5. bölüm · Sonsuzluğun sürgünü:yara ve yasak

Kapıdaki Kural

Vaveyla Kullanıcısı

Mira

Kapının kolunu tuttuğum an, sanki bir kural kitabının ilk sayfasını çeviriyormuşum gibi hissettim. Bu, benim sığınağımdaydı. Ama artık biliyordum ki, bu kapı açıldığında, içerideki her şey Rüzgar’ın Kuralı altına girecekti.
Kapıyı usulca açtım. Rüzgar, içeri adım attı.
Dün gece kollarında sığındığım adam değildi bu. Gözleri, sığınağımın sıcak ışığını değil, duvarlardaki gölgeleri tarıyordu. Hızlı ve keskin hareketlerle camları ve kapıyı kontrol etti. O kadar profesyoneldi ki, sanki sığınağımın duvarları bile ona itaat etmek zorundaydı.
"Burası güvenli değil," dedi, sesi kuru ve mesafeliydi. Az önceki duygusal itiraf ve sarılma, hiç yaşanmamış gibiydi.
"Burası benim evim," diye karşı çıktım. "Yedi yıldır kimse buraya izinsiz girmedi."
Rüzgar, sırtını duvara yasladı, elleri trençkotunun ceplerindeydi. Aramızdaki mesafe bir metreden azdı ama aramızdaki görünmez duvar, kulelerin yüksekliğindeydi.
"Pus, sıradan tehlikelerle uğraşmaz, Mira. Sen kehaneti çözdün. Artık Gölge biliyor ki, Kural'ın Işık'ı bulduğu haberi sızdı. Bu yüzük," dedi, parmağımdaki siyah yüzüğü işaret ederek, "seni hem Pus'un koruması altında tutacak hem de tehlike durumunda beni haberdar edecek bir kalkan."
Parmaklarımdaki yüzüğe baktım. Bu, bir hediyeden çok, bir kelepçe gibi hissettiriyordu. Bir liderin, kuralına bağlılık yeminiydi.
"Beni neden koruyorsun?" diye sordum. "Kehanet, birleşirsek sürgüne yollanacağımızı söylüyor. Geri durmak, herkes için en iyi kural değil mi?"
Rüzgar’ın gözlerindeki hüzün, o soğuk duvarı bir anlığına çatlatır gibi oldu.
"Benim Kural'ım, sana dokunmamayı emrediyor, Mira. Seninle bir gelecek kurarsam, Pus çöker. Ama benim Kural'ım aynı zamanda, Işık’ın Gölge tarafından ele geçirilmesine de izin vermiyor. Senin varlığın, Pus için bir tehlike, ama yokluğun benim için bir yıkım. Bu yüzden... zorunlu koruma."
Zorunlu. Bu kelime, aramızdaki romantizmin üzerine atılmış buz gibi bir örtüydü.
Oturma odamdaki küçük masaya doğru yürüdü. Üzerinde, Baykuş fincanımın yanında duran Sonsuzluğun Sürgünü kitabı ve parşömenden aldığım notlar vardı.
"Senin baban," dedi, notları incelerken. "O, Kural'a karşı çıktı. Ailesini ve kendini yaktı. Sen, onun yarasısın. Ve ben, o yaranın Pansumanı olamayacağım."
Bu sözler, kalbimi burktu. Bana hem aşkını hem de asla veremeyeceği şeyi aynı anda veriyordu: Umudu.
"O zaman Pansuman olma," dedim, sesim çatlıyordu. "Sadece git ve beni kendi dünyamda yalnız bırak."
Rüzgar başını kaldırdı. Gözlerinde, yedi yıldır taşıdığım yalnızlığın aynısını gördüm.
"Gidemem. Parşömenin son kısmını çöz. Gölge'nin ne zaman ve nerede saldıracağını bulmalıyız. Bu gece, her an bir saldırı olabilir. Benim yanımda kalmalısın."
"Seninle gelemiyorum," dedim. "Senin kulelerin, babamın ihanetini hatırlatıyor."
Rüzgar, parmağımdaki yüzüğe baktı. "Yüzük, aktif. Artık nerede olursan ol, benim gözetimimdesin. Bugün, kitabevini kapat. Bir sonraki hamlemiz için hazır ol."
Başka bir emir. Başka bir kural. Ona karşı gelemeyeceğimi biliyordum.
"Peki sen?" diye sordum. "Sen ne yapacaksın?"
Rüzgar, bir heykel gibi kapıya doğru yürüdü.
"Ben, Kural'ı yerine getireceğim. Aramızdaki mesafeyi koruyacağım."
Kapıyı açtı ve arkasını dönmeden, karanlığa karıştı. Geriye sadece yüzüğün soğuk hissi ve sığınağıma sızmış tehlikenin ağırlığı

kaldı.BÖLÜM SONU
Bölüm 6: Gölgenin İlk Teması