3. bölüm · Süslü

3. Bölüm

Nur Yılmaz

O manzaradan sonra nefesim daraldı. Derin'i ya da partiyi bekleyecek halim kalmamıştı.
Hıçkırıklarım boğazıma dizilirken kalabalığı yara yara, kimseye çarpmamaya çalışarak kendimi villanın arka bahçesine, karanlığın başladığı o ıssız köşeye attım. Dizlerim titriyordu. Bir ağacın gövdesine yaslanıp kendimi serbest bıraktım. Gözyaşlarım, özenle sürdüğüm makyajımı umursamadan yanaklarımdan süzülürken zihnimde çocukluğumuza dair sahneler dönüp duruyordu. Onunla mahallede koşturduğumuz, dizlerimizin kanadığı, ama kalbimizin hiç acımadığı o saf günler... Ben ona çocukluktan beri aşıktım, o ise şimdi o sarışın kızın elini tutup başka bir hayata yürüyordu.
"Neden?" diye fısıldadım karanlığa doğru. "Neden bu kadar canım yanıyor?"

Tam o sırada, bahçenin ilerisindeki loş patikadan bir ayak sesi yükseldi. Birinin yaklaştığını anlayınca hızla gözyaşlarımı silmeye çalıştım, arkamı döndüm. Karanlığın içinden uzun boylu, silüeti bile özgüven kokan bir erkek belirdi. Duraksadı, bakışları yüzümdeki o darmadağın olmuş ifadeye takıldı.
Sesindeki o alaycı ama tuhaf bir şekilde tanıdık gelen tonla fısıldadı:
"Komşu kızı?"
Bu ses, bu hitap... Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. Karanlığın içinden süzülüp gelen o tanıdık ama bir o kadar da sinir bozucu sesle irkildim. Gözyaşlarımın arasından puslu bir şekilde karşımda duran silüete baktım. Sarışın saçları ay ışığında parlıyor, o keskin yeşil gözleri üzerimde geziniyordu. Şaşkınlığımı gizleyemeden, "Senin burada ne işin var?" diye fısıldadım sesim titreyerek.
Dudaklarında o her zamanki alaycı kıvrılma belirdi. "Partiye geldim ama dürüst olmam gerekirse seni görmeyi hiç beklemiyordum," dedi. Cevap vermeme fırsat vermeden gelip yanıma, nemli betonun üzerine ilişiverdi. Aramızdaki o tuhaf gerilim, gecenin serinliğiyle birleşiyordu. "Niye ağlıyorsun?" diye sordu, bu kez sesi şaşırtıcı derecede yumuşaktı.
Sertçe burnumu çektim, güçsüz görünmekten nefret ederek, "Sana ne? Git başımdan!" dedim ters bir tavırla.

"Giderim..." dedi, bakışlarını havuzun ışıltısına çevirerek. "Ama sanki şu an birinin seninle konuşmasına ihtiyacın var gibi."
Acımı alaycı bir kalkanla örtmeye çalıştım. "Ne o? Şimdi de psikologluğa mı soyundun?"
Güldü, ama bu kez beni küçümseyen bir gülüş değildi bu. "Hayır, sadece dün bana asilik yapan o kıza ne olduğunu merak ettim. O dişli kız gitmiş, yerine savunmasız bir kız çocuğu gelmiş sanki."
Omuzlarım çöktü. Direnecek gücüm kalmamıştı. "Anlatsam bile anlamazsın." dedim hıçkırıklarımın arasından.

"Denemeden bilemezsin."

"Boğazımda koca bir taş varmış da yutmuşum gibi... Nefes alamıyorum, canım çok yanıyor."
Bakışları yumuşadı, sesindeki alay tamamen silindi. "Benim de bazen öyle hissettiğim zamanlar oluyor. Her şeyin bittiğini, dünyanın durduğunu sandığım anlar... Ama inan bana, hepsi geçiyor."
"Benimki geçmez," dedim başımı iki yana sallayarak. "Hiçbir zaman geçmeyecek."
Kuzey'i o kızla, o sarışınla el ele gördüğüm anın acısı hala taptazeydi. Kendimi birden çok yetersiz, çok çirkin hissettim. Başımı kaldırıp Aras'ın o standartları yüksek, eleştirel gözlerine baktım. "Sence ben güzel miyim?" diye sordum aniden. "Yani, bir erkek olarak... Beni güzel bulur musun?"

