Soylar ve Mercan kitap kapağı

4. bölüm / 5

Soylar ve Mercan

KÜLLERİNDEN DOĞARKEN

Vaveyla Yazarı: Nisanur Zengin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: KÜLLERİNDEN DOĞARKEN

Kiraz

Bir gün uyandım, dünyam başıma yıkıldı.
Bir gün uyandım, sevdiğim benden gitti.
Bir gün uyandım, onun evleneceğini duydum.

Çocukluğumun geçtiği yer... Kötü anılar, iyi anılar... Hepsi bir arada, arkamda. Geçmişimin en büyük yarası zihnimi kemirirken, düşünüyordum: Bunların hepsini hak edecek ne yaptım?

Telefonumun bildirim ve arama sesleriyle uyandım. Rahat bir uyku bana haramdı, ziyandı. Kalktım, baktım-dünyam başıma yıkıldı. Herkes ayrı bir ses, herkes ayrı bir kafa. Ne olmuştu? Dünya gerçekten batacak kadar mı karışmıştı?

Sevmek suçmuş... Ben bunu yaşayarak öğrendim.
Sevmek yara imiş... Ben bunu yaşayarak öğrendim.
Aşk ve umut... İkisi de aynı şey. Çünkü umut edersin, gerçekleşmesini beklersin. Aşkta da öyle değil mi? Aşık olursun, sevilmeyi beklersin, mutlu olmayı, gülmeyi, sevinmeyi beklersin. Kısacası, her şeyini beklersin. Küçücük bir sevgi için yapmayacağın şey yoktur.

Ama artık kafam almıyordu. Okuduğum her mesajda daha çok öfkeleniyor, daha çok umutsuzluğa kapılıyordum. Ne diyordu bunlar? Anlamıyordum. Sevmiş ya da sevmemiş... Ne fark ederdi? Kalbimi kırmamış mıydı zaten?

Bu, sondu.
Telefonu kapattım, cebime koydum. Arkamı döndüm.
Değerlerimle vedalaşmam lazımdı.
Bugün ya o konak yanacaktı, ya da ben...

Artık o eski, sümüklü, ağlayan, sürekli naz yapan Kiraz yoktu. Bundan sonra yandıkça yakan bir Kiraz vardı. Eğer bir söz söylemem gerekiyorsa, onu da söyleyecektim. Kimsenin kalbi umurumda olmayacaktı. Çünkü benim kalbimi çoktan kırmışlardı.

Sakin adımlarla değerlimin yanına gittim. Saçlarını okşadım, alnından öptüm.

"Değerlim, seninle daha çok vakit geçirmek isterdim ama konak karışmış. Geleceğim, bir daha arayı açmayacağım. Bekle tamam mı beni? Benim güzel yavrum, benim güzelim, benim değerlim, benim yaram..."

Derin bir nefes aldım. Son bir kez öptüm.
Arkamı döndüm ve hızla çıktım.
Biraz daha kalsam, gidemezdim.
Onu bırakamazdım.
Ama arkamı bile dönmeden, hızla çıktım...

Hızlıca ağırdan çıktım ve eski konağa doğru yürüdüm. Konağın kapısına vardığımda, saksının altındaki anahtarı aldım ve kapıyı açtım. Acele etmeliydim, ortalık daha fazla karışmadan meseleyi çözmem gerekiyordu. İçeri girer girmez çantamı ve montumu aldım, hızla üzerime geçirdim. O sırada cebimden telefonu çıkardım ve Cihan'ı aradım.

Telefon iki kez çaldıktan sonra açtı.

"Hanımım, nerelerdesiniz? Ortalık çok karıştı! Ömer Soylar geldi, evi bastı! Ondan önce de abiniz bastı, bağırdı çağırdı. Biz daha onu sakinleştiremeden bu sefer de Ömer Soylar..."

Daha fazla dinleyemedim, bağırarak sözünü kestim. Eğer ben susturmazsam, o konuşmaya devam edecekti.

"Cihan, oğlum, beni dellendirme! Bir sus lan! Kafam zaten on milyon olmuş! Şimdi beni iyi dinle, dediklerimi çabuk yap! Önce, nerede olduğunu söyle!"

Tam o sırada, telefondan bir uğultu geldi. Bağırışlar duyuldu. Ve sonra-bir silah sesi.

Ömer ateş açtı. Konağın avlusunda...

