6. bölüm · SUSKUN
6. Bölüm GÜVEN
İnsan bazen yalpalardı. En dibi boylardı, yanlış kararlar verirdi. Bu kararlar bazen doğru bazen yanlış olurdu. Peki benim verdiğim karar ne kadar doğruydu.
Mayışmış vücudum ile zor olsada uykunun kollarından çıktım. Yanımda gördüğüm sırtı dönük şekilde yatan kişiyle çığlığı basmak üzereydim. Ben buraya nasıl gelmiştim?
“Beni izleyeceğine kalk lavobaya gir Ahu seninle sıra kavgası yapamam” uyanıkmıydı? Ona baktığımı nerden anlamıştı? “Sana baktığımı da nerden çıkardın?”yattığı yerden bana doğru döndü. Dağılmış saçları ile nedensizce olduğunda dahada yakışıklı gelmişti gözüme.
“Açıcaksı ben sabah kaslı bir sırtı görsem ona bakarım” dediğinde beni süzüyordu. Yataktan kalkarak lavobaya ilerledim. “Ozaman git sabah çıplak görebileceğin bir kadını nikahına al Bora” lavabonun kapısını fark etmeden suratına çarpmıştım. Çokta umrumdaydı ya sanki.
Hızlı bir duş alıp havlu ile lavabodan çıktım. Karşımda Borayı görmeyi özelliklede yarı çıplak görmeyi beklemiyordum. Altında sadece baksır vardı. O bana ben ona donmuş şekilde bakıyorduk.
“Ne işin var burda?”
“Burası benim odam Ahu”
“Bizim odamız” dediğimde dudakları kenara kıvrıldı.
“Git üstünü giyin ahu o havlu düşerse olanların sorumlusu ben değilim” kaşlarımı çattım. “Sanki severek evlenmişiz gibi konuşmazmısın” yüzündeki gülümseme iyice yayıldı. “Severek evlensek şuan karşımda değil başka bir yerde olurdun flamingo” BEN BU EVDE DELİRİRİM.
Pantolonunu giyip odadan çıkmıştı. Büyük ihtimalle yine ışılın olan kıyafetlerden bir kaçını yatağın üstüne bırakmıştı. Belimi saran kahve rengi bady ve bady ile aynı tonlarda kot eteği giydim. Dün gece eve geldiğimizde verdiği ev terliklerinide giyip aşağ kata indim.
Kahvaltıya tam zamanında yetişmiştim bu sefer. Işılın yanındaki boş yere oturacaktım ki “Yanıma Ahu” sesi ile kaşlarımı çattım. “İstediğim yere otururum” tam oturacaktım ki önümdeki sandalyeyi yiğit çekti. “Pardon yenge” benim başım bu aile ile cidden beladaydı.
Tıpış tıpış boranın yanındaki sandalyeye oturduğum için bıyık altından gülüyordu. “Çok komik” diyerek adeta tabağımdaki zeytinleri öldürmek için çatallıyırdum.
Kahvaltı bittiğinde oturma odasına geçmiş boş boş telefona bakıyordum. Bora şirkete gitmişti. Gitmeside iyi olmuştu. Tüm gün evde onun çenesini çekemezdim. Tam o sırada boranın dün akşam söyledikleri aklıma geldi. Alışverişe gidecektim.
Çantamı alıp ışıldan kombinime uyacak bir ayakkabı rica ettim. Ne olursa olsun kombinim uyumlu olmalıydı.
Hava pek soğuk değildi ama yinede üstüme bir ceket aldım. Kapının önüne çıktığımda adamlardan biri yanıma geldi. “İsteğiniz mi vardı Ahu hanım”
“Alışverişe gitmem gerekiyor” koruma kafasını salladı. “Arabayı hemen hazırlatıyorum” beş dakika içinde araba önümde durmuştu. “Buyrun Ahu hanım” şöför ün açtığı kapıdan arabaya bindim.
Elim paketler ile dolmuştu. Bir çok kozmetik ve kıyafet mağazasına girmiş Boranın kartını ciddi anlamda patlatmıştım. Benim yerimde olan bir kızın zorla evlendiği bir adamın parasını harcayacağını sanmıyorum ama sabahki imalardan sonra bende hıncımı bu şekilde alıyordum.