Aras yüzüne o ukala maskesini geri taktı, gözlerini kısıp beni süzdü. "Biliyorsun, benim standartlarım oldukça yüksektir," dedi alayla.
Sinirle omzuna vurdum. "Sana soran da kabahat! Gerçekten çekilmez birisin." Hızla ayağa kalkmaya çalıştım. "Ben artık gideyim, Derin her yerde beni arıyordur zaten."
Tam arkamı dönüp hızla uzaklaşmaya çalışırken, ayağım yerdeki bir taşa takıldı. Dengemi kaybedip öne doğru savrulduğumda, refleksle Aras'ın omzuna tutundum. O da beni düşmemem için belimden kavrayınca bir anda göğsüne çarptım. Nefeslerimiz birbirine karışacak kadar yakınlaşmıştık. Kalbim, Kuzey'in acısıyla değil, bu ani yakınlığın şokuyla güm güm atmaya başladı.

Aras, üzerindeki o pahalı ceketi tek hamlede çıkarttı ve çıplak, üşüyen omuzlarıma bıraktı. Eğilip kulağıma doğru o yakıcı sesiyle fısıldadı:
"Standartlarım yüksek, doğru... Ama sen, benim standartlarımın bile üzerindesin."
Donup kaldım. Yüzümde istemsizce bir gülümseme belirdi, kalbimdeki o taşın hafiflediğini hissettim. Gözlerinin içine baktım; yeşil harelerinde ilk karşılaştığımızda görmediğim bir parıltı vardı. Aras bir şey söylemeden arkasını döndü ve villanın gürültülü ışıklarına doğru yürüyüp gözden kayboldu.
Elim omuzlarımdaki cekete gitti. Kumaşa dokundum, burnuma dolan o taze ve erkeksi koku başımı döndürdü. Çok güzel kokuyordu... Tam o anın büyüsüne kapılmışken, arkamdan yükselen o tanıdık ses tüylerimi diken diken etti.
"Naz!"
Kuzey'in sesiydi bu. Öfkeli, endişeli ve otoriter. "Naz!" diye tekrar bağırdı ve sert adımlarla bana doğru yürümeye başladı. "Neredesin sen? Her yerde seni arıyorum!"
Korkuyla yerimde sıçradım. Kuzey, Aras'ın ceketi omuzlarımda, gözlerim ağlamaktan şişmiş bir halde beni bulmuştu. Kuzey muhtemelen Derin'le karşılaşmıştı ve tüm olayı anlamıştı.

Kuzey'in adımları yere her vurduğunda sanki bahçedeki o lüks ambiyans çatlıyor, yerini mahalledeki o sert ve korumacı havaya bırakıyordu. Gözlerindeki öfke o kadar netti ki, bir an için omuzlarımdaki Aras'ın ceketini unuttuğuna dua ettim ya da karanlıkta fark etmediğini umdum.
"Naz!" diye tısladı, dişlerinin arasından. "Sizin burada ne işiniz var? Hangi akılla, hangi mantıkla kalkıp buraya geldiniz? Hadi benim kardeşim aptal, onun aklı bir karış havada; peki sen? Sen niye ona ortak oluyorsun Naz?"
Sesi bahçenin sessizliğinde yankılanırken, içimdeki o kırgınlık bir anda yerini isyana bıraktı. Kuzey'in karşısında her zaman o uslu, söz dinleyen çocukluk aşkı olmaktan yorulmuştum. Özellikle de az önce elini tuttuğu o kızı gördükten sonra.
"Niye bu kadar büyük tepki veriyorsun ki?" dedim, sesimi dikleştirerek. "Alt tarafı bir parti. Eğlenmek bizim de hakkımız değil mi?"

