6. bölüm · Supra
5. Bölüm:Ara
Lara Vespar
21.04.2021
Acı gözlerinizi bulandırır bazen, bazen kaderiniz size acımaz. Yanağınızda kuruyan birkaç damla gözyaşına kadir insanlar belki de ölümünüze hiç ağlamaz.
Hastane odalarından bıkmışken hayat sizi doktor birisine aşık edecek kadar zalimdir. Benim hayatımda doktor yok, silahlar var. Elinize taş battı diye ağlayacağınız yaşlarda çenenize birisi silah dayar.
Koluma yediğim kurşunun akşamındaydık, Arsen beni Elfida merak ettiği için onlara götürmüştü.
Kolum acımıyordu ancak sargısı rahatsız ediyordu.
"Kızıl, iyisin değil mi?"
Onu gülümseyerek onayladım. Elfida bana bebek gibi bakmıştı, beni ablası olarak görüyordu. Modumuz düzelsin diye bir şey anlatacaktı, oturuşunu ve saçlarını düzeltmesinden anlaşıyordu.
"Bir çocukla tanıştım,"
Abisi yanında olmasına rağmen anlatıyordu çünkü Arsen, Elfida'nın gizlemesini istemiyordu.
"Ismi Gökhan."
Duyduğum isimle karnıma adeta tekme yemiştim.
"Ablası ve küçük erkek kardeşiyle yaşıyor, ikiz kız kardeşi ölmüş. Onu çok özlediğinden bahsediyor."
Duyduklarım tesadüf olabilecek kadar küçük şeyler değildi.
Söyle bana Gökhan, beni sen mi gömdün yoksa gömüldüm mü sanıyorsun?"
"İstanbul'da yaşıyorlar, bir ay sonra Muğla'da olacaklar."
Telefonumu çıkardım.
"Ufak bir işim var, dinliyorum seni güzelim."
Ufuk'a yazmam gerekiyordu.
Siz:Ikizimin bilgilerini atıyorum, telefon numarasını bul.
Siz: Gökhan Vespar, 13 Ekim 2000 doğumlu, Ankara'da doğdu. Figen Vespar annesi, Arthur Vespar babası. Buğlem Vespar ablası, Lara Vespar, ben ikizi, Kağan Vespar erkek kardeşi, 1 Haziran 2008 doğumlu. Yeter mi?
Ufuk:Şu an hangi şehirde?
Siz:İstanbul.
Ufuk: Telefon numarasını 15 dakikaya bulurum.
Rüzgar denen çocuk buradaydı, eğlenceli ve ortamı ısıtan bir tipti.
Arsen bana bakarak konuştu.
"5 Mayıs'ta balo var, senin de gelmeni istiyorum. Daha karanlık ve bu tür işlerle oyalanan kişilerin gittiği bir balo, izler arayarak bulabilirsin belki de."
"Olur, haberleşiriz Arsen. Bu arada beni de eve bıraksan çok güzel olur."
"Kalmıyor musun?"
"Hayır."
"Tamam gel gidelim. Rüzgar kardeşim ev sana emanet, Elfida'ya güven olmaz."
Evden çıktığımızda spor ayakkabılarımı giydim, hava sağanak yağışlıydı. Üzerimde kalın eşofman takımlarım vardı. Kolum ıslandıkça yaram kendi varlığını hissettiriyordu.
Arabanın sağ koltuğuna geçip kıvrıldım.
"Arsen,"
Arabayı çalıştırırken bana döndü.
"Seni niye o baloya davet ettiler peki?"
Sadece karanlık taraflı insanların olduğunu söylemişti.
Ben iyi gizlenmişim.
"Gittiğimiz illegal yarışların, o mekanın sahibi benim Lara. Hatta eskiden çok daha karanlık bir yerdi, babam bir cinayete kurban gidip öldürüldükten sonra artık oranın ortağı değil, sahibiydim."
Şaşırmıştım ama belli etmek işim değildi. Babasını öldüren kişiyi merak ettim ama işkillenmesin diye bir şey demedim. Telefonuma bir mesaj geldi.
Ufuk:05....
Ufuk:Vurukduğunu duydum, geçmiş olsun. Onları arayacak mısın?
Siz:Teşekkür ederim, evet arayacağım.
Ufuk:Balo varmış, gideceksin değil mi?
Siz:Evet.
Ufuk:Bu gece saat 3'te eski yerde ol. Baloda ne olacağını bilemeyiz.
Siz:Tamam.
