Spot Işığı kitap kapağı

4. bölüm / 4

Spot Işığı

Bölüm 4- "Geçmiş ve Zaman"

Vaveyla Yazarı: Ecrin Nadiroğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Bölüm 4- "Geçmiş ve Zaman"

Üç yıl önce

Yemek masasında aile boyu bir sessizlik hakimdi. Parlak avizenin ışığı porselen tabaklarda parlıyor, yemeklerin buharı havada asılı kalıyordu. Alin, yutkunarak çatalını tabağına bıraktı. Gözlerini babasına çevirdi.

“Baba,” diye başladı sesi titrekçe, “sizinle bir konu hakkında konuşmak istiyorum.”

Babası, Hasan Bey, kaşlarını çattı. Ağırbaşlı duruşuyla Alin'e döndü, gözlerinde sabırsız bir bekleyiş vardı.

Alin derin bir nefes aldı. “Ben,” dedi, sesi artık daha kararlıydı, “şirkette çalışmak istemiyorum. Televizyon sunucusu olmak istiyorum.”

Masadaki sessizlik daha da ağırlaştı. Annesi, Elif Hanım, elindeki çatalı tabağına düşürdü. Büyük ağabeyi ve küçük kız kardeşi şaşkınlıkla Alin'e bakıyordu.

Hasan Bey'in yüzü kıpkırmızı oldu. “Ne saçmalıyorsun sen Alin? Bizim kurduğumuz bu düzeni, bu soyadının itibarını hiçe mi sayacaksın? Ne demek şirket istemiyorum? Sen bu ailenin, Barçınlar'ın bir ferdisin! Biz sana her şeyi ayaklarının altına sererken, sen gidip kameralara mı oynayacaksın?” Sesi giderek yükseliyordu. “Bu bir meslek değil, bu bir eğlence! Senin gibiler, bizim gibi köklü ailelerin çocukları, bu tür işlerle uğraşmaz. Bizi rezil mi etmek istiyorsun?”

Alin'in gözleri dolmuştu ama kendini tuttu. “Ben sizin ününüzle değil, kendi ünümle tanınmak istiyorum, baba! Sizin gölgenizde değil, kendi ışığımda parlamak istiyorum! Bana ait olmayan bir hayata zorlayamazsınız beni!”

Hasan Bey öfkeden köpürmüştü. “Ait olmayan bir hayat mı? Senin hayatın bizimle başladı, bizimle devam edecek! Bu bir nankörlükten başka bir şey değil! Bizim sana sunduğumuz bu imkanları elinin tersiyle itip, kendini alelade bir sirk palyaçosu gibi mi sergileyeceksin?”

Alin'in annesi sessiz kalıyor, ağabeyi ve kız kardeşi şaşkınlıkla birbirlerine bakıyordu. Bu zorbalığa, bu aşağılamalara daha fazla dayanamayacaktı. Kalbi göğüs kafesini zorluyordu. Ayağa kalktı, sandalyesini büyük bir gürültüyle geriye itti.

“Yeter!” diye bağırdı. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu ama sesinde güçlü bir kararlılık vardı. “Ne sizi, ne de soyadınızı istiyorum! Benimle ilgili tek bir söz hakkınız bile yok artık!”

Arkasını dönüp masadan uzaklaştı. O akşam o evden çıkarken, bir daha asla dönmeyeceğini biliyordu.
Kendine yeni bir gelevek yazdı, tüm geçmişini sırtında bir hançer gibi taşıyarak.
...
---

Alin, gözlerini açtığında odası şafağın soluk grisiyle doluydu. Geceden kalma bir ağırlık hissetti omuzlarında, tıpkı yıllardır taşıdığı görünmez yük gibi. Komodinin üzerindeki telefona uzandı. Yüzünü yıkamamış, kahvesini bile içmemişti henüz. Her zamanki refleksle, beklediği mesajı aradı gözleri. Ama ekran boştu.

Sabah saatleri, her zamanki gibi sessizdi. Ne bir bildirim sesi, ne de ekranı aydınlatan bir mesaj. İçinde, anlam veremediği bir boşluk büyümeye başladı. Kahvesini yudumlarken, dudaklarında buruk bir tat hissetti. Acaba bu tadın sebebi kahve miydi, yoksa günün başlamadan gelen bu tanıdık sessizlik miydi? Birkaç kez telefona uzandı, bir şeyler yazmak istedi, ama vazgeçti. Ne yazacaktı ki? "Neden yazmıyorsun?" diye sormak, kendini gereksiz bir beklentiye sokmak olurdu. O, duvarlarını örmekte ustaydı, ama şimdi o duvarlarda küçük bir çatlak oluşmuş gibiydi.

Öğle oldu. İşine odaklanmaya çalıştı ama zihni sürekli aynı soruyu soruyordu: Nerede? Öğlen yemeği sırasında bile, ekrana her baktığında umutla titredi. Hiçbir şey. "Belki de canı sıkıldı," diye düşündü, "ya da vazgeçti." Bu düşünce, göğsüne oturan bir yumru gibiydi. O kadar kısa sürede, bu anonim adamın varlığına alışmış mıydı? Bu saçmalık nasıl olmuştu?