Ve ardından tanıdık bir ses yankılandı:

"Kiraz nerede lan?! Yeter artık, söyleyin!"

Ama umrumda değildi. Bugün, dedem ve babamın istediği gibi biri olacaktım. Hanım Ağa olacaktım. Yıkacaktım. Yakacaktım. Bakalım, kim karşı çıkacaktı?

Cihan'ın sesi titrek ve aceleciydi.

"Hanımım, konağın içindeyim. Soylar geldi, çoğu kişi burada. Karşı taraf da geldi, konağın ortasına doluşmuşlar. Tutamıyoruz, iki taraf da birbirine girecek! Kan dökülecek! Çabuk gelin buraya, hanımım! Ne söylerseniz yaparım!"

Derin bir nefes aldım ve net bir sesle konuştum:

"Beni iyi dinle. Yarım saate oradayım. İçeridekileri tutabildiğin kadar tut. Zor kullanabilirsin. Eğer abim oradaysa, çaktırmadan yanına git ve kulağına söyle: 'Kiraz geliyor, herkesi salona toplasın.' Bunları eksiksiz yap. Şimdi kapat, araba kullanıyorum!"

Ama ben konuşurken arabayı çoktan çalıştırmıştım. Gaza bastım ve hızla sürdüm.

Bakalım, bugün kim yanacaktı?

---

Mercan Konağı

Yazarın Ağzından

Silah sesi avluda yankılanmış, bir anlık sessizlik çökmüştü. Ama bu sessizlik, fırtınadan önceki durgunluktan ibaretti. Konağın taş duvarları, bugüne kadar çok kavgaya, çok öfkeye tanık olmuştu. Ama bu gece... Bu gece farklıydı.

Ömer Soylar, elinde silahıyla avlunun ortasında dikiliyordu. Nefesi hızlı, gözleri öfkeliydi. Parmağı tetiğin üzerinde titriyordu.

"Kiraz nerede lan?! Saklamayın artık! Yeter!"

Adamları gerilmişti. Karşılarında Mercan ailesinin adamları, tetikte bekliyordu. Herkesin eli silahın kabzasında, gözleri düşmanındaydı. Bugün burada kan dökülebilirdi.

Eymen ağır adımlarla öne çıktı. Kaşları çatık, sesi kararlıydı.

"Ömer, o silahı indir. Konağımda silah çekilmez!"

Ömer'in gözleri daha da parladı. Dişlerini sıktı.

"Sen bana akıl mı veriyorsun, Eymen Ağa?! Kiraz burada mı, değil mi?! Eğer buradaysa..."

O anda kapının girişinde bir hareketlenme oldu. Cihan hızla Eymen'in yanına gelip kulağına eğildi.

"Ağam, hanımım yolda. Salona toplayın dedi."

Eymen yavaşça başını salladı. Gözleri hâlâ Ömer'in üzerindeydi. Derin bir nefes aldı, sonra bir adım daha attı.

"Herkes salona geçsin. Konuşacaklarımız var. Soylar da geçecek, Mercanlar da."

Ama kimse kıpırdamadı. Hava gergindi, tansiyon giderek yükseliyordu. Ömer silahını daha da sıktı. Ama Eymen bu sefer sert bir sesle bağırdı:

"Lan, size 'salona geçin' diyorum! Selim Ağa! Çocuklarını da al, geç içeri! Biz şu an kan dökebiliriz, hakkımız da var! Ama diyoruz ki, konuşarak çözelim! Yoksa burası mezarlığa döner!"

Selim Ağa bir adım öne çıktı. Yüzünde öfkeden eser yoktu, tam aksine, etrafı yatıştırmaya çalışan bir adamın sabrı vardı. Ellerini hafifçe kaldırarak, konuştu:

"Eymen Ağa, hele bir sakin olasın. Bak, öfkeyle kalkan, zararla oturur. Silah, bu işin çözümü değildir. Hele bir içeri geçek, adam gibi oturak, konuşak. Yoksa bu işin sonu kötü olur. Gözünüzü seveyim, birbirinize kıymayın."

Eymen, dişlerini sıkarak bir adım daha yaklaştı.

"Onu konağıma basmadan önce düşünecektiniz, Selim Ağa! Şimdi salona geçin! Konuşacaklarımız var!"

Avludaki hava ağırdı. Göz göze gelen adamlar, parmakları tetikteydi. Ama en sonunda, Selim Ağa başını salladı ve adamlara işaret verdi.