Ufuk her şeyde vardı ve her şeyin neredeyse en iyisiydi. Ibanına gereken parayı attım.
Siz:Ibanına paranı attım, numara için teşekkür ederim.
Mesajlardan SMS geldiğinde ona tıkladım. Vienna'nın eski kocası Zayn yazmıştı. Ben 19 yaşımda onlarla yakın irtibatta çalışıyordum.
Zayn: A ball is being held on May 15th. The scoundrel who shot you will be sacked. Vienna invited me. It was his father's ball. In short, it's time to shit all over the mouths of whoever did this to you and whoever ordered it:)
Okurken keyiflendim. "15 Mayıs'ta bir balo düzenleniyor. Seni vuran alçak kovulacak. Vienna beni davet etti. Babasının balosuymuş. Kısacası, sana bunu yapanın ve bunu emredenin ağzına sıçma zamanı geldi :) "
Siz: Fuck them, luck is on my side, their corpses will rot, Zayn. You have my favorite, lucky weapon, don't you?
"Sikerler, şans benim tarafımda, cesetleri çürüyecek Zayn. En sevdiğim, şanslı silahım sende, değil mi?"
Onaylayan bir mesaj yazdığında mesajına görüldü attım, yabancı değildi.
Telefonu bıraktığımda evime yaklaşmıştık.
Evimin önünde geldiğinde tam inecekken konuştu.
"Geçenlerde seni rahatsız eden çocuğu hallettim Lara."
Gülümsedim.
"Teşekkür ederim, hoşçakal."
Arabadan inip kapıya doğru ilerledim, Arsen daha gitmemişti. Zile basarken yağmur artmıştı ve bu üşümeme sebep oluyordu.
Zile bastıktan birkaç saniye sonra kapıyı Batu açtı. Içeri girerken arkama bakmadım ancak arabasının sesinden gittiğini anlayabiliyordum. Aramızdaki bu garip soğukluğun sebebi canımın acıyor olmasıydı sanırım.
Sweatimi kıvırdığım için açıkta kalmış ve sargım ıslanmıştı. Üzerindeki kan lekeleri dağılmıştı.
Içeri geçip koltuğa uzandım, etten kemikten olduğum için canım yanıyordu.
İntikamını en ağır şekilde alacağım.
Çağla'nın endişeyle bana yaklaştığını gördüm.
"Lara,"
Batu ise ortadan kaybolmuştu.
"Çok özledim, çok merak ettim. Nasılsın? Çok acıyor mu? Ağrı kesici ister misin?"
Acıyordu.
"Hayır, yalnızca başım ağrıyor."
Ayağa kalktığında ilaçlara gittiğini anlamıştım. Biraz sonra Asaf elinde merhemlerle, Batu ise ilk yardım kutusu ile gelmişti.
Yanımda yere oturduklarında kolumu onlara uzatarak gözlerimi kapattım. Sargının açıldığını hissettiğimde yarama yapışan pamuk ve sargı bezinin tenimden ayrılması güçtü. Canım yanarken dudaklarımı dişledim. Biraz sonra pamuklar yarama temas ediyor ve değen soğukluk içimi ürpertiyordu. Dudaklarımdan ufak bir sızı halinde kan aktığını hissettim. Bu sürekli oluyordu, dudaklarım süreli onlarla uğraştığım için sürekli kanıyordu.
Tanrı seni affetmez, dedi içimdeki ses. Affetmeyecek zaten, tekrar günaha girerim. O intikam alınacak, Tanrı onu affeder. Canı yanacak, kalbi acıyacak hatta ölmek için yalvararak tanrıya ama asıl yalvarması gereken kişi bendim.
Hristiyan insan bunu yapmaz, Lara.
Dinine ihanet mi ediyorsun?
Kolumu tekrar sardıklarında doğruldum. Çağla'nın elindekilerle tekrar geldiğini gördüm.
"Bu ilaçları iç, acını azaltacaktır ."
Onun isteğini yaptım. Yanıma oturduğunda kolundan dolayı üzüldüğünü fark ettim ama o da belli etmedi, istemedi.
"Film izleyelim bence, ben sıkıldım."
Asaf'ın fikrini Çağla ve Batu onayladığından dolayı gözleri benim üzerimdeydi. Ben başımla onaylayınca bir film açtılar. Henüz 20 dakika belki olmuştu ama uyku üzerime basmıştı. Gözlerim benden habersizce kapandı.
🏍️
Gözlerimi aralandığımda televizyonun sesi kulaklarımı dolduruyordu.
