9. bölüm · Supernatural

1.Kitap 9.Bölüm "Ev"

Sam Winchester

GECE – MOTEL ODASI

Loş ışık, eski motel odasının duvarlarını soluk bir sarıya boyarken, Sam yatağında kıvranıyordu. Ter içinde kalmıştı, alnı buruşuk, elleri yastığın kenarına kenetlenmişti. Gözkapakları titredi. Rüyasında bir kadın çığlık atıyordu—alevler, duvarlara yansıyan gölgeler, bir beşik, ağlayan bir bebek... Ve kapıdan içeriye, gözleri korkudan büyümüş genç bir kadın giriyordu. Kadının çığlıkları kulaklarını sağır ederken, birden Sam’in gözleri açıldı.

Soluk soluğaydı.

Dean (yan odadan bağırdı): “Sam? Yine mi kabus?”

Sam (nefesini zorlayarak): “Bu farklıydı, Dean. Bu… bir anı gibiydi.”

Dean: “Ne gördün?”

Sam (kısa bir duraksamayla): “Bir ev... bizim eski evimiz, Lawrence’ta. Ve biri orada tehlikede...”

Dean kapı eşiğinde belirdi, üstünde sadece tişörtü ve kotuyla, bir elinde silah, diğerinde yarım bir çubuk çikolata.

Dean: “Sam, çocukken olanları hatırlamıyoruz bile. O evde annemiz öldü, babam bizi oradan aldı. Neden şimdi?”

Sam: “Bilmiyorum. Ama rüyada bir kadın vardı. Korkuyordu. Ve bir bebek... ağlıyordu. O evde biri var Dean. Ve yardımımıza ihtiyacı var.”

Dean (yavaşça başını sallayarak): “Yani yıllar sonra, tekrar o lanetli eve mi döneceğiz?”

Sam: “Evet.”

---

LAWRENCE, KANSAS – GÜNDÜZ

Impala, asfaltı adım adım ezerek Kansas’a varmıştı. Şehir, yıllar geçmiş olmasına rağmen neredeyse aynı görünüyordu. Sam’in gözleri, çocukluğundan kalma gölgelerin izini sürüyor gibiydi.

Dean (camdan bakarak): “Yani... eve geldik. Harika. Şimdi ne yapacağız? Kapıyı çalıp ‘Hey, biz burada büyüdük, sizde cin var mı?’ mı diyeceğiz?”

Sam: “Dean... ciddi ol. Bu sadece bir iş değil.”

Evin önüne geldiklerinde, Sam’in boğazı düğümlendi. Ön verandada genç bir kadın –Jenny– bebek taşıyordu. Küçük bir kız çimenlerin arasında oyuncak bebekle oynuyordu.

Dean (yavaşça): “Annenin... öldüğü ev.”

Sam: “Ve birileri şimdi burada yaşıyor.”

---

EVİN İÇİ – GECE

O gece Jenny, evde yalnızdı. Işıklar titriyordu. Mutfak dolapları kendi kendine açılıyor, bardaklar kırılıyor, oyuncaklar yürür gibi hareket ediyordu.

Beşikteki bebek çığlık çığlığa ağlamaya başladı.

Arka odada ise duvarlarda siyah izler beliriyordu. Oda buz gibi soğumuştu. Jenny koşarak odaya girdi, ama hiçbir şey göremedi. Beşiği kontrol ettiğinde, duvarın üzerindeki yanık el izlerini fark etti.

---

ERTESİ GÜN

Sam ve Dean, Jenny ile konuşmayı başarır. Kadın endişelidir ama açık yüreklidir. Evde olanları anlatır. Sam, bebekle ilgilenirken Dean odaları dolaşır.

Dean: “EMF metreye bak, çıldırıyor. Bu ev radyoaktif gibi. Burası kesinlikle temiz değil.”

Sam: “Duvarlardaki yanık izleri... aynı annemiz öldüğünde babamın anlattığına benziyor.”

Dean: “Sam... ya bu rüyalar sadece bilinçaltınsa? Ya tekrar buraya geldiğimiz için uydurduysan?”

Sam (sertçe): “Bu bir his Dean. İçimde... bir bağ gibi. Bu ev beni çağırıyor.”

---

Dean ve Sam, şehir kütüphanesinde vakit geçirir. Dean, mikrofilm makinesinde eski polis raporlarını incelerken Sam, annelerinin ölümünü araştırır. Eski tanıklıklar, rahiplerin ve polislerin anlattıkları arasında tutarsızlıklar vardır. 1983’te başka bir benzer olay yaşanmıştır—evde yine açıklanamayan yangın çıkmış ama aile kurtulmuştu.