Herkes yavaşça salona doğru ilerlemeye başladı.

Herkes salona geçtikten sonra, Eymen de yürüyüp babasının yanına oturdu. Salonda hava gergindi. Kadınlar bir köşede, erkekler diğer tarafta bekliyordu.

Kimse konuşmuyordu. Selim Ağa derin bir nefes aldı. Bir çocuğu Sevda uğruna kendini yaktı, diğeri de kardeşini kurtarmak için ateşe yürüdü. "Ben ister miydim böylesi?" diye düşündü. O yüzden dememiş miydi vaktiyle: "Kendini yakma, başını yakma!" Ama şimdi herkes hesap soruyordu.

Sonunda sessizliği bozdu:

"Hele bi sakin olun ağalar! Benim oğlum hata etti, evi basmıyacaktı. Amma siz de bi durun hele! Nedir bu öfke? Kırk yıldır düşmanız sanki! Biz aile dostuyuk ya, yakışır mı böylesi?"

Bu sözler gerilimi biraz azalttı ama herkesin aklında tek bir soru vardı: Şimdi ne olacak?

Onlar içeride hararetle tartışırken kimsenin bilmediği bir şey olmuştu. Kiraz, arabasıyla uçurumdan düşmüş, taklalar atarak aşağıya savrulmuştu. Belki de Rabbi onun artık huzura kavuşmasını istemişti...

Konağın içinde bağırışlar, tartışmalar birbirine karışırken Eymen'in telefonu çaldı. Yaklaşık iki saattir burada tartışıyorlardı. Bir yandan da kafasında bir soru dönüp duruyordu: "Kardeşim nerede kaldı?" Yarım saate burada olacaktı, ama hâlâ ortalarda yoktu.

Elini kaldırıp bağırdı:

"İki dakika susun, telefon var!"

O an herkes sustu. Sanki içlerine bir his doğmuş gibi bir anda sessizlik çöktü.

Telefonu açtığında karşı taraftan ılımlı ama bir o kadar da üzgün bir ses duyuldu:

"Merhaba, hastaneden arıyorum. Son arama kayıtlarında sizin numaranız olduğu için sizi aramak istedim. Kardeşiniz maalesef kaza yaptı ve şu an ameliyathaneye alındı. Buraya gelseniz iyi olur. Metanetli olun. Bölge Hastanesi'ndeyiz."

Eymen duydukları karşısında dizlerinin bağı çözülerek yere yığıldı. Ağzından sadece şu kelimeler döküldü:

"Kiraz... Dayanamam, ölürüm! Kızım yapma, gitme!"

Herkes donup kalmıştı. Ne olduğunu kimse anlayamamıştı ama Eymen yerinden doğrulamadı. Bu kez daha yüksek sesle bağırdı:

"Ölme! Yapma be kızım!"

Ömer, duydukları karşısında neye uğradığını şaşırdı. Acıyla bağırdı:

"Kiraz'a ne oldu, Eymen?! Lan cevap ver! Kiraz'ıma ne oldu?!"

Eymen, boğazına düğümlenen kelimeleri güçlükle çıkardı:

"Kaza yapmış... Ameliyattaymış..."

Ve sonra...

Eymen, o yaşında kalp krizi geçirdi.
Eymen, kardeşinin acısına dayanamadı.
Eymen, çok çile çekti... Ama yine de kardeşini kurtaramadı.

Herkes ne yapacağını şaşırmıştı ama en metanetli olan yine de Ömer'di.

Hızla yere düşen telefonu aldı ve diğerlerine bağırdı:

"Arabaları hazırlayın! Dilara, doktor değil misin? Baksana, kalp krizi geçiriyor galiba! Çabuk, çabuk!"

Sonra telefonu kulağına koyup sinirli ama içinde büyük bir hüzün barındıran sesiyle sordu:

"Hangi hastane? Durumu nasıl?"

Karşı taraftaki kişi telaşa kapılmıştı, sesi titreyerek bağırdı:

"Bölge Hastanesi'ndeyiz! Doktorlarımıza haber verdik, kalp krizi ve vefat ihtimali var diyorlar! Çabuk buraya getirin! Yanınızda doktor varsa hemen müdahale etsin!"

Ömer telefonu hızla kapatıp cebine koydu ve tek bir an bile kaybetmeden salondan fırladı. Hiç kimseyi umursamıyordu. Onun için şu an önemli olan tek kişi Kiraz'dı.

