6. bölüm · Sürülmüş
BİR GARİP GÖREV
Bilekliğini, dairesinin kilidine okutup evine girdi. İçeri havasızdı. Duvardaki mavi düğmelere basıp tavana kadar açtığı pencerelerden, temiz havayı buyur etti. Evdeki tüm çiçek ve ağaçların, henüz sulanmış nemli topraklarını kontrol ederken, aylarca eve uğramadığı zamanlarda bile yokluğunu hissettirmeyen bu, otomatik saksılardan edindiği için kendini tebrik etti. Yirmi yedinci katta da olsa biraz bitki ve toprak görmek, ona iyi geliyor, hatta pek vakit geçiremediği dairesine karşı, yalandan da olsa bir aidiyet hissi oluşturuyordu.Bu sabah geç kalma stresiyle evden çıkarken, biriken işlerini toparlamak için, birkaç gün Vordonisi’de kalmayı planlamıştı Su. Fakat elçi, toplantısı olduğu mesajını verdiğinde gece eve dönmeye karar vermişti. Toplantı, her zamanki gibi telepatiyle yapılacağı için en rahat olduğu yerde olmalıydı. Koltuğuna uzanmalı ve beyin dalgalarını uygun hâle getirmeliydi.
Yapılacak toplantının Vordonisi ya da Genetik Araştırma Merkezi ile hiçbir ilgisi yoktu. GAM’deki pozisyonu ve uzmanlık alanı olan genetik, esasında onun paravan işiydi. Alanında başarılı denilebilecek bir bilim insanıydı, hatta faturalarını da Vordonisi’deki işi sayesinde ödüyordu fakat hiçbiri asıl görevi olan, zaman ajanlığı kadar ona haz vermiyordu. Bir zaman ajanı olarak çok daha fazla insana yardım edebiliyor, çok daha fazla hayata dokunabiliyordu.En büyük amacı insanoğluna ve gezegene hizmet etmek olan, kendilerine “Sürülmüşler” adını veren bir sistem için uzun zamandır çalışıyordu. Sistem, bünyesinde çalışan birçok zaman ajanını çeşitli tarihlere yollayarak, bazı olaylara müdahalede bulunurdu. Su, sistemin en tercih edilen ajanlarından biriydi, çünkü hep iyi bir gözlemci olmuştu ve detayları gözden kaçırmıyordu. Gönderildiği en zor görevlerden bile alnının akıyla çıkmayı başarmıştı. Yetenekli olması onu, musahhihlik pozisyonuna getirmişti. Bu pozisyon ona, diğer zaman ajanlarını denetleme yetkisi verse de genelde zaman ajanlarının neden olduğu karmaşık paradoksları düzeltmekle görevlendiriliyordu.Şimdiye kadar ona verilmiş yüzlerce görev arasından, sadece iki tanesinde başarısız olmuştu. Ajanlık kariyerinde onu en çok üzen olay, ilk görevinde yaşanmıştı. Acemiliğinin neden olduğu hatalar silsilesi, milyonlarca yaşamın kurtarılmasına mâni olmuştu. Sonrasında gösterdiği üstün başarılar, ilk görevindeki hatalarını unuttursa da onu sistemin gözünden düşüren olay, aylar önce verilen bir görevde yaşanmıştı.Son görevinde, insan yaşamına mal olacak bir kabahati olmamıştı ki bu, işin kendi açısından rahatlatıcı kısmıydı fakat sistem böyle düşünmüyordu. Acemi bir ajanken bile yapmadığı, yanlışları yapmış, deşifre olarak sistemin en katı olduğu konuda kusurlu davranmıştı. Bu yüzden aylardır onunla iletişim kurmuyorlardı. Artık sistemin onu gözden çıkardığını düşünüyordu. Aylardan sonra, elçiyle gelen mesajın yarattığı heyecan da içindeki affedilme umudundandı.
Hissettiği umuda rağmen bir tarafı hâlâ tedirgindi. Yüzlerce kez bu toplantılara katılmış olmasına rağmen, garip bir his vardı bu sefer içinde. Şimdiye dek onu pek yanıltmayan içgüdüleri, bugünkü toplantının hiç de rutin geçmeyeceğini söylüyordu.
Tüm gün, geceyi zor etmişti. Saate baktı, toplantıya on beş dakika vardı. Beyin dalgalarını yavaşlatmak için herhangi bir teknik kullanmasına gerek yoktu. Vordonisi’de geçirdiği yorucu gün nedeniyle -koltuğa uzandığı andan itibaren- zaten hazır hâle gelmiş, beyin dalgaları ideal düzeye inmişti. Kısa bir bekleyişten sonra, ulağın sesi zihninde yankılandı.
“Yeni bir görevin var.” “Dinliyorum.” dedi Su heyecanla.
“İlk görevin... Tekrar denemen isteniyor.”
Verilen görev karşısında hayrete düşmüştü. Bir ajana başarısız olduğu bir görev, ikinci kez verilmezdi.
“Özel bir yöntem belirlendi mi?”
