Nasılsın, dede?" dediğimde daha cümlem bitmeden boğazımdaki yumru ağlamama sebep olmuştu. Sevdiklerinizi toprağın altına yakıştıramıyordunuz.
Toprağın bakımlı olduğunu görünce İnci'nin de sık sık uğradığını anlamam çok uzun sürmedi. Zaten bizden başka buraya gelen kimse de olamazdı çünkü İnci'nin de benim de ailemiz biz daha çok küçükken ikimizi de yurda bırakıp ortalıktan kaybolmuşlardı. İnci'nin bana olan düşmanlığı o zamanlarda bile vardı ve ben bunun sebebini asla öğrenememiştim. Konuşmayı her denediğimde daha fazla soğukluk girdi aramıza, ben de konuşmayı kesmiştim ama yurtta başımıza çok fazla olaylar geliyordu biz her zaman birbirimizin yanında oluyorduk.
Ailemize ne olduğu ise gram umrumuzda değildi. Umarım çok uzaktalardır. 18 olunca o yurttan ayrıldık ve kendimize yeni yol çizdik. O polis akademisine, ben ise oyuncu olmak için konservatuvar bölümünü kazanmıştık. İkimizin de çocukluk hayali buydu.
Ailem çocukken bunu her dediğimde beni bırakıp gideceklerini söyleyip defalarca bu isteğimden vazgeçmeme sebep olmuşlardı ama ben gerçekten bırakıldığımda sorunun asla istediğim meslek olmadığını daha iyi anlamıştım.
Oturduğum mezarın başında dua okuduktan sonra gözyaşlarımı elimin tersiyle iterek güldüm. "Şimdi gidiyorum ama geri geleceğim." deyip kalktım. Arel hâlâ mezarın başındaydı. Daha fazla rahatsız etmek istemediğim için onu geçerek mezarlıktan çıktım. Mezarlık çıkışı birkaç iş yerine daha bakındım fakat oralarda da durum aynıydı. Saat geç olmuştu; ben de eve gitmek için gelen ilk otobüse bindim. Bir süre sonra eve vardığımda, sadece yürümüş olmama rağmen gerçekten çok yorulmuştum. Oysa hiç bir iş yapmamıştım ama dediğim gibi yürümek beni epey zorlamıştı. Salona geçtim, koltuğa oturup televizyonu açtım. Telefonum kapanmıştı; şarja koydum. Birkaç dakika sonra telefonum şarjdayken mesajları kontrol etmeye başladım. Telefonum evin internetine bağlanır bağlanmaz bildirim yağmuruna tutulmuştu fakat benim dikkatimi o kadar bildirimin arasından tek bir bildirim çekmişti.

Mesajda:
𝘌𝘧𝘯𝘢𝘯, bakar mısın?
Hemen profiline baktım. Profili boştu. Bu da kimdi? Hızlıca yazı yazmaya başladım.
𝘌𝘧𝘯𝘢𝘯 benim, peki sen kimsin?
𝘛𝘢𝘩𝘮𝘪𝘯 et.
𝘠a kim olduğunu söylersin ya da engellerim, söyle kimsin?
𝘖̈𝘮𝘦r ben, 𝘌𝘧𝘯𝘢𝘯

Ömer mi? Ömer benim 4 yıllık eski sevgilimdi. Bir yıl önce yollarımızı ayırmıştık ve onu bir daha ne görmüştüm ne de bir yerde adını duymuştum; yaşadığını bile bilmezken… Peki neden şimdi, tam 1 yıl sonra bana yazıyordu? Onu tam unutmuşken, bunu neden yapıyordu?
𝘕𝘦 𝘪𝘴𝘵𝘪𝘺𝘰𝘳𝘴𝘶𝘯?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18