Ayağa kalktım ve lavaboya ilerledim. Yüzüme çarptığım soğuk su ayılmamı sağlarken solumdaki havluda ellerimi kuruladım. Eşofmanımın sağ cebindeki telefonuma elim uzandı.
Saat 02.24, yani yetişebilirdim. Tuvaletten çıkıp merdivenlere yöneldim. Odama gittiğimde ise özlediğim şeye kavuşacak olmanın heyecanını hissediyordum. Üzerime siyah bir body, altıma ise gri, bol ve kalın bir eşofman giydim. Üzerime de deri ceket alıp çıktım. Aşağıda herkesin uyuduğunu görünce televizyonu kapattım. Fortmantodaki buffımı ve kaskımı alıp evden çıktım.
Garajdaki bebeğimi çıkardıktan sonra giyip, takmam gerekenleri hallettim.
Sürüşe başladığımda hız göstergesi katlanarak artıyor, göğüsümdeki his büyüyordu. Bunun sebebi hız mıydı yoksa gittiğim yer miydi, bilmiyorum. Üzerime çiseleyen yağmur, yaz lastiklerimin ara sıra hafifçe kaymasına sebep oluyordu.
Virajlarda geçerek, hızı azaltıp, artırarak, şerit değiştirerek varmıştım sonunda.
Sağ tarafımız upuzun, geniş bir yokuştu. Yokuşun sonunda mezarlık vardı.
Tek katlı ama oldukça geniş, içerinin ışıkları yanan yere baktım. Önüne aracımı park ettikten sonra içeri girdiğimde Ufuk'u gördüm. Elindeki sigarayı içine çekiyor ve üflüyordu, beni görünce kül tablasına bastırarak bıraktı.
"Sigara sağlığa zararlı yalnız, biliyorsun değil mi?"
Bana gülerek yaklaştığında kocaman sarıldık.
"Burayı biraz değiştirmişsin sanki, eskiden daha alaturkaydı."
"Ne diyorsun sen benim mekanıma ya?"
Güldüm.
"Eşyalarım duruyor mu?"
Güldü.
"Durmuyor, münasip bir yerlerimde."
Göz devirdi konuşurken.
"Kızım salak mısın kim ne yapsın senin kıyafetlerini, eşyalarını."
Egolu bir tavır takındım.
"Moda ikonu olunca insan merak ediyor tabii."
Soyunma odasına gidip bir numaralı dolabı kilitle açtım. Mataralar, spor kıyafetleri, iç çamaşırlar gibi birçok şey vardı.
Içime siyah bir sporcu sütyeni, üzerine beyaz, askılı bir sporcu atleti giydim. Altıma ise kalçamın tam altında biten bilinen logolu bir şort giydim. Saçlarımı açılmayacak şekilde sıkıca bağladım ve ardından elime siyah bandajı sıkıca sardım. Ellerim kasılırsa daha iyi çalışırdım.
Matarama su doldurup kullanmadığım eşyaları dolabıma koydum.
Tekrar Ufuk'un yanına geldiğimde bir ıslık sesi duydum.
"Kasların hâlâ iyi, bakıyorsun kendine."
"E, zahmet olur."
Onun üzerinde de beyaz bir tişört altında ise siyah spor kaprisi vardı.
Ringe çıktığımda o eline kırmızı bandaj sarıyordu. Ringe çıktığında gözlerimiz kesişti. Isınmadığım için aşırı iyi bir sonuç beklemiyordum ve üstelik bayadır dövüşmüyordum.
"Serbest mi?"
"Serbest."
Gülümsedim, her şeyi yapabilirdim.
Gardımı yavaş yavaş alırken onun vurmasını bekler gibi yaptım ancak beklemediği bir anda karın boşluğuna yumruk attım. Acıyla sendelediğinde geri gitmeyeceğini biliyordum. Hızla yere eğildiğimde yumruğu boşa çıktı. Hemen arkasına geçtim. Sağ kolumla onu boyun kilidine aldım ve sol bacağımın baldırından destek alarak sol bacağını yere eğdim. Yere düşürmedim çünkü hemen kalkardı, 5 saniye sürmezdi. Kolumu sıkarken nefes alması zorlaşıyordu. Sol baş parmağımı karın boşluğuna bastırırken canı acıyordu.
