1. bölüm · SUSKUNLUKLAR
1.BÖLÜM-GEÇMİŞ
2004 yılı
“Haahahahah, isme bak! Ne saçma ismin var be Arven!”
“Asıl kendine bak be, Gece ne? Yok ben de gündüz!”
Küçük kız ve oğlan birbirleriyle dalga geçerken, küçük kız kendisi de dalga geçmesine rağmen oğlana sinirlenmiş ve üzerine yürümeye başlamıştı. Yaşları daha 4 ve 6 olan bu çocuklar, ileride tekrar tanışacaklarını bilmeden sadece birbirlerini oyun arkadaşı olarak görüyorlardı.
Şimdiyse kız, çocuğun siyah saçlarına yapışmış, çekiştiriyordu.
“Yaa kızım, bıraksana saçımı! Çekiştirip duruyorsun.”
Kızın hoşuna gitmişti ve kahkaha atarak çekmeye devam etmişti. Oğlan, kızın hoşuna gittiğini fark ettiğinde direnmeyi bırakmış, sadece söyleniyordu.
“Ahahahaha, saçlara bak! Yumuşacık, nasıl bırakayım bunları?” demiş ve çekiştirmeye devam etmişti. Tam o sırada tüm gücüyle çekmiş ve Arven’in çığlık atmasına sebep olmuştu. Küçük kız irkilerek korkuyla geri çekildi. Arven ise bağırmaya başladı.
“Ya çekiştirme dedim işte! Niye çekiştiriyorsun, canım acıyor!”
Küçük kızın dudakları titrerken bir anda bağırarak ağlamaya başlamıştı. Arven ne yapacağını bilemeden öylece bakıyordu. Ne kadar susmasını söylese de küçük kız onu dinlemiyordu. Birazdan görevli kişiler gelip ona kızacaktı. Anne ve babaları yerine onlar vardı; ikisi de Sevgi Okulu’ndaydılar.
Arven, Gece’nin ağlamasına dayanamayarak küçük kıza sarıldı. Ağlaması bir anda kesilen Gece, ne yapacağını bilemeyerek birkaç saniye duraksadı. Arven, Gece sarılmayınca kollarını çekecekti ki Gece kollarını sımsıkı doladı. Başını küçük gövdesine yasladı Arven’in. Arven de çenesini kızın kafasına koyduğunda ortaya çıkan bu küçük, tatlı an; onlardan habersiz, aslında ölümsüzleştiriliyordu.
Görevliler, küçük kızın ağlamasını duyunca koşarak bahçeye çıkmış fakat gördükleri manzara karşısında gülmeden edememişlerdi. Sonrasında bu anın fotoğrafını çekmeye karar vermişlerdi.
Bu fotoğraftan ikisinin de haberi yoktu fakat ileride birinin eline geçecekti…
💐
Günümüz…
Sabah yatağımda debelenerek uyanmıştım. Gözlerimi asla açmak istemesem de yapacak bir şey yoktu. Gözlerimi araladığımda görüş açıma ilk olarak beyaz tavan girdi. Birkaç kez gözlerimi kırpıştırarak yatakta doğruldum. Kocaman esneyip yerdeki halıya odaklandım. Fazla düşünmek yoruyordu. Daha yeni uyanmama rağmen yine fazla düşünüyordum.
Ayaklarıma pofuduk terliklerimi geçirdim ve ayağa kalktım. Ufak bir baş dönmesinden sonra ayaklarımı sürükleyerek banyoya ilerledim.
İşimi hallettikten sonra ellerime sabun döktüm ve köpürterek yıkamaya başladım. Yüzümü yıkadıktan sonra havluyla kurulayıp aynaya baktığımda yansımamla karşılaştım. Uzun süredir denk düşmüyorduk onunla. Daha doğrusu ben hep ondan kaçıyordum.
Göz altlarım belirginleşmiş, stresten dolayı saçlarım seyrekleşmişti. Yanaklarım iyice erimiş, tabiri caizse bir deri bir kemik kalmıştım. Kemiklerim dahada belirginleşmişti. Gözlerim dolduğunda kafamı tavana dikerek geri göndermeye çalıştım. Yine de birkaç damlanın akmasını engelleyemedim. Of’layarak banyodan çıktım. Saçlarımı tarayıp topladıktan sonra mutfağa, kahvaltımı hazırlamak üzere gittim.