Kuzey bir adım daha yaklaştı, aramızdaki mesafeyi iyice daralttı. Üzerime çöken heybetiyle nefesimi kesmek ister gibiydi. "Eğlenmek mi?" diye sordu alayla. "Bak etrafına Naz! Burada sizden kaç yaş büyük insanlar var, ne idüğü belirsiz tipler, alkol, kaos... Size burada biri bir şey yapsa, biri bir laf söylese ne yapacaksınız? Bunları hiç mi düşünmediniz? Burası mahalledeki park değil!"
"Bize çocuk muamelesi yapmaktan vazgeç artık Kuzey!" diye bağırdım, en sonunda ipler kopmuştu. "Ben de Derin de artık çocuk değiliz. Kendimizi koruyabiliriz, başımızın çaresine bakabiliriz. Kimsenin bize dadılık yapmasına ihtiyacımız yok."
Kuzey duraksadı, sanki ilk kez beni gerçekten görüyormuş gibi gözlerini kıstı. Bakışları yüzümdeki kararlılıkta, belki de ağlamaktan kızarmış gözlerimde gezindi. "Sana ne oluyor Naz?" dedi, sesi bu kez daha derinden ve şaşkın geliyordu. "Bu tavırlar ne? Sen böyle biri değildin."
"Sıkıldım çünkü!" dedim, ellerimi iki yana açarak. "Senin her fırsatta abilik taslamandan, bizi yönetmeye çalışmandan, sanki biz hiçbir şeyden anlamıyormuşuz gibi davranmandan çok sıkıldım!"

Kuzey bir an sessiz kaldı, sonra sertçe arkasını döndü. "Hadi, Derin arabada bekliyor. Gidiyoruz."
"Ben gelmiyorum," dedim inatla. "Biraz daha kalacağım."
Kuzey tekrar bana döndü, bu kez yüzünde o tehlikeli, sakin gülümseme vardı. "Öyle mi?" dedi telefonunu cebinden çıkarırken. "Peki, annengilin burada olduğundan haberi var mı? Mesela şu an onları arasam ve kızınız tanımadığı birinin villasında, tanımadığı insanlarla sabahlıyor desem ne derler?"
Sustum. Boğazıma bir yumru oturdu. Annemlerin bu partiden haberi olsa sadece kızmazlardı, bir daha kapının önüne bile çıkamazdım. Kuzey sessizliğimi zafer kazanmış bir komutan gibi izledi, başını yavaşça salladı.

"Eğer onları aramamı istemiyorsan..." dedi, işaret parmağıyla çıkışı göstererek. "Hemen şimdi yürü arabaya. Sabrımı daha fazla zorlama Naz."
Çaresizliğin verdiği o eziklik duygusuyla omuzlarım çöktü. O celladım gibi önden yürüyen Kuzey'in arkasından yürümeye başladım. Kalbimdeki o büyük aşk, yerini tarif edilemez bir hayal kırıklığına bırakıyordu.

Gecenin soğuğu ciğerlerime işlerken, Aras'ın omuzlarımdaki ceketi sanki bir zırhmış gibi ona biraz daha sarıldım. Kuzey önden, adeta yeri sarsan sert adımlarla yürüyordu. Arabaya ulaştığımızda Derin arka koltukta büzülmüş, camdan dışarıyı izliyordu. Kapıyı açıp yanına çöktüğümde içerideki gerginlik genzimi yaktı.
Derin, ben biner binmez hemen bana doğru eğildi. Gözleri faltaşı gibi açılmıştı, yüzündeki o özenli makyaj endişeyle birbirine karışmıştı.
"Kötü yakalandık... Abime." dedi fısıldayarak. Sesi titriyordu. "Umarım anneme söylemez. O yakışıklı çocuğu da bulamadım zaten."
Konuşacak gücü kendimde bulamadım, sadece başımı önüme eğdim. Derin tam o an yüzümü incelemeye başladı. Karanlıkta bile ağlamaktan şişmiş gözlerimi, darmadağın olmuş halimi fark etmesi uzun sürmedi. Parmaklarıyla çenemi tutup yüzümü ışığa doğru çevirdi.
"Neden ağladın sen? Ne oldu?" diye sordu, sesindeki korkunun yerini bir anda saf bir şefkat almıştı. "Birisi bir şey mi yaptı?"
Boğazımdaki o devasa yumruyla yutkunmaya çalıştım. Kuzey'i o kızla el ele gördüğüm anın görüntüsü zihnimde bir tokat gibi patlıyordu. "Bir şey yok," dedim sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. "Gerçekten... Yok bir şey, sadece yoruldum."