Konaktan çıktığında adeta rüzgâr gibi yürüyordu. Onu gören biri "roket gibi geçiyor" derdi. Arabasına bindiği gibi kontağı çalıştırdı, kimseyi beklemeden gaza bastı. Bir yandan dua ediyor, bir yandan da Kiraz'a sesleniyordu:

"Kiraz, kavuşmadan bırakma beni be güzelim!"

"Ne yaparım ben sensiz, ne yaparım?"

İçindeki acı patlamıştı. Sinirden, üzüntüden ne yaptığını bilmiyordu. Yumruğunu direksiyona vurdu, sinirini ondan çıkarmak ister gibi haykırdı:

"Lan neden?! Neden her şey bizim üstümüze geliyor? Bırakmadılar yakamızı! Bizi mutlu olmamızı istemediler!

Gitme be Kiraz... Gitme be güzelim..."

İlk hastaneye varan Ömer olmuştu. Hastanenin kapısından son sürat bir araba geçtiğinde herkes korkmuştu, ancak Ömer bunu hiç umursamadan arabadan indi, anahtarları üstüne bırakıp kapıyı hızla açtı. Kapıyı bile kapatmadan içeri daldı.

Hastanenin kapısından girer girmez, danışmaya neredeyse bağırarak sordu:

"Kiraz Mercan bu hastanede, nerede?"

Danışmadaki görevli, böyle vakalarla sıkça karşılaştığı için sakindi ama aynı zamanda nazik bir şekilde cevap verdi:

"Beyefendi, şu anda ameliyathanede. Lütfen sakin olun."

Ömer derin bir nefes aldı. Sakin olması gerektiğini biliyordu. Daha ılımlı bir sesle sordu:

"Ameliyathane nerede, hangi koridorda?"

Sesi üzüntülü ve çaresiz çıkmıştı. Kaç dakikadır siniriyle bastırmaya çalıştığı üzüntüsü artık dışarı taşmıştı. Çalışan da bunu anlamış olacak ki o da üzgün bir sesle cevap verdi:

"İkinci katta. Merdivenlerden çıkınca sola dönün, zaten yazıyı göreceksiniz."

Ömer başını onaylarcasına salladı ve hızla arkasını döndü. Ama sanki eli ayağı tutmuyordu, gitmesi gerekiyordu ama gidemiyordu. Bırakamazdı Kiraz'ını... Küçükken söz vermemiş miydi? O an, zihninde bir hatıra canlandı.

Bir zamanlar elinden tutup götürüyordu Kiraz'ı... Kızıl saçlarıyla kahkahalar atarak yürüyor, nasıl da mutluydu. En sevdiği iki kişi yanındaydı. Ömer, bir elinde Eylül'ü, diğer elinde Kiraz'ı tutmuş, o yaşta bile anladığı aşkıyla yürüyordu.

"Evet güzellikler, dondurma alamayız. Baştan söyleyeyim, bugün çok yediniz."

Bir an ikisinin de yüzü düştü ama hemen toparlandılar. Kiraz hemen konuştu. Ömer'in sözünden çıkmayı hiç istemezdi, o yaşında bile sadece iki kişinin sözü onun için önemliydi.

"Tamam o zaman, çikolata yiyeceğim ben."

Ama Ömer buna da izin vermezdi. Kiraz'ın çikolata alerjisi vardı ve bugün de gözünden kaçmamıştı, küçük bir çikolata yemişti bile.

"Hayır, çikolata da olmaz. Alerjin var Kiraz, niye böyle düşüncesizsin be güzelim?"

Kiraz hemen dudağını büzdü ve ağlamaklı bir sesle söyledi:

"Ama ben çikolata yemek istiyorum."

Ömer bu bakışlara dayanamazdı, o yüzden kafasını bile çevirmedi. O zamanlar bile en büyük zaafı Kiraz'ın üzülmesiydi.

"Olmaz güzelim, bugün zaten çikolata yedin. Jelibon ya da başka bir şey yiyebilirsin."

Kiraz mecburen kabul etti. O an, içinde taşıdığı umutlarla mutluluğunun hiç geçmemesini diledi. Çocuk aklıyla ama sanki bir genç gibi sordu:

"Ömer abi, sen beni her zaman koruyacaksın değil mi? Hiç bırakmazsın?"