Iki elini arkadan belime koyduğunda beni fırlatacağını anlayarak bacağını kilitledim, benimle birlikte o da düşmeliydi. Eli belime yetişsin diye kendini arkaya eğdi. Bacağım ister istemez gevşiyordu. Beni yenik düşmüş gücüyle sert bir hamle yaparak sağdaki iplere çarpıp yere düşmeme sebep oldu, son anda boynuna ve bacağına yaptığım hamlede nefes nefese yerde yüzüstü uzanıyordu. Hâlâ nefesimi düzenleyememiştim ama hızlı olmalıydım. Sol bacağını sağ bacağının üzerine bastırdığımda sol dizimle beline bastırıyordum yani dönmesi zorlaşıyor ve canı acıyordu. Iki elini tek elimle zorla beline bastırdım ve diğer elimle de ensesinden tutarak sağa çevirdim ve yere bastırdım.
"Bir," dedim nefes nefese. Üzerindeki baskım artıyordu. "Iki," Gözlerimi kapattım derince. "Üç," Nsfesim hâlâ normale dönmemişti.
"Dört ve... Beş." Vücudunu serbest bıraktım ve üzerinden kalktım. Sırtımı iplere yaslayarak solumdaki suyuna uzanıp kafama diktim, yorucuydu. Kolumdaki bandaj gözlerimi çevirdim, uyuşturucu kremler ve ilaçlardan dolayı acısını fark etmemiştim ancak beyaz bandajın üzerine kanım bulaşmıştı.
Kafamı Ufuk'a çevirdiğimde sırt üstü uzandığını gördüm. Gözleri koluma değdiğinde nefes nefese olmasına rağmen hemen kalktı ve yanıma geldi.
"Kolun acıyor mu? Ne ara oldu? Fark etmemiştim."
Güldüm.
"Yaşamaya çalıştığın için olabilir Ufuk."
Ciddileşti.
"Ringden çık şu koltuğa otur kolunu saracağım."
Itiraz edecektim ancak beni hafifçe ittirdi ve ringin diğer tarafından çıktı.
Yavaş yavaş ben de ringten çıktım ve söylediği deri, siyah koltuğa oturdum. Kolumun acısını yavaş yavaş hissediyordum.
Kısa bir süre sonra elinde ilk yardım çantasıyla yanıma oturdu. Sol kolumu ona uzattığımda bandajı yavaş yavaş açmaya başladı. Canım yine acırken diğer elimin baş ve işaret parmağımı gözlerime bastırıyordum. Canım acıyordu.
"Bitti." Dediğinde gözlerimi açtım.
O gün saat 5'e kadar ağırlık, antrenman ve şakalaşmalarla geçirmiştik. Sonra o bir koltukta ben bir koltukta uyumuştuk.
Gözlerimi acıyla, yanmayla aralama sebebim birisinin kapıyı kırarcasına vurmasıydı. Doğruldum.
"Birisini mi bekliyordun Ufuk?"
"Hayır, sen bekle. Ben bakarım."
Doğruldum ve kafamı onun gittiği yöne yani kapıya çevirdim.
"Buyur, tanışıyor muyuz?"
Sesi ve yüz ifadesi sertti.
"Lara burada mı?"
Arsen'in sesi miydi o?
"Sanane lan?"
Kafasını birazcık Ufuk'a yaklaştırdığını gördüm. Gerçekten Arsen'di. Şaşkınlıktan ağzım aralanırken onları izliyordum.
"Lara burada mı, dedim sana! Ne yaptın kıza!"
Duyduklarım şoka uğramamı sağlarken yavaşca koltuktan kalktım. Her yerim ağrıyordu. Yerdeki terlikleri ayağıma geçirdim. Dün kıyafetlerimi değiştirmiştim. Altımda beyaz ve mavi çizgili bir pijama, üzerimde beyaz, dar bir tişört vardı.
Kapıya gittiğimde sinirden gözleri kızarmış Arsen'i gördüm. Üzerinde vücuduna yapışan bir tişört altında da biraz bol bir mavi kot pantolon vardı, yine yakışıklıydı.
"Lara? Ne oluyor? Iyi misin!"
Kaşlarımı çattım.
"Ne oluyor asıl sana Arsen? Her geldiğim yerde huzursuzluk çıkartamazsın!"
Sözlerim öfkesini harlamıştı.
"Dışarı çık, konuşacağız."
Kendini dizginlemeye çalışıyordu.
"Bana emir verme bu bir, ikincisi Ufuk ne oluyor? Arsen ile tanışık mısınız?"
Kafasını iki yana salladığında dışarı adımımı attım. Beton boş arazinin içerisinde ilerlemiştim. Kapı kapandığında Arsen bana doğru geldi.
