1. bölüm / 4
Spot IşığıBölüm 1-"Bilinmeyen Bir Numara"
Bölümler 4Şu an: Bölüm 1-"Bilinmeyen Bir Numara"
Bölüm 1 – "Bilinmeyen Bir Numara"
0545**: Selam sayın, güzel hanımefendi, müsaitseniz hayatınıza girebilir miyim?
00:23 ✓✓
Siz: Kimsiniz?
Siz: Numaramı nereden buldun?
0545**: Siz güzel hanımefendi olduğunuza göre, bu durumda ben de yakışıklı beyefendi oluyorum. ✓✓
Bu kişiyi engellediniz. Engeli kaldırmak için dokunun.
Gözlerimi kıstım. Saçma. Yeni bir gün, yeni bir garip mesaj. Kendi kendime “kimseye numaramı vermiyorum, yine de buluyorlar,” diye söylenirken, elim çoktan ekranı kaydırıp kişiyi engellemişti.
Gözüm saatteydi: 00:26. Bir fincan bitmemiş adaçayı, üzeri kırışmış yatak örtüsü ve telefon ekranı. Cümleler hâlâ zihnimde geziniyordu.
Dakikalar geçmeden telefon yine titredi.
0544**: Tekrardan selam.
0544**: Rahatsız ettiysem özür dilerim.
0544**: Sadece konuşmak istedim. Anonim kalmak daha kolay geliyor bazı şeyler için.
Ne yani, şimdi de duygusal hale mi bağlayacaktı? İkinci numarayla mesaj atmak... saçmalığın da sınırı vardı ama… Mesajın sonundaki cümle takıldı içime. "Bazı şeyler için daha kolay geliyor."
Siz: Yine sen misin?
Siz: Neden anonim konuşmak istiyorsun?
0544**: Çünkü tanınmak bazen ağırlık yapıyor.
0544**: Ve çünkü... ben seni tanıyorum ama sen beni tanımıyorsun. Şimdilik. Yani tanıyor olabilirsin aslında, her neyse.
Birlikte yaşadığım apartmanda oturan kaç kişi beni tanıyor olabilir ki? Sunucuyum diye bazen binada selam veriyorlar ama genelde kendi hâlimde biriyim. Bu da mı tanıyor? İçim ürperdi. Dışardan biri olsa, belki daha rahat ederdim. Ama “tanıyorum” cümlesi fazlasıyla kişisel geldi.
Telefonu bıraktım. Uyumam gerekiyordu. Ama beyin dediğin şey inadına çalışır. Kimin yazdığını, neden yazdığını, gerçekten tanıyıp tanımadığını düşünmeden edemezsin.
Yorganın altında kıvrılmış bir şekilde tavana bakarken, telefon bir kez daha titredi.
0544**: Korkmana gerek yok. Eğer istersen, hemen giderim.
0544**: Ama bazen... birini tanımadan konuşmak, iyi gelebilir.
Elimi saçlarıma götürdüm. Normalde bu tür mesajları umursamazdım. Ama bu... başka bir şeydi. İçinden çıkamadığı bir şey var gibiydi. Tanımadığım birinin kırgınlığını hissetmek garipti.
Siz: Yarın sabah uyandığımda hâlâ burada olursan, konuşabiliriz.
Bir saniye sonra gelen mesajda sadece bu yazıyordu:
0544**: Teşekkür ederim.
0544**: Yarın sabah da burada olacağım. Elimden geldiğince.
Üç gün önce.
Küçük bir kafede köşeye sıkışmış masada oturuyorlardı. Uraz, siyah şapkasını göz hizasına indirmişti; tanınmamak değil, görünmemek istiyordu sanki.
“Bu üçüncü kahven, abi,” dedi Emre, elindeki kaşığı bardağın içinde döndürürken. “Geceleri uyuyamadığını biliyorum ama senin sistem artık protesto etmeye başlar yakında.”
Uraz dudaklarının kenarıyla bir gülümseme kırıntısı gösterdi ama hemen ardından gözleri başka bir noktaya kaydı. Sessizliği artık alışkanlık haline getirmişti. Simay da farkındaydı, ama konu açmak yerine çantasından sakız çıkarıp sessizce uzattı.
“Alin hâlâ seni tanımıyor mu?” diye sordu Emre, laf arasında gibi, ama dikkatle.
Uraz başını salladı. “Hayır. Yani tanıyor ama ünlü bir komşu olarak. Samimiyet 0, birbirimizi görünce selam bile vermiyoruz."
Simay güldü. “O kız tam bir program sunucusu, yemin ederim. Röportaj yapmadan yüzüne bakmıyor kimsenin.”
“Görmüyor bile beni,” dedi Uraz. “Bazen düşünüyorum, belki de böylesi iyi.”
Emre gözlüklerini çıkardı. “Peki... onu gördüğünde ne hissediyorsun?”
Uraz sustu. Düşünmek istemediği bir cümle geldi aklına: Belki de son defa birine bakabiliyorum. Ama bunu yüksek sesle söylemek, sahip olduğunu itiraf etmek gibi geliyordu — ve kaybetmeye hazır değildi.
“Ne bileyim,” dedi sonunda. “Normal işte ama onda bir şey var, nadıl desem... Gürültülü bir yalnızlık var o kızda.Ve o gürültülü sessizlik bana çok tanıdık geliyor.”
Simay gözlerini kıstı. “O zaman kendini göstermek zorunda değilsin. Yaz. Tanımadan, tanınmadan. Belki bu sana da iyi gelir.”
“Anonim?”
“Evet,” dedi Emre. “Ama rahatsız edici olma, tamam mı? Mizah, hafif flört, biraz da içtenlik. İnsan gibi yaz, karakter gibi değil.”
Uraz başını salladı. “Ya saçma bulursa?”
Simay omuz silkti. “Bulsun. Bu da bir ihtimal. Ama söyleyemediklerin içinde çürümekten daha az yorucu olur.”
Uraz bir şey demedi, yalnızca yine uzaklara falmayı tercih etti.
Bölüm etkileşimi