“Güvenilmez’i ilk yolculuğunda bulup ait olduğu zamana, geri dönmesini sağlamalısın. Hatayı o, telafi edecek.”
Su şoktaydı. Doğru anladığından emin olmak için sordu. “Onunla karşılaşmamı mı istiyorsunuz, 21 Ocak 1991’e gitmem mi isteniyor?”
“Doğru.”
Hâlâ duyduklarına inanamıyordu Su. “Hangi geçitleri kullanacağım?” diye sordu stres içinde.
“Siena’da 5 Temmuz’da açılan geçidi kullanmalısın. 23 Ağustos 1991’de İstanbul’da açılan geçit ise dönüşün için en uygun olanı. Döndüğünde takvim, yine bu ayı gösteriyor olacak. 18 Temmuz.”
“Görev anlaşıldı.”
Sesin onu terk etmesiyle uzandığı koltuktan doğruldu.
Sistem ne yapmaya çalışıyordu böyle? Bir Güvenilmez’e güvenmesini mi bekliyordu? Üstelik her dönemde yaşamını sürdüren zaman ajanlarını bünyesinde bulunduran sistem, müdahale edilecek olaya en yakın zamanda yaşayan ajanı tercih eder, çalışanlarını daima yakın tarihlere göndermeye özen gösterirdi, çünkü zamanda yolculuk edilecek tarih, ajanın hayatını sürdürdüğü tarihten ne kadar uzaklaşırsa riskler de o kadar artardı. Şimdiyse sistem Güvenilmez’i bulması için onu, uzak geçmişe gönderiyordu. Gideceği tarih, şimdiye kadar yaptığı yolculuklardan çok daha eski, sıra dışı ve riskli olacaktı. Karmakarışıktı. Bir ajana başarısız olduğu bir görevi -bildiği kadarıyla- ikince kez vermeyen sistem, neden bu kadar sıra dışı yöntemlere başvuruyordu?
İlk görevindeki başarısızlığının vicdani yükünü, senelerdir omuzlarında taşıyordu ve şimdi bu yükten kurtulması için ona, ikinci bir şans verilmişti. Bir yanı çok mutlu olsa da yöntemlerin garipliği yüzünden sorgulamadan edemiyordu.
“Neden?”
Aklına iki ihtimal geliyordu. Kısmen deşifre olduğu için onu emekli etmek istiyor olabilirlerdi. Onu, en çok üzen olaya geri döndürüp hatasını düzeltme şansı sunarak da bir nevi emeklilik jesti yapıyorlardı. Diğer seçenek ise bu dünyada tüketecek fazla nefesi kalmamıştı ve ölmeden önce onu, bu yükten kurtarmak istemişlerdi. İki ihtimal de hoşuna gitmemişti.
“Umarım sistemin daha güzel gerekçeleri vardır.”
Dışarıda kuvvetli bir fırtına çıkmıştı. Rüzgârdan mı, yoksa kasılmaktan mı boynu bu kadar tutulmuştu bilmiyordu. Duvardaki turuncu düğmelere basıp tüm pencereleri indirirken içgüdülerinin onu, yine yanıltmadığını düşündü. Doğru hissetmişti. Bugün asla tahmin edemeyeceği şeyler olmuştu.
Mutfağa girip domates, peynir ve yeşilliklerle dolu kocaman bir sandviç hazırladı. Sandviçini yerken bir yandan da planlama yapıyordu. Hayatının en sıra dışı görevi için iki gün sonra Siena’da olmalıydı. Orada açılacak geçidi kullanarak 1991 İstanbul’una gidecek, Güvenilmez’i bulacak ve ulağın mesajını ona iletecekti.
Dönüş geçidinin açılmasını beklerken elli yıl geçmişte yedi ay yaşaması gerekecekti. Giyimin, yiyeceklerin, alışkanlıkların farklı olduğu, teknolojinin geri olduğu bir dönemde geçirilecek yedi ay... Orada kalacağı süre oldukça uzundu ve bu da riskleri artıran başka bir faktördü. Çok dikkatli olmalı, hiçbir ayrıntıyı atlamamalıydı.
Yarın konukevine uğramalıydı. Oradan, gideceği döneme uygun kimlik, pasaport, nakit para ve birkaç kıyafet alacaktı. Bu zorlu görevin rahatlatıcı tek yönü -geçmişte her ne kadar yedi ay kalacak olsa da dönüş geçidinin on üç gün sonrasına açılması nedeniyle- Vordonisi’deki yokluğunun yedi ay yerine, sadece on üç gün hissedilecek olmasıydı. Gerçi burada, işler bu kadar yoğunken ortalıktan on üç gün yok olması bile büyük sıkıntıydı. Geriye döndüğünde, yokluğunu izah edecek iyi bir mazeret sunmalıydı. Sonra bunun için acele etmesine gerek olmadığını fark etti. Ne de olsa aradığı mazereti bulması için önünde, koskoca yedi ayı vardı. Son lokmasını yutup bilekliğine komut verdi:
“Uçak biletleri...”
