8. bölüm · Sürülmüş
SİENA'DA BİR GEZGİN
Motel odasının tozlu perdesini araladı. Yağan şiddetli yağmur, Siena’nın kızıl Arnavut kaldırımlarını melankoliyle temizliyordu. Saatin ve yağışın etkisiyle şehirdeki yalnızlık ve terk edilmişlik hissini engelleyen turistler gitmişti.Saçlarını sıkıca toplayıp kapüşonunun içine sıkıştırdı. Su’nun kıyafet seçiminin yağan yağmurla bir ilgisi yoktu. Bir göreve çıktığı zaman, özellikle de geçit kullanacaksa, mutlaka bir kapüşon ya da şapkayla kendini kamufle ederdi. Aynaya baktı, artık hazırdı. Sırt çantasını ve metalik gri el çantasını alıp motelden ayrıldı.
Medusa kabartmalı çeşmenin önünden geçerken başını salladı. Gerçekten, buradakilerin ne yaptığı hakkında bir fikri yoktu. Tarihte korunması istenen özel yerlere işlenen bu tasviri, birazdan gideceği geçit noktasına yapsalardı, belki bir şeyleri bildiklerine inanabilirdi.
Dar ve dolambaçlı sokaklardan, şehrin kaybetmediği Orta Çağ havasını içine çekerek yürüyordu. Evlerden birinin salyangoz kabartmalı posta kutusuna dolanan, pembe tül, onu gülümsetmişti. Bugün bir kız doğmuştu. Geçidin muazzam enerjiler yayacağı bugün de sezgileriyle diğerlerinden bir adım ötede olacak bir kız.
Uzun fakat keyifli bir yürüyüşten sonra, kiraladığı eski model araca bindi. Yan koltuğa özenle koyduğu geçit takip cihazını bir kez daha kontrol etti. Seneler önce, ona verilen bir görevden sonra, bu cihazı takıntı hâline getirmişti.
Bir zaman ajanı, aldığı bir talimatı uygulamak için geçmiş bir zamana yolculuk etmiş fakat geri dönmemişti. Bu şüpheli durumu araştırması için ajanın ardından onu, göndermişlerdi. Ajanın gittiği tarihe gidip onu bulmuştu. Ajan, görevini tamamlayıp dönüş için geçide gitmeye çalışırken geçit takip cihazını nasıl düşürüp kırdığını ve kendi zamanına dönemediğini anlatmıştı. Ajana yardımcı olmuş, onu yaşadığı zamana geri göndermişti elbette ama acemi ajanın sakarlığı, kendi zamanına biraz daha yaşlı dönmesine neden olmuştu. Bu yüzden kullanırken stres olduğu tek nesne, bu teknolojik cihazdı.
Cihazın üzerindeki kırmızı düğmeye basıp arabasını kuzey yönüne sürdü. Araç ilerledikçe geçit takip cihazının sinyalleri sıklaşıyordu. Kuzeye doğru giderken artan tek şey sinyal değildi, yağmur da şiddetleniyordu. Arabanın silecekleri, iri ve sık düşen yağmur damlalarını savuşturmak için yetersiz kalıyordu.Saatini kontrol etti. Geçidin açılmasına daha 45 dakika vardı ve bu gideceği yere yetişmesi için gayet yeterli bir süreydi. Şu an onu huzursuz eden şey, geç kalma stresi değil, geçit alanına yaklaştıkça sıklaşan ve ona koşullandığı sabah alarmını çağrıştıran geçit takip cihazının sinir bozucu sesiydi. Ses, mide bulantısını tetiklemişti. Şiddetlenen mide bulantısını görmezden gelip yağıştan, zor gördüğü yola konsantre olmaya çalışıyordu.
Geçidin gece açılacak olması büyük avantajdı. Etraf ne kadar ıssız olursa işini, o kadar kolay hallederdi. Daha önce günün hareketli saatlerinde ve insanların yoğun olduğu noktalarda geçit kullanmak zorunda kalmıştı ki bu, teknolojinin ilerlemediği zamanlarda yapmış olduğu yolculuklarda, pek problem yaratmamıştı.