Akşama doğru, hava kararmaya başlarken, Alin yorgunluktan bitap düşmüştü. Telefon hâlâ sessizdi. Gerginlikle tırnaklarını kemirirken, aklına gelen düşünceyle olduğu yere çakıldı. Boğazında bir düğüm, kalbinde tarif edemediği bir sızı vardı. Gözlerini tavana dikti, tavan lambasının loş ışığında dağılan düşüncelerini toplamaya çalıştı. Hayatına bunca zaman kimseyi sokmamıştı. Kendi kurduğu o yalnızlık kalesinde mutluydu, öyle sanıyordu. Ama şimdi, o kalenin kapısı aralanmış, içeriye sızan bir rüzgar, Alin'in ruhunda fırtınalar koparmıştı.

Tam pes etmek üzereyken, ekran titredi.

bayanonim: Yoğun bir gündü, kusura bakma.
bayanonim: yazmaya ancak fırsat bulabildim.

Mesaj kısaydı, kuru bir açıklama sadece. Ama Alin'in içine yayılan rahatlama, gün boyu hissettiği o boşluğu bir anda doldurdu. Cevap yazmaya yeltendi, sonra durdu. Yüzünde tuhaf bir gülümseme belirdi. Gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı, ve fark etti.
Alin, adını bile bilmediği bir adama aloşmaua başlamıştı bile.
Bu, itiraf gibiydi. Yıllardır kimseye açmadığı bir kapı, kendi içinde aralanmıştı.

---

Bir hafta, Alin için hem uzun hem de kısa gelmişti. Her sabah ilk iş telefonu kontrol ediyor, her akşam son bakışı ekranına atıyordu. Anonim adamla aralarındaki mesajlaşmalar bir rutine dönüşmüştü. Başta sadece meraktı, sonra tuhaf bir ilgiye, şimdi ise adını koyamadığı bir beklentiye evrilmişti. Telefonu elinden düşmüyordu; her titremesinde kalbi hızlanıyordu.

Ekranın ışığı yüzüne vururken, Alin kendini odasının loş köşesinde, koltuğuna büzülmüş buldu. Bir yandan Uraz’ın son gönderdiği mesaja cevap yazmaya çalışırken, diğer yandan içindeki hislerle savaşıyordu.

bayanonim: Bugün iş yerinde öyle bir şey oldu ki, inanmazsın... Biri toplantı sırasında hapşırdı ve peruğu düştü! Bizim müdür çıldırdı, ben kendimi tutamadım tabii.

Alin, bu mesajı okurken dudaklarına yayılan hafif gülümsemeye engel olamadı. Gözlerini kıstı, içinden keyifli bir kıkırtı yükseliyordu. Bu adamın anlattıkları, gününün en saçma ama en eğlenceli anları oluyordu. Yüzündeki gülümseme yavaşça bir kahkahaya dönüştüğünde, aniden durdu. Eliyle ağzını kapadı, gözlerini büyüttü. Kendi kendine, "Ne yapıyorsun sen Alin?" diye fısıldadı. Yıllardır yüzünde beliren her gerçek gülümsemeyi, her içten kahkahayı bastırmıştı. Kamera karşısında oynadığı o "yapmacık" neşe, kişisel hayatına sızmaya başlamıştı. Sanki kontrolünü kaybediyordu. Derin bir nefes aldı, yüzünü düzeltti ve parmakları ekranda gezindi

Siz: Tam bir fiyasko... Çok korkunç bir an.

Yazarken bile kendi kendine gülümsediğini fark etti. Kendini geri çekmeye, o eski mesafeli Alin olmaya çalışsa da, artık çok geçti. Bu anonim varlık, onun özenle ördüğü duvarların arasına küçük ama etkili bir kama sokmuştu. Her mesaj, o duvarlardan bir tuğla daha düşürüyordu. Ona alışıyordu, istemese de, kaçmaya çalışsa da. Bu, kabul etmesi zor, ama inkar edemeyeceği bir gerçekti.

---

Uraz, kendini kafenin loş köşesindeki deri koltuğa bırakırken, gözlüğünü burnunun ucuna indirdi. Karşısında Simay, elindeki bardağı usulca karıştırıyor, anne şefkatiyle gözlerinin içine bakıyordu. Emre ise, her zamanki gibi yerinde duramıyor, masanın altından bacaklarıyla ritim tutuyordu.

“Bu kahve seni öldürecek, Uraz.” dedi Simay, sesi yumuşak ama kararlıydı. “Kaç oldu bugün?”

Uraz hafifçe omuz silkti. “Sayı saymayı bıraktım, Simay.” Dudaklarının kenarında alaycı bir gülümseme belirdi ama gözleri yorgunluktan kısılmıştı.

Emre araya girdi, neşeli bir sesle. “Boş ver saymayı, abi. Hayat zaten bir sayı oyunu değil mi? Bugün varsın, yarın… yarın da varsın, yeter ki iste!” Elindeki peçeteyi top yapıp Uraz'a fırlattı. “Hadi ama, biraz neşelen. Şu kafandaki kasveti at."