Hızlıca kendime bir omlet yapacaktım. Yanına da sallama çay yapmak için kettle’a su koyup kaynamaya bıraktım. O sırada telefonuma bakacaktım.
Telefonda gezinirken zil sesi odayı doldurdu.
Arayan: Güneşim 🌞☀️
Aramayı yanıtlayıp kulağıma götürdüm.
“Efendim gülüm?”
“Alo Gecem, naber?”
“İyiyim bebeğim, sen?”
“Ben de iyiyim. Şey soracaktım sana… Bugünkü planımızı unutmamışsındır umarım.”
Dişlerimi dudaklarıma geçirdim. Doğru ya, bugün Güneş’le beraber spor salonuna gidecektim. Onun düzenli bir programı vardı, ben ise sevmediğim için katılmamıştım. Ama Güneş’in ısrarlarıyla sadece bugünlük gidecektim. Zaten iş temposu çok yorucuydu, vakit bulamazdım. Bugün izinliydim; hayatımdaki tek kişiye, en değerli olanıma zaman ayırmalıydım. Cevap vermediğimi fark edip yeniden konuştum.
“Unutmadım tabii ki aşkım. Sen mi alacaksın beni yoksa ben mi geçeyim?”
“Sorduğun soruya bak… Tabii ki ben alacağım. Haydi hazırlan, yarım saate kapındayım. İtiraz yok, öptüm.”
Daha cevap veremeden telefonu yüzüme kapattığında derin bir nefes verdim. Bir gün dövecektim onu ama hangi gün acaba?
Yanık kokusuyla aceleyle ocağın altını kapattım ve omletimi tabağa aldım. Neyse ki büyük bir şey olmadan kurtarmıştım. Tam o sırada kettle kaynadığına dair ses çıkarınca hızlıca çayı kupaya koyup üzerine sıcak suyumu döktüm. Hızlı olmalıydım; Güneş çok dakik biriydi. Dediği gibi yarım saat sonra burada olacaktı.
Çayımı ve omletimi masaya bırakıp çekmeceden aldığım çatalla kahvaltımı yapmaya başladım. Bir yandan da telefonumda geziniyordum.
Kahvaltımı bitirdiğimde bulaşıkları yıkayıp koşar adımlarla odama gittim. Yalnızca 15 dakikam kalmıştı. Hızlıca hazırlanmaya başladım. Spor yapmak için iki sene önce aldığım takıma baktım. Rengi lilaydı ve üzerinde mor güller vardı. Bunlar iş görürdü. Umarım içine girebilirdim.
Şortu ve cropu üzerime geçirdim, makyaj masasına geçip çok hafif bir makyaj yaptım. Yalnızca kapatıcı, maskara ve gloss… Bu kadardı. Zaten terleyecektim, abartıya gerek yoktu.
Küçük bel çantama şarj aletimi, AirPods’larımı, telefonumu ve cüzdanımı attım. Unutmadan deodorant ve parfümümü de ekledim.
Tam yarım saat dolduğunda aşağıdan gelen korna sesiyle hızlıca kapıya yöneldim. Güneş’ten başkası olamazdı. Her zaman böyle yapardı. Geç kaldığım zamanlar kornaya basmaktan çekinmeyen biriydi. İnsanlar pencerelerden baksa “Ne bakıyorsun teyze?” diye çıkışacak bir tipti.
Anahtarla kapıyı kilitleyip koşarak aşağı indim.
“Basma şu kornaya artık, geldim işte! Patladın mı?”
“Sen de hızlı olacaksın kızım, bekleyemem ben.”
Gözlerimi gülerek devirdim. Kemerimi bağlayıp telefonumu Bluetooth’a bağladım ve şarkı seçmeye başladım. Canım enerjik bir şeyler istiyordu.
Sertab Erener – Kendime Yeni Bir Ben Lazım
Bağırarak şarkıya eşlik etmeye başladık.
“Yeni bir iş, yeni bir aşk,
Yeni gülecek bir neden lazım…”
Kahkahalarımız arasında şarkı akıp gidiyordu. Kafamı yana çevirip tek arkadaşıma baktım. Benim her şeyim, en değerlimdi. En sevdiğimdi. Asla ayrılmayacaktık. Onu asla bırakmayacaktım.
🍂🍂🍂
Kestikkkk.Birinci bölüm sonu bakalım beğendiniz mii buraya yazinn.