"Ne oluyor Arsen? Gittiğim yerlere arkadaşlarıma da mı karışır oldun? Bunu kim olarak yapıyorsun sen!"
Sözlerimle derin bir nefes aldı.
"Ya sen vuruldun, vuruldun! Başına bir şey geldi sanmam çok normal değil mi? Ciddi misin sen!"
Gözlerimi kısarak güldüm. Ona yaklaştım.
"Iyi manipüle ediyorsun ama kanmam!"
Güneş yüzümüze çarpıyor, havanın aydınlığı giderek artıyordu.
"O lavuk kim Lara?"
"Kimse kim! Ne önemi var?" Diyerek net bir cevap vermedim.
Hayal kırıklığıyla baktı gözlerime.
"Nasıl ne önemi var? Gecenin köründe kısmetse bir şey söylemeden gidiyorsun, sabah gelmiyorsun! Nasıl önemi var, öyle mi!"
Sesi gittikçe yükselirken ben de altta kalmıyordum.
"Kim olarak soruyorsun sen bunu ya!"
Kafamı ona diktiğimde elleri enseme düştü ve kendine çekti. Öpeceği sırada onu göğüsünden ittirdim.
"Eğer adam akıllı konuşacaksak başka bir zaman."
Afallamıştı.
"Ne?"
Sinirle gözlerimi gözlerine diktim.
"Git Arsen, konuşmak istemiyorum."
Onu arkamda bırakıp ilerlediğimde ismimi söylediğini duydum ancak umursamadan içeri girdim.
Beni gören Ufuk yerinden kalkmıştı.
"Iyisin değil mi?"
"Evet, sorun yok."
"Bugün poligona gidelim, atış çalışalım."
"Olur."
Ayağa kalktığımda hâlâ sinirliydim.
"Dolabında kıyafetlerin var, istersen eve de uğrarız."
"Gerek yok."
Soyunma odasına girdiğimde önce kısa bir duş aldım, saçlarımı hemen kuruttuktan sonra anahtarla dolabı açtım. Üzerime siyah, straplez bir üst giydim, altıma da siyah bir kumaş pantolon geçirdim. Buraya her geldiğimde antrenmandan sonra poligona giderdik, o yüzden bu kıyafetler vardı. Kemer ve birkaç takı taktıktan sonra üzerime dünkü deri ceketi giydim ve dolabı kitleyip telefonumu alarak ayrıldım. Içeriye geçtiğimde Ufuk telefonuyla uğraşıyordu, beni görünce kaldırdı. Kaskımı ve buffımı alarak çıktım o da arkamdan geldi.
🏍️
Biraz önce gelmiştik ve atış alanına doğru ilerliyorduk. Ufuk'la birlikte yürürken ceketimin cebindeki telefonun titreşimini fark ettim. Büyük ihtimalle Arsen'dir diye düşünecektim ki buna yapmaya yüzünün olduğunu düşünmüyordum.
"Ufuk sen git, benim minik bir işim var."
Beni onayladıktan sonra telefonumu çıkardım ve arayan kişinin beklediğimin aksine Elfida olduğunu gördüm.
Elfida💋🩷
00.00
"Lara abla."
"Efendim?"
"Bu akşam birlikte kıyafet bakmaya gitsek olur mu ya? Tarzını beğeniyorum. Yakında arkadaşımın abisi nişanlanıcak."
Abisiyle tartıştık diye onu kıramazdım.
"Olur, akşam 7-8 gibi alırım seni."
Biraz sonra içeriye girmiş ve korumalarımı takmıştım. Ufuk'un yanına ilerledim.
"Sana silah vermesek mi acaba? Şimdi atış tahtası kesmez seni, bizi falan vurursun tövbe haşa."
"Aynen."
Yanımıza görevli geldiğinde bize güvenlik konusunda açıklama yapmış, silahı tanıtmıştı,beni bildikleri için de çekilip izlemeye başlamıştı.
Ayaklarımı bir omuz genişliğinde açtıktan sonra vücudumu dikleştirip omuzlarımı hafifçe eğdim. Birkaç dakika boyunca atış yapmıştım ve silahı kenara bırakıp gözümü korusun diye olan gözlüğü çıkarmıştım. Ufuk kağıdı getirince bir merminin bile 2'nin kenarından geçmediğini, hepsinin birde hatta siyah noktada olduğunu biliyordum.
"Sen atış yapıcak mısın,Ufuk?"
"Sen gelmeden önce yaptım ben. Istersen bir şeyler yemeye gidelim."
"Olur gidelim."