O sırada şoför kapısı öyle bir hırsla açıldı ki, araba sarsıldı. Kuzey içeri dalar dalmaz kapıyı sanki yerinden sökmek istercesine çarptı. Kontağı çevirirken ellerinin direksiyonu nasıl sıktığını, eklemlerinin bembeyaz kesildiğini görebiliyordum. Hiç vakit kaybetmeden gaza yüklendi; tekerleklerin asfaltta çıkardığı o tiz çığlık, arabanın içindeki boğucu sessizliği parçaladı.

Kuzey, dikiz aynasından Derin'e zehir zemberek bir bakış fırlattı. "Hangi akılla, kimden izin alıp o partiye gittiniz?"
Derin, abisinin bu baskıcı tavrı karşısında daha fazla sessiz kalamadı. "Yeter artık Kuzey! Sanki büyük bir suç işlemişiz gibi davranmayı kes. Alt tarafı eğlenmek istedik, herkes oradaydı!"
"Herkes mi?" Kuzey direksiyonu yumrukladı. "Siz kendinizi onlarla bir mi tutuyorsunuz? Siz daha on yedi yaşındasınız! Kimin ne olduğunu bilmediğiniz o kalabalığın içinde başınıza bir şey gelseydi ne yapacaktınız? Benim orada olmam sizin için büyük şanstı!"
Derin, acı bir gülümsemeyle koltuğuna yaslandı. "Ne şans ama."
Kuzey'in çene kemikleri gerildi, dişlerini öyle bir sıktı ki gıcırtısını duyabiliyordum. Tartışma boyunca tek kelime etmedim. Aras'ın omuzlarımdaki ceketine biraz daha gömüldüm, başımı cama yaslayıp dışarıdaki akıp giden ışıkları izledim. İçimdeki acı o kadar büyüktü ki, onların kavgası kulağımda uğultudan başka bir şey değildi. Kuzey'in aynadan bana bakmaya çalıştığını hissetsem de gözlerimi bir an bile ondan yana çevirmedim.

Araba bizim evin önünde durduğunda, emniyet kemerimi yavaşça açtım. Derin'e döndüm, yüzümdeki darmadağın ifadeyi gizlemeye çalışarak zoraki bir fısıltıyla konuştum:
"Eve bıraktığınız için teşekkür ederim... Yarın okulda görüşürüz Derin."
Kuzey'e bakmadan, Aras'ın ceketini sıkıca tutup arabadan indim. Arkamdan kapının kapanma sesi ve arabanın hızla uzaklaşan motor gürültüsü duyuldu. Bahçe kapısından geçip içeri süzüldüm, şansıma annemler uyumuştu. Ayakkabılarımı elimde taşıyarak sessizce merdivenleri çıktım. Odamın kapısını kapatıp kilidi çevirdiğim an, az önce tuttuğum tüm o bentler yıkıldı. Ceketi yatağın üzerine bıraktım; odanın karanlığında parlayan gece mavisi elbisem, az önceki hayallerimin bir enkazı gibi duruyordu. Kendimi yatağa attım ve yüzümü yastığa gömdüm.
Hıçkırıklarım boğazımdan özgürce boşalırken, zihnimde sadece Kuzey'in o kızın elini tutuşu vardı. Yıllardır içimde büyüttüğüm o saf sevgi, bu gece o lüks villanın bahçesinde paramparça olmuştu. Gözyaşlarım yastığı ıslatırken, Aras'ın ceketinden yayılan o taze koku odanın içine sindi. Hem canım yanıyordu hem de kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim.

🪷

yeni bölümü nasıl buldunuz?

oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayalım lütfen!

destek olan herkese teşekkürler..