Ömer hiç düşünmeden cevap verdi:

"Her zaman korurum be güzelim, her şeyden seni korurum. Peki sen, büyüsek bile beni hiç bırakmaz mısın?"

Kiraz da hiç düşünmeden cevap verdi. Bu sözlerin ne anlama geldiğini tam bilmiyordu ama Ömer'in gözlerindeki mutluluğu gördüğünde kendisi de mutlu oldu. Kulağına yaklaşıp fısıldadı:

"Sen benim elimi bırakmazsan, ben de seni hiç bırakmam, Çakır Gözlüm."

Çocukluğundan beri Ömer onun Çakır Gözlüsüydü.

Ömer yürürken aklına düşen anılarla derin bir iç çekti. Koruyamamıştı güzelini... Kaza yapmıştı hem de ona kırgınken...

Ömer, ikinci kata çıktıktan sonra sola döndü ve o ameliyathane yazısını gördü. O an, kalbinden bir parça daha koptu. Ömründen sanki on yıl daha eksildi. Canı gitti, ciğeri yandı, nefes alamıyordu-zaten doğru düzgün nefes almıyordu ki...

Bugün ne çok şey yaşamıştı Ömer... Herkes için ne kadar ağır bir gündü... Tam kapıya ulaşmıştı ki arkasından büyük bir kalabalık içeriye giriş yaptı. Ömer dayanamadı, ameliyathane kapısının önüne çöktü.

Bu sırada hastane koridorları çığlıklarla doluydu. Herkes bağırıyor, ağlıyor, ne yapacağını bilemiyordu. Mercanlar tarifsiz bir acı içindeydi, ama Soylar da bu acıyı en derinlerinde hissediyordu.

Ali Ağa da oradaydı. Sanki tüm bunların sorumlusu o değilmiş gibi, sanki kızını bugüne kadar hiç üzmemiş gibi bağırdı:

"Kızım nerede? Doktor! Kızıma ne oldu? Çabuk bize haber verin! Yakarım burayı!"

Yaren Hanım ise bayılmak üzereydi. Kaybedemezdi kızını... Çok acı çekmişti, çok çile görmüştü. Kendi kendine düşünüyordu: "İyi bir anne olamadım mı ben? Gerçekten de iyi bir anne olamamış mıydım?"

Ama içeride... Kiraz, Kiraz adeta can savaşı veriyordu. Dışarıda olan bitenden habersizdi. Doktorlar başında bağırıyordu:

"Dayan! Dayan Kiraz!"

Çünkü kalp ritimleri bozulmuştu. Rüyasında gördüğü şey yüzünden kalbi durabilirdi. Rüya demeye bile bin şahit isterdi, çünkü Kiraz, değerlisinin vurulmasını görüyordu. Canının canı gidiyordu... Çilesi yetmezmiş gibi, ölürken bile yakasını bırakmıyorlardı...

Kiraz bu acıya dayanamadı. Hiç kimseyi duymadı. Kalbi durdu.

O an iki kişinin kalbi durdu, iki kişinin kalbi yandı. Ama bir kişi vardı ki, o kalbi duranların acısını hissetti. O kişi Göktürk Mercan'dı. Uçakta bile olsa hissetti. Kalbi yandı, yüreği sıkıştı. Sanki olacakları fark etti...

Tam o an ameliyathane kapısı açıldı. İçeriden bağırışlar zaten duyuluyordu:

"Kızın kalbi durdu! Çabuk, çabuk!"

Bu sözler herkesi susturdu, herkesi mahvetti. Nefise Yenge bile dizlerine vura vura ağlamaya başladı. Nefise severdi Kiraz'ı. Onun psikolojisini düzeltmek için uğraşırdı. "Uzaklaşsın, düşünmesin, bana sarsın yeter ki o mutlu olsun." Hep böyle derdi. Ama şimdi... Küçükken doğumuna şahit olduğu kız, içeride can savaşı veriyordu. Nasıl ağlamazdı?

O sırada Yusuf acı dolu bir çığlık attı:

"Ablam!"

Başka hiçbir şey diyemedi. Sadece ablam dedi. Canım dedi. Ciğerim dedi.

Herkes yandı, kavruldu. Doktorlar ameliyat odasında sayısız kalp masajı yaptı. Kiraz'ı döndürmeye çalıştılar. Ve en sonunda Kiraz bu çağrılara cevap verdi.