Sam: “Annemi öldüren şey, sadece ona ait değilmiş. Bu evde bir varlık var. Belki de bizimle ilgili değil. Belki bu yerin kendisi lanetli.”

---

MISSOURI MOSELEY’NİN EVİ – LAWRENCE, KANSAS

Sam ve Dean, görece sade ama huzurlu bir mahalledeki eski tip bir eve doğru yaklaşıyordu. Bahçede rüzgârla hışırdayan rüzgar çanı, havadaki huzursuzluğu bastıramıyordu. Dean, kapıya yaklaşırken bir yandan söyleniyordu.

Dean: “Harika. Şimdi de büyücü teyze ziyaretindeyiz. Umarım ‘ruhlarla barış çayı’ falan ikram etmez.”

Sam (omzunu silkeleyerek): “Babamın defterinde onun adı vardı. Babam ona güvenmişse, biz de güvenmeliyiz.”

Dean (homurdanarak): “Babam o zamanlar dev avlıyordu, hatırlıyorsun değil mi? O yaşta güven skalası biraz… genişti.”

Sam kapıyı çaldı. İçeriden hafif adımlar duyuldu. Kapı yavaşça aralandı ve Missouri Moseley belirdi. Altmışlarında, gözlüklü, yüzünde yaşam dolu bir bilgelik vardı. Gözlüklerinin ardından Sam’e baktı, sonra Dean’e döndü.

Missouri (gülümseyerek): “İşte geldiniz. Sam ve Dean Winchester. Sonunda. Kapıda durmayı bırakın da içeri gelin, donup kalacaksınız.”

Dean (şaşırarak): “Biz... size ismimizi söyledik mi?”

Missouri (gözlüğünü indirerek): “Tatlım, seni doğduğundan beri hissediyorum. İsim sormam gerekmiyor.”

İçeri girdiler. Ev, eski ama sıcak bir atmosfere sahipti. Raflarda ruhsal kitaplar, kristaller, bitkiler, çeşitli tılsımlar vardı. Bir köşede küçük bir şömine yanıyordu.

Missouri: “Babanız bana geldiğinde çok gençtiniz. Anneniz yeni ölmüştü. John ne olduğunu anlayamamıştı... ama içten içe bunun sıradan bir yangın olmadığını biliyordu.”

Sam: “Bize hiçbir şey anlatmadı. Yıllarca... sessizlik vardı.”

Missouri (başını sallar): “Çünkü bir baba gibi değil, bir asker gibi düşündü. Sizi korumak için. Ama o zaman bile… o evde neyin olduğunu tam olarak bilemedim.”

Dean: “Ama şimdi... geri döndü.”

Missouri (ciddileşerek): “Ve daha da tehlikeli. Evin içinde yalnız değil... başka bir şey daha var. Karanlıkla beslenen bir öfke... belki de evin kendisinden doğmuş bir nefret. Ve bazı ruhlar, kendi karanlıklarını diğer varlıklarla paylaşarak güçlenirler.”

Dean, Missouri'nin rafındaki tuz torbalarına bakarken eline bir tılsım aldı.

Dean: “Bu… gerçekten işe yarıyor mu?”

Missouri (keskin bir bakışla): “O tılsımı senin kalbine saplasam, kesinlikle işe yarar.”

Sam (kıkırdayarak): “Dean genelde böyle. Bilimle büyü arasında sürekli gidip geliyor.”

Missouri: “Bilim ruhları anlamaz evlat. Ama kalbinizle bakarsanız… her şeyi görürsünüz. Sam, sen zaten görüyorsun. Rüyalar... vizyonlar. Onlar boşuna değil.”

Sam (boğuk bir sesle): “Neden şimdi? Neden yıllar sonra tekrar başladı?”

Missouri (yumuşak ama kararlı bir sesle): “Çünkü sen artık hazır olduğun için. O ev seni çağırıyor çünkü sen bir şeyleri değiştirebilirsin. Annenin ruhu hala orada olabilir… ya da onun bıraktığı izler. Bazen sevgi bile karanlıkta yankılanabilir.”

Dean (ellerini cebine atarak): “Peki ne yapacağız?”

Missouri: “Eve geri döneceğiz. Tuzla, demirle, ayinlerle. Ama en önemlisi... kararlılıkla. Bu tür ruhlar korkudan beslenir. Ama bir annenin sevgisi, zamanın bile ötesindedir.”