Ayrıca pijamaların yanında birsürü de sabahlık almıştım. Gram umrumda değildi. Ergenken okuduğum o crınge kitaplardaki ana karakterlerin neden alışveriş tutkunu olduğunu anlamıştım. Çünkü sınırsız para varken insan hiç giymeyeceği şeyleri bile almak istiyordu.
“Ahu hanım daha bitmedi mi?”diye sızlanan korumaya sert bir bakış attım. “İsmin ne senin?”koruma dikleşti. “İbrahim Ahu hanım” kafamı salladım “Bundan sonra her alışverişimde yanımda olacaksın.”koruma bir yandan rahatlamış bir yandanda ben başıma nasıl bir bela aldım der gibi bakıyordu.
Eve girdiğim gibi kapıda sürü gibi beni bekleyen insanlara şaştım. Onlarda elimdeki ve arkamdaki korumaların elindeki poşetlere şaşkınlıkla bakıyordular. “Abi boşamak için geç değil” yiğite ters ters bakmaya başladım.
“Bunlar ne Ahu?”dudaklarımı büzdüm “İhtiyacım olan birkaç şey” ışılın kıkırtısını duyuyordum ve bende gülmemek içinzor duruyordum. “Bir kaç?”diye soran Bora’ya kafamı salladım. Eğer benimle zorla evlendiyse bende zorla boşatmasını bilirdim.
“İbrahim bunları benim giyinme odama eletin çalışanlara söyleyin yerleştirsinler” elimdeki poşetleride İbrahim’e verip sanatıma bakmıştım. Harika bir alışveriş yapmıştım. “İbrahim aldığımız makyaj masasınıda odama kurun”
“Odamıza” diyen bora ile sözlerimi düzelttim. “Odamıza kurun”
Sırıtarak Bora’ya bakıyordum. “Seni bunlar ile boşayacağımı sanıyorsan çok yanlış düşünüyorsun flamıngo” bana yine flamıngo demişti. Neden inatla flamingo diyordu bilmiyorum ama rahatsızda olmuyordum.
Omuzlarımı silkip mutfağa ilerledim. Çok acıkmıştım. Avm de kendimi alışverişe öyle bir kaptırmıştım ki yemek yiyecek zaman bile bulamamıştım.
“Ne istersiniz Ahu hanım?”
“Sandeviç gibi bir şey hazırlaya bilirmisiniz. Birde yanında içecek olursa sevinirim” kızıl saçlı kız kafasını salladı. Büyük ihtimalle aynı yaşlarda olmalıydık.
Oturma odasına geçip en baş köşeye oturdum. Bunu Bora’ya gıcıklığına yapmıştım. Çünkü arkamdan geldiğini hissetmiştim. Başımda dikilen Bora’ya boş gözlerle baktım. “Yoksa senin yerine mi oturudum?”dedim dudaklarımı büzerek.
“Yok senle işimiz var” kaşlarımı çattım “işimizin dün gece olması gerekmiyormuydu”
“Ne kadar fesat bir karım var”
“Seninde işine gelemiyor değil Demirhanlı”bu seferde o kaşlarını çattı. “Hatırlatırım artık sende bir Demirhansın” hatırlattığı şey ile yüzüm solmuştu. Çünkü ben daha Beker soy ismine alışamadan birde Demirhan soy ismi çıkmıştı başıma.
“Neymiş işimiz?”diye sordum. “Babana ziyarete gitmeyecekmiyiz?” Bu çocuk bildiğin kaşınıyordu. “Sen ne dediğinin farkındamısın?” Kafasını salladı “olduğundan daha fazla farkındayım. Kapının önünde seni bekliyorum hazırlanıp gel.
Yeni aldığım kotlardan ve kazaklardan birini giyip aşağıya indim. “Hazırım” kafasını salladı. “Görebiliyorum kör değilim” Sabır dilemekten sabıra dönüşecektim ama bakalım ne zaman?
Dün gece babamla çıktığım malikaneye şuan nikahlı bir şekilde gelmenin utancını yaşıyorum. Bora tıpkı o geceki gibi elini uzatmıştı yine ama bu seferki güç vermek için gibiydi.