Kalbi yeniden atmaya başladı.

Doktorlar hiç vakit kaybetmeden ameliyata devam etti. Tabii ki dışarıda bekleyenlerin bundan haberi yoktu. Bu hastane, bu koridor... Bugün çok şeye şahit olmuştu. Acıya, çığlıklara, umutsuzluğa... Her şeye...

Ama Yusuf hızını alamadı. İçine sığdıramadı acısını. Ömer'in karşısına dikildi, yakasından tuttu, yüzüne haykırdı:

"Senin yüzünden! Senin yüzünden ablama ne yaptın? Ne dedin ona? Her şey sizin yüzünüzden!"

Sonra arkasını dönüp diğer aile üyelerine baktı. Gözyaşları içinde bağırdı:

"Ablamı affettiniz! Yaktınız ablamı! Gitti... Ablam, güzelim gitti... Ablam gitti!"

Yine çöktü yere, hüngür hüngür ağlamaya başladı. Gören çocuk sanırdı ama o da dayanamazdı ki... Ablasıydı. Onun en değerlisiydi...

---

Göktürk Mercan, içine dolan hüzünle Cihan'ı aradı. Konak'tan en hızlı haberi ondan alabilirdi.

Cihan, telefonuna düşen çağrıyı görünce derin bir nefes aldı. O zaten ağlıyordu... Onun hanımıydı. Öl dese ölürdü. Göktürk'ü sinirlendirmemek için hemen cevap verdi.

Ama konuşurken sesi hem hüzünlü hem de ağlamaklıydı. Zaten ağlamıştı...

"Ağam... Ağam, buralar yangın yeri! Kiraz Hanım kaza yaptı, Eymen Ağam kalp krizi geçirdi! Ömer Soylar konağı bastı! Her yer yangın yeri, Yaren Hanım bayıldı! Ağam... Vallahi ben yetişemiyom!"

Göktürk, duydukları karşısında ne yapacağını şaşırdı. Bu adam ne diyordu? Biliyordu, Cihan o sormadan her şeyi anlatırdı ama bunları duymayı hiç beklemiyordu.

Kiraz'ın canına ne olmuştu?
Abisine ne olmuştu?
Ömer kimdi ki konağı basıyordu?
Neler olmuştu?

Sadece... Sadece iki saatliğine haber almamıştı.
Ve ondan önce de Kiraz'la konuşmuştu.

Kalbinin yangınıyla öyle bir bağırdı ki, şu an uçağı süren asker tırstı.

"LAN! ÇABUK OL! UÇAĞI DAHA HIZLI SÜR!"

Sonra hiddetle tekrar bağırdı:

"Cihan, söyle bana! Ne oluyor oralarda?"

Cihan, bu kükreme karşısında irkildi. Tırsmıştı. Ama yine de cevap verdi.
Sesi kısık çıkıyordu, ama hâlâ ağlamaklıydı, hâlâ üzüntü doluydu:

"Ağam... Kiraz Hanım beni aramıştı. Konağa gelecekti, içerideki olayları biraz olsun yatıştırmak için... 'Salona topladık' dedi, işte biz de salona topladık bunları..."

"Sonra..." Eymen Ağam'a bir telefon geldi. Kiraz Hanım kaza geçirmiş!

Dayanamadı!
Eymen Ağam kalp krizi geçirdi!

Cihan'ın sesi titredi, kelimeleri boğazına düğümlendi ama anlatmaya devam etti:

"Vallahi zor yetiştirdik hastaneyê, zor! Şindi napalım? Bekleyîz... Az önce Kiraz Hanım'ın kalbi durmuştu... Şindi napti bilmiyîz, ağam... Vallahi bilmiyîz..."

Göktürk'ün elinden hiçbir şey gelmiyordu.
Ne yapacağını bilmiyordu.
Kalbi sıkıştı.
Şu an, onun da kalbi duracaktı sanki...

Ömer

Ömer, yaşadıklarına inanamaz halde yere çöktü. Herkes bağırıyor, çağırıyor, ağlıyordu. O ise bir köşeye sinmiş, ağlayamıyordu bile. Nefes alamıyordu ki nasıl ağlasın? Herkes ondan hesap soruyordu ama kimse ne yaptığını bilmiyordu. İçeriden gelen sesler, Kiraz’ın kalbinin durduğunu söylüyordu.

Ömer’in yüreği yanıyordu. Kalbi sıkışıyordu.