Dean: “Kulağa romantik geliyor, ama ben yine de pompalı tüfeğimi alayım.”

Missouri (gülerek): “O da olur, tatlım. O da olur.”

---

Dean, Missouri, Sam ve Jenny birlikte eve dönerler. Tuz çemberleri hazırlanır. Tüm odalara semboller çizilir. Işıklar titrer, eşyalar yerinden oynar, camlar patlar. Bebek odasından çığlıklar yükselir. Missouri, ruhu durdurmak için ayin yapar.

Sam (çığlık atarak): “Beşik! Beşiğe bakın!”

Odaya koştuklarında, beşik havada dönerken birdenbire patlayarak yere düşer. Sam, bebeği son anda kapar.

Dean: “KORUN!”

Kapının hemen önünde... bir figür belirir. Sarı saçlı bir kadın. Beyaz bir elbise giymiş. Mary Winchester. Sam ve Dean donakalır.

Sam (kısık sesle): “Anne...”

Mary, yüzlerine baktı. Ardından arkasındaki karanlığa döndü.

Mary: “Onlara dokunamazsın. Bu ev artık senin değil.”

Gözleri alev aldı. Ruh çığlık atarak kayboldu. Sessizlik çöktü.

---
IMPALA’DA

Dean (yavaşça): “Annemizi... gördük.”

Sam: “Ve bizi koruyordu.”

Dean: “Babam keşke burda olsaydı…”

Sam: “Onu bulacağız. Söz veriyorum.”

Impala yola çıktı. Gökyüzü siyaha dönmeden önce, ufukta eski evin silueti kayboldu. Ama geride kalan tek şey... artık daha da derinleşen sorulardı.

---

MISSOURI MOSELEY’NİN EVİ – GECE

Ev sessizdi artık. Sam ve Dean arabaya binip gitmiş, geceye karışmışlardı. Missouri, pencerenin yanında durmuş, uzaklaşan farlara bakıyordu. İç çekti, sonra başını yana çevirdi.

Missouri (yumuşak ama sitemli bir sesle): “Sen neden çıkmadın, John?”

Gölgeden adım sesleri geldi. Otuz yılı aşkın bir yorgunluğu omuzlarında taşıyan adam ortaya çıktı: John Winchester. Gözlerinin altı morluktan çok, uykusuzluğun ve yılların derin izleriyle doluydu. Elleri cebinde, yere bakıyordu.

John (kısık sesle): “Onları görmeye hazır değildim.”

Missouri kafasını sallar.

John (derin bir nefes alarak): “Onları görürsem... savaşı unuturum. O şey... Mary’yi öldüren... hala dışarıda, Missouri. Eğer oğullarımı koruyacaksam, onları uzaktan izlemeliyim.”

Missouri (sertleşerek): “Ve onların seni ölü zannetmesine izin veriyorsun. Bunu hak etmediler, John.”

John (gözleri dolu): “Biliyorum. Ama onlara yaklaşırsam... Dean peşimi bırakmaz. Sam bana güvenmez. Kırıldılar... ama yaşamaya devam ediyorlar. Benim gölgemde değil.”

Missouri yavaşça yaklaştı, başını kaldırarak ona baktı.

Missouri: “Senin çocukların artık çocuk değil. Dean taş gibi, ama içi... kırık bir aynadan farksız. Sam hâlâ seni anlamaya çalışıyor, seni sevmeye çalışıyor. Ve sen onların yanında olmayarak onlara en büyük acıyı veriyorsun.”

John sessizdi. Yutkundu. Gözlerini yere dikti. Kalbindeki yük, kelimelere sığmayacak kadar ağırdı.

John (fısıltıyla): “Ama onları bu savaşa ben soktum.”

Missouri: “Hayır. O gece... o şey soktu. Sen sadece hayatta kalmalarını sağladın. Ama artık sadece hayatta kalmak yetmiyor John. Artık yüzleşme zamanı yaklaşıyor.”

John başını hafifçe eğdi. Son bir kez pencereye, uzaklaşan farların hatırasına baktı. Sonra ağır adımlarla geri çekildi, gölgelere karıştı.

Missouri yalnız kaldı. Pencereden dışarı bakarken kendi kendine mırıldandı:

Missouri: “Ah çocuklar... babanızı bağışlamanız uzun sürecek. Ama belki bir gün... belki bir gün... her şey yerini bulur.”

Ve gece, sessizliğini yeniden kurdu.

BÖLÜM SONU