“Ben varken kimse sana bişey yapamaz” güvenmelimiydi yada güvenecekmiydim bilmiyordum ama o eli tutmuştum. Malikanenin kapısın açılması ile herkes dışarı çıkmıştım. Babamın gözleri ilk beni sonrada bora ile kenetlenmiş olan ellerimize inmişti.
Gördüklerine inanmak istemiyor gibi kafasını sallamıştı. Kuzenlerim hayretle bana bakıyor ciddi olup olmadığımı anlamaya çalışıyorlardı.
Abimin elinin belindeki silaha gittiğini görünce refleks olarak boranım elini sıkmıştım. O bunu fark etmemiş olmalı ki babama sataşmaya başlamıştı.
“Evliliğin ilk gününden büyüklerimiz hep büyüklerini ziyaret edermiş bizde adeti yerine getirelim dedik”fark etmeden boranın elini okadar çok sıkmıştım ki tırnaklarımın eline girdiğini elime gelen sıvı ile fark ettim.
“Ahu bir so-“ sözleri bize doğru tutulan silah ile kesilmişti. “Oğuz indir o silahı” babamın uyarısı ile abimin eli silahına daha sıkı sarılmıştı. “Oğuz!”abim tetiği çekti. “Kendi kızının sana kurduğu oyuna cidden girecekmisin!”benim suçum neydi?
Halbuki bir oyunun içine süreklenen ben değilmiydim. Bora abimin ne yapacağını anlamış gibi beni arkasına almıştı. “Bu kızın kılına zarar gelirse sikik kurallarınız umrumda olmaz oğlunu kendi ellerim ile gebertirim Adil”
Herkes şaşkınlıkla boranın arkasına saklanmış bana bakıyordu. Halbuki ben bu sırtada güvenemiyordum. Bir silah patlamıştı. Fakat o silah ne boranın nede abimin silahıydı.
Sırtımda hissettiğim keskin acı ile boğazım yırtılana kadar bağırmıştım. “Ahu!”ses kime aitti seçemiyordum. Sadece zihnim beni yavaş yavaş bırakırken aldığım koku beni daha da uykunun içine çekiyordu.
Ateş Bora
Kahvaltıdan sonra direk şirkete gelmiştim. Bu yapacağım şey Ahunun öğrendiğinde bana olan güvenini kıracak belkide yok edecekti.
“İstediğiniz keskin nişancıyı yerleştirdik Bora bey” kafamı salladım. “Dediğim gibi asla öldürücü bir zehir olmasın mermide. Gösteriş için canına bir seferde yakması yeterli”
Kurduğum oyun için kendimden nefret etmiyordum. Fakat kendi karımı vurdurmakta pek etik gelmiyordu. Canı belki biraz yanacaktı ama ölmeyecekti. Ayrıca bu zehir vücudunun direnç kazanmasını sağlayacaktı.
“Siktir Bora sanane kızın canın yanıp yanmamasından isterse ölsün hani sanane” yanımdaki adamların gülün suratlarla bana bakıyordu. “O sikim sonik ifadenizi düzeltin yoksa hepinizi sikerim”
Malikaneye geldiğimde karşılaştığım şey pekte süpriz olmamış çünkü telefonuma gelen bildirimlerden alışverişe çıktığını anlamıştım. Onu boşamam için uğraşacaktı ama elbet o gününde zamanı gelecekti.
Babasının evinin önüne getirdiğimde bana karşı olan o duruşu yok olmuştu. Babasından korkuyordu. Yada babasının yaşattıklarından.
Elimi uzattığımda bu sefer sorgusuz sualsiz tutmuştu. İçten içe bana güveniyoru.Oysaki en güvenmemesi gereken kişi bendim.
Üstümüze doğrultulan silahla refleks ile Ahuyu arkama almıştım. Onu korumak için yaptığım bu hareket onun canını daha çok yakmıştı belkide.
Arkamdaki kadının çığlığı ile hızlıca yere düşmesini engellemeye çalıştım. Kalbim neden pişman gibi atıyor bilmiyorum ama bu işin dönüşünün olmadığını çok iyi biliyordum.
Belkide bu gün onun en güvendiği kişi onu sırtından vurdu.