Bir video çekilmediği ya da bir fotoğraf karesinde yer alınmadığı sürece, karanlığın içinde yok olmak veya bir yerde birdenbire ortaya çıkmak, en fazla bir şehir efsanesi olarak kalırdı. Önemli olan, zamanda yolculuk yaparken görsel bir kanıt bırakmamaktı. Su, bu konuda hiç malzeme vermemişti ta ki son olaya kadar.Son görevinde, sosyal medya kullanımının tam sürat devam ettiği bir zamanda, üstelik de ellerinde telefon ve kamerayla dolaşan turistlerin kaynadığı, bir alanda açılacak olan geçidi kullanması emredilmişti. Verilen görevin zorluğu ve deşifre olma korkusuyla, günlerce uyumamış fakat en sonunda kendince mükemmel bir plan hazırlamıştı.Geçidin açılmasına bir gün kala iki genç bulmuş, onlara para verip söylediği yer ve zaman aralığında birbirleriyle kavga ederek insanların dikkatini üzerlerine çekmeleri yönünde, onlara anlaşma yapmıştı. Gençlere yapacaklarını tek tek anlatmıştı. Bir ağacı sınır olarak gösterip kavganın ağaçtan ileri taşınmaması yönünde, onları sıkı sıkıya tembihlemişti. Her şey planladığı gibi gitseydi, tam zıttı yönünde çıkan kavgaya odaklanan kalabalık turist gruplarının dikkatini çekmeden geçidi kullanabilecekti. Fakat işler hiç de umduğu gibi gitmemişti.
Yolculuk günü geldiğinde -geçidin açılmasına üç dakika kala- gençler tam da kendilerine tembihlendiği gibi sıkı bir kavgaya tutuşmuşlardı. Başlarda plan işe yarıyor görünüyor, insanlar şaşkınlıkla kavgacı gençleri izliyordu. Fakat büyüyen geçide doğru ilerlerken büyük bir talihsizlik yaşamıştı. Kendini gösteriye fazla kaptıran gençler, sınır olarak gösterdiği ağacı geçmişlerdi. Artık gençleri izleyen insanlar, arka planda onu ve geçidi görebilirlerdi. Nitekim öyle de olmuştu. Kavgacı gençleri görüntülemeye çalışan birkaç turistin kadrajına, arka planda karanlığa girip yok olan şapkalı kadın olarak yansımıştı.
Yakın gelecekteki dünya gündeminde, birkaç hafta boyunca bu gizemli kadının kim olduğu konusunda, tartışmalar yapılmıştı. Kimileri onun bir zaman yolcusu olduğunu iddia etmiş, kimileri ise görüntülerin bir fotomontajdan ibaret olduğunu savunmuştu.
Esasında Su, görüntülenen ne ilk zaman gezginiydi ne de sonuncusu olacaktı. Tarihin birçok döneminde birçok kez görüntülenmişti zaman ajanları. Bu görüntüler, ilk çıktığında medyada büyük ilgi görür ve birkaç hafta gündem olurdu. Fakat insanlar -doğaları gereği kulağa mantıklı gelen seçeneğe inanma eğiliminde oldukları için- zamanda yolculuk yapılamayacağını düşünürler ve görüntülerin sahte olduğuna ikna olup bunu unuturlardı.
Sistem ise insanların aksine unutmazdı. Gizlilik, sistemin en katı kuralıydı. İlk görevinde milyonlarca yaşamı etkileyen başarısızlığı bile görmezden gelinmişken, son görevindeki birkaç fotoğraf karesi yüzünden onu, gözden çıkarıyorlardı.Geçit takip cihazından çıkan sinyalin sıklığı, aradığı tepeye geldiğini gösteriyordu. Arabayı yol kenarına çekip indi. Burası ulaşım yerlerine oldukça uzaktı. Görebildiği tek ev, en az iki kilometre uzaktaydı. Günün erken saatlerinde bile buraya, insanların pek yolunun düşmeyeceğine kanaat getirdi. Yine de davetsiz bir misafirle karşılaşma riskine karşı tetikteydi.Yaklaşık on beş dakikalık bir tırmanıştan sonra tepenin zirvesindeydi. Yağmurda ıslanmaması için kazağının içine soktuğu geçit takip cihazı, artık kesintisiz sinyal veriyordu. Beklemesi gereken yer burasıydı. Geçidin açılmasına bir dakika kalmıştı. Yağmur yavaşladığı için ucu ucuna yetişebilmişti. İyi ki, her zaman yaptığı gibi, gecikme ihtimalini düşünerek yola erken çıkmıştı.
Kafasını gökyüzüne, yağan yağmura çevirdi. Geçit açılıyordu. Karanlık gecede açılan karanlığı, etrafını çevreleyen mavi hareden ayırt edebiliyordu. Hare büyüdü, büyüdü...
Hayatının muhtemelen son ve kesinlikle en sıra dışı olacak görevine gitmek üzere, karanlığa doğru adım attı.