Simay, Emre’nin koluna hafifçe vurdu. “Emre! Çok konuşma.” Sonra tekrar Uraz’a döndü, endişeli gözlerle. “Nasıl hissediyorsun bugün? Dün gece zor uyudun biliyorum.”

Uraz, “Her zamanki gibi,” diye mırıldandı. Tam o sırada başının içinde keskin bir ağrı zonkladı. Gözlerini sıkıca kapattı, parmaklarını şakaklarına bastırdı. Kahkahalarla dolu kafenin sesi, beyninde davul çalıyor gibiydi. Mide bulantısı da eşlik ediyordu bu ağrıya. Yüzü soldu, ter damlacıkları alnında belirdi.

Simay hemen oturduğu yerden kalktı, elini Uraz’ın alnına uzattı. “Ateşin mi var? İyi misin Uraz?” Sesindeki telaş, tüm kafeye yayılmaya hazır bir alarm gibiydi.

Emre de şebekliği bir kenara bırakıp ciddileşti. “Abi? Ne oldu birden?”

Uraz, ağzından kaçacak kelimeleri toparlamaya çalıştı. Başının dönmesini engellemek için gözlerini aralamamaya çalıştı. Birkaç saniye sonra, baş ağrısı hafifler gibi oldu, mide bulantısı da azaldı. Derin bir nefes aldı ve gözlerini araladı. Simay’ın endişeli, Emre’nin şaşkın yüzüne baktı.

Zayıf bir gülümsemeyle, boğazını temizledi. “Yok bir şey… Sadece,” diye başladı, sesi biraz boğuktu, “şu kahve canımı istedi galiba. O kadar sert ki, beynim bile protesto etti.” Kendi durumuna dair kara bir espri yapmak ister gibiydi. “Az kalsın, bildiğim tüm evrensel gerçekleri unutuyordum. Mesela iki kere ikinin dört olduğunu… Ya da dünyanın yuvarlak olduğunu… Veya… evet, Simay’ın hâlâ hayatımın kontrol merkezi olduğunu!”

Emre rahat bir nefes aldı, omuzları gevşedi. “Ulan abi, ödümü kopardın! Bir an dedim, kesin şimdi bize son vasiyetini söyleyecek.”

Simay gözlerini devirdi ama yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Uraz’ın alnındaki terleri sildi. “Şebeklik yapma Emre. Uraz, gerçekten iyi misin? Eğer kendini iyi hissetmiyorsan eve gidelim.”

Uraz başını salladı. “İyiyim, iyiyim. Sadece anlık bir şeydi. Merak etmeyin.” Ama içten içe biliyordu ki, bunlar "anlık" şeyler değildi. Bunlar, geri sayımın her geçen gün hızlandığını gösteren yalnızca bir kaç işarettendi
...

Uraz, kafeden eve döndüğünde, baş ağrısı hafiflese de içindeki huzursuzluk devam ediyordu. Simay'ın endişeli bakışları ve Emre'nin anlık ciddiyeti, ona hastalığını bir kez daha acımasızca hatırlatmıştı. Yatağına uzandı, gözlerini kapattı. Uykuya dalamadı. Saatler geçtikçe odası karanlığa büründü, duvarlar üzerine geliyormuş gibi hissetti. Tam da o çaresizlik anında, eline telefonunu aldı, yine düşüncelerinden kaçmak için Alin'e sığındı.
bayanonim: Ee nasılsınız alin hanım, nasıl gidiyor ünlü hayatınız?
siz: açık konuşayım mı?
siz: ünlülük o kadar yorucu ki... her gittiğim yeri bin kere kontrol edip, yine bin kere magazincilerin olmadığına emin olmak zorunda kalıyorum. Bir çok kez umursamasamda cidden sorular fazla tiksindirici...
bayanonim: ne gibi sorular soruyorlar ki?
siz: bir ara, ailem beni reddettiği için, yetim diyen olmuştu... Üstüne üstlük, cevap vermeyince. "Zorunuza gitmemiştir umarım." Gibi cümleler falan kullanmaya başlamıştı.
bayanonim: tanıyor musun magazinciyi? Adını falan?
siz: yani... ismi galiba yasin gibi bir şeydi, soy ismini de hiç bilmiyorum. Neden ki?
bayanonim: merak ettim yalnızca
siz: ee senin işin neydi?
bayanonim: kritik bir soru... Cevap vermemeyi tercih ediyorum.
siz: ya nasıl bileceğim, o işi yapan tek sen misin sanki?
bayanonim: risk tercih ettiğim bir faktör değil güzelim.
Alin, ısınıyordu bu anonime.
Hayta kalbinde yavaştan bir şeyler yeşeriyordu, imkansız ağzının ucuna bile gelmeyecek tuhaf bir şey hissediyordu kalbinde.
Ne olduğunu ne o içinden, ne dışından söylemeyi tercih etti. Kafasını da, ağzını da kapattı. Kendini yine klavyeye bıraktı.
..

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18