13. bölüm · Sonsuzluğun İlk Günü

Bölüm 12

Hatice Demirci

Bölüm 12: Floransa'da Bir Sonbahar Rüyası
Sonbahar, Floransa’ya kızılın, sarının ve altın sarısının en sıcak tonlarıyla gelmişti. Arno Nehri’nin üzerindeki tarihi Ponte Vecchio köprüsü, batan güneşin turuncu ışıkları altında adeta parıldıyordu. İstanbul’un o hareketli, dalgalı ruhundan sonra Floransa, adeta zamanın Rönesans döneminde durduğu devasa bir açık hava müzesi gibiydi.
Elif ve Ömer, kitaplarının İtalyanca çevirisi olan *"Il Primo Giorno dell'Infinito"*nun tanıtımı ve imza günü için İtalya’ya davet edilmişti. Kadıköy’deki çatı katını ve sevgili kedileri Mürekkep’i birkaç haftalığına Elif’in en yakın arkadaşına emanet edip bu rüya gibi yolculuğa çıkmışlardı.
Öğleden sonra, dar ve taş kaplı sokakların arasında küçük, şirin bir kafede oturuyorlardı. Burası, tam da İstanbul’daki o ilk gün karşılaştıkları kafeyi andırıyordu; tek fark, pencereden dışarı baktıklarında karşılarında heybetli Duomo Katedrali’nin yükseliyor olmasıydı.
Elif, önündeki eskiz defterine katedralin üzerindeki güvercinleri ve sokaktan geçen bisikletli insanları çiziyordu. Ömer ise elindeki espresso kupasını yavaşça masaya bırakıp Elif’i izledi.
"Yıllar önce Floransa’ya tek başıma gelmiştim," dedi Ömer, sesi her zamanki gibi derin ve huzur doluydu. "Uffizi Galerisi’ndeki o muhteşem tabloları incelerken hep bir şeylerin eksik olduğunu hissetmiştim. Şimdi anlıyorum; o zamanlar hayatımda senin gözlerin, senin renklerin yokmuş."
Elif fırçasını bırakıp Ömer’in elini tuttu. Parmağındaki Galata işlemeli yüzük, İtalya’nın bu tarihi atmosferinde bile aşklarının en saf sembolü olarak parlıyordu. "Ben de ilk kez yurt dışına çıkıyorum Ömer. Ve bunu seninle, kendi kitabımızın peşinden giderek yapmak... Sanki rüzgar bizi nereye isterse oraya savuruyor ve gittiğimiz her yer bizim evimiz oluyor."
Ertesi gün, nehir kıyısındaki eski bir kütüphanede düzenlenen imza gününde İtalyan okurlar salonu doldurmuştu. Elif ve Ömer, sevginin ve sanatın sınır tanımayan ortak diline bir kez daha şahit oldular. Farklı bir dilde basılmış olsa da, kitaptaki o "yağmurlu gün rastlantısı" İtalyan gençlerin de gözlerini doldurmuş, kalplerine dokunmuştu.
İmza gününün ardından, akşamın serinliğinde nehir boyunca yürümeye başladılar. Gökyüzü mor ve laciverte dönerken, sokak lambaları teker teker yanıyordu. Tam o sırada, hafif bir ekim yağmuru çiselemeye başladı.
Ömer gülümseyerek ceketini çıkardı ve Elif’in omuzlarına örttü. "Görüyor musun? Yağmur bizi Floransa’da bile yalnız bırakmıyor."
Elif nehrin parıldayan sularına bakarak gülümsedi. "Çünkü bizim sonsuzluğumuz yağmurla başladı sevgilim. Nerede yağmur yağsa, kalbimiz o ilk güne geri dönüyor."
Ömer, Elif’i kendine doğru çekip alnından öptü. Arno Nehri’nin üzerinde yankılanan sokak sanatçısının keman sesi, onların bu İtalyan rüyasını sonsuz kılan en güzel melodi oldu.