Ne gidebiliyordu ne de burada kalabiliyordu. Boğuluyordu sanki, nefes alamıyordu. Göğsüne bir şey oturduğunu hissedince gömleğinin düğmelerini çözdü, ceketini çıkarıp yere savurdu.

Öfkeli bir şekilde olduğu yerde gidip gelmeye başladı. Herkes ağlıyordu. Kiraz’ın kardeşi Yusuf, az önce ona hesap sormuştu, şimdi ise yerde iki büklüm olmuş ağlıyordu. Kiraz’ın annesi bayılmış, bir odaya almışlardı. O da ağlıyordu. Herkes ağlıyordu. Bugün bu hastane bir yıkıma şahit oluyordu.

Ömer, sinirine hâkim olamayarak bağırdı. İçindeki öfkeyi ancak böyle dışa vurabilirdi. Bağırdı, çağırdı, duvarlara vurdu. Elleri kan içindeydi ama umurunda değildi. Kardeşleri onu durdurmaya çalıştı ama o durmadı.

“Kiraz! Sensiz yapamam, Kiraz!” diye haykırdı.

Ve patlama noktası geldi. Yine çöktü. Hüngür hüngür ağlamaya başladı. 25 yaşında bir adam değil, sanki 10 yaşında bir çocuktu. Onu gören herkesin içi parçalandı.

Saatler geçti, içeriden kimse çıkmadı. Herkes susmuştu. Ağlamaktan bitap düşmüşlerdi. Ömer, bir köşeye çekilmiş sadece ağlıyordu. Ağzından ağlamaklı kelimeler dökülüyordu.

Sonunda ameliyathane kapıları açıldı. İçeriden bir doktor çıktı, arkasında üç hemşire vardı. Doktorun yaşlı yüzüne bakınca, onun deneyimli biri olduğu hemen anlaşılıyordu.

“Kiraz Mercan’ın yakınları siz misiniz?”

Ömer, hiç kimseyi umursamadan ayağa fırladı. Kimseye fırsat vermeden bağırarak sordu:

“Doktor, eğer Kiraz öldü dersen, yemin ederim seni de öldürürüm! Önce seni, sonra kendimi! Söyle, Kiraz nasıl? İyi mi?”

Sesi kısılmıştı, tükenmişti, bitmişti.

Doktor, samimi bir şekilde elini Ömer’in omzuna koyup sıktı.

"Merak etmeyin, kızımız iyi. Ameliyat sırasında kısa süreli bir kalp durması yaşadı ama hemen geri döndü. Ancak henüz uyanmadı, bu yüzden kesin bir şey söyleyemeyiz. Komaya girmiş olabilir. Polislerle görüştünüz mü bilmiyorum ama araba uçurumdan düşmüş. Köy sakinleri zamanında yetişmeseydi, araç patlayabilirdi. O yüzden metanetli olun. Şimdi tek yapmanız gereken beklemek. Birkaç gün içinde de uyanabilir, yıllar da sürebilir. Geçmiş olsun."

Son bir kez daha Ömer’in omzunu sıktı ve arkasına bile bakmadan uzaklaştı. Hemşireler de onu takip etti.

Ömer, duydukları karşısında ne yapacağını bilemedi. Komaya mı girmişti güzeli? Ama doktor, uyanma ihtimali olduğunu söylemişti.

Kendi kendine fısıldadı:

"Uyanacak... Uyanacak ve biz birlikte olacağız..."

---

Bir bölümün daha sonuna geldik ne bölümdü be

Sizce kiraz komadan uyanabilecek mi 👉

Nefise yengenin iyi çıkması 👉

Ben bu bölümü mutlu yazmayı düşünüyordum ama işe bak ki ilham perileri öyle düşünmüyormuş neyse diğer bölümde bakacağız

Sizce diğer bölümde ne olacak 👉

Benim favori karakterim Göktürk Mercan bakalım ortalığı nasıl yakacak karakterle ilgili sizler neler düşünüyorsunuz 👉

He bu arada 1 ve 2 bölümleri birleştirdim 3 ve 4 bölümleri de birleştirdim bölümlerin daha iyi olması için ve kısa bulduğum için böyle bir çözüm buldum sizin de beğeneceğinizi düşünüyorum

Neyse yine çok konuştum diğer bölümde görüşmek üzere hepinizi Candan öptüm 😘

Bay bay bay

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

14okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18